Biyografiler (Tam Sürüm)

Tüm Forumlar >> [Forumlar] >> [Genel] >> Basketbol



Mesaj


muçki -> Biyografiler (7/5/2007 7:16:16 PM)

Arkadaşlar biyografileri buraya toplayalım.Hepsi için bir konu açılmasın yani.

Baron Davis
Baron Davis 12 Nisan 1979'da Los Angeles Compton da dunyaya geldi. Anne ve babası hakkında fazla konusmayı sevmıyor.Baron ve kız Kardeşi Liza
ananeleri Lela ve büyükbabları Luke tarafından büyütüldü. Aile Los Angeles'ın Güneyinde 2 odalı bı evde yasıyorlardı.
Luke ve lele Baron ile cok fazla kural koymadılar ancak bu iki kardeşin de bildiği gibi,yasadıkları bolge hıc tekın bı yer degıldı.Buyukbabalarının tek ıstegı burunlarını pis işlere sokmamaları ve derslerine cok calısmalarıydı. Baron zaten cok zekı bır cocuktu,her zamanbuyukbasını dinledi ve onun gosterdıgı yolda dewam etti. Tabi Baron'un bu yolda devam etmesının tek nedenı buyukbabasının koydugu bır kuraldı.Eğer baron başına bı ış asarsa onu basketbol oynamamakla cezalandıracaktı.Bunun da etkısıyle çevredekı ınsanlarla karşılaştırıldığında sorunsuz bir ilkokul donemı geçıre baron sadec 1 defa okulla ılgılı bır problem yasadı ve 1 ay basketbol oynamama cezası aldı.Bu cezada onun aklını basına getırdı.
Basketbol oynamak Baron Davis için bir tutkuydu ve bu tutkusunu gerçekleştirmek için çok da uzağa gitmesi gerekmiyordu. Büyükbabası ona evin arkasına bir pota yapmıstı.Baron ve arkadasları orda basketbol oynuyorlardı ancak oynadıkları zemin cok da duz olmayan,engebelı topragı olan çim bır zemindi.çoğu kişi Baron'un bugunkı ınanılmaz top hakımıyetının o çim sahaya borclu oldugunu söyler.
Baron ilkokulu bitirdiğinde ona Crossroad adlı liseden basketbol bursu ile kendı okullarında okuma fırsatı sunulur.Her ne kadar Baron arkadaslarından ayrılmak istemesede ailesinin de etkisiyle bu büyük fırsatı tepemez ve crossroads'ın teklifini kabul eder.
Baron okula başladığında etrafında gordugu herkes zengin ailelerin ,ileride doktor yada avukat olarak kariyer yapmayı planlayan cocuklarıdır.Baron için ise tek bir hedef vardır: Basketbolcu olmak. Baron odaklandığı tek yer olan basketbolda efsnevi seneleri sona ermeye yaklaşmıs olan Lakers'ın guardı Magic Johnson'a adeta tapar.Onu cok seven Baron hep onun gıbı bir oyuncu olmak istediğini söyler. Ayrıca Isiah Thomas'ın da oyun stilini kendine cok yakın hisseder. Tabi Los Angeles'lı oldugundan şehrin diğer takımı olan ve kötü gunler geçiren Clippers da Baron'un ilgisini çekmektedir.Clippers'da ilk olarak Marques Johnson,sonra da Danny Manning veRon Harper beğendiği oyunculardır.
alıntıdır.

Ersan İlyasova
Ersan İlyasova (d. 15 Mayıs 1987, Eskişehir) şu anda Milwaukee Bucks'la kontratı bulunan Türk milli basketbol oyuncusudur. Asıl adının Arsen İlyasov olduğu ve 1984 yılında Özbekistan'ın Taşkent şehrinde doğduğu Özbekistan Basketbol Federasyonu tarafından iddia edilir.

Genç yaşta yeteneği keşfedilerek Ülkerspor altyapısı tarafından yetiştirilmeye başlandı. 2004 - 2005 sezonunda kısa süreler de olsa Ülkerspor'da forma şansı bulduktan sonra 2005 NBA seçmelerinde Milwaukee Bucks tarafından otuz altıncı sıradan seçildi. Bir çok otorite tarafından bir sene daha Türkiye Basketbol Ligi'nde tecrübe kazanması gerektiği yorumu yapılmış olsa da 23 Ağustos 2005 günü Bucks ile iki yıllık kontrat imzaladı. Ancak sezon başlamadan, tecrübe kazanması amacıyla, NBA takımlarının daha çok genç oyuncularını yetiştirmek için kullandığı National Basketball Development League (NBDL) takımı Tulsa 66ers'a gönderildi. Bu takımda bir sezonda oynadığı 46 maçta 12,5 sayı ve 7,0 riband ortalamayla oynadı.

Genç ve yıldız kategorilerinde birçok başarıya imza atmış olan genç oyuncu son olarak 2006 yılında İzmir'de düzenlenen Avrupa Ümitler Basketbol Şampiyonası 2006'da en değerli oyuncu ödülünün sahibi olmuştur.
alıntıdır...

Michael Jordan'ın Hayatı
Michael Jordan 17 Şubat 1963'de New York'un Brooklyn şehrinde doğdu. Gençken ailesi ile birlikte, Kuzey Carolina'nın Wilmington şehrine taşındı. 5 kardeşten en küçüğünün bir büyüğüydü. Ronnie ve Larry adında abisi, Dolares adında ablası ve Roslyn adında kızkardeşi vardı. Babası James bir elektrik fabrikasında çalışırken annesi Deloris'te bir bankada memur olarak çalışıyordu. Jordan daha küçük yaşlarda paranın değerini ve çok çalışmayı öğrenmişti. Hatta 16 yaşından sonra ilk kez bir bisikleti olmuştu.O da her siyah gibi ırkçılık gerçeği ile büyüdü. Hatta bir gün okul otobüsünde bir kız onun siyah oluşuyla alay etmiş bunun üzerine Michael Jordan kızı dövmüş. Bu hareketi ona pahalıya mal olmuş.Ertesi gün okuldan uzaklaştırılmıştı. Michael Jordan beyzbol, basketbol ve futbol oynamayı çok severdi. Ama bu sporlar içinde Michael Jordan en çok beyzbolu severdi... Ama çoğu saatini basketbol oynamakla geçirirdi.Ondan daha uzun ve yetenekli olan bir yaş büyük abisi Larry ile çoğu kez adama adama amaç yaparlardı. Genelde abisi Larry 'nin kazanıyor olması Jordan'da daha iyi oynama şevki ve hırsı verdi. Hatta forma numarasını belirlemesinde abisinin etkisi olmuştur.
>>>>FAVORİ NUMARAM 45 OLMUŞTUR AMA ABİM>>>>
Favori numaram her zaman için 45 olmuştur .Büyük abim Larry'nin numarası idi. Üniversiteye gittiğimde, 45 numaralı formayı giyemedim çünkü Larry giyiyordu. Böylece bunun yarısını giymeye karar verdim.. 22 buçuk, yuvarlarsak 23 eder. Bu neden 23 no.lu formayı giydiğimin gerçek hikayesidir." diyor Michael Jordan Okuldayken 3 farklı spor yapıyordu.Beyzbol,basketbol,futbol oynardı. Okulun basket takımında oynadı. Çok fazla dikkati üzerine çekemiyor hatta takım koçu bile onun yıldızlar takımında oynamasının daha iyi olacağını düşünüyordu. Taa ki okul ile bir kampa katılmasına kadar North Carolina'nın Georgetown üniversitesini 1982 NCAA final maçında yenerken;Jordan'ın skoru belirleyen attığı şut maçın bitmesine 15 saniye kala gelmişti... North Carolina Üniversitesi'ni üçüncü sınıftan sonra terk edip, profesyonel basketbolcu oldu. NBA'deki ilk yılında 550 milyar lira kazanmıştı. 1984 ve 1992 Olimpiyat Oyunları'nda şampiyon olan Amerikan Milli Takımı'nda yer aldı. 1984'ten beri Chicago Bulls takımının formasını giyiyordu. Nike, McDonald's, Wheaties, Quaker Oats ve Gatorade reklamlarında oynuyor. 20 Nisan 1986'da Boston'da 63 sayı atarak play-off'ta bir maçta en çok sayı atan oyuncu unvanına sahip oldu. 13 Ocak 1999'da basketbolu bıraktığını açıkladı.Michael Jordan'ın Kariyeri
8 yılda Chicago BULLS'a 6 NBA şampiyonluğu kazandırdı. Takımı Chicago'nun üç sezon üstüste şampiyon olmasında başrolü oynamıştı. 8 kez NBA'de sayı kralı olmuş, 4 kez yılın en değerli oyuncusu seçilmiş, aynı unvanı 4 kez de play-off'ta kazanmıştı. Durdurulması neredeyse olanaksız bir skorer olması yetmezmişçesine, 1987-88 sezonunda en iyi savunmacı seçilmeyi de başarmıştı.

ALDIĞI ÖDÜLLER YILLARA GÖRE
NBA Şampiyonluğu: 1991, 92, 93, 96, 97, 98
NBA Yılın Çaylağı: 1985
NBA En İyi Çaylak 5'i: 1985
En iyi 5: 1987, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 96, 97, 98
NBA Yılın Savunma Oyuncusu:1988
Yılın Savunma 5'i: 1988, 89, 90 ,91, 92, 93, 97, 98
NBA MVP: 1988, 91, 92, 96, 98
NBA Finalleri MVP: 1991, 92, 93, 96, 97, 98
NBA Smaç Şampiyonu: 1987, 88 alıntıdır




muçki -> RE: Biyografiler (7/5/2007 7:18:50 PM)

Shaq

Shaquille Rashaun O'Neal,6 Mart 1972'de New Jersey'nin Newark kentinde dünyaya geldi. Babası Joe Toney ve annesi Lucille O'Neal uzunca bir düşünme seansından sonra bu iri bebeğe Arapçada Küçük Savaşçı anlamına gelen Shaquille Rashaun adını verdiler. Ailesi ve çevresi bu şirin ufaklığın ileride devasa bir yapıya sahip olabileceğini az çok tahmin etseler de 13 yaşına geldiğinde 1.98 boya sahip olup 3.15 lik potaya kolayca smaç vurabilecek kadar gelişeceğini hatta daha da ileri gidip günün birinde NBA'in kapısını çalabileceğini beklemiyorlardı.
Shaq, 13 yaşında bu sinyalleri vermeye başladığında ise üvey babası Philip Harrison'ın Amerikan Ordusundaki görevi nedeniyle, ailesiyle birlikte Almanya'ya gitmek zorunda kaldı. Hızla gelişen fiziğinden ötürü her geçen gün basketbola biraz daha yaklaşan küçük çocuk için Almanya, yaşıtlarından ayırt edilmesi ve göz önünde olması açısından bir bakıma şans oldu.
Her yıldız oyuncunun basketbol yaşamına yön verecek dönüm noktaları olmuştur. Shaq'ın 2 senelik bu Almanya macerasında en çok zaman geçirdiği yer evlerinin yakınındaki bir basketbol sahasıydı. Basketbolu tanıyıp sevmeye başladığı o ilk günlerden."Bazı oyuncuların yaptığı gibi küçükken basketbol oynamak için büyük çabalar sarf etmedim.Ama fiziğim beni bu oyuna yönlendiriyordu ve direnmedim. Gittikçe zevk aldım ve kendime güvenim geldi." sözleri ile bahsediyor Shaq.
Shaq'ı keşfeden isim ise ara sıra Avrupa'ya gelip çeşitli basketbol seminerlerine katılan Louisiana State Üniversitesi koçu Dale Brown oldu. Brown, çocuğu 15 dakika kadar izledikten sonra NBA'de rahatlıkla oynayabilecek bir donanıma sahip olabileceğini sezmiş, ona bir ton öğüt verip ülkesine dönmüştü. Ancak ikili arasındaki irtibat hiç kesilmedi. Brown'ın kafasındaki plan belliydi;Shaq basketbol oynamaya devam edecek ve üniversite çağına geldiğinde Louisiana State'e kabul edilip buradan NBA'e sunulacaktı. Ancak kendini iyiden iyiye basketbola veren bu yetenekli ve dev çocuk için lise yılları daha yeni başlıyordu.Shaq'ın boyu 1,5 sene içinde 10 santim daha uzadı.Fakat bu,Almanya'nın Fulda kentinde öğrenim gördüğü lisenin takımına girmesini kolaylaştırmadı.Buradaki sistemin Amerika'dan çok farklı olması ve takım kadrosunun dolu oluşu nedeniyle Shaq takıma giremedi.Aslında ilk başta canım çok sıkılmıştı. Benden daha güçsüz çocukların sahada ufak darbelerle yere düştüklerini görünce durumu kabullenmem kolay olmadı. Ama kendimi bırakmanın en büyük hata olacağını düşündüm ve evimizin arkasındaki potada oynamaya devam ettim. Ve bu bana çok şey kazandırdı."diye konuşuyor bu olay için Shaq.
alıntıdır...

Dwyane Wade

Dwyanw Tyrone Wade Jr. 17 Ocak 1982'de Chicago'nun illionis eyaletinde dünyaya geldi. Babası Dwyane Sr. ve annesi o daha
küçükken ayrıldılar. Wade 8 yaşına kadar Chicago'nun güneyinde annesi üvey babası ve üvey babasının iki kızıyla birlikte yaşadı.
Wade 8 yaşına kadar Amerikan futbolu ve basketbolu sevse de profesyonel olarak spor yapmöayı düşünmüyordu.
8 yaşında babası, üvey annesi ve üvey annesinin üç erkek çocuğuyla birlikte yaşamaya b aşlayan wade'in fikri bu yaşta değişecekti.
Wade'in babası hem bir mkatbaada çalışıyor hem de yakınlarda bulunan bir basketbol takımının koçluğunu yapıyordu, bu yüzden
Wade mali açıdan çoğu zaman rahat olmuştur. Babasının koçluk yaptığı takımın lideri üvey kardeşi Demetrius'tu.
Demetrius ve babasından öğrendikleri sayesinde bir bnasketbol hastası olan wade, o zamanlar
Michigan State ve Chris (Kriz de diyebiliriz) Webber hayranıydı.
Wade başarılı bir oyuncu olamıyordu ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Zayıf fundementalinin yarattığı sorunları gücü ve zekasıyla aşmaya
çalışıyordu. Liseye geçtiğinde kardeşi Demetrius gibi H.L.Richards lisesine kaydoluyordu.
Bu lisenin Amerikan futbolu programı ön plandaydı ama basketbola da önem veriyorlardı. Bunda da en büyük etken takımın yıldızı Demetrius'tu.
wade lisede Amerikan futbolunda daha fazla dikkat çekse de içindekiş basketbol aşkı nedeniyle amerikan futbolunu seçmiyor,
basketbola dewam diyordu. Wade takımda ön planda değildi ve sezon boyunca fazla şans bulamamıştı.
Ön plana çıkmak takımın yıldızı olmak için yazın dış şutu ve top hakimiyeti için özel çalışma yaptı. Bu arada boyu da 1.91 olmuştu.
Demetrius'un liseden mezun olması ve Wade'in yazın yaptığı çalışmaların etkisiyle Wade takımın en önemli oyuncusu oluyordu. Birebirde rakiplerini çok kolay geçen ve
post up'ta rahatça sayı bulabilen Wade son saniyelerdeki başarısıyla da dikkat çekiyordu. Son saniyelerde top artık her zaman Wade'in elindeydi.
20.7 sayı 7.6 ribaund ortalamalarıyla Wade o sezon Chicago'da bayağı dikkat çekiyordu.
AAU turnuvasında Illionis Warriors'un koçluğunu yapacak olan Larry Butler Wade'in adını duymuştu ve onun
takımına liderlik yapmasını istiyordu. Wade'in Illıonis ile oynadığı maçlar onun adını duyurmasını sağladı ve üniversite koçları artık Wade'e programlarında bir yer açmasını sağladı.
Wade lisedeki son senesine girerken Marquette, DePaul, ve Illionis State gibi üniversitelerden teklifler geliyordu.
Wade lisedeki son senesinde 27 sayı 11 ribaund ortalamalarını tutturuyordu.
Wade'in derslerdeki düşük notları üniversitelerin ona burs vermelerini engelliyordu. Çünkü üniversiteler Wade'in ne kadar
başarılı bir basketbolcu olursa olsun üniversitelerde akademik açıdan tutunamayacağını düşünüyorlardı.
Ancak onu Marquette üniversitesi kabul etti.Yalnız bir kural vardı. Düşük notları nedeniyle ilk sezon forma giyemeyecek, sadece
antremanlara katılacaktı. Deplasmanlara gitmesi yasak olan Wade'e assitan koç bir cep telefonu almıştı
ve Wade'i her deplasman maçından sonra takım arkadaşlarıyla konuşturuyordu.
Yazın çok çalışan hatta vücuduna 9 kilo KAS ekleyen Wade yeni sezonu sabırsızlıkla bekliyordu.
Üniversitedeki ilk 5 maçında 20.0 sayı 9 ribaund 4.8 asist ortalamalarını yakalayarak kendisine güvenenlerin güvenini boşa çıkarmamıştı.
Wade'in sürüklediği Marquette üniversitesi March Madness adı verilen üniversiteler arası turnuvaya katılıyordu ancak
ilk maçta şok bir sonuçla eleniyordu. Wade sezonu 17.8 sayı 6.6 ribaund 3.4 asist 2.47 top çalma 1.13 blok ortalamalarıyla bitiriyordu.
Conference USA'nin en iyi beşine seçilmişti. Wade ayrıca o sezon okul tarihinde bir sezonda en fazla sayı atan sophomore oyuncu oluyordu.
Wade o yaz baba olmuştu. Zaire isimli bir çocuğu olmuştu Wade'nin. O artık daha fazla sorumluluk alması gereken bir oyuncuydu.
Wade üniversitedeki üçüncü sezonunda bir süperstar olma yolunda ilerliyordu. Mart ayına gelindiğinde
Wade yine erken elenmek istemiyordu. Ecel terleri dökmelerime rağmen ilk turdaki rakiplerini geçiyorlardı.
İkinci maçlarında ise Wade'in üstün performansıyla kazanan Marquette son 16 takım arasına kalıyordu.
Sıradaki maçı zor da olsa kazanan Marquette 26 yıl sonra final-four'a kalıyordu.
Rakip Kirk Hinrich ve Nick Collison.2un sürüklediği Kansas'tı. Wade iyi oynamasına rağmen takımının kötü oyuınu Marquette'e mağlubiyeti
getiriyordu. Amerikanın en iyi üniversite beşine seçilen Wade 21.5 sayı 6.3 ribaund 4.4 asist 2.12 Top çalma 1.30 blokla oynamıştı.
O yaz Drafta girmeyi kafasına koyan WaDe'in ilk 10 sıradan seçilmesine kesin gözüyle bakılıyordu.

