A Plus Entertainment Network A Plus Entertainment Network

Forumlar  Kayıt Ol  Giriş  Bilgilerim  Mesaj Kutum  Adres Defteri  Üyeliklerim  Forumlarım 

Fotoğraf Galerisi  Üye Listesi  Arama  Takvimler  SSS  Etiket listesi  Çıkış

Korku Filmleri Tarihi

 
Üye Adı: Guest
Bu forumu inceleyenler: hiçbiri
  Basılabilir Versiyon
Tüm Forumlar >> [Forumlar] >> [Genel] >> Sinema-Televizyon >> Korku Filmleri Tarihi Sayfa: [1]
Giriş
Mesaj << Eski başlıklar   Yeni başlıklar >>
Korku Filmleri Tarihi - 30/6/2008 3:21:15 PM   
cengizgrayhill



Puan Toplamı: 130
katıldı: 22/6/2007
Durum: çevrimdışı
---------------KORKU TARİHİ------------------



"“Korku, insan ırkının sahip olduğu en güçlü duygudur; bilinmeyenin verdiği korku ise muhtemelen bu duyguların en eskisidir. Herkesin hissettiği bir şeyle uğraşıyorsunuz; daha küçük birer bebekken karanlıktan, bilinmeyenden korkardık. Bir korku filmi yapıyorsanız, seyircinin hisleriyle oynamanız gerekir”. "

John Carpenter : Director, Halloween.

Başlangıçta...

Sinemanın henüz icat edilmemiş olduğu dönemlerden ç-o-o-o-o-k daha öncesinden beri insan, ani bir şok yaratan büyük heyecanlardan ve korktuğumuzda yaşadığımız o uzayan endişeden hep hoşlanmıştır. Hayalet hikayeleri okumaktan, kamp ateşinin başında korkunç masallar anlatmaya kadar, bir şekilde korkularımızla oynamaktan tuhaf bir zevk aldığımızı görebiliriz.

1800’lerin ortalarında yaşamış bir korku yazarı olan Edgar Allen Poe, hala günümüz korku romanlarının babası olarak biliniyor. Hikayeleri, toplumlar ve sosyal tutumlar değişse bile insanların korkularının aynı kaldığını kanıtlıyor ve bugün bile dünyadaki korku filmi yönetmenlerine ilham kaynağı oluşturmaya devam ediyor.

Sinemanın ilk ortaya çıktığı zamanlarda, ilk korku filmlerinin vampir, kurt adam ve canavarlar gibi eski folklora ait karakterler üzerine kurgulanması da akıllarda bu düşüncelerin olduğunu gösteriyor. Bu akım, daha da çirkin olan kanlı testere filmlerinin, sonunda bu film türüne hakim olduğu 1970’li yıllara kadar devam etti.

Aşağıdaki bölümlerde korkunun, çekilen ilk korku filminden başlayarak günümüze kadar yıllar içerisinde nasıl değiştiği anlatılmaktadır. Burada derlenen bilgiler, çeşitli korku kitapları ve yayımlarında ve “Internet Film Veri Tabanında” sayısız saatler harcanarak yapılan ve haftalar süren araştırmaların bir sonucudur.

1 Sessiz Korku...
2 Klasik Kreasyonlar…
3 Ürpermek ve Neşelenmek…
4 Bilim Kurgu Korku Filmleri ve Hammer’ın Evi
5 Sapıklar ve Zombiler....
6 Slasher’ların Doğuşu...
7 Modern Korku Dönemi Başlıyor...
8 Sevene kadar bağır…
9 Milenyum sonrası..



1900-30
Sessiz Korku...
1900-1930 döneminde gösterime giren “Hound of the Baskervilles / Baskerville’lerin Köpeği”, “Dracula” ve “Dr. Jeckyll and Mr Hyde” gibi ilk korku filmlerinin bir çoğunda klasik romanlardan esinlenilmiştir. Bu filmlerin hepsinin birçok uyarlaması yapılmıştır.

Yapılan ilk korku filmi, "Le Manoir du Diable" (Şeytanın Şatosu) adlı bir Fransız yapımıdır.. 1896 ’da gösterime giren bu kısa film, (yönetmen Georges Méliés’in canlandırdığı) Mephistopheles adlı bir şeytan-vampiri anlatmaktadır.

