namenlos
Puan Toplamı: 351
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
|
Aslında doğrusu budur. Orkun doğru imla kullanmış. Yabancı kelimeler kesme işaretiyle ayrılan eklerde Türkçe telaffuz şekliyle kullanılırlar. Yani Snake'ye doğru, Snake'e yanlış!. 3. sayfadaki bir mesaja istinaden yazmıştım, alıntı yapmayı unutmuşum, mazur görün. Ayrıca şu Big Boss, Snake ve klonluk meselesinin bir kısmını Metal Gear karakterler ve tanımlamalar başlıklı makalemde açıklamıştım. Serinin son oyununda birkaç detay daha geliyor. Şöyle ki; Snake, Big Boss'un genleriyle ve Eva'nın (Eva da The Patriots'a dahil) taşıyıcı anneliğinde normal bir çocuk gibi dünyaya gelmiş bir klon insandır. Yaşlanmasının sebebi genlerindeki (teknik terimi hatırlayamayacağım ama Naomi oyunda bunu zikrediyordu) ilgili birimlerin manipüle edilmiş olması. Bu da normal bir insandan daha hızlı yaşlanmasına sebep oluyor. Bununla birlikte Snake kısırdır, yani çocuğu olamaz ve bu sebepten nesli de devam etmeyecektir. Snake'nin oyunun ortalarında da söylendiği gibi ölümü Foxdie virüsünden olmayacaktır. Sadece normalden daha hızlı yaşlanmakta ve bu sebepten normale göre daha az yaşayacak. Naomi her ne kadar yaşamak için 3 ay kadar vakti kaldığı ve sonrasında bünyesindeki virüs sebebiyle bir ölüm makinesine dönüşeceğini söylemişse de oyunun sonunda mezarlıkta Big Boss'la karşılaştığında Big Boss ona vücudunda Foxdie'nin mutasyona uğramış farklı bir varyasyonunun bulunduğunu belirtir. Snake öldüğünde virüsün çoğalması da duracaktır. Dolayısıyla Snake ile birlikte virüs de ölecektir. Ayrıca Big Boss Snake'ye "bilmem ki sana oğlum mu desem kardeşim mi?!" diyerek çok hassas bir noktaya da temas etmiştir. Bu bir yandan Snake'nin yaş olmasa da görüntü itibariyle babasıyla yaşıt gibi görünmesi, diğer yandan kendi genlerinden dünyaya gelmiş ve kendine en çok benzeyen klon olmasına kinayedir. Zaten mezkur makalede de belirttiğim gibi Snake yaşlanması bir yana, gözüne taktığı Solid Eye ile birlikte iyiden iyiye Big Boss'a benzemiştir. (Big Boss'un da bir gözünde bant var.) The Patriots sırların bana kalırsa en büyüğüydü. Mezarlıkta Zero'nun, ki kendisi teşkilatın kurucusu ve yaşayan tek üyesidir, ortaya çıkması en az Big Boss'unki kadar hayret vericiydi. Bilhassa Big Boss'un hayat teşbihi (benzetmesi) çok büyük doğruluk payı olan bir şeydi. Big Boss her şeyin 0 (sıfır) olduğunu ve dünyanın yaratılması ve hayatın başlamasıyla 1'e dönüştüğünü ve bu 1'den zamanla 10 ve 100 olduğunu söyleyerek bir misal getirir. Akabinde de her şeyi 1'e döndürmenin faydasının olmayacağını, zira bu 1'in zamanla yine 10 ve 100 olacağını ifade eder. Sonra da her şeyi 0'a döndürmeliyiz der ve Zero'nun tekerlekli sandalyesinin arkasındaki oksijen tüpünü kapatır. Zero ve onunla birlikte The Patriots tarihe gömülür. Tarihe gömülür, çünki Hal'in kardeşinin yazdığı virüsten yola çıkarak Naomi'nin de desteğiyle Sunny'nin programladığı solucan sadece GW'yu değil tüm sunucuların bağlı olduğu JD'yi ve diğer sunucuları da deaktive eder ve böylelikle yıllarca sürmüş olan Patriots hükümranlığı teknik olarak sona erer. İlginç olan Kojima'nın - senaryoyu hazırlamakta yardımcı olan diğer Japon