1/2

A Vampyre Story

Erdem Maşlak 3.06.2010 - 12:31
Son 10 yılın en iyi macera oyununu açıklıyoruz
Platformlar PC
A Vampyre Story
  • Yapımcı - Yayıncı Autumn Moon Entertainment - Crimson Cow
  • Çoklu Oyuncu: Yok
  • Oyun Türü: Macera
  • Sistem Gereksinimleri
Merlin Puanı 92
12 Kişi Oyladı
Okur Ortalaması%92
Artılar Komik diyaloglar, mükemmel mekan tasarımları, güzel grafikler
Eksiler Nispeten kısa sayılır
Bundan yaklaşık üç buçuk sene önce bir dosya konusu hazırlamış ve önümüzdeki dönem içerisinde piyasaya çıkması planlanan, en iyi gelecek vaat eden macera oyunlarından beş oyunluk bir liste oluşturmuştuk. Bu listede Longest Journey'in ikincisi Dreamfall'a beşinci sırada, üçüncüsü yapılmakta olan Runaway'in devam oyunu Dream of the Turtle'a dördüncü sırada, Syberia'nın yaratıcısı Benoit Sokal'ın Lost Paradise'ına üçüncü sırada ve yine şu sıralar devam oyunu yapılmakta olan, aynı zamanda Post Mortem'in de devamı olan Still Life'a ikinci sırada yer vermiştik. Bütün bu oyunlar günümüz macera oyuncularının illa ki oynaması gereken oyunlar arasındaki yerlerini aldılar ve gerek biz, gerekse de yabancı oyun severler tarafından oldukça sevildi. Buradan bu oyunlarla ilgili çok da fena bir öngörüde bulunmadığımız sonucunu kendi adımıza çıkarabiliriz, kısmen Lost Paradise'ın pek beklentileri karşılamadığını da ekleyerek. Fakat dikkat de ettiğiniz üzere bizim bu listede birincilikte değerlendirdiğimiz oyundan bahsetmedim. Eh, bunu kasten yaptığımı da fark etmişsinizdir tabii; A Vampyre Story, kendini çok ama çok geciktirerek, nazlanarak, ağırdan satarak nihayet piyasaya çıktı. Ve daha yazının başında tek bir cümle ile özetlemek gerekirse, yıllar önce o listede birinciliği verdiğimize de, onca zaman beklediğimize de değmiş.

A Vampyre Story'nin aslında çok talihsiz bir dizi gelişmeden sonra bu gününe geldiğini gözlemlemek mümkün. İlk kez 2004 yılının Haziran ayında, şu an tarih olmuş efsanevi PDF macera oyun dergisi The Inventory'de en çok beklenen macera oyunu sıfatıyla duyurulduktan sonra 2006 Halloween'inde piyasada olmak üzere söz vermişti A Vampyre Story; ki ben çok iyi hatırlıyorum, 2006 yılı nasıl gelir diye çok defa söylenmişimdir kendi kendime. Monkey Island'i kafamıza kazıyan Bill Tiller'ın oyunuydu, eski Lucas'cılarca yapılmaktaydı ve işte sırf bunlar bizi tam ayarında bir maceranın karşılayacağının kanıtıydı. Fakat 2006'ya gelene kadar özellikle yayımcısıyla gerilen ipleri yüzünden oyunun geleceği büyük bir tehlike içine girmişti. Nitekim oyun o yıl piyasaya çıkmayacaktı, yayımcısıyla sorunlarından dolayı. 2006'da Crimson Cow ile anlaşılmadan önce Bill Tiller çok düşük bir bütçe ile oyunun geliştirmeye devam ettiyse de A Vampyre Story'nin asıl gelişim gösterdiği dönemini yeni yayımcısıyla anlaştığı o günden günümüze kadar olan bölümü kapsar. Ve işte, daha uzun uzadıya anlatmaya da gerek yok bu geçmişte yaşanmış olayları; zira elimizde A Vampyre Story var ve bize sadece ne kadar iyi olduğunu övmek kalıyor.

Bir vampir hikayesi

Oyunumuz üçüncü kişi görüş açısından oynan bir Point&Click macera oyunu. Kontrolümüzde ise Mona LaFitte adında bir vampirella (Elbette sağ omzunda oturarak ona yoldaşlık eden yarasa dostu Froderick'i saymazsak olmaz) var ve oyunun konusu da Draxsylvania diye bir yerde geçiyor. Mona bir opera sarkıcısı ve Paris'e gidip orada şarkı söylemek de en büyük arzusu; fakat Shrowdy Von Kiefer adında bir vampir tarafından kaleye kapatılmış ve haliyle dışarı çıkmasına da izin yok. Fakat günün biri Shrowdy ülkedeki bazı vampir avcıları tarafından öldürülüyor ve nihayet Mona'nın da bu tutsaklıktan kurtulma vakti geliyor. Oyunumuz da tam burada başlıyor ve Mona'yı kaleden dışarıya çıkartmaya çalıştığınız bir senaryoyla işe koyuluyorsunuz.

Kahramanımız Mona bir vampir olmasının avantajlarını pek çok defa kullanıyor ve siz de oyun içerisinde buna şahit olup bunlardan faydalanıyorsunuz. Nedir bunlar? Birincisi Mona bir vampir ve aynı zamanda yarasaya dönüşebiliyor. Bu sayede Mona için aslında gidilemeyecek bir yer yok anlamı da çıkartılabilir. Fakat ne yazık ki uçabiliyor olmasına rağmen onu pencereden bile dışarı çıkartamıyoruz, çünkü bulunduğu kalenin etrafı Shrowdy tarafından bir lanetle tamamen izole edilmiş ve bu yüzden Mona'nın dışarı çıkma gibi bir şansı yok. Madem öyle siz de etraftaki bulmacaları çözerek ve diğer insanlarla konuşarak kaleden nasıl çıkılacağının, daha doğrusu öncelikle üzerinizdeki bu lanetten nasıl kurtulacağınızın yolunu arıyorsunuz. Mona'nın diğer özelliklerini sıralamaya devam ettiğimizde kendisinin çok güzel bir sese sahip olduğunu ve olaylara çok sempatik yaklaştığından söz etmek gerekir; zaten ilk birkaç dakikada hafif utangaç tavrından, mimiklerinden ve tepkilerinden bunu fark edeceksiniz. Bunda her ne kadar Froderick'in de çok çok büyük etkisi olsa da Mona gerçekten de uzun süredir bir oyunda yalnız olduğumu bana hissettirmeyen, dolu dolu bir karakter. Herhangi bir konu hakkında konuşurken yanında Froderick ile birlikte yorumlarda bulunuyorlar; tabii Froderick biraz daha lafını esirgemeyen bir tip, aralarındaki diyaloglar tekrar tekrar dinlenesi derecede zevkli. Oyunun neredeyse tamamında Mona'nın vücuduyla verdiği tepkiler ise asla birbirine tekrar etmiyor; adeta bir film gibi baştan sona kadar Mona'nın her hareketi bilinçli.