"Frankenstein" ın ilk uyarlaması, 1910'da gösterime girmiştir.. Bu film, diğerlerinden yalnızca 16 dakika daha kısadır. Ancak, (daha sonra vidalı ampul olarak adlandırdıkları) mucit Thomas Edison tarafından yaratılması, bunun en ünlü uyarlama olmasını sağlamıştır. Aynı yıl içerisinde Dr Jeckll and My Hyde ’ın da çeşitli uyarlamaları yapılmıştır.

Yönetmenliğini Henry MacRae’nin yaptığı 1913’lerde çekilen"The Werewolf / Kurtadam", yalnızca kurt adam hakkındaki ilk film olmasıyla ünlüdür. Ancak bu dönemde yapılan, sessiz sinemanın en dehşet verici korku filmi 1919’da gösterime giren "Dr Caligari'ın Karavanı" olsa gerek. Caligan Bu filmde, bir karnavalda yan gösteri yapan ve gösteri yaptığı küçük Alman kasabasındaki insanları öldürmeye başlayan gizemli bir oyuncu anlatılmaktadır.

Bu film, sürreal, sanatsal görüntü stili ve ekspresyonizmiyle hemen bir klasik haline gelmiştir. 1920’de gösterime giren ve John Barrymore’un oynadığı “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde”, bu romanın ekranda başarı kazanan ilk uyarlamasıdır. Bunun ardından Bram Stoker’ın “Nosferatu” adlı romanından uyarlanan ilk başarılı Dracula uyarlaması 1922’de gösterime girmiştir.

Alman yapımı bir film olan “Nosferatu”nun başrolünde Max Shreck yer almıştır. Ancak yazar Bram Stoker’ın dul karısı, bu “Araklama”dan hoşlanmadığı gibi, romanı izinsiz kullanan şirketi dava etmiş ve davayı kazanmıştır. Filmin başarısına rağmen, şirkete filmin tüm kopyalarının yakması emredilmiş, ancak orijinal negatifleri gerçekten imha edilmediği için film, birkaç yıl sonra yeniden ortaya çıkmıştır.



Bu dönemde, aktör Lon Chaney (bin suratlı adam), 1923’de “The Hunchback of Notre Damme / Notre Damme’ın Kamburu” ve 1925’de “The Phantom of the Opera / Operadaki Hayalet” filmlerinde başrol oynayarak ün yapmıştır. Chaney daha sonra, yönetmenliğini Tod Browning’in yaptığı 1927 yılında gösterime giren “London After Midnight / Gece Yarısından Sonra Londra”da rol almıştır. Bu film, dönemin en iyi ikinci vampir filmidir



1930-40
Klasik Kreasyonlar…
Korku filmleri, günümüzde bir standart olan sesli filmlerin çekildiği 1930’larda da eski folklore ait karakterlerle doldurulmaya devam etti. Vampirler, Kurt Adamlar, Mısırlı Mumyalar ve çeşitli Canavarlar, özellikle de Frankenstien, bu dönemde çoğu kez halkın karşısına çıkmış ve bu sayede günümüze kadar birçok film ve romanda ilham alınan klasik korku karakterleri haline gelmişlerdir.

Universal Studios, baş aktör Bela Lugosi’yi bir yıldız yapmakla kalmayıp, halkın korku filmlerine olan ilgisini de arttıran “Dracula”nın 1930’daki çok başarılı bir uyarlamasıyla başlayan bu on yıl içerisinde korku türüne öncülük etmiştir.

Universal, Mary Shelley’in romanı “Frankenstien”ı sinemaya uyarlayarak Dracula’da yakaladığı başarıyı kazanca çevirmiştir. Bu sayede Boris Karloff’un korku dünyasındaki kariyeri başlamış ve film, Dracula’dan bile daha başarılı olduğunu kanıtlamıştır. Bunun ardından Universal, 1931’de kendi “Dr. Jekyll and Mr Hyde” versiyonları ve “Hound of Baskevilles”in başarısız versiyonunu yapmıştır.