Draft günü Cavaliers beklendiği gibi LeBron'u ilk sıradan seçti. Onun arkasından da BÜYÜK YETENEK DARKO MILICIC!!!!!! Detroit tarafından
seçiliyordu. Denver da Carmelo'yu seçti. Torontonun Wade;'i seçebileceği düşünülürken onlar uzun açıklarını kapatmak için
Chirs Bosh''u seçtiler. Miami'nin oyun kurucu alması bekleniyordu. Wade ise sutör Guard'dı. Ama Pat Riley Wade'i seçti.
Takımda Caron Butler, Eddie Jones ve Brian Grant vardı. Pat Riley Wade'in oyun kurucu oynayacağını ve rakibe eşleşme problemi yarataxcağını söylüyor ayrıca
büyük bir yıldız kazanacaklarını da sözlerine ekliyordu.
Takıma Clippers'tan Lamar Odom da alınmıştı ancak tam taşlar yerine oturdu derken Pat Riley koçluktan istifa ettiğini açıklıyor ve takımın başına Stan Van Gundy'i getirdiğini
açıklıyordu. Miami ligdeki ilk 7 maçını mağlubiyetle kapattı. Takımlar Wade'in birebirde etkili olduğunu bildikleri için
yarı saha oyununda Wade'i bir iki adım geriden savunarak onu şut atmaya zorluyorlarduı ve Wade iyi şut sokamıyordu.
Wade'in ayrıca fast-break'larda çok etkili olduğunu gören ancak pozisyonları bitiremediğini gören asistan koç Wade'e özel bir çalışma yaptırdı.
Uzun ve geniş sopaları potanın etrafına yerleştirerek Wade'e bunlara çarparak, bunların üstünden sayı bulmaya çalıştırıyorlardı.
Wade'in bugünlerdeki müthiş zorlama, drive etme, savunmanın üzerinden sayı bulma yeteneğini o zamanlarda geliştiriyorlardı.
21 Aralıkta Golden State'e karşı ilk sezonunun en yüksek rakamı olan 33 sayıya ulaşan Wade sakatlıkları nedeniyle Ocaktaki bütün maçları kaçırdı. Sakatlıktan döner
dönmez ilk maçta 27 sayı 10 ribaund'la oynayan Wade bir sonraki maçta da takımın bir maçta bir çaylağın yakaladığı en fazla şut isabet rekorunu kırarak 15 şu isabetiyle oynuyordu.
Çaylaklar maçında da 22 sayı 4 asist 3 ribaund ile oynayan Wade yılın çaylağı oylamasında Carmelo ve LeBron'un arkasından üçüncü sırayı alıyordu.
Çaylak sezonunu 16.2 sayı 4.0 ribaund 4.5 asist 1.41 top çalma ortalamalarıyla sezonu tamamlarken Sam Cassell'in ardından en yüzdeli şut sokan guard olmayı başarıyordu.
son 21 maçın 17sini kazanan MiaMi playoff'a 5. sıradan giriyordu.
İlk turda New Orleans'la eşleşen Heat Mashburn'un sakatlığı ve Davis'in de yaşadığı bel problemleri yüzünden seriyi 5 yada 6
öaçta bitirebileceğini düşünüyordu. Seri 3-3 lük eşitlikteydi. Wade inanılmaz performanslarla herkesi şaşırtmaya devam ediyordu.
Son maçı kazanan Miami J-O'neal'lı Indıanaya 4-2 ile eleniyorlardı.
Büyük bir takas gerçekleşmişti!!! Shaq MiaMi'deydi. Gerçi takımın yarısı gitmişti ama... Lakers bu takasta Wade'i alamadığı için çok eleştirildi.
Herkes en iyi uzun-kısa kombinasyonunun yao T-Mac olacağını düşünürken Miami'liler de Wade - Shaq diyorlardı.Sezona
fırtına gibi giren Heat Wade'in asıl pozisyonu olan şutör Guard'a dönmesiyle daha da başarılı oluyordu. Wade içeriye penetre ediyordu ordan ya sayı çıkıyordu ya
Shaq'a bir asist yada dışardaki Damon jones'e bir üçlük asisti oluyordu.
Sezonu mükemmel bir yüzdeyle bitiren Heat ilk sıradan playoff'lara kalıyorlardı. İlk seride Shaq etkili olamazken
Wade'in önderliğinde seriyi 4-0'la kazanıyordu. Washington Wizards ile eşleşen Heat iki maçta Shaq'ı dinlendirirken Wade artık bir süperstar olduğunu 4 maçı da kazandırarak gösteriyordu
Sırada Detroit vardı. Detroit ilk maçı deplasmanda kazanarak kısa süreli bir şok yaşatıyordu herkese. Ancak ikinci maçı evinde Wade'in üstün performansıyla kazanan Heat deplasmandaki ilk maçı kazanıyordu.
Wade yine üstün bir performans sergilemişti. Heat deplasmandaki ikinci maçı ise kaybediyordu. Wade o maçta %25 gibi çok kötü bir yüzdeyle oyuyordu.
Sonraki maçta Wade'in maçın başlarında sakatlanmasına rağmen kazanan Heat Wade'Siz çıktığı Detroit deplasmanında bozguna uğruyordu
Son maçta sakat sakat oynamasına rağmen son saniyelerde fevri kullandığı bir top nedeniyle maçı kaybettiren Wade oluyordu.
Wade'in bir t-mac Kobe olacağı söyleniyor. Carmelo'yu geçti zaten. LeBron'la birlikte 2003'ün en iyi iki çaylağı olacağı düşünülüyor.
Neden olmasın? Wade'in onlardan ne eksiği var ki

**ALINTIDIR**




MillAvriLewo -> RE: Biyografiler (30/5/2007 10:01:19 PM)

Bende herzaman kendisine hayran olduğum Kobe nin biyografisi ile sizi başbaşa bırakıyorum...

Kobe Bryant


[image]http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c0/KobeBryant_20060409.jpg/200px-KobeBryant_20060409.jpg[/image]


Kısaca Bazı Bilgiler
Pozisyon:Şutör gard
Lakap: Kara Mamba, KB24
Boy: 6 ft 6 in (1.98 m)
Ağırlık: 220 lb (100 kg)
Takımı: Los Angeles Lakers
Doğum: 23 Ağustos 1978
Pennsylvania, Phiadelphia
Draft :13. sıra, 1996
New Orleans/Oklahoma City/Charlotte Hornets
Aktif Olduğu Yıllar:1996–devam ediyor



Özgeçmişi ve Basketbol Yaşamı

Kobe Bryant, Philadelphia'da doğdu. Babası da bir NBA basketbolcusu olan Kobe, ismini annesinin bir Çin lokantasında yediği kobe usulü biftekten almıştır. Kobe 5 yaşına geldiğinde yaşamında büyük bir etkisi olacak İtalya'ya taşınmışlardı. Kobe, babasının maçlarını izlerken basketbola alışmıştı. Fakat İtalya'da yaşayıp da futboldan etkilenmemek mümkün değildi. Kobe de futbola en az basketbola duyduğu kadar ilgi duymakta idi. Ama zamanla bütün ilgisi basketbola kaydı. Çünkü Amerika'ya geri dönmüşlerdi ve boyu gitgide uzamakta idi. Kobe burada basketbolunu geliştirdi ve 13 yaşına geldiğinde babasını yenebilir hale geldi.[kaynak belirtilmeli]

Lise yıllarında müthiş iş ahlakıyla herkesin gözüne giren Kobe, her gün salona erken gelip geç çıkmanın faydasını gördü; her ne kadar ilk senesinde takımına bişey kazandıramasa da sonraki üç sezonda 90 maçta 77 galibiyet ve 13 mağlubiyetle lisesini şampiyonluğa taşıdı. Son senesinde; maç başına 30.8 sayı,12 ribaunt,6.5 asist,4 top çalma,3.8 blok ortalamaları tutturmuştu. Lise kariyeri sona erdiğinde Philadelphia'nın tüm zamanlarda en çok sayı kaydeden lise oyuncusu idi (aynı listede Wilt Chamberlain üçüncüdür). Böyle görkemli bir lise kariyerinin de ona getirileri büyük oldu: USA Today yılın lise oyuncusu, Naismith yılın oyuncusu ödüllerini kazandı ve McDonald's All American takımında yer aldı.

1996 NBA Draftı'na kolej okumadan, lise mezunu olarak giren Kobe; 13. sıradan Charlotte Hornets tarafından seçildi ve drafttan hemen sonra da zamanın üst düzey pivotlarından Vlade Divac karşılığında Los Angeles Lakers'a takas oldu.Bu takas o dönemde çok eleştirildi, çünkü kolej okumamış, NBA'de nasıl oynayacağı belli olmayan bir oyuncu için ligin üst düzey pivotlarından birinin verilmesi kafalarda soru işareti yarattı.

Kobe Bryant, çaylak sezonunu bekleyerek ve öğenerek geçirdi. Sezonun ikinci maçında Minnesota Timberwolves karşısında oyuna giren Kobe; 18 yıl, 2 ay ve 11 gün ile NBA tarihinde en küçük yaşta forma giyen oyuncu oldu. Ligdeki ilk sayısını bir sonraki maçta New York Knicks'e karşı bulan Kobe, 4. maçında Toronto Raptors karşısında 10 sayı üreterek kariyerindeki ilk çift haneli rakama ulaştı. Kobe ilk kez bir maça ilk beşte başladığında, takvimler 28 Ocak 1997'yi gösteriyordu. 12 sayı attığı bu maçla birlikte, 18yıl, 5 ay ve 5 günle NBA tarihinde bir maça ilk beşte başlayan en genç oyuncu oldu.

İlk sezonunda All-Star haftasonu onun için gayet keyifli geçti. Çaylak maçında yer alan Kobe, kaydettiği 31 sayıyla maçın en skorer ismi oldu. Birkaç saat sonra bu kez smaç yarışmasında yarışan Kobe, son hakkında havada topu bacaklarının arasından geçirerek yaptığı smaçla 49 puan aldı ve bu yarışmanın en genç şampiyonu oldu. Ayrıca bu bir Lakers oyuncusunun kazandığı ilk (ve şu ana kadar tek) smaç şampiyonluğudur. Aynı sene Play-off'larda ilk ciddi kötü anılarıyla tanışan Kobe, maçı kazandırabilecek son şutu kaçırdı. Uzatmada da iki airball atan ve iyice çöken Kobe, çaylak sezonuna noktayı böyle kötü bir şekilde koymuş oldu.

97-98 sezonuna çok iyi bir başlangıç yapan Lakers'ta çok iyi oynayan bir Kobe vardı.Önünde Van Exel,Eddie Jones gibi oyuncular olmasına ve maç başına 26 dakika oynamasına rağmen elde ettiği 15.4 sayı ortalaması ve spektaküler smaçları kamuoyunu o kadar etkiliyordu ki, 1998 All-Star maçına halk oylamasıyla çoğu ünlü oyuncunun önünde ilk beşte başlıyor ve bir All-Star maçına ilk beşte başlayan en genç oyuncu oluyordu.Bu maçta batı takımının en yüksek rakamları olan 18 sayı ve 6 ribaunt üreten Kobe, idolü majesteleri Michael Jordan karşısında iyi bir maç sergiledi.

Kobe, 1999-2000 sezonuna sakat başladı. Fakat sakatlığını atlattıktan sonra Lakers, ligde fırtına gibi eserek müthiş serilere imza attı. İlk önce 16, daha sonra da 19 maçlık galibiyet serileri yakalayan Lakers, sezon bitimine gelinirken son 31 maçın 30 unu kazanmıştı. Kobe'ninde bu takıma katkısı oldukça büyük oldu. Maç başına 22.5 sayı,6.3 ribaunt,4.9 asist,1.6 top çalma istatistikleri yakalayan Kobe kariyerindeki ilk NBA şampiyonluğunu yaşadı.

2000-2001 sezonu şampiyonluk yaşanılmasına rağmen gerilim dolu bir sezon oldu. Shaquille O'neal'la arasındaki "başarıyı kendisine mal etme tartışmaları" iyice kızışmakta idi.[kaynak belirtilmeli] Şampiyonluklarla örtbas edilen bu gerginlik en sonunda patlak verdi: 2003-2004 sezonunda müthiş bir takım kuran Lakers (kadrosunda Gary Payton, Kobe Bryant, Karl Malone, Shaquille O'neal gibi yıldızlar bulunuyordu) buna rağmen finalde Detroit Pistons'a elendi ve böylece tartışmalar yeniden alevlenmeye başladı. 2004-2005 sezonunda Shaquille O'neal, Miami Heat'e takas edildi. Kobe, bu sezon pek varlık gösterememesine rağmen iyi maçlar çıkardı, fakat kadro kalitesi düşük olduğu için başarıyı yakalayamadı.

2005-2006 sezonunda Kobe müthiş bir çıkış yakaladı. Yazın çalışmasının meyvelerini toplayan Kobe kilo vermiş ve bu mücadeleye hazır bir şekilde sezona başlıyordu. Müthiş maçlar çıkaran Kobe, takımını tek başına taşıyor ve inanılmaz rekorlara imza atıyordu. Kobe, ilk önce Dallas Mavericks karşısında ilk üç çeyrekte 62 sayı üretti. Oyundan çıktığında Dallas takım halinde 61 sayıdaydı. Bu, o güne dek görülmemiş bir şeydi. Hemen sonraki haftalarda NBA tarihinin en yüksek ikinci skoru olan 81 sayıyı Toronto Raptors'a karşı bulan Kobe Bryant ayrıca takımını da Play-off'a sokmayı başardı. Playoff'un ilk turunda Phoenix Suns ile karşılaşan Lakers, Kobe'nin müthiş oyunu ve son saniye basketleriyle seriyi 3-1'e getirmeyi başardı, fakat sonraki üç maçı da kaybetti ve serîyi 3-4 kaybederek müthiş bir sezonu noktalamış oldu.

Kobe 2003 yılında kendisine açılan bir tecavüz davasıyla ilgilenmek zorunda kaldı. Çok zor günler geçiren Kobe maçlara ucu ucuna yetişiyor, bütün reklam anlaşmaları iptal ediliyordu. Deplasmanlarda aleyhine sloganlar atılan Kobe, davacı kadının bir yıl sonra ısrarından vazgeçmesi sonucu kurtuldu



Rekorları ve Başarıları

Lisesini tarihini ilk eyalet şampiyonluğuna taşımıştır.
Philadelphia tarihinin en çok sayı üreten lise oyuncusudur (2.883).
Bir All-Star maçında ilk beş başlayan en genç oyuncudur.
Bir smaç şampiyonası kazanan en genç oyuncu ve smaç şampiyonası kazanan ilk ve tek Los Angeles Lakers oyuncusudur.
10.000, 14.000, 15.000, 16.000, 19.000 sayı barajlarını geçen en genç oyuncudur.
Bir maçta en fazla üç sayılık basket isabeti rekoru (12, Donyell Marshall ile ortaktır).
2002-2003 sezonunda ardı ardına oynadığı 9 maçta 40 ve 12 maçta 35 sayı barajını geçen 3. oyuncu olmuştur (1. Wilt Chamberlain, 2. Michael Jordan).
Dallas'a karşı 33 dakikada 62 sayı kaydetmiştir.
Utah Jazz ve Dallas Mavericks takımlarına üçüncü çeyrekte attığı 30 sayı kulüp rekorudur.
24-saniye şut süresi kuralı uygulanmaya başlatığından beri üçüncü periyot sonunda rakibi sayı bazında geride bırakan tek oyuncudur (üçüncü çeyrek sonunda 62 sayısı varken Dallas Mavericks 61 sayıda kalmıştır).
Toronto Raptors karşısında attığı 81 sayı, bir NBA maçında atılmış olan en yüksek ikinci sayıdır (1. 100 sayı ile Wilt Chamberlain'dir).
81 sayı kulüp rekorudur ve NBA tarihinde 70 sayı barajını geçen 5 oyuncudan biridir.
Bir maçta takımının 122 sayısının 81 ini kaydederek %66.4 le en yüksek yüzdeyi tutturan oyuncu olmuştur.
Bir sezonda 27 kez 40 sayı barajını geçerek kulüp rekorunu kırmıştır.
Bir sezonda atılan en yüksek sayıda 7. sıradadır (2.832).
2005-2006 sezonunda 35.4 sayı ortalama ile sayı kralı olmuştur.
NBA tarihinde bir sezonda hem 2.800 sayı atıp hem de 180 üçlük isabeti bulan tek oyuncudur.
Üst üste 50 sayı ve üzerine arka arkaya maçlarda 4 kez ile en fazla çıkan ikinci oyuncudur. (Birinci Wilt Chamberlain)
2007 yılında 31 sayı, 6 asist, 6 top çalma ve 5 ribaundla NBA All-Star MVP ödülünü 2. kez (ilki 2002'de) kazanmıştır.



