|
zombiwan -> Half Lıfe Nos(talji)!!! (9/5/2007 7:31:13 PM)
|
HALF LİFE NOSTALJİ Bazı oyunlar vardır, beş para etmediği için yazacak bir şey bulamazsınız; hatta yapılmaları bile hakaret niteliği taşımaktadır. Bırakın aylar, yıllar geçtikten sonra hatırlamayı, bir kaç gün geçtiğinde hemen unutursunuz. Bazı oyunlar vardır, sizi bir süre oyalar. Herkesin bildiği şeyler olduğu için yazacak bir şey bulmakta zorlanmazsınız, yazılacaklar bellidir; ancak biraz sıkılırsınız... Arada bir oynarsınız; ama aradan geçen bir iki ay sonunda unutursunuz. Bazı oyunlar vardır, çıktığında büyük yankılar yaratır ve uzun bir süre adından bahsettirir. Bu oyunları yazmak hiç zor değildir ve yazmaktan zevk alırsınız. Ama bir iki yıl sonra onlar da unutulur. Bazı oyunlar vardır... Çıktığı zaman büyük yankılar uyandırmasının yanı sıra etrafını da etkiler ve bilerek ya da bilmeyerek etrafını değiştirir. Bunlar öyle oyunlardır ki, uzun süre etkisinden kurtulamazsınız. Her zaman oyun listenizde en üstlerde olur ve yıllar geçse de asla unutulmazlar... Oyunlarda ilkleri gerçekleştirmiş olmalarıyla kendi türlerine yeni bir soluk getirmişlerdir. Sürekli çıkan ek paketleri ve çeşitli oyun modlarının yanı sıra, daha sonra çıkan oyunlarda da etkileri görülmeye devam eder. Bu oyunlar hakkında da yazacak çok şey vardır. Ama yazması hiç kolay değildir! Çünkü oyunun muhteşemliğini anlatmaya ne kelimeler yeter ne de ömrünüz!!! NOS' unu yazdığım Half Life son yazdığım oyunlar arasında yer almakta ve büyük bir çıkmaz içerisindeyim. FPS türünde bir ilk gerçekleştirmesinden öte, benim PC alanındaki resmi ilk oyunum ve ilkler her zaman özeldir. Anlayacağınız bu yazıyı yazmak benim için çok daha zor olacak; ama yazması da bir o kadar zevkli... Bu oyunla ilgili o kadar çok anım var ki... Hatta benim oyunlarda kullandığım zombi nickini ilk defa bu oyunda kullanmıştım. Evet arkadaşlar, her zamanki gibi mendil stoklarınızı kontrol edin... Bu sefer daha çok peçete, mendil vb. şeylere ihtiyacımız olacak (bu arada perdelerden uzak durun, bazı arkadaşların annesi şikâyet ediyor…). Çünkü bu oyun sadece benim değil, birçok kişinin hayatında önemli bir yere sahip. Yine duygulanıp geçmişe doğru kısa bir yolculuğa çıkacağız. [image]http://agdb.net.ru/images/half-life_1.jpg[/image] [image]http://www.colinfahey.com/oldpages/apr2002_ofsave/gman05.jpg[/image] Sene 1998... Benim evdeki PC' ye (babamın taş devri bilgisayarı) dokunmamın yasak olduğu ve bu nedenle oyun ihtiyacımı arcade salonlarında karşıladığım zamanlar. Şimdiki gibi her köşe başında bir internet kafe bulunmuyordu ki gidip FPS oynayalım... Eskiden o kadar çok internet kafe yoktu, çünkü o iş fazla para getirmiyordu. Ne zaman Half Life ortaya çıktı, kafecilerin cebi para görmeye başladı ve her köşe başına bir internet kafe felsefesi ortaya çıktı. Millet, şu an hayatımızda önemli bir bilgi bankası olan, hayatımızı birçok yönüyle kolaylaştıran (bu duruma göre biraz değişir