"Hound of the Baskervilles"in başarısızlığı, Universal’i 1932 yılında Boris Karloff’un da rol aldığı oldukça başarılı “Mummy / Mumya”yı çekmekten vazgeçirmemiştir. Aynı yıl, dönemin en tartışmalı korku filmlerinden biri olan “Freaks” (Ucubeler) büyük başarı kazanmıştır. Bu filmi, o gün için çok çarpıcı yapan şeylerden biri de filmde, karnavallarda ek gösteri yapan gerçek ucubelerin rol almasıdır.

Bela Lugosi, o yıl küçük bir bağımsız yapımda rol almış ve bu filmdeki rolü, ikinci en önemli rolü haline gelmiştir. Bu, “Murder Legendre” karakterini oynadığı “White Zombie / Beyaz Zombi” filmidir.

“The Island of Lost Souls / Kayıp Ruhlar Adası” (1933) H.G. Wells’in Dr. Moreau’nun Adası adlı kitabının ilk uyarlamalarından biridir. Bu filmde Charles Laughton, Richard Arlen ve esrarengiz “Sayer of the Law”ı oynayan Berla Lugosi rol almıştır.

Korku filmlerinin devamının çekilmesi, bu dönemde, orijinalleri kadar başarılı olamayan Frankenstien ve Dracula’nın devamının, yani 1935’de “Bride of Frankenstien / Frankenstien’ın Gelini” ve 1936’da “Dracula’s Daughter / Dracula’nın Kızı”nın gösterime girmesiyle başlamıştır.

Üçüncü bir Frankenstien filmi, “Son of Frankenstien / Frankenstien’ın Oğlu” adıyla 1939’da gösterime girmiştir. Bu filmde, Boris Karloff ve Basil Rathborne Dr. Frankenstien’ı, Bela Lugosi, çılgın rehber Ygor’u canlandırmıştır. “Hound of the Baskervilles”in diğer bir yeniden uyarlaması da o yıl gösterime girmiş ve daha da başarılı olmuştur. Sherlock Holmes’ı Basil Rathborne canlandırmış ve bu rolünü daha sonra diğer bir çok hikayede tekrarlamıştır



1940-50
Ürpermek ve Neşelenmek…
1940’larda korku filmleri, bir çoğu mizahi ve neşeli bir tavırla sunulan daha fazla devam filmleri, spin-off’lar (aynı karakter veya temaları içeren farklı yapım) ve yeniden yapımlardan ve çeşitli korku filmi canavarlarının birlikte yer aldığı yapımlardan oluşmaktaydı. Zaten bu tür, çeşitli korku karakterlerinin Abbot ve Costellio filmlerinde de yer almasıyla bir maskaralığa dönüşmüştür.

Bu on yılın ilk devam/spin-off filmi, “The Mummy”nin bir çeşit devam olan ve Tom Tyler’ın canlandırdığı Kharis adlı yeni bir mumya karakterin yer aldığı, “The Mummy’s Hand / Mumyanın Eli”dir (1940). Aynı dönemin ilk yeniden yapımı ise, bu kez Spencer Tracey’in rol aldığı “Dr. Jekyll and Mr Hyde”ın diğer bir uyarlamasıdır.

1941’de Lon Chaney’in oğlu Lon Chaney Jr. da “The Wolf Man / Kurt Adam”ı canlandırarak başlı başına bir yıldız olmuştur. 1942’de serinin dördüncü filmi olan “The Ghost of Frankenstien / Frankenstien’ın Hayaleti” filminde Frankenstien’ın canavar bölümünü canlandırmıştır.

1942’de gösterime giren “The Mummy’s Tomb / Mumyanın Mezarı”, ‘The Mummy’s Hand / Mumya’nın Eli”nin doğrudan devamıdır. Ancak serüvenlerine bu filmle devam eden Mumya Kharis’i bu kez Lon Chaney Jr.’ın canlandırmıştır.

Farklı filmlerden korku karakterlerini bir araya getiren ilk geçişli film 1943’de gösterime giren, Lon Chaney Jr.’ın daha önceden oynadığı Kurt Adam karakterini ve Bela Lugosi’nin ise aslında Universal’in ilk Frankenstien filminde oynamayı reddettiği Frankenstien’ın canavarını canlandırdığı, “Frankenstien meets the Wolf Man / Frankenstien Kurt Adamla karşılaşıyor”dur.