şahsiyetin de- The Patriots'la kimi kastetmek istediğidir. Çünki Snake ve Big Boss arasındaki diyalogta Birleşmiş Milletler'in bahsi geçmekte, ikisi arasında alaka kurulmaktadır. Tabiî bütün bunlar kurgu ve "hayal mahsülü" olduğundan fazla önem atfetmiyoruz. Snake, öldü sanırken, birden tekrar görününce, ne yalan söyleyim, çok sevindim. Aslında kahraman tasavvuru altında beklediğimiz daha genç, dinamik, yakışıklı, süper esprileri olan enerjik biridir. Yani eğilip yürüdüğünde biraz sonra bel ağrısından yakınan, biraz koşunca nefesi daralan, saçı başı ağarmış, devamlı öksüren ve Octocamo sayesinde (çünki bir yerde, kas yapısına yardım ettiği veya benzeri bir bilgi veriliyordu) ayakta duran bir ihtiyar bu beklentileri karşılamaz. Ama evveliyatını bildiğimizden ve Meryl sağolsun devamlı "efsanevi" şahsiyetine değinildiğinden olsa gerek Snake belki kahramandan da biraz fazlasıdır. Gerçi "I am not a hero, never was, never will be." cümlesini iki kez telaffuz etmişse de bunu mütevaziliğine vermek gerekir. Zira Campbell'in dediği veçhile dünyanın kahramanlara ihtiyacı vardır. Snake mezarın başında (mezar taşında vatanı uğruna can vermiş bir vatanseverden bahsedilir) sinematiğin sonlarına doğru çok veciz bir cümle dile getirir. Der ki, "mesele dünyayı değiştirmek değil, onu olması gerektiği gibi ardımızda bırakabilmektir." Yani insanlığın hayrına bir şey yapamıyorsan da en azından mevcudu muhafaza etmen lazımdır. Ayrıca baş sayfalarda arkadaşlardan biri de Snake'nin serinin bu oyununda diğerlerine nazaran neden daha çok sigara tüttürdüğüne dair içerlemesi mevcut. Bunu başlıca sebebi Snake'nin yaklaşan hızlı ölümüyle hayat enerjisini, neşe ve sevincini yitirmiş olmasıdır. Bunu kendisi de defaaten ifade etmiştir. Ama neticede karar verdiği gibi sigarayı bırakır; bundaysa Big Boss'un hayatını kendi iradenle yaşa tavsiye ve nasihatının büyük bir rolü vardır. Colonel Campbell'in Meryl'in babası olduğu makalede yer alan bir gerçekti. Meryl her ne kadar onu görmek istemese ve babalıktan reddetse de Colonel aslında çok iyiniyetli bir insandır. Zira sırf çocuğuna ve kendisine zarar gelmesin diye evlendim bahanesiyle Rose'yi ve oğlunu himayesine alır ve bundan kızına bile bahsetmez, hem de kızını karşısına alacağını bilmesine rağmen. Oyunun sonunda, Meryl ve Johnny'nin nikahından (ne nikah ama... arkada bilek güreşi yapan yarma herifler, bir tarafta Drebin ve Hal, diğer tarafta Sunny ve konuştuğu lisanı anlamayan ama yine de onla anlaşabilen arkadaşı...) hemen sonra giren sinematikte sırtı dönük olarak hastane yatağında yatan beyaz saçlı bey tahmin edilenin aksine (tam kendime bu sahne girmeden evvel Raiden'e ne oldu diye soruyordum) Snake değil Raiden'dir. Kaybettiği iki kolu yerine yenileri nakledilmiş ve vücudunun kürek kemiği ve göğüs kenarı bölgelerinde dikiş izleri olan Raiden kendisini ziyarete gelen Rose'den işin aslını öğrenir. Çocuğu olduğuna çok şaşırır, onu sevmek ister, ama oğlan geri kaçar. O da korktuğunu sanır. Meğer küçük çocuk korktuğundan değil, babasını çok "cool" bulduğundan ve onu çizgi roman kahramanına benzettiğinden hayretle gerilemiştir. Bu mesele de burda tatlıya bağlanır. Serinin bu oyununda