aslında...) internet için değil, Half Life oynamak için kafeleri dolduruyordu. Artık öyle bir hâle gelmişti ki, gittiğiniz kafede internete giremiyordunuz; çünkü masalarda sadece oyunlar vardı. Yani Half Life sadece FPS' ye yeni bir yaklaşım getirmekle kalmamıştı. Etrafını da etkilemişti!!! Günümüzde internet kafelerin bu kadar çok olmasının nedeni tabi ki oyunlar, ama Half Life' ın etkisi göz ardı edilemez. Çıktığı zaman gerçekten büyük bir etki yarattı Half Life. Hatta günümüzde bile hâlen kafelerde Half Life' ın multiplayeri oynanmakta. Bu oyun için yapılmış sayısız modlardan bahsetmiyorum bile... Aradan geçen zamana rağmen, şimdi bile oynandığına göre artık siz düşünün adamlar ne oyun yapmış bea ehehe. Multiplayer haritalarında lazerli ve uzaktan kumandalı bombaları kullanarak taktiksel olaylara girdiğim zamanlar çok güzeldi. Gerçi biz burada devam ediyoruz o işlere. [image]http://www.cdaccess.com/gifs/screen/halflgen4.jpg[/image] Multiplayer özelliği ile herkesin gözdesi olan Half Life' ın singleplayerını es geçmek olmaz. Çünkü singleplayer tamamen ayrı bir havaya sahipti. Sahip olduğu senaryo ve oyun yapısı sizi tamamen içine çekiyordu (hatta HL2 bunu daha bir ileriye götürdü!). Bu oyun beni içine öyle bir çekmişti ki, kafe köşelerinde bitirmek için canım çıkmıştı. Canımı çıkaran oyunun zorluğu değil, oyunumun her seferinde çeşitli sabotajlara kurban gidiyor olmasıydı ve bitirmek artık bende saplantı haline gelmişti. Oyunun ortalarına geldiğimde (her zaman aynı yere geldiğimde oluyordu bu! artık ****etlenmiş olduğumu düşünmeye başlamıştım heh) ya birisi save yaptığım yerleri siliyordu (eğer güvendiğim birisi değilse kafe sahibi para kazanmak için yapıyor diyerek o kafeye bir daha uğramazdım ehehe) ya biz taşınıyorduk ya da kafe kapanıyordu... Bu böyle sürüp gitti... Daha sonra babamın şehir dışına çıktığı bir gün oyunun orjinalini kaptığım gibi PC' ye yüklemiştim (aslında amcama yükletmiştim, suç ortağı olsun diye ehehe) ve bir solukta bitirmiştim. Ama size şunu diyeyim, oyunun başındaki trenli bölüm yüzünden kafayı yeme derecesine gelmiştim. Gidebileceğiniz bir yer yok ve aynı şeyleri dinleyerek ilerlemek beni sinirlendiriyordu. Bu nedenle trendeki bayan sesinin başka şeyler söylediğini düşünüyordum: '' Günaydın ve Black Mesa' ya hoş geldiniz. Alfabetik sektörümüzde ilerlerken tren içerisinde lütfen sigara içmeyiniz ve herhangi bir içecek, yiyecek maddesi kullanmayınız (canımız çekiyor yaw). Trenden kafa, kol gibi uzuvlarınızı çıkartmayınız. KISACA YAMUKLUK YAPIP KAFAMIN TASINI ATTIRMAYINIZ. Efendi olup bir köşede oturunuz. Ayrıca hatalı bir deney sonucu dünyayı uzaylı gibi garip yaratıkların istila etmesine izin vermek kesinlikle yasaktır...'' gibi. Neyse ki Half Life 2'de oyunu bu sıkıcılıktan kurtarmışlar. Bu tren olayı vazgeçilmez bir yapıya sahip HL' de ya neyse ehehe, konumuza dönelim biz... [image]http://prefabs.gamedesign.net/data/images/Half-Life/trai3201.jpg[/image] Doktorasını