Her ikisi de 1944 yılında gösterime giren “The Mummy’s Ghost / Mumyanın Hayaleti” ve “ The Mummy’s Curse / Mumya’nın ****eti” filmlerinde, Lon Chaney Jr.’ın her iki filmde de canlandırdığı mumya Kharis karakterinin maceraları sürdürülmüştür.

Aynı yıl gösterime giren diğer bir geçişli film ise “House of Frankenstien / Frankenstien’in Evi”dir.Bu neşeli filmde Frankenstien canavarı (Glenn Strange), Dracula (John Carradine) ve Kurt Adam (Chaney Jr.) çılgın bir bilim adamıyla karşılaşırlar. Aynı aktörler tarafından canlandırılan bu 3 canavar, 1945’te “House of Dracula / Dracula’nın Evi” adlı filmde daha fazla saçmalık için başka bir çılgın bilim adamıyla (Onslow Stevens) karşılaşmışlardır.

Frankenstien’ın canavarı (Glenn Strange), Kurt Adam (Chaney Jr.) ve (bu kez “orijinal Dracula aktörü Bela Lugosi tarafından canlandırılan) Dracula, 1948’de bu kez komedyenler Bud Abbot ve Lou Costello, görünmez adam olarak Vincent Price’ın sesiyle birlikte bir korku/komedi filmi olan “Abbot and Costello Meet Frankenstien / Abbot ve Costello Frankenstien’le Karşılaşıyor”da çok daha fazla saçmalık için üçüncü kez bir araya gelmişlerdir.

Ne tuhaftır ki bu film Chaney Jr. ve Glenn Strange’in, diğer korkunç rollerine rağmen, Kurt Adam ve Frankenstien rolleriyle muhtemelen en çok iz bıraktıkları filmdir. Ayrıca bu filmde Lugosi, Dracula’yı resmi bir şekilde yalnızca ikinci kez canlandırmıştır.

Diğer bir korku karakteri olan Boris Karloff da daha fazla komik korku kargaşası yaratmak için 1949 yılında Abbot ve Costello ile “Abbot and Costello Meet the Killer Boris Karloff / Abbot ve Castello Katil Boris Karlofla Karşılaşıyor” filminde bir araya gelmiştir. Bu, korku filminin değil de, daha çok satirik bir dedektif filmidir.



1950-60
Bilim Kurgu Korku Filmleri ve Hammer’ın Evi
1940’lı yıllar, korku komedinin doğuşuna tanık olmuştur. Ancak 1950’li yıllarda, bilim kurgu korku filmleri ortaya çıkmıştır. Bilim kurgu türüne talebin artması, birçok film yapımcısının bilim kurgu türündeki filmleri, patlamış mısırla arabadan film izlemeyi seven çiftleri çekmek için korku piyasasına göre uyarlamasına rağmen, ilk başlarda bu türe ithaf edilmiş birkaç filmin gösterime girmesiyle sonuçlanmıştır. Bu filmlerin çoğu, dönemin sinema endüstrisinde hızla siyah-beyaz filmlerin yerini alan asıl “renkli” filmlerden önce gelen, düşük bütçeli siyah-beyaz filmlerdi. Buna rağmen bu filmlerin bir çoğu daha sonraki yıllarda kült olmayı başarmıştır. Ancak bu on yılın sonlarında, Hammer film stüdyoları, prodüksiyonlarını korku piyasasına yönlendirip şaşırtıcı sonuçlar elde ettikleri için asıl korku filmleri eski popülerliklerine büyük oranda kavuşmuştur!

Dikkat çeken ilk bilim kurgu-korku karışımı, 1951 yılında gösterime giren ve konusu, antarktik araştırma merkezinden bir grubun, vücudu buzla kaplı bir uzaylı bulup, hala yaşadığını anlaması ve buzlarını çözdüklerinde ise bu yabancının pek de dost olmadığını görmesi olan “The Thing from another World / The Thing / Şey” filmidir.

