Dün gece oturup yazdığım ufak bir skeç. Şimdiden okuyan arkadaşlara sonsuz teşekkür. Yorumlarınızı bekliyorum arkadaşlar... (Bir Mahkemenin Giriş Kapısı - Önünde ise sıralarını bekleyen iki davazede)
Hilmi- Merhaba kardeş.
Vural- Merhaba.
Hilmi- Benim adım Hilmi.
Vural- Memnun oldum Hilmi bey.
Hilmi- Eee?..
Vural- 'Eee' ne? Ne 'eee'si?
Hilmi- Adınızı söylemeyecek misiniz?
Vural- Adımı durduk yere niye söyleyecekmişim ki?
Hilmi- Niye mi? E, ben adımı söyledim ya! Sizinde söylemeniz lazım. Bu yılların adetidir.
Vural- Tamam işte, "ben adımı söyledim" diye kendiniz itiraf ediyorsunuz! Bana adımı sordunuz da, ben mi söylemedim? Yoo... Adınız Hilmi ise Hilmi'dir kardeşim, banane yani! Adı her Hilmi olana, adımı söylemek zorunda mıyım?
Hilmi- Şey... Yani...
Vural- Yoksa dünyada tek Hilmi olarak siz kaldınızda, sizi tanık koruma programına falan mı aldılar?
Hilmi- Yoo... Pardon, tanık koruma programı nedir?
Vural- Vural!
Hilmi- Vural mı? O ne ya?
Vural- "O ne ya?" diye sorduğunuz şey benim adım olur. Şaşırdığınıza göre pek beğenmediniz ismimi. Diyorum ki hazır mahkemedeyken, arzu ederseniz ismimi değiştirebilirim.
Hilmi- Yok yok, Estağfurullah! Siz beni yanlış anladınız. Eğer bi alınma olduysa özür dilerim yani. İnanın, isteyerek olmadı.
Vural- Ne o? Seni nezaketten mi dava ettiler?
Hilmi- Anlamadım?
Vural- Anlamazsın tabii... Zaten günümüzde artık ya anlarsın, ya da yanlış anlarsın. Zaten hep bu yanlış anlamalar yüzünden kuruldu mahkemeler. Halbuki hiç gerek yok ki, biz davalı ve davacı olarak, kendi aramızda paşa paşa halledecekken, mahkemelerde boş yere sürünüyoruz... Dimi efendim?
Hilmi- Evet tabii tabii... Pardon, şeyi soracaktım. Nezaketten derken, neyi kastetmiştiniz? Öğrenebilir miyim?
Vural- Neyse, anlaşıldı. Bakın, sizde beni anlamıyorsunuz... Artık kimse karşısındakini dinlemiyor bile. Ya biriside çıksın, beni yanlış anlasın, buna bile razıyım. Bırakın yanlış anlaşılmayı, artık hiç anlaşılmıyorsunuz.
Hilmi- O zaman ben en iyisi daha fazla uzatıp canınızı sıkmayayım.
Vural- Yoo öyle demek istemedim, aslında konuşmak güzel geldi. En azından vakit geçiyor. Öbür türlü, anlayacağınız... Yani anlamayacağız, kafayı yiyecek gibi oluyorum.
Hilmi- O zaman konuşmaya ben bi soruyla başlayayım... Hayırdır inşallah, niçin burdasınız?
Vural- Siz bu soruyu en iyisi pas geçin. Anlatsam bile inanmazsınız çünkü.
Hilmi- Anlıyorum.
Vural- Hiç zannetmiyorum... Peki siz neden buradasınız?
Hilmi- Davamız vardı da, duruşmaya geldik.
Vural- Yapma be! Ciddi misiniz? Allah' ınızı seviyorsanız doğruyu söyleyin, inanmam! Bakın Allah'ın adını verdim!
Hilmi- Bunda şaşıralacak bişey yok efendim, burası bir mahkeme. Duruşma için gelmiicez de, niye gelicez?
Vural- Bende onu soruyorum ya zaten. Duruşmaya gelme sebebiniz nedir yani?
Hilmi- Anlamadım?
Vural- En iyisi boşverelim, ne kendinizi yorun ne de beni... Ulen, koskoca dünyada milyon tane mahkeme var, burda bile en hıyarı beni buluyor!
Hilmi- Efendim?
Vural- Yok bişey yok... Allah yardımınız olsun diyordum.
Hilmi- Sağolun sağolun. Ama şimdi boş yere Allah'ı yormaya hiiç gerek yok! Aramızda kalsın, hakim bey bizim bi tanıdığımız oluyor.
Vural- Hadi ya. Kendileri tam olarak neyiniz oluyor?
Hilmi- Şimdi bu Hakim bey, bizim amca oğlunun kız kardeşinin bir arkadaşının kocasının erkek kardeşinin her gün süt ve sigara aldığı bakkalcı Hüseyin abinin oğlu oluyor! Hemde öyle böyle değil! Öz mü öz oğlu!
Vural- Yapmayın yav, ne kadar da şanslısınız. Şaşırmamak insanın elinde değil gerçekten. Süt verenin oğlu demek. Hemde öz oğlu. Vay be...
Hilmi- Haklısınız efendim hemde sonuna kadar haklısınız... Tabii siz benim kadar şanslı değilsiniz maalesef.