Kaynak




garnett -> RE: Biyografiler (31/5/2007 12:21:18 AM)

Dirk Nowitzki

(19 Haziran 1978, Würzburg, Almanya) Alman basketbol oyuncusu.

NBA takımlarından Dallas Mavericks`te oynamaktadır. 2.13m (7'0") Nowitzki forvet pozisyonunda oynamaktadır. İçerden ve dışardan isabetli şutlar bulabilen Nowitzki`nin fiziğine ve NBA standartlarına göre ideal pozisyonu 4 numaradır (uzun forvet). Boogie Nights adlı filme gönderme yapılarak "Dirk Driggler" lakabıyla da çağrılır.Ama lakabı Dino dur.Bu lakabın verilmesinin iki nedeni vardır: Birincisi, isminin baş harflerinin DN olmasıdır. İkincisi, turnikeye girerken Taş Devri'ndeki Dino gibi dilini çıkarmasıdır.

Sporcu bir aileden (babası bir hentbol oyuncusuydu) gelen Nowitzki, 1998 NBA Seçmelerinde Milwaukee Bucks tarafından dokuzuncu sırada seçildi. Daha sonra hemen Dallas Mavericks'e takas oldu. Çaylak sezonunda koçu Don Nelson onun çok iyi bir transfer olduğunu söylese de ilk senesinde fazla başarılı olamayan Nowitzki, çalışarak kendini geliştirdi.

1999-2000 sezonunu 17.5 sayı ve 6.5 ribaund ortalamasıyla tamamladı ve o sezon kendini en çok geliştiren oyuncu sıralamasında ikinci oldu.

2000-01 sezonunu da 21.8 sayı ve 9.2 ribaund ortalamasıyla bitiren Nowitzki, 2001-02 sezonunu 23.4 sayı ve 9.9 ribaund ortalamasıyla bitirdi ve bu sezon da ilk defa NBA All-Star maçına seçildi. Takip eden yaz da Almanya Millî Basketbol Takımı ile de Dünya Şampiyonasında üçüncü oldular ve Turnuvanın En Değerli Oyuncusu ödülünü aldı (28.7 sayı, 9.1 ribaunt, 1.9 asist ortalaması ile).

2002-03 sezonu öncesinde ligin en değerli yabancı oyuncuları arasında yer alıyordu. 25.1 sayı ortalaması ve 9.9 ribaund ile o zamana kadarki kariyerinin en iyi senesini geçirdi.

2003-04 liginde önceki senelere benzer (21.8 sayı, 8.7 ribaund) bir normal sezon geçirdi. All-Star takımına gene seçildi. Play-off maçlarında da özellikle Sacramento Kings'e kaybettikleri seride elde ettiği 26.6 sayı ve 11.8 ribaund ortalamalarıyla artık takımın yıldızı olduğunu gösterdi.

2 Aralık 2004`te Houston Rockets'a 53 sayı atarak kariyer rekorunu kırdı.

2004-05 sezonunu 26.1 sayı, 9.7 ribaund ortalamalarıyla geçiren Nowitzki, bu sezon En Değerli Oyuncu oylamasında Nash ve Shaq`in ardından 3. oldu. Özellikle Play-off maçlarında Phoenix Suns'a kaybettikleri seride yıkıldı.

2005 Avrupa Şampiyonası`nda Almanya Millî Basketbol Takımı ile gümüş madalyayı kucakladı. Turnuvanın en değerli oyuncusu seçildi ve sayı kralı oldu (25.1 sayı, 11 ribaunt, 1.9 asist ortalaması ile).

2005-06 sezonunu da 26.6 sayı ve 9 ribaund ortalamasına ulaştı, Dallas Mavericks forması ile NBA finallerine kadar yükseldi, Miami Heat'e (6 maçlık seri sonunda 4-2) şampiyonluğu kaybetti ve bu sezon da NBA All-Star maçına seçildi. O yaz da Almanya Millî Basketbol Takımı ile de Dünya Şampiyonasında sekizinci oldular (23.1 sayı, 10.1 ribaunt, 3.3 asist ortalaması ile).

2006-07 sezonunda 24.6 sayı, 8.9 riband ortalamaları tutturan Nowitzki, takımını 67 galibiyete taşıdığı normal sezonda NBA En Değerli Oyuncu Ödülünü kazandı. Fakat Play-off'larda takımının ilk turda Golden State Warriors'a 4-2 elenmesine engel olamadı


kaynak




Necroth -> RE: Biyografiler (31/5/2007 8:40:26 AM)

[image]http://www.gencbasket.com/images/vicebanner3.jpg[/image]

ADI : Vince Carter
Lakabı : Vinsanity,Vince The Prince,Half Man Half Amazing


Forma Numarası : 15

NBA'deki Takımı : New Jersey Nets
Doğum Tarihi : 26 Ocak 1977
Boyu : 1.98
Kilosu : 97

Başarıları

1- 1998 Yılın Çaylağı Ödülü
2- 2000 NBA All-Star Slam Dunk Şampiyonluğu
3- 3 All-Star Maçı Genel Oylaması 1.liği
4- 1 Olimpiyat Altın Madalyası

Verdiğimiz bu kısa bilgilerden sonra daha detaylı bilgilere geçelim.

[image]http://www.gencbasket.com/images/raptors23vince.jpg[/image]

Vince Carter 26.01.1977 yılında Florida'da Dünyaya geldi. 9 yaşında iken, 12 yaş altı eyalet turnuvasına katıldı. Kısa boyuna rağmen oynadığı basketbol ile bir anda tüm dikkatleri üzerine çekti. Vince Carter bugün ayakta alkışladığımız smaçlarının ilkini 13 yaşında yapıyordu. Ancak babası Harry Carter'ın orkestra şefi olması Vince Carter'ın hayatına müziği soktu. Vince Carter Lise yıllarının sonuna geldiğinde 7 farklı enstruman çalabiliyor bunun yanındada okulun basketbol ve voleybol takımlarının kadrosunda bulunuyordu. Fakat Vince Carter liselerarası turnuvada bir maçta 47 sayı, bir diğer maçta on dan fazla blok yapınca tercihini baketboldan yana kullanmıştır. Carter lisedeki son yılında ligin en iyi 3. forvet oyuncusu olarak gösteriliyordu.

Vince Carter, üniversitedeki tercihini Rasheed Wallace ve Jerry Stackhouse'u NBA'e kaptıran fakat Amerika'nın en iyi NCAA takımı olma özelliğini koruyan UNC'den yana kullandı. UNC o sezona 2 yeni çaylak Vince Carter ve Antawn Jamison ile başladı. Vince sezon boyunca hem oyun kurucu hemde kısa forvet olarak oynadı. 19 kez ilk 5 başladı. Fakat ilk sezonda beklendiği gibi iyi zamanlar alamadı. Yalnızca 10 maçta çift haneli sayılara ulaşabildi. İlk yılını 7.5 sayı, 3.8 ribound ve 1.3 asist ortalamaları ile tamamladı. Fakat Vince Carter o sezon bütün seyircileri muhteşem smaçları ile coşturmayı başardı.

NCAA'de ilk sezonunda fazla zaman bulamayan Carter, o sezon McInnis'in NBA'e gitmesi ile rahat bir nefes aldı. Maç başına ortalaması bir anda 28dk. olan Carter fırsatı tepmedi. Takımını hem final four'a taşımayı hemde kendisine müthiş bir hayran kitlesi yarattı. Takımının en skoreri olarak UNC'yi Final Four'a soktu. O sezon final four'da Airzona'ya mağlup olan UNC aradığı başarıya ulaşamadı. Ancak Carter gibi çok büyük bir starı Dünya basketboluna kazandırmayı başardı. O sezon NBA Slam Dunk şampiyonu olan Kobe Bryant'ın yaptığı hareketlerin çoğunu Vince Carter rakip savunmalara karşı yapıyordu.

Çalışma azmi ile şut yüzdesini doğru orantılı olarak arttıran Carter, 3. sezonuna bomba gibi girme isteğindeydi. Vince o sezon 15.6 sayı ortalamasına ulaşıyor ve takımını 2. skoreri oluyordu. Fakat UNC bir kez daha şampiyonluğa ulaşamıyordu. Vince Carter ise NCAA'deki son maçında sahanın en skoreri oluyordu(21 sayı).

Vince Carter 4. sezonunu beklemeden profesyonellik kararı aldı. Zaten uzun süredir ona olan ilgi fazlaydı. Vince Carter geçen 3 sezonun tamamında NBA menajerlerinin listesinde bulunuyordu. NBA'de durum ise sürekli kötüye gidiyordu. M.J'in basketbolu bırakmasının ardından özellikle seyirci bazında düşüklük yaşanmaktaydı. Tam da bu sırada Vince Carter ilaç gibi gelmişti. Özellikle NBA'de bir lider oyuncunun eksikliği bulunmaktaydı. Ve Carter kararını verip 1998 NBA Draftına katıldı.

Bizim içinde ayrı bir önem taşıyan bu draft organizasyonunda Vince Carter 5. sıradan Golden State takımına seçiliyordu.

[image]http://www.gencbasket.com/images/raptors24vince.jpg[/image]

Fakat eski üniversite arkadaşı Antawn Jamison ve bir miktar para karşılığı Kanada yolunu tutuyordu. O sezonki lokavt Vince'in hayalini yarıda bıraktı. Ancak Şubat ayında başlayan sezonda ilk maçına Boston karşısına çıktı. O maçın son periyodunda yaptığı müthiş smaç ile jeneriklere ilk kez konu oluyordu. Toronto Raptors'ın yeni salonu Air Canada Centre'ın açılışında attığı 27 sayı ile kendisine Air Canada ünvanını takmayı başarıyordu. O sezon sonunda Vince Carter ile Toronto bir rekora imza atıyorlardı. Carter, 118 oyun 113'ünü alarak yılın çaylağı olurken, Toronto %46'lık oran ile NBA'de takım rekorunu kırıyordu. Carter o sezonu 18.3 sayı, 5.7 ribound ve 3.0 asist ortalamaları ile bitiriyordu. NBA özlediği ortama Carter ile kavuşmuştu.

Giden seyirciler yeniden salonları doldurmaya başlamış, özellikle Toronto Raptors'ın maçları yok satar olmuştu. Ulusal kanallar Toronto maçlarını önceleri yayınlamazken gelen yoğun istekler üzerine maçları yayınlamaya başladılar.

Carter 1998'de NBA'ye besinci sirada Toronto Raptors tarafindan Draft edildi.Ayni sene 1998-1999 sezonunda yilin en iyi Caylagi secildi.Vince Carter ikinci sezonunda (sophamore) buyuk bir taraftar kitlesi sayesinde 2000 yili All-stari oldu.Carter 2000 yilinda smac yarismasinada katilarak o yaratici ve olaganustu smaclari ile 2000 All-star Samc sampiyonuda olarak adini herkese duyurdu. Vince Carter bir ilke imza atarak verilen bir odul ile"Gelcegin atleti" unvaninida kazandi.Drafttan once Bostan Celtics menejeri Leo Papile Carter icin "Kolejde en cok ilgimi ceken oyuncuydu Inanilmaz bir oyuncu ve korkutucu bir yetenek demisti.Bu genc Jordanin velihati olucak dediginde ise herkesi sasirtmisti.Daha ikinci sensinde Unlu spor markasi NIKE ile anlasti ve nike onun icin ayakkabidan ote t-shirt , sort vb... uretmeye basladi ve tabii ahyranlarida nike'a hucum etti. Neyse , Vince'in kolej onurlarinda iki Final Four oynama, All-American Second Team takimina secilme, North Carolina oncesi All-ACC takimina secilme gibi buyuk basarilari var.Bu arada Vince'e verilen oduller arasinda dunyanin en iyi oyuncularindan birisi oldugunu gosteren bir odulde vardi.Bolgesel Bati karmasina 1997 ve 1998'de iki kez NBA gitmeden secildi.NBA'de ilk sezonunda Toronto ile , Carter tum caylaklar icinde en skorer oyuncu olmasina karsin caylak yilinda 6 kezde double doubles yapti. Ribaundlarda 5.7 ile dorduncu , top calmada 1.10 ile besinci , sut yuzdesinde de %45'lik bir yuzde ile oynayip altinci , serbest atislarda %76 ile sekizinci oldu. Caylak sezonunda , sezonun kendisi acisindan en yuksek sayisini 32 sayi ile Houstan Rockets'e atti ve kendi rekorunu bir sene sonra 47 sayi ile Milwaukee'ye atarak kirdi. Ilk defa bir Torontolu oyuncu NBA'de Haftanin Oyuncusu secildi.

İlk play off serisinde New York karşısına çıkan Carter ve arkadaşları hiçbir maçtan galip ayrılamıyor ve rakibine 3-0 ile boyun eğiyordu. Carter 2000 yılı yazında yapılan Sydney olimpiyatlarında takımına altın madalayı kazandırıyor kendiside dev Weis'ın üzerinden yaptığı smaç ile tarihe geçiyordu.

Bir sonraki sezonda takımına 47 galibiyet kazandıran Carter, sezonu 27.5 sayı ile tamamlıyor ve birkez daha New York'un play off lardaki rakibi oluyordu. Fakat bu kez daha olgun bir Toronto, Knicks'e yetiyor seriyi 3-2 ile geçen Carter ve arkadaşları 76ers'ın Doğu yarı finalindeki rakibi oluveriyordu. Seri tamamen Iverson, Vince savaşı şeklinde geçti. 3.maçta 50 sayı kaydeden Vince Carter play off rekorunu kırdı. Serinin son maçında Oakley'in kaçırdığı boş turnike belkide Toronto'nun kaderini değiştiriyordu. Ayrıca o maçta Iverson 16 asist ile kariyer rekoru kırıyordu. Bunun yanında hakemin son 2 saniyede Vince'e 3'lük pozisyonunda faul yapılmasına rağmen topu kenara vermesi hala akıllarda. Bu son topu kullanan Carter basketi bulamayınca Toronto o sezona şanssız şekilde veda ediyordu. Aynı yaz takımı ile sözleşmesini 6 yıl uzatan Carter bunun yanında 94 Milyon $ alacaktı. Seri tamamen Iverson, Vince savaşı şeklinde geçti. 3.maçta 50 sayı kaydeden Vince Carter play off rekorunu kırdı.

Serinin son maçında Oakley'in kaçırdığı boş turnike belkide Toronto'nun kaderini değiştiriyordu. Ayrıca o maçta Iverson 16 asist ile kariyer rekoru kırıyordu. Bunun yanında hakemin son 2 saniyede Vince'e 3'lük pozisyonunda faul yapılmasına rağmen topu kenara vermesi hala akıllarda. Bu son topu kullanan Carter basketi bulamayınca Toronto o sezona şanssız şekilde veda ediyordu. Aynı yaz takımı ile sözleşmesini 6 yıl uzatan Carter bunun yanında 94 Milyon $ alacaktı.

2004-2005 sezonu icerisinde ise Toronto Raptorstan ayrılarak New Jersey NETS'e takas edildi. Vince Carter dünyada 3 milyondan fazla hayranı ile herkesin gönlune girmeyi başardı .

Alıntıdır...

[image]http://www.gencbasket.com/images/raptors25vince.jpg[/image][image]http://www.gencbasket.com/images/raptors36vince.jpg[/image]




ahmet55 -> RE: Biyografiler (31/5/2007 11:06:55 AM)

o üstünden zıplama sımaçı bir harika yaa




garnett -> RE: Biyografiler (11/6/2007 2:25:34 AM)

KEVIN GARNETT



Kevin Garnett, şüphesiz son yıllarda NBA’deki en büyük oyunculardan biri. Ama NCAA’i pas geçerek doğrudan NBA’e atılması onun önüne bir çok zorluk çıkarttı. NBA zaten acımasız ve büyük para oyunlarının döndüğü bir ligdir eğer insanlar sizin hassas olduğunuz bir noktayı yakalarsa, etik olsun ya da olmasın, kazanmak için bunu size karşı kullanmakta bir an için bile tereddüt etmez. KG’de küçük yaşta kurtlar sofrasına atılmasına rağmen tanrı vergisi yeteneği ve mücadeleden asla kaçmayan yapısıyla sağ kalmasını bildi ve NBA değirmeninde öğütülen onca genç ve yetenekli oyuncudan biri olmamayı başardı. Kendi ifadesiyle o, her çıktığı maçta bir “yaşam” mücadelesi verdi ve takımı yenilse de çoğu kez bu mücadeleden galip ayrıldı. Artık O, NBA’de herkesin saygı duyduğu bir oyuncu. Geçtiğimiz NBA All-Star maçında aldığı MVP ödülü, yıllardır bir ünvana susamış KG’nin NBA’in en iyi oyuncularından biri olduğunu tasdik ederken, KG’i öyle bir kamçıladı ki 7-9 Şubat tarihindeki All-Star haftasonundan sonra çoşan KG’yi ve onun Timberwolves’unu durdurmak neredeyse imkansız hale geldi. Bu kez Garnett, All Star MVP ödülünden çok daha büyük ve prestijli bir ödülü gözüne kestirdi ve şu ana kadar ortaya koyduğu performansla bu onuru sonuna kadar hakediyor: Normal Sezon MVP Ödülü!!..