Uzaylıların dünyayı istila etmesini işleyen ilk sinema filmlerinden biri olan “The Day the Earth Stood Still / Dünyanın Durduğu Gün” de aynı yıl içerisinde gösterime girmiştir. Aynı konu 1953’lü yıllarda, ilk renkli bilim kurgu filmlerinden biri olan “The War of the Worlds / Dünyalar Savaşı” filminde tekrar ele alınmıştır. Bu filmde, H.G. Wells’in romanındaki hikaye, Viktorya İngiltere’sinden, 50’li yılların Amerika’sına taşınmıştır.



Yine aynı yıl gösterime giren “House of Wax / Mumyalar Evi” adlı korku filmi de bu on yılın önemli birkaç korku filminden biridir. Bu film, o dönemde ağırlıklı olarak gösterime giren bilim kurgu filmlerden yeni bir kopuşu ifade etmekle kalmayıp, üç boyutlu olarak çekilen ilk filmlerden birini de oluşturmuş, dahası, Vincent Price’ı bu türün starı yapmıştır.

Abbot ve Costello, baş rolünü “Karloff”un oynadığı, Boris Karloff’un “Abbot and Costello Jeckll and Hyde” adlı filminde daha iğneleyici ve uçuk bir korku filmi boyutuna ulaşmıştır.

1954’de gösterime giren “Them!” adlı film, ellili yıllarda ABD’de yaşanan Küba füze krizinin oluşturduğu nükleer tehditten etkilenen çok sayıda korku/bilim-kurgu filminden biridir. Dev, radyasyon üreten karıncalar Arizona çöllerinde kontrolsüzcü oraya buraya koşuşturmaktadır.

Benzer bir şekilde, 1955’lerde, dev bir örümceğin küçük çöl topluluklarında yarattığı terörü anlatan “Tarantula”, başkalaşıma uğrayış kötülüğe geçişi, daha sonra bir savaşçı kaptan pilot olarak ortaya çıkan Clint Eastwood’un filmin düğüm noktasında örümceği yok etmesini anlatmaktadır.

Ancak, 1956’da, on yılın en kayda değer korku filmi yapılmıştır. Amerikalı seyirciler topraklarını işgal eden yabancılar ve olağan üstü büyük sürüngenlerle heyecan duyarken, İngiliz şirketi Hammer stüdyoları, Mary Shelly’nin Frankenstien’ının kendi versiyonu olan “The Curse of Frankenstien/Frankenştayn’ın ****eti”ni gösterime koymuştur. Bu filmin popülerliği, Hammer stüdyolarının popülerleşmesine ve konulu korku filmlerine yönelik ilginin yeniden canlanmasına yol açmıştır. Ayrıca, korku türünün aktörleri Peter Cushing ve Christopher Lee’nin de yeniden ön plana çıkmasını sağlamıştır.

Hammer stüdyoları 1958’de Frankenstien filmindeki başarısını “Dracula”nın kendilerine özgü versiyonunu çekmek suretiyle sürdürdü. Bu filmin başrollerini Van Helsing rolündeki Cushing ile Kont rolündeki Lee paylaşıyordu. Frankenstien’in devamı da, yine o yıl “Frankenstien’in İntikamı” adlı filmle yapıldı. Bu filmde de, Cushing, Michael Gwynne’nin canlandırdığı yeni bir canavar yaratmıştı.

Steve McQueen, yine bu yıl on yılın son önemli bilim-kurgu/korku filmi olan “The Blob” ile başarı kazanmıştı. Bir sonraki yıl, 1959’da, Hammer “The Mummy/Mumya”nın kendi versiyonunu gösterime sunmuştu. Bu filmin başrolünü yine Peter Cushing, Mumya rolünü oynayan Christopher Lee ile paylaşıyordu. Lee, bu rolünü “oynadığım en zor rol” olarak nitelendiriyordu.



1960-70
Sapıklar ve Zombiler....1960’larda, Hammer filmlerinin popülerliği devam etmiş, Universal filmlerinin 1930’lu ve 40’lı yıllarda kazandığı başarıyı elde etmişti. Ancak yine de bu on yıllık dönemde türünün en etkili filmlerini yapma unvanı yönetmen Alfred Hitchcock ile George Romero’ya gitmişti...

