'Herkeste alacağım var, rahat yatamazlar' (Tam Sürüm)

Tüm Forumlar >> [Forumlar] >> [Genel] >> Merlin'de Güncel Haberler >> Sanat Haberleri



Mesaj


rpm7200 -> 'Herkeste alacağım var, rahat yatamazlar' (14/6/2008 10:47:27 PM)

Eşref Kolçak: Herkeste alacağım var, rahat yatamazlar

Babalar günü öncesi Türk sinemasının en ‘baba' karakterlerinden birinin, Eşref Kolçak'ın kapısını çaldık. Ona bir dokunduk bin ah işittik. “On yıl içinde otuz yıl yaşlandım. Sırf hakkımı aradığım için beni dışladılar. Gözüm açık gidecek.” diyen sanatçının sitemlerinden herkes nasibini alıyor.

Bizden istifade etsinler, bir 64 yılım daha yok...

‘Türk sineması' ya da ‘Yeşilçam' dendiğinde ilk akla gelen birkaç isimden biridir Eşref Kolçak. Bıyığı, siyah takım elbisesi ile bazen bir kanun adamıdır, bazen de zarif sesiyle sevgisini anlatan bir âşık... Kendisi “Beni Eşref Kolçak yapan ‘Affet Beni Allahım'dır.” dese de Fedakar Ana, Ölüme Giden Yol, Gülnaz Sultan, Korkusuz Kabadayı, Kanunsuzlar, Kardeş Kurşunu ve Çalıkuşu gibi onlarca filmi gelir gözümüzün önüne. Ancak o, bugünlerde iyi şeyler düşünemeyecek kadar kırgın. Aslında yıllardır kırgın, ama kapısını çalan olmamış. Üç yapım şirketinin adını sayıyor, “Bunların dışındakilerin hepsinde hâlâ alacağım var.” diyor. Anlattıkça Yeşilçam'ın karanlık sokaklarından kapılar aralanıyor. Hakkını aradığı için başına gelenler ve Ayhan Işık ile oyuncuların hakkını savunmak için dönemin Cumhurbaşkanı'na gittikleri sırada karşılaştıkları... Sonda söyleyeceğini ilk başta söyleyen doğrucu bir yanı var Eşref Kolçak'ın. Zaten başına gelenlerin çoğu da bu yüzden gelmiş. Oyuncuları savunayım derken kendisi işinden olmuş ve 10 yıldır kimse kapısını çalmamış. “Ben on yıl içinde otuz yıl yaşlandım. Sırf hakkımı aradığım için beni dışladılar. Gözüm açık gidecek” diyor. Tabii ki yaşadıkları ve söyledikleri bunlarla sınırlı değil.

Yüzlerce sinema filmi, diziler derken sizi Gemlik’te bulduk. İstanbul sizi boğuyor mu?

Ben köy çocuğuyum. En güzel yıllarım İspir ve Erzurum'da geçti. Okul bittikten sonra geldik İstanbul'a. Büyük şehrin havası boğuyor insanı. Gemlik'te yaşamamın nedenlerinden biri bu. Buraya rahmetli kayınvalidem sayesinde geldik. Bayramda, seyranda el öpmeye geldiğimiz sırada buralar hoşuma gitti. Öylelikle alıştık buralara.

Buradan İstanbul'a gidip gelmek zor olmuyor mu?

Çekim zamanlarında Harun'un (Harun Kolçak) evinde kalıyorum. Sorun olmuyor. Zaten ben yıllardır bu tür küçük şeyleri sorun etmedim ki. Tek derdim film çekip de alamadığım paralar.

Oldu mu alamadığınız paralar?

Pek çok arkadaşımızın da ortak derdidir bu. Yapım şirketleri iş bitti mi para ödemek değil, ödememek için ne mümkünse yapan insanlarla dolu. Ve bunlar da sinemanın elinden tutan patronlar. Şimdi hesap veriyorlardır umarım. Hiçbiri ah almadan gitmemiştir.

Parasını gününde ödeyen firma yok muydu hiç?

Vardı tabii ama bir elin parmağı kadar bile yoktu. 64 yıllık çalışmam içinde üç tane müesseseden hakkımı aldım. Bakın bir dördüncü yok. Kemal, Güven ve Klüp. Bunların dışındaki tüm şirketler bana para taktı.

Hakkınızı aramadınız mı?

Aramaz olur muyum? Hakkımı aradığım için devamlı dışladılar, hatta kendi aralarında ahlaksızca bir pres kurdular, on sene bana iş vermediler. Bunlar büyük firma bir de.