[image]http://img181.imageshack.us/img181/1016/xin49050104092396080275bx5.jpg[/image]

DNA, yani Deoksiribo Nükleik Asit; adenin, guanin, sitozin ve timin bazlarından oluşan ve canlıların kalıtsal bilgisini yapısında saklayan bir sır küpü... 19. yüzyılda Darwin ve Lamarck'ın çalışmalarıyla başlayan genetik bilmi, Charles Davenport'un düşünceleriyle sadece bilimsel bir temele oturmaktan çıkarak Hitler'in ideolojisine temel oluşturup siyasal platforma bile taşındı. Modern anlamda genetik bilimi ise özellikle son 10 yılda büyük bir atılım gösterdi. İnsanın gen haritasının çıkarılması ile Kanser gibi hastalıkların sonunun getirilebileceğine dair olan inançla yola çıkılan projeler birkaç yıl önce, DNA çiftlerinin kopyalanarak insan klonlamayı amaçlayan bir projeyle meydana gelen kopya koyun Dolly ile beraber başka bir boyut kazandı ve bilim adamları arasında oldukça şiddetli tartışmalara konu oldu. Bu arada geçtiğimiz ay içinde sevgili ilk klonlanmış koyunumuz Dolly, nadiren görülen bir akciğer hastalığı nedeniyle genç yaşta hayata gözlerini yumdu. Ve günümüzde Genom Projesi sonucunda bilim adamları neredeyse insanların gen haritasını çıkartma işlemini tamamlamış durumda. Ama kimi çevreler, ürettikleri komplo teorilerinde, genetik hakkındaki araştırmaların insanlığı amansız hastalıkların pençesinden kurtarmaktan çok Amerika'nın hegemonya stratejisinin bir ürünü olarak kimyasal silahlardan bile etkilenmeyen "Kaptan Amerika" tarzı süper askerler üretmek adına yapıldıldığını iddia etmekte. X-files’ta ajan Fox Mulder bu tip iddialar üretir de biz üretemez miyiz!! Pekala süper asker yaratmayı kafasına koyan bir devlet, süper sporcular, süper basketbol oyuncuları yaratmayı da düşünebilir. Mesela beni böyle bir projenin başına getirseler ve neredeyse kimsenin eşleşemeyeceği bir basketbol yıldızı üretmemi isteselerdi sanırım bu oyuncu pivot fiziğinde ama bir guard kadar hızlı, top sürebilen, pas verebilen, bir off guard kadar orta mesafenden attığını sokabilen bir oyuncu olurdu; yani tıpkı Kevin Garnett gibi!..

[image]http://img48.imageshack.us/img48/812/garnett300060110yz0.jpg[/image]

Adam Olacak Çocuk
Kevin Maurice Garnett, 19 Mayıs 1976’da Mauldin-Güney Carolina’da doğdu. KG çocukken birazcık sokakta gezen belalı tiplerden de olsa (Okulda beyaz bir çocuğun bileğinin kırıldığı bir kavgaya karıştığı için tutuklanmıştı) genelde vaktinin çoğunu idolü Magic Johnson gibi iyi bir basketbolcu olabilmek için Springfield Park’ta basketbol oynayarak geçiriyordu. Hatta Kevin, kendisini basketbola o kadar kaptırıyordu ki yanında biri olsun ya da olmasın çoğu kez gece yarısına kadar parkta kalarak şut atmaktaydı. Kevin’ın öz babası O’Lewis McCullough da tam anlamıyla bir basketbol delisiydi. KG’nin üvey babası ise onun basketbol oynamasına pek de sıcak bakmıyordu. Annesi Shirley Irby Garnett de çocuğunun basketbol gibi “boş işler” ile uğraşacağına oturup ders çalışarak üniversiteye gitmesini arzulamaktaydı. Ama KG’nin okul ve derslerle arası pek iyi değildi. Onun tek yapmak istediği basketbol oynamaktı. Bu yüzden Kevin, herkesten gizli olarak lisesinin basketbol takımı Mauldin Mavericks’te oynamaya başladı. Kevin’ın ailesinin ise bundan haberi yoktu. Öğrendiklerinde de çoktan iş işten geçmiş ve Garnett maçlara çıkmaya başlamıştı. Artık Kevin’ın basketbol oynamasının engellenemeyeceği aşikardı. Üstelik Kevin, bu oyunu gayet de iyi oynuyordu. Lisedeki ikinci yılında KG’nin ünü giderek yayılmaya başladı. Garnett’in maçlarını kaçırmak istemeyen insanlar Mauldin Lisesi’nin salonuna akın ederek onun basketbol şovunu izliyordu. KG, o günlerde basketbol vasıtasıyla Stephon Marbury isminde New York’lu bir genç ile tanışıyor ve ikilinin arasındaki dostluk, kısa zamanda adeta iki kardeşin ilişkisine dönüşüyordu. KG, Güney Carolina’da Mauldin Lisesinde “Mr.Basketball” seçildikten sonra son sınıfta Chicago, Illinois Eyaleti’ndeki Farragut Akademisi’ne geçmek zorunda kalmıştı. 1995 sezonunda %66.6 şut yüzdesi ile 25.2 sayı, 17.6 ribaund, 6.7 asist ve 6.5 blok ortalamarıyla oynayarak, spektaküler smaçları ile adını duyuran ama ne yazık ki kötü bir trafik kazası sonucunda bir lise efsanesi olmaktan öteye gidemeyen Ronnie Fields (1996’da Amerikanın en iyi beş lise oyuncusundan biri olarak seçilmişti) ile birlikte takımını 28-2’lik bir seride sırtlayan oyuncu olurken Amerika’nın en yüksek tirajlı gazetelerinden USA TODAY tarafından yılın basketbol oyuncusu olarak seçilirken, Parade ve Slam Dergilerince de Amerika’daki en iyi beş lise oyuncusundan biri olarak gösterildi. Kevin’ın Brooklyn’li kankası Steph ise Parade tarafından 1995 yılının en iyi lise oyuncusu seçilmişti.
Garnett, Springfield'da düzenlenen birinci Nike Hoop Summit turnuvasında, Amerikan Genç Milli takıma davet edildi ve ilk defa Amerikan Ulusal formasını giydi. Yapılan maçta Amerikan Genç Milli Takımı, uluslararası oyunculardan oluşan karma takımı zor da olsa 86-77 mağlup ederken KG, 10 sayı, 10 ribaund ve 9 blokla triple-double'ı kıl payı kaçırıyordu. (1999'da KG, Porto Riko’da düzenlenen Amerika Kıtası Olimpiyat elemelerinde ikinci kez milli formayı giyme şansını yakaladı. KG'li Amerikan Milli takımı, 11 günde çıktığı 10 maçın 10'unda da galip gelerek altın madalyaya uzanırken, Garnett 11.9 sayı, 7.0 ribaund, 1.9 asist, 2.2 blok ve 1.7 top çalma ortalamaları ile Gary Payton, Tim Duncan ve Jason Kidd ile birlikte takıma kattığı yüksek enerji ve nefes kesen smaçlarıyla seyircilerin beğenisini toplamıştı)
Tekrar KG’nin Lise son sınıftaki son günlerine dönelim. KG, Ron Mercer, Shareef Abdur-Rahim ve Stephon Marbury gibi ülkenin en iyi lise oyuncularını karşı karşıya getiren St.Louis’deki 1995 McDonalds All-American maçında 18 sayı, 11 ribaund, 4 asist ve 3 blok üreterek, Most Outstanding Player ödülünü kucaklarken (1995 McDonalds All-American maçında oynayan ve şimdi NBA’de forma giyen diğer oyuncular: Kobe Bryant, Vince Carter, Paul Pierce, Chauncey Billups, Antawn Jamison ve Robert Traylor) ardında toplam 2533 sayı, 4807 ribaund ve 739 blokluk bir lise kariyeri bırakıyordu. Normal şartlar altında Kevin Garnett çapında bir oyuncuyu kapmak için çoğu NCAA takımı kıyasıya bir yarışa girerdi (KG’nin NCAA’de oynayamıyacağı belli olmadan önce Michigan, Michigan State, DePaul, North Carolina ve Illinois üniversiteleri ile görüştüğü söyleniyordu) ama Kevin, son SAT sınavında kaldığında artık koleje kabul edilme ihtimali ortadan kalkmıştı. İşte bu yüzden artık şansını NBA’de denemeye karar verecekti.

[image]http://img64.imageshack.us/img64/9747/kevingarnettfrustratedrh4.jpg[/image]

Kuzu Postuna Bürünen Timberwolves’un Hain Planı!!..
1995 NBA Draftına; Jerry Stackhouse, Rasheed Wallace, Antonio McDyess, Joe Smith, Damon Stoudemire ve Michael Finley gibi bir çok bomba isim katıldığından Kevin Garnett’in kaçıncı sıradan seçileceği merak konusuydu. Çünkü 1975 Draftında Philadelphia tarafından 5.sıradan seçilen Darryl Dawkins’den tam 20 yıl sonra ilk defa bir Lise oyuncusu NBA draftında seçilme şansına sahipti. (NBA tarihinde, üniversitede oynamadan liseden direk lige katılan ilk oyuncu efsanevi Moses Malone’dur. NBA Draftında 1.sıradan seçilen ilk liseli oyuncu ise 2001’de Washington Wizards tarafından seçilen Kwame Brown’dur)
Bu sırada Minnesota’nın basketbol faaliyetlerinden sorumlu başkan yardımcısı eski Celtics efsanelerinden Kevin McHale ve takımın coach’u Flip Saunders, Timberwolves için ilginç bir draft stratejisi belirlemişti. Ortalığa Kevin Garnett’in bulunmaz bir Hint kumaşı olduğuna ve onu kesinlikle kaçırmayacaklarına dair söylentiler yayacaklardı. Böylelikle spekülasyonlara aldanıp paniğe kapılan takımlardan birinin “Bu adamların kesin bir bildiği vardır!! Biz elimizi bunlardan önce tutalım da şu çocuğu alalım” diye Garnett’ı seçeceğini ümit ediyorlardı. Hayallerindeki oyuncu ise North Carolina’da Michael Jordan’ın tahtına aday gösterilen skorer guard- forvet Jerry Stackhouse idi. McHale ve Saunders planlarının tıkır tıkır işleyeceğini, bu şekilde de diğer takımları “kekleyerek” Stack’in doğrudan kucaklarına düşmesini sağlayacaklarını hesaplamaktaydı.

“Flip eğer bu çocuk başaramazsa ikimiz de kovuluruz!!” Kevin McHale

Ama Garnett, Minnesota’nın planlarını çöpe atan isim oldu. O güne kadar bir tek Minnesota yetkilisi bile Garnett’i izlemeye gitmemişti. Bu yüzden KG’nin nasıl bir oyuncu olduğuna dair en ufak bir fikirleri bile yoktu. Garnett, Chicago’da çıktığı bir work-out’ta öyle bir basketbol şovu sundu ki Saunders ve McHale salondan ayrılırken ikisinin de ağzı açık kalmıştı. Tam salonun dışına çıktıklarında Saunders döndü ve McHale’e şunları söyledi: “Kevin bu çocuğu alacağımızı kimse bilmemeli!! Eğer onu 5.sırada alabilirsek şanslıyız.” Bir önceki sezonda ancak 21 galibiyet alabilen Timberwolves için yazarlar, takımı çekip çevirebilecek ve kendisini NCAA’de ispatlamış Damon Stoudemire gibi bir guard’a ihtiyaç duyulduğunu yazmaktaydı. Bırakın Garnett gibi daha olgunlaşmamış bir lise oyuncusunu Jerry Stackhouse’un bile bir kumar olabileceğini iddia ediyorlardı. Yani Garnett gibi uzun yıllara yayılması gereken bir draft planının başlangıcı, değil kumar oynamak intiharın ta kendisiydi!! Drafttan evvel McHale, Saunder’s şöyle dedi: “Flip eğer bu çocuk başaramazsa ikimiz de kovuluruz!!”
Draft gecesinde Maryland’li Joe Smith (ki gelecek yıllarda Minnesota’yla usulsüz anlaşma yaparak Timberwolves’un başını oldukça ağrıtacaktı) 1.sırada Golden State tarafından seçiliyordu. Clippers hakkını Antonio McDyess’dan, Sixers Jerry Stackhouse’tan ve Washington da Rasheed Wallace’tan yana kullanmıştı. Beşinci sıradaki Timberwolves’ta ise McHale ve Saunders, Garnett’ı kaçırmamanın getirdiği rahatlıkla oldukça derin bir nefes alıyordu.
Minneapolis Lakers’tan Minnesota Timberwolves’a…
Minnesota, 1989-90 sezonunda Orlando Magic’le beraber NBA’e katıldığında, Minneapolis ikinci kez bir NBA takımına ev sahipliği yapma şansını yakalamıştı. Şehrin ilk NBA takımı ise daha sonra Los Angeles’a taşınacak olan ve George Mikan ve Elgin Baylor gibi efsanevi isimlerin oynadığı Minneapolis Lakers idi. Timberwolves bir anda Minnesota’ya yeni bir heyecan getirdiyse de takımın aldığı kötü sonuçlar ve genelde sezonu hep 3 aşağı 5 yukarı 20 galibiyet alarak tamamlamaları neticesinde heyecan duygusu yerini hayal kırıklığına bıraktı.
Minnesota o kadar kötü bir takımdı ki hatırlarım babam, ben 12-13 yaşımdayken bana televizyona bağlanan oyunlardan almıştı. Tabii o zamanlar şimdiki gibi playstation falan yok. Benim de favori oyunum binbir güçlükle bulduğum “dandik” bir NBA oyunuydu. Oyunun tasarımcısı Çinli programcı, fanatik bir Knicks taraftarı ve Starks hayranı olduğu için John Starks oyundaki en iyi oyuncu olarak tasarlanmıştı. Ben de New York Knicks’in karşısına “ezik” Minnesota’yı alıp John Starks’a 50 üçlük attırmaya ya da Patrick Ewing’e 40 blok yaptırmaya uğraşırdım. İşte Kevin Garnett geldikten sonra Minnesota’nın oyunlara bile yansıyan bu makus talihi tersine döndü.
Dikkat Koca Köpek Var!!
Garnett gerçek anlamda ilk profesyonel maçına Milwaukee Bucks karşısında çıktı. KG bu maçı şöyle anlatıyor: “İlk maçımda karşımda Glenn “Big Dog” Robinson vardı. Başlarda maç oldukça keyifliydi. Çünkü posterleri odamın duvarlarını süsleyen biri karşısında oynamak bana heyecan veriyordu. Ama maç ilerledikçe çabuk öğrenmek zorunda kaldım. Big Dog bazı pozisyonlarda gerçekten bana günümü gösterdi. Ama ikinci karşılaşmamızda intikamımı aldım. Çünkü bu kez hazırlıklıydım. Rövanşta 6 kez Bucks potasına bastım. Ayrıca koca köpeği de %34 şut yüzdesiyle oynattım. Daha ne isteyebilirdim ki!!”
Garnett kariyerinin ilk üç ayına takımın yedek kısa forveti olarak başladı. (Bu aradaGarnett’e de kısa forvet diyoruz ya insaf, adam 2.11!!) Bu 3 aylık sürede ise 6.2 sayı ve 3.8 ribaund ortalamaları ile oynuyordu. Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz aylarda Kenny Smith ve Charles Barkley’in Yao Ming hakkında girdikleri iddia ve Sir Charles’ın bir eşşeğin oldukça nazik bir kısmına buse kondurmasıyla neticelenen olaylar, Smith’in Ming hakkında yorum yaparken KG’nin de ilk aylarında pek parlak bir performans ortaya koyamadığını ama sonra kendisini yavaş yavaş toparladığını hatırlatmasıyla başlamıştı.
Gerçekten de Garnett, kendisine ilk beşte yer bulmaya başladığı Ocak ayında aniden ortalamalarını 14.0 sayı ve 8.4 ribaund’a çıkardı. All-Star haftasonunda çaylaklar takımına da seçilen KG, Batı takımı hanesine 8 sayı, 6 asist, 4 ribaund eklerken Doğu takımında Damon Stoudemire ve Jerry Stackhouse etkili oyunlarıyla takımlarını 94-92’lik skorla Batı karşısında galibiyete taşıyordu. KG çaylak sezonunda 10.4 sayı ve 6.3 ribaund ortalamaları ile oynayıp NBA’in en iyi ikinci çaylak takımına (All Rookie Second Team) seçildi. Ama Minnesota KG’nin katkısına rağmen bir kez daha 20’li galibiyetlerden kurtulamamıştı.