Bütün zamanların en etkili korku filmi 1960 yılında ABD’de gösterime girdi. Bu film, Robert Bloch’un romanı “Psycho/Akıl Hastası”ın kötü şöhretli bir uyarlaması idi ve Alfred Hitchcock tarafından yönetilmişti. Bu film gişe rekorları kırmış ve korku filmlerinin o güne kadar izlediği yolu nitelik olarak değiştirmişti. Hala başka filmlere esin kaynağı olan bu film, günümüz korku filmleri için de bir referans noktası olarak sayılmaktadır.

Hammer filmleri, bu yıl daha önceki Dracula filmlerinin bir devamı niteliğinde olan “The Brides of Dracula/Drakula’nın Gelini”ni ve başrolünü Oliver Reed’in oynadığı “The Curse of the Werewolf/Kurt Adamın ****eti” adlı filmleri piyasaya çıkardı. Her iki film de başarı kazandı. Ancak, Dr. Jeckll and Hyde adaptasyonları seyircilerinden beklenen ilgiyi görememişti.

Yine aynı yıl sinemalarda büyük tartışmalara neden olan “Peeping Tom/Röntgenci” filmi gösterildi. Bu film bir seri katili konu alıyor, katil kurbanlarını öldürürken onların yüz ifadelerini seyretmekten hoşlanıyordu. Bu yılın bir diğer filmi ise The Midwich Cuckoo’nun kitabından uyarlanmış “The Village of the Damned/****etliler Köyü” idi. Bu filmde, küçük İngiliz köyü Midwich’i ele geçiren bir canavar çocuklar çetesi işleniyordu.

Hammer films, 1962 yılında “Maniac/Manyak”ı vizyona soktu. (1980 yılındaki aynı isimli şiddet filmi ile karıştırılmamalıdır.) “Maniac” filmi, Psycho filminden esinlenen bir çok filmden biri idi. Bu film aynı yıl “Phantom of the Opera/Operadaki Hayalet” adıyla çekildi. Başrolünü Herbert Lom’un oynadığı bu film de ticari olarak başarısızlığa uğradı.



1963 yılında bir başka canavar çocuk filmi olan “The Children of the Damned/****etli Çocuklar” yapıldı. Bu film, “Village of the Damned”ın devamı niteliğinde idi. Aynı yıl, Hammer’ın yaptığı ve kendisinin çektiği ilk Mumya filminin devamı niteliğindeki tek film olan “The Curse of the Mummy’s Tomb/Mumyanın Mezarının ****eti” vizyona girdi. Yalnızca isim olarak devamlılık arz eden bir diğer Frankenştayn filmi ise 1964’te “Evil of Frankenstien” ismiyle yapıldı. Bu film ilk Frankenştayn filmlerinin fanlarında büyük bir düş kırıklığı yarattı. Her ne kadar Dr. Frankenştayn’ı yine Peter Cushing canlandırsa da, ilk kurguyu takip etmek yerine yeni bir canavarla (Kiwi Kingston) yeni bir kurgu yaratılmıştı.

Hammer şirketi son olarak, orijinal Drakula’nın gerçek bir devamı niteliğindeki “Dracula: Prince of Darkness: Drakula: Karanlıklar Prensi” adlı filmi çekti. Filmin kont rolünü yine Christopher Lee yönetiyordu. Bir sonraki yılda, yani 1966’da, “Plague of the Zombies/Zombiler Belası” adlı ilk Zombi filmlerini vizyona koydular. Gerçek dışı da olsa ilginç bir film olan bu film, Cornwall’da bir kalay madeninde geçiyor, maden, yerel arazi sahibi tarafından işletiliyordu. Madenin sahibi, zombileri köle gibi çalıştırmak amacıyla boş zamanlarında voodoo (büyü) yapıyordu (Bu aslında tam da sendikaların çözmesi gereken bir sorun). Hammer, yine aynı yıl içinde Mumya ve Frankenştayn serilerine eklemek üzere “The Mummy’s Shroud/Mumyanın Kefeni” ve “Frankenstien Created Woman/Frankenştayn’ın Yarattığı Kadın” adlı filmleri çekti.