Vural- Maalesef, ben hakim beyin sizin kadar yakını değilim tabii... Siz adeta kan kardeşi olmuşsunuz! Allah bilir, aynı marka süt ve sigarayı içiyorsunuzdur! Süt verenin oğlunu tanımak, ne büyük bir şeref ne büyük!
Hilmi- Tabii canım, o kadar çevremiz oluversin... Eee, siz niye burda olduğunuzu anlatmayacak mısınız? Hiç çekinmeyin ya rahat rahat anlatın. Vallahi inanmamazlık falan yapmam söz! Kuzu kuzu inanırım. Hatta durun tahmin etmeye çalışayım... Boşanma davası falan mı yoksa?
Vural- Yok ya öyle bişey olsa gam yemiicem de, gerçekten şu an sinir harbi içersindeyim. Beni mahkemeye veren kişi, o komşumuz olacak şerefsiz!
Hilmi- Sizi dava eden kişi 'Şerefsiz' demek ki... İsmi gibi kendide şerefsizmiş!
Vural- Yaa ne demezsin.
Hilmi- Ayıp yahu, insan komşusuna bunu yapar mı hiç? O kadar yüzyüze geliyorsunuz, kendi aranızda halledebilirdiniz.
Vural- Dimi efendim.
Hilmi- Peki sizi neden dava etti?
Vural- Hiiç, öyle gereksiz, durduruk yere işte. Neymiş efendim, güya komşunun köpeğiyle münasebete girmişim...
Hilmi- Ne yani! Tecavüz mü ettiniz hayvanı?!
Vural- Yok ya öyle abartılacak bi durum yok ortada. Köpek hala sağ salim yaşıyor. En azından yürüyebiliyor! Oda galiba... Geçenlerde, bu olay sonrası bu köpeği sahibiyle bi arabada gördüm. Garibim, boş koltukta ayakta gidiyordu!
Hilmi- Nasıl olur canım bu! Bu çok büyük bir suç! Köpeğin ırzına geçmişsiniz ya resmen!
Vural- Napiyim, bizim orda hiç eşşek bulunmaz.
Hilmi- Ne! Yok canım siz kesin benle dalga geçiyorsunuz... Ne öyle pişmiş kelle gibi sırıtıyorsunuz?
Vural- Sırıtırım lan tabii. Amma kek çıktınız yahu, korkmayın ya sadece şaka yaptım
Hilmi- Yok yahu ne korkucam... İnanmamıştım zaten!
Vural- Hadi be inanmamış mış! O yüzden mi koltuk değiştirdin?
Hilmi- Yok canım onunla ne ilgisi var? Koltuğun vidasını gevşetmişler, sallanıp duruyor, rahat edemedim. O yüzden yani...
Vural- Ben giderken arkadaşları uyarırım, o vidayı sıkarlar şimdi... Gerçeği söylemek gerekirse, benim dava işi köpek tecavüzünden de beter. Yok neymiş efendim, yolda yürürken tükürmüşümde, komşu köpeğinin üstüne gelmişte, tüyleri birbiri ardına yapışmışta, bu yüzden tüylerini kesmek zorunda kalmışlar!
Hilmi- Bunun yüzünden dava açılır mı canım? Eh, pes doğrusu!.. Bakın, gene şaka yapmıyosunuz dimi? İkinci kez kek olmak istememde.
Vural- Yok ya ne şakası? Doğru ya valla doğru. Yok tükürmüşümde, yok tüyler yapışmışta falan filan işte... Palavra ya! Alayı palavra! Bi kere, tükürüğüm gelmiş olsa bile tüyler birbirine yapışmaz! Tükürüğün, birşey yapıştırdığı nerede görülmüş! Dimi efendim?
Hilmi- Hıı...
Vural- Lan hadi diyelim ki yapıştı, kes tüyleri bitsin gitsin işte, ne bu mahkemelere vermeler, afralar tafralar falan! Dimi yani?..
Hilmi- Hııı...
Vural- Altı üstü tüy lan bu! Kesersin çıkar, kesersin gene çıkar! Hayır yani tüyleri kesilince ölüyor mu bu hayvan! Ya da sen bu hayvanı hiç mi traş etmedin bilader!.. Tüyler sanki altın kaplama! Hani duyanda köpeği güzel bişey sanır. Yolda görsen gulyabani diye kaldırım değiştirirsin!
Hilmi- Hııııhıı...
Vural- Eşşeoğuleşşek!
Hilmi- Efendim?
Vural- Köpeğe dedim köpeğe, yanlış anlamayın.
Hilmi- Anladım...
Vural- Yanlış mı anladınız?
Hilmi- Yok yani demek istediğinizi anladım... Yinede söylemeden edemiicem Vural bey. Sizcede, bir köpeğe "eşşek" diye hitap da bulunmanız garip değil mi?
Vural- Niye garip olsun ki?
Hilmi- Ee, adı üstünde, bu bir köpek! Eğer bi hakaret edicekseniz, köpekoğluköpek demeniz lazım! Köpeğe eşşek denildiği, nerde görülmüş efendim?
Vural- Haklısınız galiba. Neyse... Bu arada hiç anlatmadınız. Sahi, siz neden burdasınız?
Hilmi- Duruşmaya geldik dedik ya kardeşim! Allahallah!
Orkun Akyıldız
< Mesajı değiştiren _Orcunyus_ -- 11/5/2008 11:23:01 PM >