“Kevin hep 2.13’e ulaşırsa onu pivot olarak oynatıp Shaq gibi uzunların üzerine salacağımı zannettiği için boyunun birazcık daha uzamasından ödü kopuyordu. Onu 3 numarada oynatıp rakiplere kan kusturmak varken hiç pivot oynatacak kadar budala olabilir miyim??” Flip Saunders

[image]http://img123.imageshack.us/img123/3391/kevingarnett2ks1.jpg[/image]

Yoksa siz boyunuz kısa diye mi üzülüyorsunuz??
Kevin Garnett’in o dönemdeki en büyük korkusu uzun boyu nedeniyle Saunders’ın kendisini pivot olarak oynatmasıydı. KG draft edildiğinde takımın başkan yardımcısı Kevin McHale ile aynı boydaydı. Ama aradan 14 ay geçtikten sonra KG, artık McHale ile yan yana durduğunda ona 6 cm kadar yukarıdan bakıyordu. Kevin bu boy meselesini o kadar kafasına takmıştı ki periyodik boy ölçümlerinden birinde adeta gazetecilere yalvararak: “Hayır!! Lütfen etrafta benim 2.11 olduğumu söyleyip durmayın!!” şeklinde bir istekte bulundu. Garnett’ı asıl tedirgin eden şey ise coach Saunders’ın odasının duvarına astığı ve KG’nin boy gelişimini takip ettiği bir çizelgeydi: “Kevin hep 2.13’e ulaşırsa onu pivot olarak oynatıp Shaq gibi uzunların üzerine salacağımı zannettiği için boyunun birazcık daha uzamasından ödü kopuyordu. Onu 3 numarada oynatıp rakiplere kan kusturmak varken hiç pivot oynatacak kadar budala olabilir miyim?? O, 1.88’lik bir oyuncu kadar hızlı ve çabuk. Büyük oyuncuların tanrı vergisi bazı özellikleri vardır. Kevin Garnett’in olduğu gibi. Bu tür şeylerin nasıl olduğunu sorgulayamazsınız sadece kabul edersiniz. ” Doug Collins de Garnett’in fiziği hakkında şu yorumda bulunmuştu: “Bence tüm büyük yıldızlar gibi Garnett de genetik bir ‘kaçık’ !!”
KG’ye dokunan yanar!!
İlk sezonunun ardından McHale ve Saunders takım ile ilgili tüm planlarını Garnett üzerine inşaa etmeye başlamıştı. Düşünün ki o yıla kadar takımın en önemli oyuncularından ve “orjinal” Dream Team’in de üyesi olan Christian Leattner, KG’e yönelttiği bazı eleştirilerden sadece bir kaç gün sonra takımdan postalanıyordu. (KG ile arası hafif limoni olan Wally Szczerbiak’ın dikkatine!!) KG ise önceleri kendisinin üzerine bu kadar düşülmesinden rahatsızlık duyduysa da duruma çabucak alıştı: “Sanırım herkes iyi iş çıkarttığımın farkındaydı. Sezon sonunda parçaları yerli yerine oturtmayı başardım. Skor üretiyordum, savunmada çemberin etrafını kolluyordum ve takımın sahada daha agresif olmasını sağlıyordum. Coach, sahada kendi başımın çaresine bakabildiğimi görünce benden daha fazlasını yapmamı istedi. Önce benim bir lider olmam gerektiğini sonra da takımı benim üzerime kurmak istediklerini söylediler. Herşey o kadar çabuk olmuştu ki!! Ben hala basketbolu ve NBA’i öğrenmeye çalışıyordum. Ve onlar benim omuzlarıma sanki 8 yıllık oyuncularıymışım gibi sorumluluk yüklüyorlardı. Ama sonra bunu yapabileceğimi anladım.”
İlk Play off sevinci ve bir kabusun başlangıcı
1996-97 sezonuna da McHale ve Saunders draftta büyük bir kumar oynarak başladı. Garnett’in koca sezon boyunca “Bakın adamım Steph, Georgia Tech’te ne güzel oynuyor seyretsenize, hadi onu bize alalım” tarzındaki beyin eti yeme seanslarının da etkisiyle Wolves, draftta Ray Allen’ın hakları karşılığında KG’nin kankası Stephon Marbury’i takıma katıyordu. Kevin Garnett ve Stephon Marbury uyumu işe yarayıp üstüne üstlük onlara bir de Tom Gugliotta desteği eklenince Timberwolves, normal sezonu 40 galibiyet ile tamamlayarak tarihinde ilk defa play-off’a kaldı.
Minnesota tarihinde bir diğer ilk de KG ve Gogliotta’nın All-Star maçında oynamasıydı. KG maçı 7/1 şut yüzdesiyle 6 sayı, 9 ribaund ile tamamlarken, Gugliotta 7/3 şut yüzdesiyle 9 sayı, 8 ribaund ile oynadı. Minnesota’nın playoff yolculuğuna geri döndüğümüzde, Wolves’un ilk turdaki rakibi yarı Dream Team kıvamındaki Houston Rockets’tı. Minnesota belki bir sürpriz peşindeydi ama Clyde “the glide” Drexler, Charles Barkley ve Hakeem O’lajuwon üçlüsü Minnesota’yı paramparça ederek Timberwolves’u süpürdü.
KG ve Marbury arasına giren kara kedi
1997-98 sezonu Minnesota için yeni ilkleri de beraberinde getirdi Steph ve KG liderliğindeki Minnesota, ligde çok canlar yakıp 45 galibiyet alarak ilk kez %50’lik galibiyet yüzdesinin üzerine çıktı. KG ise 18.5 sayı ve 9.6 ribaund ortalamaları ile oynayarak bir kez daha All-Star maçında yer almayı hakettiğini kanıtlamıştı. Üstelik bu kez maça Batı takımının ilk beşinde başlıyordu. KG, 12 sayı ve 4 ribaund ile oynarken maçın kahramanı hasta yatağından kalkarak maça gelen ve kan kokusu alıp saldıran köpekbalıkları misali üzerine oynayan Kobe’yi ekarte ederek 23 sayı, 8 asist ve 6 ribaund üreten majesteleri Michael Jordan olmuştu.
Timberwolves, geçen yıldan elde ettiği tecrübelerle bu kez play off’ta daha başarılı olacaklarını düşünüyordu ama playoff’un ilk turunda karşılaştıkları Seattle özellikle Gary Payton’ın üstün performansıyla seriden galip ayrılan taraf oldu. Yalnız alınan bu sonuç takımda önemli değişikliklerin doğuşuna zemin hazırlayacaktı. McHale, KG ile 125 milyon $ karşılığında dudakları uçuklatan 6 yıllık bir anlaşma yapmıştı. Takımın diğer önemli yıldızı Marbury ise takımda arka plana itilmekten oldukça rahatsızdı. Sezonun başlamasıyla Marbury’nin düşünce tarzındaki değişiklik sahaya da yansımaya başladı. Marbury, eskisine göre daha çok şut kullanmaya ve “attırmaktan” çok “atmaya” yönelik oynamaya başlamıştı. Takımın en kritik anlarda top kullanan “crunch time” atıcısının kendisi olması gerektiğini iddia ediyor ve Seattle serisini kaybedilme nedeni olarak da bunu ileri sürüyordu. Sonunda Marbury, Saunders’a giderek sözleşmesi bitip Free Agent olduğunda Minnesota’nın getireceği hiçbir teklifi kabul etmeyeceğini, mümkünse ailesi ve arkadaşlarının yaşadığı New York’a veya New Jersey’e takas edilmesini istedi. Bunun üzerine Minnesota yönetimi Marbury’i 3 takımın dahil olduğu bir takasla New Jersey’e gönderip yerine benim bir zamanlar en çok beğendiğim guardlardan biri olan Terrell Brandon takıma kazandırıldı. Lock Out nedeniyle 50 maça indirgenen normal sezonda Timberwolves, 25 galibiyet ve 25 mağlubiyet alarak bir kez daha playoff’a kalırken Garnett’in çabalarına rağmen takım, her zamanki alışkanlığını sürdürerek ilk turda Tim Duncan ve San Antonio Spurs fırtınasına boyun eğiyordu.
1999-00 sezonunda takıma katılan çaylak oyuncu Wally Szczerbiak ve tercübeli guard Terrel Brandon’ın da desteğini arkasına alan Kevin Garnett, her zaman yaptığı gibi ortalamalarını bir önceki sezona göre yükselterek 22.9 sayı, 11.8 sayı ve 5.0 asist’le oynarken Timberwolves, 50 galibiyet’e ulaşmıştı. Ama artık taraftarları bezdiren bir biçimde bu kez de Portland’a play offların ilk turunda eleneceklerdi.
2000-01sezonu Malik Sealy’nin bir trafik kazasında ölümü ve Joe Smith’le yapılan illegal sözleşme nedeniyle tatsız başladı. Yine de Garnett gemisini kurtarmaya çalışan kaptan olarak maç başına 22.0 sayı ve 11.4 ribaund’lık double double performansıyla takımına 47 galibiyet kazandırdı. Ama adeta pilav günleri gibi geleneksel bir hale gelen play off ilk tur kabusu tekrar Timberwolves’un üzerine çöktü ve San Antonio zorlanmadan Minnesota’yı 3-1’lik skorla eledi.
Aynı filmi geçen yıl da Dallas karşısında izledik. Geçen onca yılda filmin senaryosunda değişen tek şey katillerdi ama kurban hep Minnesota’ydı. Taraftarlar artık Kevin Garnett’in liderliğini ve takımın geldiği noktayı iyice sorgulamaya başlamıştı. KG Timberwolves tarihinin toplamda en çok sahada kalan, en çok top çalan, en çok asist yapan, en skorer ve en çok top kesen oyuncusuydu. Son 3 sezonda sürekli olarak NBA’in en iyi savunma beşine (NBA All defensive first team) ve 98-99 sezonundan beri de All NBA takımlarının abonesi… Ayrıca Larry Bird, Wilt Chamberlain ve Oscar Robertson’la beraber NBA tarihinde 3 sezon üst üste 20 sayı,10 ribaund ve 5 asist barajını geçen 4 oyuncudan biri ama buna rağmen Minnesota iş play off’a gelince hep sefilleri oynadı. Rakip takımların seyircileri onlarla “Aslında ilk turu oynamasalar belki şampiyon bile olabilirler” şeklinde dalga geçmekteydi.

[image]http://img84.imageshack.us/img84/2118/garnett03av5.jpg[/image]

Yeni sezon başlamadan önce bu tarz espriler ve hakkındaki eleştiriler Kevin Garnett’i iyice öfkelendirmişti. KG, sezona bu öfkenin verdiği hırsla başladı. Hele 37 sayı, 9 ribaund ve 5 top çalmayla oynayıp MVP seçildiği All-Star maçından sonra adeta çıldırdı. Şu anda Timberwolves, All Star maçından beri oynadığı 17 maçın 13’ünden galip olarak ayrıldı. Lakers maçını saymazsanız, KG bu karşılaşmaların hiçbirinde 20 sayının altına düşmedi ve sayı, ribaund ve asistte triple double’a yaklaşan istatistiklerle oynadı. Şu anda ligde 23.1 ile sayı krallığında 8., 13.2 ile ribaund krallığında 2., 67 maçta 56 double-double’la 1. sırada. Ayrıca 5.8 ile asist krallığında 16.sırada ve bir çok gerçek guarddın sıralamada üstünde. Kuşkusuz KG, normal sezonun en önemli MVP adaylarından biri hatta birincisi. Yalnız işler normal sezonda ne kadar iyi giderse gitsin asıl önemli olan Minnesota’nın Play-off’ta nasıl bir performans sergileyeceği. Ama ne olursa olsun NBA, Garnett’e çok şey borçlu. Sadece insanlara sunduğu enfes basketbol şovu yüzünden değil. Eğer Garnett küçük yaşta cesareti ve yeteneği ile sahada kan ter ve gözyaşı dökerek kendisini acımasızca eleştiren onca insana ve baskıya göğüs germeseydi NBA’de liseliler hakkındaki tabu daha da sertleşen bir mizansen içinde genç yeteneklerin karşısına çıkacaktı. Ve kimbilir, belki bugün biz liseden direk profesyonelliği seçen Kobe Bryant, Tracy McGrady, Jermaine O’Neil ve Amare Stoudamire gibi pek çok yetenekli genci NBA’de göremeyecektik. Eğer LeBron James seneye birinci sırada seçilirse herkesten önce tek bir kişiye teşekkür etmeli: O da kendisine bu yolu açan Kevin Garnet!!..



ALINTIDIR...


[image]http://img217.imageshack.us/img217/6894/v010137afb2.jpg[/image]

[image]http://img84.imageshack.us/img84/8815/garnett01tw2.jpg[/image]




Necroth -> RE: Biyografiler (11/6/2007 9:27:41 AM)

Çok güzel...Bir çırpıda okudum...Sağolasın garnet...

P.S: Aslında ben koyucaktım Kevin Garnett'i ama senin nickin garnett diye sana bırakıyım dedim...Vince Carter da bize kaldı yani...Herkes 1 biyografi koysa dolar taşar bu oda değil mi?[;)]




garnett -> RE: Biyografiler (11/6/2007 1:17:45 PM)

Yorumun ve yazıyı bana bıraktığın için sağol :)
Biyografi koyma konusundada haklısın öyle bişey olsa renk gelir aslında bu konuya, olmazsa biz koyarız canım [:D]




Necroth -> RE: Biyografiler (13/6/2007 10:53:04 PM)

[image]http://img291.imageshack.us/img291/6314/tracymcgradybanner4km.jpg[/image]

İsim: Tracy Lamar McGrady
Uzunluk: 6' 8"
Agirlik: 210 lbs.
Pozisyon: Guard
Dogum Yeri: Bartow, Florida
Dogum Tarihi: Mayis 24, 1979
Bitirdigi Okul: Kolej
NBA Takımı: Houston Rockets


Big Mac�ten T-Mac�e
Tracy Lamar McGrady Jr., 24 Mayis 1979�da Orlando ve Tampa arasinda göllerle çevrilmis küçük bir kasaba olan Auburndale�de dogdu. Tracy�nin ailesi o daha 4 yasindayken bosandiklari için annesinin ve büyükannesinin yaninda büyüdü. Aslinda annesi Disneyland�de çalistigi için büyükannesi Tracy�nin hayatinda adeta ikinci bir anne olarak çok önemli bir rol oynadi. Bu arada T-Mac babasinin, annesiyle ayri olmasina ve kendisine ait hir hayata sahip olmasina ragmen ilgisiz bir baba olmadigini ve kendisiyle her firsatta ilgilendiginin de altini çiziyordu.

Tracy küçüklügünde spor yapmaya basketbolla başlamadı. Onun ilk göz agrisi beyzboldu ve onu seyreden tüm antrenörler gelecekte çok büyük bir beyzbol yildizi olabilecegi konusunda birlesiyorlardi. Tabii hayat Tracy�nin önüne çok daha farkli bir senaryo çikartti. Yine de T-Mac�in baseball�a karsi bugün bile büyük bir sevgi besledigi gerçek. O kadar ki eger kendisine profesyonel beyzbol takimlarindan teklif gelirse bu teklifi kabul edecegini çünkü en büyük hayalinin ayni anda basketbol ve beyzbol oynamak oldugunu söylüyor. Zaten Tracy, Beyzbol ligindeki lakabini bile yillar önceden belirlemis: �Big Mac�

ADIDAS ABCD
Tracy�nin basketbol macerasi tam anlamiyla lise 3. sinifta baslamakta. Auburndale lisesine giden T-Mac, o yil 23.1 sayi, 12.2 ribaund, 4.9 blok ve 4.0 asist ortalamalariyla oynayip takimini galibiyetlere tasiyinca yerel haberlerde adi anilmaya basladi. Ama bu mükemmel ortalamalara ragmen NCAA Division I takimlarindan kendisine ilgi gösteren pek olmamisti. Sadece ayni bölgede olan Florida ve Miami üniversiteleri kendisini birkaç kez izlemek üzere temsilci yollamisti ama ortaya somut bir sey çikmadi. Yil sonunda düzenlenen Adidas ABCD Turnuvasi ise T-Mac�in hayatini degistirdi. Karsilasmalarda yaptigi akil almaz hareketler seyircilerin büyük tezahuratlariyla ayakta alkislaniyordu. MVP seçildigi bu turnuva sonrasi T-Mac, su an Clippers�ta oynayan Lamar Odom�un ardindan bir anda Amerika�nin ikinci büyük lise oyuncu olarak anilmaya basladi. Bu sirada onun oyunundan etkilenen Mt. Zion Hristiyan Akademisi, Tracy�e burs teklif ederek lisedeki son yilini kendilerinde geçirmesini istedi.

�Koleje gitmeyi düsünüyordum ama benim hayalim zirveye ulasmakti. Su anda bu hayalimi gerçeklestirme sansina bekledigimden dana önce sahip oldum.� Tracy McGrady

Tracy McGrady
Sıkı, disiplinli, aşırı dindar hatta kimi zaman insani depresif bir hale sokan bu kilise okuluna kayit yaptiran Tracy, baslarda çok zor günler geçirse de basketbol sayesinde öyle ya da böyle okuluna alismayi basardi. Mount Zion�u maç basina 27.5 sayi, 8.7 ribaund, 7.7 asist istatistikleriyle 20 galibiyet ve 1 maglubiyetlik bir seriye sürükledi. Mount Zion, Amerika�nin en yüksek tirajli gazetelerinden USA Today�in anketlerinde ikinci siraya kadar çikti. Bu arada T-Mac sov devam ediyordu. McGrady, 54 takimin katildigi Reebok Holiday Prep. Turnuvasinda takimini sampiyon yaparken sahada 37 sayi ve 17 ribaund gibi inanilmaz performanslar ortaya koydu. Daha da spektaküler olan sey coach�unun Tracy�i maç esnasinda tüm pozisyonlarda oynatmasiydi!. Böylelikle USA Today tarafindan yilin lise oyuncusu ve AP tarafindan da North Carolina Eyaleti yilin oyuncusu seçildi. Tabii dogal olarak Mc Donalds All-America maçina davet edilerek Baron Davis, Elton Brand, Lamar Odom, Brendan Haywood ve Larry Hughes gibi oyuncularla ter döktü. Bir yil önce hiç bir büyük NCAA takiminin ilgisini çekmeyen Tracy McGrady için artik takimlar siraya girmeye baslamisti ve sezon daha bitmeden Tracy�nin Rick Pitino�nun Kentucky�sine katilacagi neredeyse kesin gibiydi. Ama tam bu sirada ortaya çikan NBA scoutlari ortaligi karistirdi. Mount Zion�un son maçlari merakli scoutlarin saldirisina ugradi. Tracy �nin kulagina birinci turda ilk bes sira içerisinde seçilebilecegi de fisildaninca T-Mac, NCAA düsünü ve Kentucky�i bir kenara birakarak NBA Draftina katilmaya karar verdi. McGrady basin mensuplarinin NBA�e gitmek için erken olup olmadigi seklindeki sorularina: �Sanirim bu ben ve ailem için en iyi karar. Koleje gitmeyi düsünüyordum ama benim hayalim zirveye ulasmakti. Su anda bu hayalimi gerçeklestirme sansina bekledigimden daha önce sahip oldum.� sözleriyle cevap veriyordu. Krause�un suya düsen, Pippen�McGrady takasi Tracy, 1997 NBA draftina katilarak Kevin Garnett�le baslayan Kobe Bryant ve Jermaine O�Neil�la devam eden liseli yildiz zincirine eklenen yeni bir halka oldu. Draft gecesine yaklasilirken Tracy McGrady�nin en büyük taliplisi Chicago Bulls�tu. Michael Jordan, Scottie Pippen ve Dennis Rodman�li efsanevi kadro yildan yila yaslanmaktaydi. Bir anda Jordan�in veya Pippen�in emekli olmasiyla büyük bir çöküs yasamaktan korkan Chicago GM�i Jerry Krause, draft planlarini Tracy üzerine kurmustu ve takimin geleceginin T-Mac oldugu inancindaydi. Bu yüzden Scottie�yi Vancouver�a gönderip onlarin 4. siradaki seçme haklariyla T-Mac�i kapmayi düsünüyordu. Ama bu plan Jordan�in kulagina gidince majestelerinin tepkisi korkunç oldu. Hemen Krause�u arayarak böyle bir takasin gerçeklesmesi halinde bir sonraki gün düzenleyecegi bir basin toplantisiyla emekliligini açiklayacagini söyleyerek tehdit etti. Çünkü Pippen, Jordan�in en yakin arkadaslarindan biriydi. Birlikte iyi-kötü anilari vardi ve aslina bakarsaniz bu birliktelik her iki oyuncunun kariyerine de karsilikli olarak çok sey katmisti. Krause bu telefon konusmasinin ardindan artik T-Mac�in bir hayal oldugunu anlamisti. NBA�in en büyük yildizini gelecekte ne olacagini bilmedigi bir yildiz adayi ugruna feda edemezdi. Bunu üzerine T-Mac�i cep telefonundan arayarak üzgün oldugunu, artik onu draft edemeyeceklerini söyledi. Tracy ise soktaydi çünkü bu telefon konusmasini yaptigi sirada Drafta sadece 8 saat vardi ve o an bir hastanede Bulls doktorlari tarafindan saglik kontrolünden geçiriliyordu.