1968’de, ABD’de bir diğer etkili korku filmi olan Georgo Romero’nun klasik zombi filmi “Night of the Living Dead/Yaşayan Ölünün Gecesi” adlı film vizyona girdi. Son derece düşük bir bütçeyle yapılan bu film eski siyah beyaz filmler kullanılarak çekildi. Ancak, iyi bir gişe hasılatı yaptı ve korku filmi dünyasında tam bir yeni alt tür oluşturmayı başardı.

Bu arada, Hammer stüdyoları Drakula ve Frankenştayn serilerine yeni filmler eklediler ve “Frankenstien Must Be Destroyed/Frankenştayn Yok Edilmeli” ve “Taste the Blood of Dracula/Drakula’nın Kanından Tat” adlı filmlerini çektiler. Fakat bu iki filmin hiç biri, bütün zamanların en başarılı filmlerinden biri olan “The Devil Rides Out/Şeytanın Kurtuluşu” adlı filmleri kadar başarılı olamadı!



1970 - 1980.

Slasher’ların Doğuşu...
Bu on yılın başında, Hammer filmleri kendi Drakula, Frankenştayn ve Mumya serilerine yeni filmler eklediler. Bu filmler kendi türlerindeki popülerliğinin de çöküşünün habercisi oldu. Zira bu on yılla birlikte daha sarsıcı korku filmlerinin dönemi başlıyordu. Bu dönem, yeni bir korku filmi türü olan “Kasap” türünün ortaya çıkışına tanıklık edecekti.

1970’te, Hammer, Kontes Elizabeth Bathory’nin hayat hikayesinden alınan “Countess Dracula/Kontes Drakula” adlı filmi ve romantik vampir filmleri olan “The Vampire Lovers/Vampir Aşıklar” ve “Lust for a Vampire/Vampire Arzu” adlı filmleri vizyona koydu. Ancak, Hammer’in popülerliği, yaptığı en kötü filmler olarak addedilen “The Scars of Dracula/Drakula’nın Yara İzleri” ve “The Horror of Frankenstien/Frankenştayn Korkusu”nun vizyona çıkmasıyla birlikte oldukça azaldı.

Hammer, 1971’de, bir başka Mumya filmi olan “Blood From The Mummy’s Tomb/Mumyanın Mezarından Sızan Kan", kara mizah filmi “Dr. Jekyll and Sister Hyde" ve ayrıca Jack the Ripper’den esinlenen “Hands of the Ripper” adlı filmi vizyona soktu. Bunları, bir sonraki yıl dehşetengiz "Dracula : AD 1972" adlı film izledi. Bu film, öykünün 1972’ye uyarlanması yolunda bir çaba idi. O yılın en kayda değer filmi ise, Yönetmen Wes Craven’in yapımcı Sean Cunningham ile çalıştığı düşük bütçeli “Last House of the Left/Soldaki Son Ev” filmi oldu. Bu filme, şu sloganla sunulması suretiyle sıra dışı bir imaj çizildi: “kendinize sürekli şunu söyleyin: o yalnızca bir film... yalnızca bir film...”

Ancak, 1973’te, bütün zamanların en kötü şöhretli filmi gösterime girdi. Bu film, yönetmen William Freidkin’in, William Peter Blatty’in romanından uyarladığı “The Exorcist/Ruh Kovucu” adlı filmdi. Dini çevrelerde yarattığı tartışma ona gişe başarısı getirdi ve bu yolla bütün zamanların en başarılı ticari korku filmi olmayı başardı.



1974’te, bir diğer sarsıcı korku filmi daha büyük bir gürültüyle piyasaya sürüldü. Bu film, Tobe Hooper’in yönetmenliği yaptığı “The Texas Chainsaw Massacre” adlı filmdi. Kendi dönemi için oldukça sarsıcı olarak değerlendirildi. Dahası, İngiltere’de 1999 yılına kadar genel gösterimi yasaklandı. Bu film, onun ardından çekilecek birçok kanlı korku filminin prototipi haline geldi. Kötü şöhreti ana karakteri olan Leatherface/Meşin Suratın modern dünyanın klasik korku karakteri olmasına yol açtı.

Bu arada, Mel Brooks, aynı yıl içinde başrolünü Gene Wilder’in yaptığı "The Young Frankenstien" adlı neşeli korku filmini vizyona soktu. Bu film, 1930’lu, 40’lı yılların Universal korku filmlerine yönelik bir taşlama türündeydi.