Peki siz bu süre içinde ne yaptınız?

On yıl içinde otuz yıl yaşlandım. Kanunen de hakkımı arayamıyorum. Çünkü kanuna göre ben yokum ki... Eziyorlar ondan sonra. Sana destek çıkanları da sindiriyorlar. Benim şu andaki mali durumum kayınvalidemden kalan ev. Bunların hepsi vicdansız insanlar. Zaten vicdanları olmuş olsaydı bu şekilde hareket etmezlerdi.

Yanınızda kimse yok muydu size destek çıkacak?

Kimse olamaz; çünkü onlar da iş ile tehdit edilirlerdi. Her zaman söylüyorum ölünceye kadar da söyleyeceğim. En büyük ayıp devletin. Devlet hiçbir zaman sinemaya sahip çıkmadı. Hâlâ da öyle. Hiçbir güvencemiz yok. Mevcut sinema kanununda yönetmen var, prodüktör var, senarist var, müzisyen var, oyuncu yok. Kanuna göre ben yokum. Bazen uykularım kaçıyor.

Oyuncuların hakkını tek başınıza mı savundunuz?

Vardı yanımda birkaç arkadaş. Rahmetli Ayhan Işık'la Ankara'ya gittik. ‘Bizimle ilgili bir düzenleme yapın, ne yaptığımızı bilelim' dedik. Sonuç alamadık. Hayatımı ortaya koyuyorum, dublör yok, her hareketi biz yapıyoruz. 64 yıl her şeyi kendim yaptım. Öldükten sonra hatırlarlar. Gözüm açık gideceğim.

Refah içinde yaşayan bir Yeşilçam oyuncusu var mıdır acaba?

Çok haklısınız. Bana bir tane refah içinde ölen Yeşilçam oyuncusu gösterebilir misiniz? Hepsi han köşelerinde, otel odalarında sefalet içinde ölüyor. Bir iki hanım sultan hariç tabii. Bana diyor ki yapımcı ‘Filan oyuncuya şu kadar para veriyorum. Onun için sen bana daha ucuza oynayacaksın'. Bu ahlaksızca teklifleri yapabilecek kapasitede insanlar var bu ülkede.

Tabii siz bu duruma hemen karşı çıkıyorsunuz...

Hemen isyan bayrağını açıyorum. Niye daha ucuza oynuyorum? Üstelik sen teklif ediyorsun daha ucuza oyna diye. Zaten vereceğin üç kuruş onun da üçte birini ödersin, gerisini senet verirsin. Seneti bile bile veriyor, ödemeyecek ya...

Oyuncular olarak örgütlenemediğiniz için mi oluyor bunlar?

Doğru, hiçbir zaman birlik olamadık. Ama zaman zaman bunu denedik. Mesela on on beş kişilik bir heyet ile Ankara'ya gittik. Demirel'e, Özal'a anlattık derdimizi, değişmedi. Daha utanç verici bir şey söyleyeyim size. Rahmetli Ayhan Işık ile gittiğimizde Süleyman Demirel'e çıktık. Daha sonra Maliye Bakanlığı’ndan bir yazı geldi; ‘Siz anlaşmalı bir işçisiniz, dolayısı ile çalıştığınız müessese verginizi ödeyecek. Siz bundan sonra defter tutmayacaksınız, beyanname vermeyeceksiniz.’ diye. 7 sene bize ne beyanname sordular ne de defter tutturdular. Sonra hata yaptık diyerek 7 senelik vergileri geri aldılar.

Verdiniz mi?..

Aldılar, almazlar mı? Evime üç kere haciz geldi. Bir ayıp daha; biliyorsunuz bir ara verdikleri 'Devlet Sanatçısı' unvanını da geri aldılar bizden. Benim kırgınlığım başta devlet, hükümetler ve en çok da ahlak özürlü yapımcılara. İki yüze yakın film yapmışım ve yavan içinde yaşadım. Hâlâ dünyanın her yerinde filmlerim oynuyor.

Var mı şu an arayan soran ya da görüştüğünüz arkadaşlarınız?

Biz dört kişi kaldık. Ahmet Mekin, Fikret Hakan, Ekrem Bora ve ben. Beşincisi yok. Geri kalanlar bizden 10-15 yıl sonra geldiler. Tezgahı biz kurduk, kaymağı onlar yiyor.

Peki devlete ya da hükümete buradan bir mesajınız olacak mı?