�Hayatimda ilk kez basketbol oynamaktan keyif almiyordum. Tanrim ligin en kötü takimiydik!! Madem beni seçti niye oynatmiyordu ki?! Play off�lara falan da gittigimiz yoktu. Öyleyse beni biraz takima koysaydi. Sisteme alisirdim böylelikle. Sonraki sezon da takima daha iyi bir oyuncu olarak katkida bulunabilirdim� Tracy McGrady


[image]http://www.gencbasket.com/images/mcgradyraptors.jpg[/image]

Darrel Walker Bunalimi
Chicago tarafindan hayal kirikligina ugratilan McGrady, ilk 10 sira içerisinde seçilme ümitlerini kaybedip ilk tur için dua etmeye basladigi bir anda 9. sırada Toronto Raptors tarafindan seçildi. Bu sirada Isiah Thomas, Damon Stoudamire ve Marcus Camby�nin etrafinda yeni bir takim olusturmaya çalisiyordu. Takimin basina getirilen Darrel Walker ise, genç dinamik ama tecrübesiz bir coach�tu. Büyük umutlarla girilen 1997-98 sezonuna 2 galibiyet ve 22 maglubiyet ile baslaninca bir anda gelecekle ilgili kurulan pembe hayaller unutuldu ve takimda, Isiah Thomas�in yöneticiligi birakmasi ve en büyük yildizlari Damon Stoudamire�in takas olmak istedigini söylemesiyle, büyük bir dagilma basladi.

En sonunda Raptors�ta kalan tek elle tutulur oyuncu 16.5 sayi ortalamasi ile takiminin en büyük skor gücünü teskil eden Doug Christie�ydi. Haliyle basin, Darrel Walker�a elestiri oklarini yönelterek Walker�in üzerinde güzel bir atis talimi yapti. Walker da hirsini elinin altindaki çaylak McGrady�den çikartmaya basladi. Onu antrenmanlarda hirpaladi. Belki de herkesten çok bagirdi, çagirdi. T-Mac, Walker�in odasinda durumdan rahatsiz oldugunu söylediginde aldigi tek cevap daha siki çalismasi gerektigi yönündeydi. Tracy bu dönemi hayatinin en kötü günleri olarak niteliyor: �Hayatimda ilk kez basketbol oynamaktan keyif almiyordum. Tanrim ligin en kötü takimiydik!! Madem beni seçti niye oynatmiyordu ki?! Play off�lara falan da gittigimiz yoktu. Öyleyse

beni biraz takima koysaydi. Sisteme alisirdim böylelikle. Sonraki sezon da takima daha iyi bir oyuncu olarak katkida bulunurdum. Tracy McGrady


[image]http://www.gencbasket.com/images/tmactoronto.jpg[/image]

Kobe Psikolojik Yardim Servisi
T-Mac bu zor günlerini o zamanki en iyi arkadaslarindan Kobe Bryant�in da yardimiyla atlatmaya çalisti. Kobe de liseyi bitirdikten sonra sonra Kolej yerine dogrudan NBA�e geçis yaptigi için kimi zorluklara gögüs germek zorunda kalmisti. Bu yüzden T-Mac, kendisini en iyi anlayacak kisinin Kobe olacagini düsünüyordu. Bu dönemde T-Mac her firsatta Kobe�nin evinde yatiya kalmaktaydı. İkili eski karate filmleri seyredip playstation oynayarak hayatın anlamına kadar derin konularda dertleserek vakit geçiriyorlardı. Tabii her firsatta da beraber idman yaptiklarini söylememize gerek yok sanirim. Bugün bu arkadaslik iliskisinin nasil oldugunu merak ediyorsaniz. Dogal olarak eskisi gibi degil. Tracy, Kobe�yi sevdigini belirtmesine ragmen onun degistigini söylüyor. Zaten Kobe�nin de üç sampiyonluk yüzügüne ragmen NBA�in hem en sevilen hem de en çok nefret edilen genç yildizi olmasinin nedeni kisiligindeki bu degisim. Konumuza geri dönersek; Tracy, Walker�la olan problemlerini kendi eksikliklerine ve yeteneksizligine bagliyordu ve gittikçe kendisine olan güvenini kaybetmekteydi. Walker da T-Mac�in gözünün yasina bakmiyordu. T-Mac�in neredeyse depresyona girdigi bu günler, Walker�in �sutlanmasiyla� sonra erdi. Butch Bizi Gözetliyor All-Star haftasonundan sonra Walker�a kapinin gösterildigini ve yerine çok sevdigi asistan coach Butch Carter�in getirildigini ögrenen T-Mac seviçten havalara uçuyordu. Butch Carter�in ilk yaptigi is Tracy�e ne kadar güvendigini ve onun ileride bir yildiz olacagina inandigini söylemek oldu. Ve ondan tek bir sey rica ettigini, her idmandan sonra yaklasik bir saat sut atmasini istedigini söyledi. Tabii Tracy�nin bilmedigi birsey vardi. Butch Carter, Tracy�nin çekingenliginin farkinda oldugu için salonun çesitli noktalarina dogrudan kendi odasina baglanan kameralar yerlestirtmisti. Böylelikle Carter, T-Mac�i tedirgin etmeden sut idmanlarini takip edebiliyordu. Butch Carter�in Tracy üzerindeki ilgisi bu kadarla da kalmadi. Carter, Tracy için kendisini ifade etmekte zorlandigini farkederek özel bir basin danismani ve beslenme düzenine dikkat etmesi için de bir asçi tutmustu. T-Mac çalkantili geçen çaylak sezonunu 7.0 sayi, 4.2 ribaund ve 1.5 asist ortalamasiyla tamamladi. Sezon bitimiyle beraber Carter, Florida�da Tracy�nin evini ziyaret ederek onu yaz aylari boyunca özel olarak çalistirdi. Onu kardesine ait basketbol yaz kampina götürdü. Birlikte T-Mac�in gelisimi için neler yapabileceklerini konustular. Böylelikle Tracy�nin ona duydugu güven gün geçtikçe artiyordu.

Kuzen Vince
Belki hatirlarsiniz bir dönem Chicago�da yasayan ve bir gazetede çalisan Larry ve Balky isimli iki sempatik kuzeninin komik maceralarini konu alan bir televizyon dizisi vardi. Bu dizide, ne olursa olsun her bölümde kuzenler, birbirlerini koruma iç güdüsüyle hareket ederek karisik olaylardan kurtulmayi beceriyorlardi. Tracy�nin kuzeni Vince Carter, North Carolina�da geçirdigi basarili NCAA kariyerinin ardindan NBA�e ilk adimini attiginda ve draftta takas yoluyla Raptors�a geldiginde aklimda bu dizinin Toronto versiyonu canlanmisti bir anda. Vince, NCAA�de en sevdigim oyunculardan biriydi. Antawn Jamison, Ed Cota ve Shammond Williams�la beraber Tar Heels�de ortaya koydugu oyun bir çok kisiyi büyülemisti ve Vince de McGrady gibi çemberi gördügü zaman acimasi olamayan bir oyuncuydu. Bu yüzden ikisinin birlikte oynadigi maçlar hele T-Mac bir yaz boyunca sut idmani yapip agirlik çalisarak kendisini güçlendirdikten sonra şova dönüsmeye adaydi. Ama Tracy 1998-99 sezonunda hep spektaküler kuzeninin gölgesinde kaldi ve bir türlü hedefledigi ilk bes içindeki yeri alamadi. Kuzeni VC, 18.3 sayi ve 5.7 ribaund ortalamalariyla Yilin çaylagi ödülünü (Rookie of the year) kaparken NBA�deki ikinci sezonunda T-Mac, 9.3 sayi ve 5.7 ribaund ortalamariyla ancak benchten katki yapti.

Merhaba Playoff
Tracy, 1999-00�e yine takimin benchten gelen gizli silahi olarak basladi. Ama T-Mac, sezon ilerledikçe takim için ne kadar önemli bir oyuncu oldugunu gösterdi. Öncelikle pivot disindaki tüm pozisyonlarda oynayabiliyordu. Sonra savunmasi da yaptigi agirlik idmanlariyla güçlenmesi sonucunda gelismisti. T-Mac, hem kritik anlarda ekstra sayilara imza atiyor hem de rakibin en skorer isimlerine göz açtirmiyordu. Saha içindeki bu gayreti sonunda kendisini ilk bese tasidi ve kuzeni Vince Carter�la beraber NBA�in en tehlikeli ikililerinden birini olusturdular. Bu ikilinin ne kadar etkili oldugu All-Star haftasonunda gözler önüne serilecekti. Slam Dunk yarismasina katilan Vince&T-Mac birbirinden enfes smaçlara imza atti. Vince, finalde Steve Francis ile giristigi inanilmaz mücadeleden galip ayrilirken T-Mac 3.lükle yetinmek zorunda kaldi. Tabii Vince�in kendisine sampiyonlugu kazandiran son smaç denemesinde T-Mac �in yardimini istedigi ve Vince�e verdigi mükemmel bounce pass ile kuzeninin sampiyonlugunda önemli bir rolü üstlendigini belirtelim. Yalniz bahsettigimiz bu smaç sonrasinda Vince�in bu ekstra hareketle Tracy�i kullandigi. Birlikte daha siki çalismalari halinde ikisinin de finale çikabilecegi ama Vince�in bencillik yaparak en �baba� hareketi kendisine sakladigi yönünde dedikodular da ortada dolasmaya baslamisti. Sezon sonuna gelindiginde Vince�in 25.7 sayi ortalamasi ve Tracy�nin 15.4 sayi, 6.3 ribaund ve 3.3 asistlik çok yönlü oyunu Toronto�ya tarihinde ilk kez playoff�a katilma hakkini kazandirdi. Ve ilk turdaki rakip güçlü New York Knicks�ti. Takimin 1 numarali yildizi Vince, seride inanilmaz derecede heyecanli ve gergin gözükürken %30 gibi düsük bir sut yüzdesiyle oynadi. T-Mac ise kuzeninin aksine oldukça rahatti bu kez. Sanki sinirleri alinmis gibiydi ki bu rahatligin sebebi belki de daha playofflar baslamadan Toronto�dan ayrilmayi kafasina koymus olmasiydi. T-Mac, serinin daha ilk maçinda 25 sayi ve 10 ribaundla oynayip sahada oldugu dakikalarda Knicks�e büyük eslesme problemleri yaratacagini gösterdi. Ayrica Knicks�ten hangi oyuncuyu savunursa savunsun bunda basari saglamasi bir baska artisiydi. T-Mac �Kaybedecek hiç bir seyim olmadigini hissediyordum. Özgürdüm.� sözleriyle bu serideki ruh halini anlatiyordu. Ama daha komplike bir takim olan Knicks, Vince�in durdugu bu seride T-Mac�in çabalarina (16.7 sayi, 7.0 ribaund, 3.0 asist) ragmen Toronto�yu 3-0 ile süpürdü. Serinin hemen ardindan Tracy, Toronto�daki tüm esyalarini toplayak Florida�ya uçtu. Bu onun bir Raptor olarak son kez Toronto�ya gelisiydi�

�Toronto�dan ayrilamam kisisel birsey degildi. Ama evimden bu kadar uzakta, sogukta, ailem olmadan -sahip oldugum tek aile takimken- burada yasamak çok zordu.� Tracy McGrady

Elveda Toronto
Tracy artik free agent olmustu. Ve aslina bakarsaniz Toronto�daki hemen hemen hiçbir seyden memnun degildi. Her ne kadar Tracy: �Toronto�dan ayrilamam kisisel birsey degildi. Ama evimden bu kadar uzakta, sogukta, ailem olmadan -sahip oldugum tek aile takimken- burada yasamak çok zordu.� diyerek takimdan ayrilmasiyla Vince�in hiçbir ilgisi olmadigi ima etse de Carter�in gölgesinde kaldigi yönünde basinda yer alan haberler moralini bozuyordu. Üstelik Vince the Prince�in en formda oldugu dönemdi. Düsünün neredeyse her hafta NBA Action Top 10�a 2-3 kez konuk olan Vince�in kimi hareketleri T-Mac�in yedigi bir bloktan ya da kaçirdigi bir suttan sonra kaptigi topla yaptigi smaçlardi ki T-Mac, televizyonda bu pozisyonlari izlerken bile sinirlerini bozulmaya baslamisti. Bunlarin üstüne bir de çok sevdigi Butch Carter�in menajerlik talepleriyle Raptors yönetimine basvurmasinin ardindan takimdan kovulmasini da eklerseniz Tracy�nin Raptors�la tekrar anlasmasi imkansizdi. Tabii bir de bütçelerinde yer açarak Tracy ve Duncan�i kapmayi hedefleyen Chicago ve Orlando�nun cazip teklifleri vardı. Simdi Tracy�nin önünde iki seçenek vardi. Chicago�da Michael Jordan karsilastirmasi altinda ezilmek ya da yildizsiz Orlando�da kral olmak�

�Gitmedim çünkü Chicago�nun Orlando�ya göre hiçbir artisi yoktu. Ben her yil Playoff�lara katilan takimlardan birine gitmek istiyordum. Bence Orlando da bunun için uygun bir takimdi. Diger bir nedeni de Florida�nin evime yakin olmasi. Evime, arkadaslarima ve aileme�� Tracy McGrady

Orlando�nun yeni sihirbazi NBA�in en genç takimlarindan Orlando Magic, lige dahil oldugu tarihten günümüze kadar, akilli oyuncu seçimleri, yüksek bütçesi ve Florida takimi olmasi sayesinde hep �elit� bir konumda olmayi basardi. 14 sezon boyuna sadece ilk üç sezonunda .500 galibiyet yüzdesinin altinda kalan Magic, takima kattigi genç yildizlarla çok hizli bir sekilde sampiyon adaylari arasinda yerini aldi. Önce skorer Nick Anderson ve üç sayi bombacisi Dennis Scott�la güçlendiler. Sonra Shaquille O�Neil denen tuhaf isimli ama çok sempatik bir uzun onlari NBA�in en tehlikeli takimlarindan biri yapti. Ardindan 1993-94 sezonunda Chris Webber takasiyla takima süper guard Anfernee �Penny� Hardaway de dahil edilince Orlando, NBA Finali oynayan kadrosunu kurmus oldu. Ama iki sezon içinde bu süper kadro dagildi. Shaq, Lakers�a gitti. Takimin çekirdek oyunculari yapilan takaslarla degisti. Tek basina çirpinan Penny de sonunda vazgeçip Arizona çöllerinin yolunu tuttu. Bu arada Orlando yönetimi FA olacak Tim Duncan için salary cap�te önemli bir bosluk yaratma çabasiyla takimi kuvvetlendirmiyordu. Ne var ki Orlando hedefledigi Duncan�i kadrosuna katamadi. Ve farkli bir strateji izleyerek Detroit�in süper yildizi Grant Hill�e ve �memleketinde� oynamak isteyecegini düsündükleri T-Mac�e bol sifirli anlasmalar önerildi. Iki oyuncunun da aklini çelerek takima getiren Orlando, böylelikle sezon öncesinde dogunun en büyük sampiyon adayi haline gelmisti. Tracy kendisini yillardir çok isteyen Chicago yerine Orlando�ya gitmesinin nedenini söyle açikliyor: �Gitmedim çünkü Chicago�nun Orlando�ya göre hiçbir artisi yoktu. Ben her yil Playoff�lara katilan takimlardan birine gitmek istiyordum. Bence Orlando da bunun için uygun bir takimdi. Diger bir nedeni de Florida�nin evime yakin olmasi. Evime, arkadaslarima ve aileme�� Tabii T-Mac, sevgilisi Clarenda Harris�le daha çok zaman geçirebildigi için de oldukça mutluydu. Harris�in konusma yöntemleri uzmani olmasi ve Tracy�e basin toplantilarinda hangi ses tonuyla nasil konusacagini göstermesi çogu zaman T-Mac�in oldukça isine yariyordu. Bu arada Vince Carter kendisiyle bir kez bile konusmadan Toronto�dan ayrilan kuzenine oldukça kizgindi. Vince ve T-Mac aylarca birbirleriyle konusmadilar. Bu durum böylece devam etti ta ki Vince �Like Mike� filminin çekimleri için gittigi Los Angeles�taki bir gece kulübünde T-Mac�le karsilasip iki süper yildiz, komedyen Eddie Griffin tarafindan baristirilincaya kadar.