bitirdikten sonra Black Mesa' da teleportasyon deneylerinde görev alan Gordon Freeman her zamanki gibi o sıkıcı tren yolculuğunu yaptıktan sonra görev yerine gelmişti; ama yapılan deney bir felaket ile sonuçlanmış, dünya uzaylıların istilasına uğramıştı. Gordon içindeki hayatta kalma dürtüsü ile büyük bir mücadele göstermişti ve aksiyon dolu bir savaşa girmişti. Sadece Combine kontrolündeki Xen' liler ile mücadeleye girmesi yetmiyormuş gibi, askerlere karşı da savaşmak zorundaydı. Yaptığı zorlu mücadelenin sonunda Xen' e gitmiş ve Ninilanth' ı yok ederek, farkında olmadan, Xen' deki Vortigaunt' ları ve diğer esirleri kurtarmış; kendi canının derdine düşmüşken bir anda kahraman olmuştu. Tam kurtulduğumuzu düşünürken oyun sonunda karşımıza G-Man çıkmıştı. Ben gerçek hayatta bile bir insana bu kadar gıcık kapmamışımdır; ama inanın bana bu oyunu, sırf bu adama tekme tokat daldıktan sonra, onu bir güzel boğazlamak için bitirmeyi takmıştım kafaya. Ne yazık ki oyunun sonunda böyle bir zevki tadamamıştık. Aksine ya ölecektik ya da G-Man' ın hizmetine girecektik. Oyun boyu o kadar uğraşmıştık tatlı canımız için. E doğal olaraktan bu teklifi kabul etmek zorunda kalmıştık ve G amca bizi zaman yavaşlatıcı bir kapsül içine koymuştu. Tabi benim gibi inat edenler ölümü de seçmiş olabilir. Ama bu olay içime öyle bir dert olmuştu ki... Artık ikinci oyunda G-Man amcamızın işini bitiririz diye bekliyordum. Ne yazık ki o da olmadı ve üçüncü oyunu bekliyorum şimdi ehehe... Yaw bari bir kerecik elimiz kazara adamın suratına çarpsa... Bir FPS' de konunun oyuna oldukça iyi bir şekilde aktarılabileceğini göstermişti Half Life. Oyunun içinde karşımıza çıkan ufak detaylar ise ayrı bir güzeldi. Yukarıda yazdığım gibi G-Man' ın sürekli karşımıza çıkması ve yardım etmemesinden tutun, şoka girmiş doktorların hareketlerine ya da umutlarını kaybedip her şeyden vazgeçmelerine kadar her şey muhteşem olmuştu. Geçenlerde oyunu bir kez daha bitirdim. Hâlâ oynatıyor kendisini ehhehe. Oyunda en zevk aldığım şey Headcrab' ları ve zombileri levyeden geçirmekti eheh, kim sevmez ki? Hele oyundaki düşmanlarımızın birbirine daldığı bölümler yok mu! Bullsquid adındaki leopar desenli, mide sorunu olduğu için yeşil asit yollayan, uzaylı enteresan kuçukuçumuzun Headcrab' lara dalması ya da askerlerin uzaydan gelen yabancı varlıklara sataşması... Hatta Gordon' dan tırsan askerlerin duvarlara ''geber Gordon!'' gibi yazılar yazması ayrı bir eğlenceydi. E tabi uzaktan laf atmaktan öteye gidemiyorlardı ehehe. Yaratıkların zayıf noktalarını öğrenmek ve ona göre davranmak ise ayrı bir olay... Örneğin kör olan Tentacle (üç kafalı yeşil dokunaçlarımız)' i geçebilmek için el bombalarını farklı bir yere atmak, ardından bombayı attığımız yere saldırmalarını fırsat bilip kaçmak çok zevkliydi. Düşman olarak nitelendirebileceğimiz Snark' lar, yani böcükler yok mu!!! Askerlerin üzerine yolladığımızda elemanlar nasıl panik