64 senedir mesaj veriyoruz. Türkiye'de sinema bir asırdır var, ama oyuncusunun kanunu yok. Benim ümidim yok. Tek mutluluğum arkamdaki 50-60 milyon seyircim. En büyük üzüntüm de şu; bütün arkadaşlar sefalet içinde ölüyor; bırakın otelleri hanların, terk edilmiş apartmanların bodrumlarında.

Altın Koza'da yoktunuz. Neden gitmediniz, davet mi etmediler?

Altın Koza'ya çağrılmadım. Antalya Film Festivali'ne de çağrılmamıştım. Amerikalı, İngiliz onlarca oyuncu çağrıldı, ama biz yokuz. Türkiye aleyhine en büyük filmi çeken kişiyi Antalya Film Festivali'ne çağırıyor. Onun için uçak parası, otel parası veriyor, bize gelince davet dahi etmiyorlar...

Peki 'Yeşilçam'ın içindeki durumu ile ilgili nerede hata yapıldı, hiç sorguladınız mı?

Yeşilçam'ı ahlaksız yapımcıların 'porno tutkusu' bitirdi. Sinemadan ailenin kaçmasına neden oldular. Büyük şirketler bulaşmadı ama bir masa bir sandalye bulan şirket kurdu. Daha kötüsü Avrupa'da 19 yaşın altında kimseyi almazlar o tür filmlere. Bizde her yaşta insan girip çıkıyor.

Oyunculuk konusunda ne düşünüyorsunuz geçmişle şimdiyi karşılaştırırsak...

Yukarıda saydığım dört arkadaş, rol yapmayız, oynarız. Perdede olsun, dizi olsun sahnelerimize dikkat ediniz yağ gibi akar. Sinema film çalışmasında, dizi çalışmasında kamera karşısına geçtiğim an ben oynadığım kişi olurum. Bir de senaryoya kendimi adapte edeceğimi hissetmem lazım. Bizim tecrübelerimizden faydalansınlar. Yalnız bir iki yönetmenle çalıştım burunları kaf dağında.

Öğrenme dediniz de, bugünkü nesil ne öğrenecek sizden?

Eve doğru yürüyorum, bir dizi çekimine rast geldim. Beni görünce bıyık altından gülüyorlar. Evvela büyüğe saygı olacak. Bu insanlar bizimle çalışıp da ne alabilirler? Adam yönetmen olmuş selam vermiyor. Ekipte kimse ile konuşmuyor. Bunlar ne öğrenebilir? Yeni gençlerin içinde muhakkak güzel şeyler yapmaya çalışan arkadaşlar var. Ama ben şunu söyleyeyim; hiçbir zaman seyirciye saygı sevgiyi ihmal etmesinler. Çünkü bizim insanlarımız çok sevecen, bir kere gözünden düştün mü bir daha kurtaramazsınız.

Sizin zamanınızda nasıldı sistem?

Biz bir minibüse dolardık, ışıkçısı, yönetmeni, oyuncusu, figüranı güle oynaya gider, güle oynaya gelirdik. Bir tek şeyi düşünürdük; acaba paramızı alabilir miyiz?

Eski filmlerinizi ya da arkadaşlarınızı izlerken neler hissediyorsunuz? Bir de TV'de dizi izliyor musunuz?

Bakıyorum, bir sahnenin içinde on kişi varsa dokuzu ölmüş. Aynı şey yakın zamanda benim de başıma gelecek diyorum bazen. Diziye gelince Elveda Rumeli, Yaprak Dökümü ve Eşref Saati hoşuma gidiyor.

‘Parasını ver, röportaj yapalım’
“Basın sinemayı destekliyor; ama daha çok magazin yönüyle ilgileniyor. Beyoğlu'nda yürüyorum, genç bir muhabir geldi 'Eşref abi, sizinle röportaj yapmak istiyorum. Dergiye de kapak olarak resminizi basarız. Ama masrafları senden alırız.' dedi. Ne diyeceğimi şaşırdım.”

“Babalar çocuklarına baskı yapmasın”
“Evlat baba ilişkisi çok önemli. Lütfen çocuklarınızı kendi isteğiniz doğrultusunda zorlamayın. Bir çocuk anneden de bir parça alır babadan da. Ama kendinin de bir özelliği vardır. Bizde ille ben bakkalsam oğlum da bakkal olsun anlayışı var. Ben müzisyen değilim, ama Harun bana geldi. Ben müzisyen olmak istiyorum dedi ve ilk gitarını ben aldım ona. Sinemada baba karakteri deyince aklıma Talat Artemel geliyor.''

ZAMAN - CUMARTESi




Sayfa: [1]



Forum Software © ASPPlayground.NET Advanced Edition 2.5 Unicode

0.219