[image]http://www.gencbasket.com/images/Tracy_McGradyorlando.jpg[/image]

Carter�in gölgesinden kurtulmak ve tek olmak
Grant Hill�le birlikte oynayacak olmak T-Mac�i hem heyecanlandiriyor hem de endiselendiriyordu. Hill gibi tecrübeli bir oyuncu kendisine çok sey ögretebilirdi ama Tracy�nin Orlando�ya gelmesinin nedeni Vince Carter�in gölgesinden kurtularak tek basina yildiz olabilecegi bir takimda oynakti. Bu kez de Hill�in gölgesinde yillarini harcamak istemiyordu. Ama Hill, Detroit�e kazik attigi için takdir-i ilahi mi dersiniz, T-Mac�e verilen bir sans mi? Yoksa �dandik� ayakkabilar sonucu meydana gelen bir sakatlik mi yorumu size birakiyorum; Hill, sadece 4 maç oynadiktan sonra bir daha kendisini adam gibi toparlayamayacagi ve sürekli tekrarlanan meshur sakatligini yasadi ve takimin tüm sorumlulugu bir anda T-Mac�in omzuna yüklendi.

T-Mac ise halinden memnun bir sekilde sahaya çikip önüne gelen tüm takimlarin üzerine kabus gibi çökmeye basladi. Tracy attigi 30�lu 40�li sayilarla takimini galibiyetlere tasiyinca Orlando coach�u Doc Rivers, T-Mac�in simartilmasin dan ve basin tarafindan ona kaldirabileceginden çok sorumlu luk yüklenmesinden korktugu için açiklamalarda bulunmaya basladi: �Ben takimda kimseden yildiz olmasini beklemiyorum. Sadece onun iyi oynamasini istiyorum ve ümit ediyorum ki oyunu onu bir yildiz haline getirir. Birçok oyuncudan yildiz olmasini bekleyebilirsiniz ama olamazlar. Sizin yapmaniz gereken onlari en etkili olduklari pozisyonda oynatmak. Böylelikle verimli olabilirler. Eger bu sekilde yildiz olmayi basariyorlarsa bu herkes için muhtesem. Bence Tracy, yildiz bir basketbol oyuncusu ola

cak. Benim beklentierim yüzünden degil, kendi beklentileri sayesinde. Onun standartlari çok ama çok yüksekte. Siz daha sadece Tracy McGrady�nin baslangicini seyrettiniz. Hala tam kapasitesine ulasabilmis degil. Ama herkesten çok bunun farkinda olan yine kendisi. Iste bu yüzden onu bu kadar çok seviyorum. Tracy�nin Scottie Pippen ile kiyaslandigini duyuyorum. Bu bence mükemmel olur. Bence onun kadar iyi olacak. Su anda degil ama olacak� Ama Rivers bile T-Mac�ten bir anda böyle büyük bir çikis beklemedigini itiraf ediyordu: �Tracy�nin sayi atabildigini biliyordum ama böyle sut atabildigi konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu.� Takim arkadaslari ise Tracy�nin yeteneklerinden bahsederken, coachlari Doc Rivers kadar temkinli yaklasmiyordu. Mesela Monthy Williams, Tracy�nin yeteneklerini ancak Michael Jordan�la kiyasliyordu: �Onun yetenekli oldugunu bekliyordum. Ama Jordan�dan beri her gece karsisindakileri geberten baska bir oyuncu görmemistim. Eger bakarsaniz bunu yapan adam 2.00-2.02. Shaq ve Tim Duncan adamlarini harcayabilir çünkü onlar uzun. Ama McGrady�nin size�inda ve o yasta, bir yil bounca bu kadar oyunu domine eden birini uzun zamandir görmemistim.� Tracy, belki majesteleri gibi olmasa da gerçekten attigini sokmaya baslamisti ve yavas yavas sahadaki karakteri de yerine oturmaktaydi.


[image]http://www.gencbasket.com/images/tracyrockets20.jpg[/image]

Abra Kadabra Sutlar Potaya
Insanlar merak etmekteydi: Bu çocuk Toronto�dayken böyle sut atamiyordu ki!! Orlandoya gidince takimin ismi gibi sihirli bir degnek mi degmisti yoksa?? Dilerseniz cevabi T-Mac�ten alalim: �Jump shot�larim kesinlikle Toronto�dakine kiyasla daha iyi. Ben Toronto�dayken de iyi sut atabiliyordum. Ama kendime güvenim yoktu. Sanirim asil fark bu. Simdi kendime güvenim var ve sanki her attigim sut girecekmis gibi hissediyorum. Tamamen kendine güven duygusuyla ilgili. Ben her zaman sut atabiliyordum. Eger kendinize güveniniz yoksa sutlariniz da girmez.� Ayrica Walker�in üzerinde kurdugu psikolojik baskinin oyununu ne kadar çok etkiledigi her cümlesinden de anlasiliyordu: �Umarim Doc Rivers, kariyerimin sonuna kadar benim coachum olur. Çünkü O, yaptiginiz hatalardan çok herseyinizi vererek oynayip oynamadigiza önem verir. O, oyuncularini kollayan coach�lardan biri. Sürekli bunu belli eder. Yaptiginiz hatalari önemsemez. Ama sahanin iki ucunda da kendinizi kasmanizi ister. Bu tutumu gerçekten oyunculara güven veriyor çünkü ben kariyerimde güvensizlik duygusunu birkaç kez yasadim. Hata yapacagimdan korkuyordum ve sürekli kenarda bir hareket var mi diye göz atiyordum. Simdi Doc, bizim sahaya çikip oynamamiza izin veriyor ve hatalarimizi çok da önemsemiyor. Bu gerçekten oyuncularin kendilerine olan güvenlerinin gelismesine yardim ediyor.� Tracy zihinsel bir rahatlamanin getirdigi yükselen performansi sayesinde All-Star�da ilk bes için kendisine yer ayirtti. Sezon sonuna gelindiginde ise 26.8 sayi, 7.5 ribaund ve 4.6 asist ortalamasi onu ligin en çok gelisme gösteren oyuncusu seçilmesini sagladi. 26.8 sayi ise o güne kadar 21 yas ve alti bir oyuncunun sezon boyunca ulastigi en yüksek rakamdi. Böylece takimin dizginlerini eline alan McGrady, Hill�in yokluguna ragmen takimini yetenekli guard Darrell Armstrong ve çaylak Mike Miller�la playoff�a tasidi. Toronto�yla ilk turda elenen T-Mac bu kez ikinci tur sevinci yasamak arzusundaydi. Ama rakip de Milwaukee Bucks�ti. Tracy tüm sezon boyunca Grant Hill�in yoklugunun keyfini sürmüstü ama is playoff�a gelince tek basina 3 süper yildiz: Ray Allen, Sam Cassell ve Glen Robinson�i devirebilecek miydi? Tracy bu seride adeta tek basina bir takim gibi oynayarak sahada kaldigi ortalama 44 dakikada 33.8 sayi, 8.3 asist ve 6.5 ribaund�luk performansiyla Bucks�a kafa tuttu hatta bir maç da aldi ama T-Mac�in play off rüyasi yine erken sona ermisti.

Müzmin Sakat: Grant Hill
T-Mac artik hem kendisini NBA�e kanitlamis hem de kendisine olan güvenini pekistirmisti. Ama yasli oyuncularin 21 yasindaki bir lider olarak kabul etmekte zorlanmasi ve Bucks karsisinda tek basina kalmanin verdigi sorunlar nedeniyle artik Grant Hill�in saglikli bir sekilde oynamasini diliyordu. Üstelik Patrick Ewing gibi veteran bir NBA devi ve Horace Grant gibi usta bir oyuncu da takima katilarak pota altinin güçlenmesini saglamisti. Tam kadro olurlarsa belki playoff�larda iyi isler yapabilirlerdi. Ama Hill, yine birinden beddua isitmis olacak ki daha lige yeni basladik derken sezonu kapatti. Ve bir kez daha tüm sorumluluk T-Mac�e yikildi. Çünkü Ewing artik kariyerinin sonuna gelmisti ve �20 sayi, 10 ribaund, 3 blokluk� günler geride kalmisti. Darrell Armstrong�a gelince; bir kaç sezon takimi sürükleyen isim olmasina ragmen her yil bir önceki performansini aratarak siradan bir guard olmaya dogru ilerliyordu. Bir yil öncesinin yilin çaylak oyuncusu seçilen Mike Miller ise iyi niyetli ama deneyimsizdi. Yine de tek kisilik ordu T-Mac, takimini sirtlamayi basardi ve bu performansi onun ikinci kez All-Star maçina seçilmesini sagladi.

Orlando�nun Büyücüsü
Philly�deki 2002 All-Star Maçi gerçekten bir çok ilginç olaylara ev sahipliginde bulundu. Allen Iverson�in yaptigi çilgin parti olay oldu. MVP seçilen Kobe Bryant, bencil oyunu nedeniyle �hemserileri� tarafindan ****alandi. Ve Michael Jordan�in bos potaya kaçirdigi smaç, belleklerde yer etti. Ama T-Mac, maç içerisinde öyle bir smaç yapti ki 2002 All-Star haftasonuna damgasini vurdu. Bir hücum sirasinda rakip potaya sakin sakin yaklasan T-Mac, aniden çildirarak topu panyaya firlatti sonra da havada yakalayip inanilmaz bir smaça imza atti ki bu hareket uzun yillar boyunca insanlarin hafizasindan kazinabilecegini sanmiyorum.

T(erminatör)-Mac
T-Mac, 25.6 sayi, 7.9 ribaund ve 5.3 asist ortalamasi ile sakatliklarla bogusan takimini 44-38�lik galibiyet oraniyla yine playoff�a tasimayi becerdi ve All-NBA 1.takimina seçildi. Herkes T-Mac�in bu sefer play-off�larda neler yapabilecegini merak ediyordu. Yoksa yine tek basina rakip takimlara kafa tutmak zorunda mi kalacakti? Cevap maalesef evet oldu. T-Mac sirasiyla 20, 31, 37 ve 35 sayi atmasina ragmen diger oyuncularin nerdeyse hiç katki saglamamasi sonucunda Orlando, Baron Davis�in Hornets�ina 3-1�lik skorla elendi. Bu sekilde sonra eren bir sezonun ardindan artik tüm gözler bir kez daha Grant Hill�in üzerindeydi. Ve doktorlardan müjdeli haber geldi: Hill iyilesti!! Tabii geçtigimiz sezonlarla kiyaslaninca seyrettigimiz, Hill�in iyilesmis haliydi. Hatta düsünün adam 29 maç sakatlanmadan dayanarak bir rekor bile kirdi kendi çapinda. Ama yine sezonun ortasinda Grant Hill�e doktor, T-Mac�e de çile yolu gözüktü. Tracy yine pes etmedi. Bu kez iyice Terminatörlüge soyunarak 32.1 sayi gibi insan üstü bir istatistik yakaladi (1992-93 sezonunda Michael Jordan�in 32.6 ortalamasindan sonra ki en yüksek sayi ortalamasi) ve sayi kralligina sonunda ulasti. Tracy, sadece saha içinde yaptiklariyla degil örnek davranislariyla da gündeme geldi. Örnegin 2003 All-Star maçina çikacak Michael Jordan�a kendi yerini vererek ilk beste baslatmak istemesi tüm basketbol severlerin alkisini aldi.


[image]http://www.gencbasket.com/images/rocketstracy.jpg[/image]


Houston Rockets'lı T-MAC

2004-2005 Sezonunda Rockets'a transfer olan Tracy, bu yılda adidasın reklam kampanyası ile T-MAC ismi kalıplaştı. 26 yaşındaki T-MAC unutulmaz yıldız olmaya doğru geleceğe doğru emin adımlarla ilerliyor. 9 yıldır NBA'de oyuncu olan McGrady 2005 yılı sonuna kadar 556 maç yaptı. Bu maçlarda 3604 ribaunt aldı, 2459 asist yaptı, 12446 sayı attı. Son Olarak Katrina Kasırgasında zarar görenlere bizzat yardım etmesi herkes tarafından takdir edildi.


[image]http://www.imagestation.com/picture/sraid210/p84a2f3893790d81d33dc97a5ec070ca7/edaa802e.jpg[/image]

Alıntıdır...




Cagino7 -> RE: Biyografiler (13/6/2007 11:10:35 PM)

[image]http://magazine.continental.com/images/2007_jan/idea-makers/lebron-james.jpg[/image]


Basketbola pek ilgim olmamasına rağmen severim bu herifi :D...


LeBron James

Pozisyon Kısa forvet
Lakap "King James", "The Chosen One", "Video-Game James"
Boy 6 ft 8 in (2.03 m)
Ağırlık 240 lb (109 kg)
Doğum 30.12.1984
Akron, Ohio
Lise Klübü St. Vincent - St. Mary Lisesi
Akron, Ohio
Draft 1. sıra, 2003
Cleveland Cavaliers
Aktif Olduğu Yıllar 2003–devam ediyor

[image]http://www.gencbasket.com/images/290406lebron.jpg[/image]


LeBron Raymone James (doğum 30 Aralık 1984), şu anda NBA'in Cleveland Cavaliers takımında oynamakta olan Amerikan profesyonel basketbolcu. Kendisine "King James" (Kral James) ve "The Chosen One" (Seçilmiş Kişi) lakapları takılan James, henüz lisede iken geleceğin NBA yıldızlarından birisi olarak gösterilmişti ve Ohio'da üç kez "Bay Basketbol" seçilmişti. 18 yaşındayken, 2003 NBA Draftı'nda Cavaliers tarafından seçildi.

Henüz NBA'de oynamaya başlamadan, Nike firması ile 90 milyon dolarlık bir ayakkabı kontratı imzaladı. Ardından da, NBA'de birçok "en iyi genç oyuncu" rekoru kırdı. İlk yılında, NBA Yılın Çaylağı Ödülü'nü kazandı ve bu sezonu takip eden üç sezonda da All-Star'a ve NBA'in en iyi takımına seçildi. Takımı Cavaliers'ın 2006 ve 2007 sezonlarında art arda iki kez playoff'a kalmasında önemli rol oynamıştır. 2007 playofflarında, takımı Cavaliers, 1992'den beri ilk kez Doğu Konferans Finali'ne ve tarihinde ilk kez de NBA Finalleri'ne çıkmıştır.

James, 2004 yılında Atina'da bronz madalya kazanmış olan Amerika Birleşik Devletleri Millî Basketbol Takımının bir üyesidir. Ayrıca 2006 sezonunda NBA En Değerli Oyuncu Ödülü oylamasında ikinci olmuştur.Takımını halen oynanmakta olan 2007 nba finallerine taşıdı.Şu anda basketbol oynayan en iyi small forward olarak gösteriliyor.Cavs takımında 23 numarayı giymektedir.

Kaynak için tıkla...




Kimi -> RE: Biyografiler (14/6/2007 1:05:14 AM)

[image]http://www.nndb.com/people/924/000107603/jason-kidd-2.jpg[/image]
Adı: Jason Fredrick Kidd

Boy: 6' 4"

Kilo: 212 lbs.