beğendiğim karakterlerden biri de Drebin'di. Drebin, oyunun sonunda Hal Emmerich, nâm-ı diğer Otacon'a, gerçekte kim olduğunu anlatır. Aslında Drebin The Patriots tarafından "silah yıkayıcısı" olarak eğitilmiştir. Kendisi de bir çocuk savaşçıdır ve ebeveynini savaşta kaybetmiştir. Bu sebepten kendini "savaş yetimi" olarak niteler. Kendisi gibi daha bir çokları olduğunu zikreder. Silahları yıkayabilme iznini ve yetkisini bizzat The Patriots ona tevdi etmiştir. Patriots'un bunu yapma gayesi Liquid'e mani olmak ve bunu başarabilmek için de Snake ve ekibini kullanmaktır. Fakat Snake, Patriots'un beklediğinden fazlasını başarır ve Patriots'u bir nevi kendi silahıyla vurur. Hal'i şaşırtan diğer bir hakikatte de, kendileri muhtemelen bilmese bile, Meryl ve timinin de aslında The Patriots için çalıştığıdır. Drebin o sıra yere eğilir ve tebeşirle zemine Rat Patrol timinin kısaltması olan "RedPat01" yazar ve üzerinden beyaz mendilini geçirir. Yazı bu suretle biraz silinir ve ortaya Patriot çıkar. Drebin’in hikayesi de budur. Ayrıca Drebin nikahta alkol almaya başlayınca Hal ona alkol tüketmediğini sandığını söyler. Drebin’se nano makinelerin alkolün tesirini etkilediğini ve insanı sarhoş olmaktan alıkoyduğunu ama nano makinelerin JD başta olmak üzere diğer sunucuların çöküşüyle birlikte artık bir hükmünün kalmadığını ve istisnai olarak böyle özel günlerde içki içtiğini söyler. Raiden ortaya ilk çıktığında Gekkolar’a karşı Snake’ye yardım eder ve tam manasiyle bir dövüş şöleni sergiler. MGS2’ye göre hakikaten çok gelişmiş ve olgunlaşmıştır. MGS2’de her ne kadar çok beğenilmemişse de bence bu oyunda hakettiği konumu ve kıymeti bulmuştur. Snake gerek Raiden cephesinden, gerekse Meryl cephesinden ki bu iki karakter de Snake tarafından küçümsendikleri hissine kapılmışlardır önceki oyunlarda, önceden yaptığı iyiliklerin karşılığını bulur. Zira hem Meryl hem de Raiden, sıkıştığında Snake’nin arkasını kollarlar. Bu durum Raiden’de zirve halini bulur. Çünki Metal Gear Rex ile MG-Rey’i yendiğimiz ve mağlubiyetinin ardından Liquid kaçıp daha sonra da balinavari denizaltısıyla bitap düşmüş Snake’nin bulunduğu iskeleyi bodozlama biçeceği sırada Raiden, kayaların altında kalan sağ kolunu ancak yerinden çıkartmak suretiyle ulaşabildiği kılıcına uzanarak kendini kurtarıp “efsane”ye yardım etmek namına bu uzvunu feda eder. O sıra geminin durduğuna şahid oluruz. Sebebiyse Raiden’in kendini engel olarak onun önüne atmasıdır. Nihayetinde Raiden geminin burnunun altında kalır, Snake’yse kendini zor kurtarır. Açıkçası ben burda Raiden’in artık öldüğünü sanmıştım. Zira ne Vamp, ne Raiden ne de oyundaki herhangi başka bir karakter ölümsüz değildir. Sadece dünyanın en iyi genoloğu Naomi tarafından geliştirilen nano çiplerin bu karakterlere enjekte edilmesiyle hücrelerinin normalden daha hızlı iyileşmeleri sağlanmaktadır. Mesela Snake, Vamp’i daha önceleri de öldürmüş/öldürdüğünü sanmış ama bu oyunda da karşısına çıktığını görünce hayret etmiş ve akabinde alnının ortasına bir kez daha ateş etmiştir. Vamp yere düşerken PMC askerlere göreve devam emri vermiş ve kendisinin biraz uyuyacağını söylemiştir. Bunun sebebi hücrelerin kendini yenilemesi