yapıyordu... Ben en çok kırmızı donlu alienlere gülmüştüm. Hatta onların Xen' e zamanında göç etmiş Marslılar olduğunu düşünüyorum, Çılgın Marslılar filmindeki uzaylılarımız geliyor aklıma onları görünce. Oyunda düşman çeşitliliği yeterli düzeydeydi. Ancak doktorların ve güvenlik görevlilerinin birbirini aynısı olması, pek hoş değildi. Ama bilimsel çalışmaların yapıldığı laboratuvar ortamında çalıştığımızı düşünecek olursak, adamların kendilerini kopyaladığını düşünebiliriz. [image]http://yannick.fleurit.free.fr/Culture/Screenshots/Half%20Life/Half%20Life%20(9).jpg[/image] Half Life' ın çıkmasından kısa bir süre sonra oyuna farklı kişilerin gözünden baktığımız Opposing Force ve Half Life Blue Shift çıkmıştı piyasaya. Opposin Force' de düşmanımız olan komandolardan birisiydik. Helikopter ile görev yerimize giderken, görevimiz ile ilgili bilgileri tam alamadan, helikopterimiz düşmüştü ve kendimizden geçmiştik. Uyandığımızda ise doktorlar bize yardım etmekteydi, nerden bilsinler onları öldürmeye gittiğimizi!.. Half-Life' daki silahlara bir iki ekleme yapmışlardı. O yeşil topları etraftan toplayıp canlı silahımıza (Spore Launcher) yedirdiğimiz, hatta onu sevdiğimiz günler yok mu... Hatırlarsanız HL’ de ilerleyebilmek için Tentacle’ i yok etmemiz gerekiyordu ve bunun için laboratuar mekanizmasını çalışır hale getirmemiz gerekmekteydi (malum deneyden sonra olan patlamalar falan ortalığı dağıtmıştı). Aynı olay Opposing Force’ de de vardı; ancak bu sefer uzaylı dediğimiz tek gözü kalmış canavarı halletmemiz için ‘’flush toxic waste’’ yi çalışır hâle getirmemiz gerekmekteydi. Biliyorsunuz HL’ de etrafımızdakilerle işbirliği yapmamız gereken yerler oluyordu. Ama Opposing Force’ de bu takım çalışması olayı daha fazla öne çıkıyordu. Askerlerin ‘’Yes Sir’’ diye bağırıp işimizi halletmesi çok eğlenceliydi. Ahh ah, nerede o eski günler... Half-Life' ta gözlerim G-Man' ı arardı. Opposing Force ve HL Blue Shift' te ise Gordon Freeman'ı... Doğrusu önceden oynadığımız oyun karakterini görmek beni feci heyecanlandırıyordu. HL Blue Shift' te ise sevgili güvenlik görevlisi Barney Calhoun' u yönetiyorduk. Bu iki oyun dışında Half Life üzerinden çıkarılmış Counter Strike ve Team Fortress' te oldukça önem taşımakta. Ama şimdi Half Life' ın modlarını anlatmaya başlasam, bu yazı hiçbir zaman bitmez. [image]http://www.gamextr.com/oimg/60.jpg[/image] [image]http://www.counter-smap.com/images/dossiers/blueshift/2.jpg[/image] Evet, bir NOS yazımızın sonuna daha geldik arkadaşlar. Hayatımın yarısını oluşturan Half Life' ı sizlere hatırlattım ve gönül rahatlığıyla gidebilirim artık. Efendim? Ben de mi hatırlamış oldum? Arkadaşlar, benim aklımdan hiç çıkmıyor ki zaten eheheh. Arada bir bitiririm ben o oyunu. Darısı bu oyunu hiç oynamamış olanlara… Bu devirde Half Life oynamayan mı kaldı demeyin arkadaşlar, var tabi. Neyse, kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın, hoşçakalın. Kahraman-3S-
|
|
|
|