Pozisyon: Guard

Doğum Yeri: San Fransico, California

Doğum Tarihi: March 23, 1973

Kolej Takımı: California '96

NBA Takımı: New Jersey Nets

Tam adıyla Jason Frederick Kidd, havayolu müfettişi bir baba ve banka memuru bir annenin çocuğu olarak 23 Mart 1973’te California Alameda’da dünyaya geldi. Çocukluğunda, Jason’ın favori sporu futboldu. (Hayır, Amerikan futbolu değil bildiğimiz futbol!) Basketbolla resmi tanışması 3. sınıftayken yanına gelen 4. sınıfların basketbol takımlarında onu görmek istemeleriyle olmuştu. Böylece Kidd, Saint Joseph of Notre Dame lisesi basketbol takımına giriyordu. 1990-91 sezonunda takımı California Division 1 eyalet şampiyonluğunu kazanırken genç Jason’ın payı inkar edilemeyecek derecede büyüktü. İkinci senede aynı başarı tekrarlanmıştı. Okulun iki senede yaptığı 69 maçtan 63’ünden galip ayrılması Kidd’in ne kadar yetenekli olduğunu gösteriyordu. Aslında maç başına yakaladığı 25 sayı, 10 asist, 7 ribaund ve 7 top çalmalık performansı da bunu gözler önüne seriyordu. Onun bu başarısının temelleri aslında Oakland’in asfalt sokak sahalarında atılmıştı. Jason, Alameda’dan idi. Yani şehrin “düzgün ve temiz” tarafından. Bu da onu diğer zenci sokak oyuncularından farklı yapmaya yetiyordu zaten. Fakat o, sadece geldiği yerle değil oynadığı oyunla da farkını gözler önüne sermişti. (Evet Kidd’in inanılmaz pas kabiliyetinden bahsediyorum.) O ,sanki takım arkadaşlarının -hatta onlardan bile önce- nereye gideceğini kestirebiliyordu. Bu özelliğiyle kendini sokakta kabul ettirdi ve o sıralar NCAA’de Oregon Ducks’ın yıldızı Gary Payton ile tanışma ve tabi maç yapma fırsatı buldu. (NBA yıldızlarından size Payton’ı anlatmalarını isteseniz size ilk önce ne savunmasından ne de hücumundan bahsederler. İlk söyleyecekleri özelliği onun maç boyunca durmayan çenesi olacaktır. Evet Payton NBA’in en kıdemli savunmacılarından biri bu konuda herkes hemfikir, ama bunda rakibiyle konuşarak onu demoralize etmesinin payı yadsınamayacak derecede büyük.) Payton’a göre Jason çok yetenekli bir gençti ve özellikle hücumda takımını sırtlayabilecek, sorumluluk alabilecek kapasitedeydi, fakat savunması yeterli seviyede miydi? Bu noktada Gary nam-ı diğer ‘The Glove’ (rakibini eldiven gibi sardığı söylenir) devreye girmiş ve Kidd’e bir eğitmen edasıyla yaklaşmıştı. Tabi bir sokak basketbolcusundan nasıl bir eğitmen olabilirse ancak öyle... Payton karşısında savunma olarak Jason’ı gördüğünde ona daha fazla yüklendiğini, daha sert oynadığını, çamurluk yaptığını ve tabi en çok ona konuştuğunu inkar etmiyor. Fakat bunların hepsinin onun sertliğe alışması ve sert oynaması için gerekli olduğunu da söylüyor. Payton onla yaptığı her maçtan sonra kendisini evdekilere şikayet ettiğini ama ertesi gün daha bir azimle onu durdurmak için gene asfalt sahada onu beklediğini de ekliyor. Jason ise o zamanlardaki eğitmeni hakkında övgüyle söz ediyor: ”Kuralları en iyisinden öğrendim”. Bunlar olurken Jason henüz 14 yaşındaydı ve okulu Saint Joseph of Notre Dame başarıdan başarıya koşuyordu. Bu başarılar yetenek avcılarının iştahını kabartmıştı. Jason ilk ciddi üniversite bursu teklifini o sene -yani 14 yaşında- bir mektupla aldı. “Şimdiden mi?” diye düşünüp yanlış olabileceğine karar verip teklifi geri çevirdi. İyi olduğunu biliyordu fakat o kadar da değildi. Kim bilir kaç kalburüstü oyuncuya bu tip teklifler yapılmış ve kim bilir kaçı buna “Evet” diyip harcanmıştı. Fakat o sıralar Kidd’in çevresine baktığınızda bu teklifin adeta “geliyorum” dediğini görebilirsiniz. Okulunda Jason Kidd tişörtü adeta bir üniformaydı. Giymeyene adeta uzaylı gözüyle bakılıyordu, röportajlar gazete haberleri de cabası... Ve Jason’ın okulundaki son senesi gelmiş çatmıştı. Bu da ertesi sene için bir üniversite seçimini beraberinde getiriyordu. Daha sonra seçeceği California, o sene başında kafasında oluşturduğu 5 kolejden biri değildi. Hatta California’yı hiç “resmi” olarak ziyaret etmemişti. Düşünülenin aksine California koçu Lou Campanelli ile de hiç bir bağlantısı yoktu. Tüm bunları bir terazinin “olumsuzluklar” kefesine koyarsanız diğer kefeye çok değerli bir şey koymalısınız ki seçiminizi o üniversiteden yana yapmanız için ağır bassın. Jason için California’nın tek olumlu yanı “evine, yuvasına yakın” olmasıydı. Hatta o kadar yakındı ki öğretmenlerle sokakta, sporcularla spor salonunda veya asfalt sahada kim bilir kaç kez karşılaşmıştı. Sonuçta Kidd, elinde USA Today’in High School Player of the Year ödülü, kolej ligleri asist krallığı ve biri önceki seneden toplam iki California Player of the Year ödülüyle California Üniversitesi’nin yolunu tuttu.

KIDD’İN NCAA KARİYERİ

Fakat işler umulduğu gibi gitmedi. Kidd koç Lou’nun devamlı takım arkadaşlarına küfretmesinden onları aşağılamasından hoşlanmıyordu. Koçluk küfrederek motive etmek değildi. Zaten Campanelli, Kidd’e karşı da özel bir ilgi duymuyor diğer oyunculara nasıl davranıyorsa ona da öyle davranıyordu. Takım Campanelli’den şikayetçiydi. Sonuçta Jason’ın ilk senesinin sonlarına doğru Campanelli’ye kapının yeri gösterildi ve yerine asistanı Todd Bozeman getirildi. İlk NCAA sezonunda 13.0 sayı, 7.7 asist, 4.9 ribaund, 3.79 top çalma ortalamalarını tutturan Kidd, Pac 10 Konferansında hem asist hem de top çalma kralı oldu ayrıca Gary Payton’a ait olan Pac 10 Konferansı top çalma rekorunu da kırdı. Koç değişikliği de hemen etkisini gösterdi ve Kidd 1993-94 sezonunda 16.7 sayı, 9.1 asist, 6.9 ribaund ortalamalarıyla konferansta adeta her istatistikte zirveye oynuyordu. Birkaç hafta sonra Jason, birkaç inanılmaz son saniye atışıyla takımı California Golden Bears’ı 93 NCAA Turnuvasına taşıdı. Maç kazandıran şutlarından ilki LSU, (LSU gözünüzde canlandırmak isterseniz 5 tane iri cüsseli 2.10’luk adam düşünmeniz yeterli!) ikincisi ise, önceki iki senenin NCAA şampiyonu Duke Blue Devils karşısındaydı. Kidd bu maçta 14 asist, 11 sayı, 8 ribaund, 4 çalmayla “normal” oyununu sergilemişti. Blue Devils, o sene de şampiyonluğun en büyük favorilerindendi -zaten duke’un favori olmadığı sene yok gibi- fakat Kidd’in game-winner’ı onları three-peat hayallerinden uyandırdı. Bu maçta Bobby Hurley’nin savunmasında attığı son saniye şutu Sports Illustrated kapağına taşınan Kidd, sophomore senesinin ardından (yani kolejdeki 2. senesi sonunda) profesyonel olmaya karar verdi. Kidd, iki senelik kısa üniversite kariyeri süresinde daha sonra Phoenix’de beraber oynayacağı Kevin Johnson’ın asist ve top çalma rekorlarını kırmıştı. 92-93 yılında aldığı PAC-10 Freshman of the Year ödülünün yanına bu sefer PAC-10 Player of the Year ödülünü ekliyordu. Ayrıca Kidd, bu ödülü alan ilk 2.sınıf öğrencisiydi.

1994 NBA DRAFTI ve DALLAS TARİHİNİN 3J’Sİ

Jason Kidd, NBA’ye adımını 1994 Draft’ında Glenn ‘Big Dog’ Robinson’ın arkasından, Grant Hill’in önünden 2. sırada Dallas Mavericks tarafından seçilerek attı. Jason, böylelikle Dallas’ın genç ilk beşindeki Jamal Mashburn ve Jim Jackson’dan sonraki üçüncü “J” oldu. Mavs sezona çok iyi başladı. Oyuncular koştukları zaman topun kendilerine geleceklerinden emin oldukları için çok rahat oynuyorlardı, kendilerine olan güvenleri tamdı. Jackson ve Mash’in 50 sayılık maçları bunun göstergesiydi. (JJack @ Denver 26/11/94; Mash @ Chicago 12/11/94).

Bu sırada Kidd box score’larda pek dikkat edilmeyen, fakat maçı kazanmak için gereken bir çok sorumluluğu alıyordu. Uzun adamlara ribandlarda yardım ediyor, takımın skorerleri sıkıştığında top kullanmaktan çekinmiyor, top çalıyor savunma yapıyor, rakibin yıldızını kilitliyordu. Yani, takım kimyasının en önemli parçasını oluşturuyordu. Jason’ın ilk senesinde bir sene evvel ligin 13 galibiyet ile son sırasında bulunan Dallas, bir önceki seneye göre 23 maç daha fazla kazandı (36 G-46 Y) ama Batı’da 10.sırayı alarak playoffların dışında kaldı. NBA tarihinde o ana kadar hiç bir rookie guard takımına bu kadar katkı sağlamamıştı. Gözden kaçan bir nokta ise bu patlamanın takımın skorerlerinden Jim Jackson’ın bilek sakatlığında 31 maç kaçırmasına rağmen gerçekleşmesiydi. Ve sezon sonunda Kidd üstün performansının karşılığını Grant Hill ile birlikte 11.7 sayı, 7.7 asist, 5.4 ribaund ve 1.91 top çalma ortalamaları ile Rookie of the Year (yılın çaylağı) seçilerek alıyordu.

Sezonu top çalma krallığında 7., asist krallığında 10.sırada tamamlayan çaylak Kidd, 4 triple-double ile bu kategoride ise ligin zirvesindeydi. Fakat sonraki sene Dallas ve Kidd için işler istenildiği gibi yürümedi. 3J’nin arasına kara kedi girdi. Bir takım için en büyük problem oyuncular arasındaki çekişmedir. Mücadele demiyorum çünkü mücadele hırsı beraberinde getirir ve bu takım başarısına yansır. Fakat çekişme takıma ve oyunculara zarar vermekten başka hiç bir işe yaramaz. Mavericks’te ortaya çıkan ilk problem Jim ve Jamal arasındaki ağız dalaşıydı. Sebebi de pek tabi hücumda alınacak insiyatifti. Hangisinin ilk hangisinin ikinci opsiyon olacağı kafaları karıştıran en önemli soruydu. İkinci fakat en az birincisi kadar önemli olan, Jackson’ın topun kontrolünü istemesiydi. Bu Kidd’in rolünü kısıtlıyordu. Takımda veteran bir lider, tecrübesiyle olaya ağırlığını koyacak biri olmaması bu tartışmayı uzattıkça uzattı. Sonunda Kidd ortamı yumuşatmaya yönelik bir kaç demeç verdi fakat söylediği şeyler yanlış anlaşıldı ve bağlar tamamen koptu. Mavs 26-56’lık dereceyle ligin en altlarına demir atmıştı. Kidd bütün bu olanlara rağmen 82 maçta forma giymiş ve istatistiklerini 16.6 sayı, 9.7 asist (lig 2.si), 6.8 ribaund ve 2.16 top çalma (lig 4.sü) ile dişe dokunur derecede geliştirmişti. Ayrıca 783 asist ve 553 ribaund rakamlarına ulaşarak 1990-91 sezonunda (Magic Johnson) sonra 700 asist, 500 ribaund rakamlarını geçen ilk oyuncu olmuştu. Regular sezonda 9 triple-double ile, Grant Hill’in ardından (10 triple-double) 2.sırada yer bulurken, 30 Ocak’ta Clippers karşısında 21 sayı, 16 asist ve 16 ribaund rakamlarına ulaşarak, 1989 sezonundan bu yana (Magic Johnson) bir maçta 20 sayı, 15 asist ve 15 ribaund rakamlarını yakalayan ve geçen ilk oyuncu oldu. San Antonio’da düzenlenen All-Star maçına 1 milyonun üzerinde oy alarak seçilirken, Dallas tarihinde All-Star maçına ilk beşte başlayan ilk oyuncu olmayı da başardı. (7 sayı, 10 asist, 6 ribaund) Tüm bu kişisel başarılara rağmen, çok yetenekli 3 gençle Dallas’ın ligin dibinde olması eleştirilerin çoğalmasına yol açıyordu. Jason’ın bunu o zaman anlaması biraz zordu fakat henüz ikinci senesinde çok önemli bir ders almıştı: Kazanmanın önemini. Dallas gibi yetenekli bir takımın bile bir kaç sıradan tartışma sonucu ligin dibine batabildiğini göz önünde bulundurursak bunu ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

DALLAS’DAN PHOENIX’E KISA BİR YOLCULUK

1996-97 sezonunda ilk 22 maçta 9.9 sayı, 9.1 asist ortalamalarını tutturan Kidd, Dallas’taki düşüşü ve bölünmeyi engelleyemeyince, 1996 Christmas’ın ertesi günü 26 Aralık 1996’da, Tony Dumas, Loren Meyer ile birlikte, Sam Cassell, A.C. Green, Michael Finley karşılığında Dallas’tan Phoenix’e takas edildi. Green gidişi ile Suns’ın cap space’inde oldukça büyük bir yer açılmıştı. Bu boşluğun gelecek için yapılacak yatırımlar için yeterli mali kaynağı sağlayacağı kesindi. Fakat Jason’ın kendine göre problemleri vardı ve bunların başında Mavericks geliyordu. Arkasında kendi başına kurtarmak istediği bir takım bırakmıştı, düzelmesi için çabaladığı bir takım. Fakat Dallas’taki bazı kimseler, Kidd gittikten sonra onun arkasından konuşmuş, çamur atmıştı. Ve Kidd’in elinden hiç bir şey gelmiyordu. Bu noktada NBA’de henüz üçüncü senesini yaşayan Jason yeni bir ders daha öğreniyordu: “Eğer kendini savunmak için elinden bir şey gelmiyorsa bırak oynadığın oyun senin cevabın olsun”

“Eğer kendini savunmak için elinden bir şey gelmiyorsa bırak oynadığın oyun senin cevabın olsun”

Jason Kidd, Phoenix forması altında çıktığı ilk maçta köprücük kemiğinden sakatlanana kadar oynadığı 20 dakikalık bölümde 6 sayı, 9 asist, 7 ribaund ve 3 top çalma gerçekleştirmişti. Ama sakatlığı Phoenix forması giymesini 21 maç erteledi. 21 maç sonunda formasına kavuşan Kidd, sezonda şut yüzdesini %38’den %42‘ye, 3lük yüzdesini de %32.3 ten %40.0’a çıkartırken, kalan 32 maçta Phoenix’e 23 galibiyet getirerek playoff yarışında büyük bir ivme kazandırmıştı. Sezon sonunda asist krallığında 4., top çalma krallığında 5.olan Kidd, Phoenix forması ile 2 triple-double yapmayı başardı. Ama o sezonki en büyük yenilik Kidd’in kariyerindeki ilk playoff maçına çıkmasıydı. Kidd’in gelişi ile regular sezonu sezonunda (Phoenix Suns, Kidd gelmeden önce, 17 galibiyet, 32 mağlubiyet ile 11.sıradaydı) 40 galibiyet, 42 mağlubiyet ile Batı’da 7.sırayı alan Phoenix 1997 NBA Playofflarında ilk turda Seattle ile eşleşti. 3.maçın sonunda seride 2-1 öne geçen Phoenix, evinde oynadığı 4.maçta Kidd’in 23 sayı, 14 asist ve 6 ribaunt’una rağmen salondan 122-115 mağlup ayrıldı. Seriyi 2-2’ye getiren Seattle son maçta 24 sayılık farkla salondan galip ayrılarak bir üst tura çıkan takım oldu. Kidd’in ilk playoff tecrübesi 12.0 sayı, 9.8 asist, 6.0 ribaund ve 2.20 top çalma ortalamaları ile noktalanmıştı.

İLK ASIST KRALLIĞI

1997-98 sezonu Suns için son derece başarılı geçiyordu. 82 maçta alınan 56 galibiyet takasın ne kadar yararlı olduğunun bir göstergesiydi adeta. Takım içinde skor yükü öyle güzel bölünmüştü ki rotasyondaki 9 oyuncunun 9 veya daha üstü bir ortalaması vardı. Bu sırada Kidd, Suns takımının bir üyesi olarak kendini kabul ettirmişti. 21 Şubat 1997’de yerel bir televizyonda muhabir olan Joumana Samaha’yla dünya evine giriyordu. (Joumana’nın babasının Türk, annesinin ise Lübnan’lı olduğunu belirteyim) Çift, 12 Ekim 1998’de çocuk sahibi olacaktı. Kidd “Phoenix’de başıma gelen en iyi iki şey” diye özetliyordu. Fakat playoff’a kaldığı da işin rengi değişti. Cliff Robinson, Penny Hardaway, Antonio McDyess, Tom Gugliotta gibi starlar bulunmasına rağmen PHX playoff ikinci turdan öteye geçemedi. Her sene bir başka sorun çıkıyordu. 97’de sorun, dönemin güçlü ekibi Payton, Kemp, Schremph, Hawkins, Mcilvaine‘i kadrosunda bulunduran Seattle’dı. 98’de ise senenin flaş çaylağı Duncan ve San Antonio’ya boyun eğiyorlardı. 1998-99’da lockout nedeniyle 50 maç üzerinden oynanan sezon sonunda Kidd ilk NBA asist krallığına ulaşırken, hem ALL-NBA First Team’inde hem de ALL-NBA Defensive Team’inde yer buldu. Fakat playoffta ilk turda Portland tarafından süpürüldüler. 1999-2000 de Kidd, 2.defa ard arda asist krallığına ulaşırken, ALL-NBA First Team’inde ard arda 2.defa üyesi seçiliyordu. Playofflarda önceki sezonun şampiyonu Spurs’u yenip tur atladılar fakat rakip Lakers’tı ve sonuç kaçınılmazdı. Başarılı regular sezonların ardından playofflarda bir türlü gelmeyen başarı herkesi rahatsız ediyordu. Bir günah keçisi bulunmalıydı.

OLİMPİK MACERA

Bir yandan Phoenix takımında bir çok sorun yaşayan ve zor günler geçiren Kidd diğer yandan 2000 senesinde Sydney olimpiyatlarında Amerika Birleşik Devletleri’ni temsil edecek kadroda ismi açıklandığında yaşadığı sevinç verdiği demeçlerden anlaşıyordu. “Uluslararası alanda ülkenizi temsil etmekten daha onurlu bir şey düşünemiyorum. Bu benim için büyük bir gurur formayı elimden geldiğince iyi taşıyacağım.” Eleme turlarında Amerika, İtalya, Litvanya, Fransa, Çin ve Yeni Zelanda’nın olduğu A grubundan namağlup bir şekilde çeyrek finallere çıkıyor ve Rusya ile eşleşiyordu. Maç 85-70 USA lehine bitiyor Kidd, Garnett (16) ve Carter’dan (15) sonra 10 sayıyla takımının galip gelmesinde önemli rol oynuyordu. Yarı finallerde ise 14.700 kişinin izlediği Litvanya karşısında 6 sayıda kalıyordu. Fakat USA maçtan 85-83 galip ayrılıyordu. Diğer yanda ise Fransa ev sahibi Avustralya’yı 76-52 ile geçerek finalde USA’nın rakibi oluyordu. Final maçında Fransa’yı 85-75 geçen Amerika şampiyonluğa ulaşırken Kidd, Carter’ın Frederick Weis’in (2.16 m) üstünden bastığı smacın asistini yapıyordu. Kidd, Olimpiyat sonunda altın madalyayla ödüllendirilen takımın gardı olmanın yanında bir de aldığı kısıtlı süreye rağme