için biraz vakit geçmesinin gerektiğidir. Son örneğini de Metal Gear Rex’in bulunduğu mekanda Vamp’i normal silahlarla öldürmeye kalktığımızda gerçi enerjisinin sıfıra inmesi ama kısa bir müddet sonra tekrar rejenere olmasıyla görüyoruz. Raiden’de de durum aynıdır. Hatta Raiden’e “fennin harikası” suni bir kan verilmiştir. Bu kana beyaz kan da denmektedir, zira rengi beyazdır ve periyodik olarak dializle tazelenmesi gerekir, aksi takdirde Raiden kandan zehirlenecektir. Burda da Sunny’nin ikinci bir fonksiyonu, ikinci bir faydası gün yüzüne çıkar. Naomi, muhtemelen en çalkantılı karakterlerden biri olarak bu dünyaya veda etmiştir. Bir Liquid’in, bir Snake’nin yanında durup ikili oynuyormuş intibası uyandırırken sunucuların çökmesiyle birlikte otomatik olarak gösterime giren video sayesinde asıl gayesi anlaşılır. Her ne kadar birçok sorunun başı imiş gibi görünse de Naomi altın vuruşunu yapmış, her kötünün son bulmasına yardım edecek en büyük adımı da atmıştır. Bu arada Sunny’ye yaptığı kıyağı da unutmamak gerekir. Neticede sahanda yumurta yapmayı öğreterek hem Snake’ye hem de Otacon’a büyük iyiliği dokunmuştur. The Beast & Beautiful Unit hakkında yazmak pek istemiyorum. Burda daha önceki sayfalarda verilen linklerde de görüleceği üzre dizaynır ve animatörler biraz fantazilerini tatmin etmişler ve hikayeye çok da etkisi bulunacak bir şey ilave edememişler. Bir kez tüm 4 karakter de kadın ve hemen hemen aynı arka plana, aynı maziye sahip. Zaten seçilmelerin sebebi de bir bakıma budur denebilir. Hepsi savaş sonrası post travmatik sendroma müptela olmuştur. Ama ölümleri hep aynı şekilde vuku buluyor, bununla da kalmıyor, mesela hiç birindeki güzelliğin (ruhani güzellikten bahsediyorum, fiziğe diyecek yok) dışavurumu olmuyor. Benim hoşuma gitmedi. Hepsinin kurtuluşu onları öldürmemizle sağlanıyor. Tek hususiyet, Screaming Mantis (daha sonra anlaşılıyor ki bu bile Psycho Mantis tarafından yönetiliyormuş)’in hepsinin üzerinde durması ve onları kukla gibi oynatmasıdır. Burda Kojima’nın eğlenceli bir yönü daha ortaya çıkıyor. Malum olduğu üzere Psycho Mantis ilk oyunda kontrolörü sağdan çıkarıp sol slota takarak yenilebiliyordu. Fakat bu oyunda sadece elindeki kuklaları düşürerek mağlup edilebiliyor. Gerçi Screaming ile Psycho bir değil, Screaming de Psycho’nun altında duruyor. Eğlenceli olan; bu esnada Codec üzerinden Campbell’i veya Otacon’u aradığımız zaman hepsi slot değiştirmeye yönlendiriyor, fakat Rose bunun eskide kaldığını, slot değiştirilecek bir kontrolörün bulunmadığını falan söylüyor. Bir ayrıntı işte… Bütün bunlar hakkında daha detaylı yazmak isterdim ama oturup bir taslak oluşturmam gerekir. Şu an ofisteyim, biraz boşluk yakaladım, aklıma geldiğince yazıyorum, kusura bakmayın. Eklenilmesi gereken yer olursa hatırlatın, sorulara da mümkün mertebe cevap vermeye çalışırım. Son bir şey daha; oyunu dün akşam bitirdim. Bu akşam MGS4 Database’yi indireceğim inşallah. Tercümesini de en kısa zamanda MK’da, sadece MK’da yayınlayacağım.
< Mesajı değiştiren namenlos -- 6/10/2008 7:59:46 PM >
_____________________________ HEAVY RAIN'i merakla bekliyorum! A little less conversation, a little more ACTION!
|