1975 ve o yılın önde gelen yönetmeni Steven Spielberg, bir sahil kasabasında terör yaratan dev bir köpek balığını işleyen “Jaws” filmiyle korku dünyasına girdi. Bir sonraki yıl, yani 1976’da, Steven King romanının bir adaptasyonu çekildi. “Carrie” adlı bu filmin başrolünü Sissy Spaceck canlandırıyordu. Bunun ardından daha bir çok King adaptasyonu yapılacaktı!

444 1977’de, herkes “Star Wars/Yıldız Savaşları”nı izliyorken, Drakula’nın evcil köpeği ve kont uşaklarından biri “Zoltan-Hound of Dracula” adlı filmle yeniden ortaya çıktı. Filmde, Drakula’nın, halefleri bulunmaya çalışılıyordu, aksi takdirde arayanın bir vampire dönüşme ihtimali vardı. Devam niteliğindeki en kötü korku filmi bu yıl çekildi. John Boormans’ın "Exorcist 2 : The Heretic/ Ruh Kovucu 2 : Sapkın" adındaki bu filmi, ilk filmin de itibarını zedelemiş ve en anlaşılmaz kurguyla planlanmıştı.

Bir sonraki yıl, yani 1978’de, “Jaws 2” vizyona sokuldu. Burada, bir başka dev köpek balığı bir sahil kasabasını tehdit ediyordu. Jaws’ın ucuz ve keyifli bir taklidi de yine bu yıl Joe Dante tarafından çekildi. “Piranha/Piranya” adlı bu film, dağlık bir nehir kenarında bulunan bir turistik beldeye mutasyona uğramış bir katil balığın saldırı amaçlı gidişini anlatıyordu.

1979’da, zombi yönetmeni George Romero, “Dawn of the Dead/Ölüler Şafağı” adlı filmi gösterime sundu. Bu film, birincisinden daha da fazla aşırılık ve şiddet içeriyordu ve büyük bir başarı kazandı. En önemlisi, bu yıl, John Carpenter’in, "The Texas Chainsaw Massacre"in ardından yapılan en acımasız filmlerinden biri olan “Halloween” adlı filmin gösterime girdiği yıldı. Bu film, bütün zamanların en başarılı bağımsız korku filmi oldu. Jamie Lee Curtis’i bir star ve filmin katili Michael Myers’i modern zamanların bir diğer korku karakteri haline getirdi. Film, aynı zamanda, Donald Pleasance’ın bize esrarengiz Dr. Loomis olarak hatırlanmaya en fazla değen performansını sundu.

Vampirler bu yıl büyük ekrana “Salems Lot” filmiyle döndü. Bu film bir diğer Steven King romanı uyarlamasıydı. Bilim-Kurgu/Korku türü, Ridley Scott’un yönettiği ve başrolünü Sigourney Weaver’ın oynadığı “Alien/Yabancı” adlı filmle son derece başarılı bir dönüş yaptı ve hemen Bilim-Kurgu ve Korku türü fanlarının klasiklerinden biri haline geldi. Yine aynı yılda, düşük bütçeli “Phantasm/Fantezi” adlı filmde “Tall Man/Uzun Adam” adlı bir karakterle tanıştık. Bu karakter ABD’de büyük bir kült haline gelerek başarı kazandı.



1980 - 1990.

Modern Korku Dönemi Başlıyor...Kanlı filmler bu dönemde son derece yaygındı. Devam niteliğinde filmler ve taklit filmlerin sayısı son derece kabarıktı. Düşük bütçeli serüven filmleri, bu on yılın başında hala yaygın durumdaydı. 80’li yılların başlarında videonun popülerleşmesi, uydu ve kablolu TV’lerinin yaygınlaşması ile birleşince, korku filmleri yavaş yavaş piyasanın ticari ucuna göre düzenlenmeye başladı.

1980’de ‘’Friday the 13th/13.Cuma’’, Halloween’in başarısından sonra piyasada en iyi iş yapan kanlı film oldu.Kamp yapmak üzere göl kenarına gelen bir grup gencin katledilmesini konu alan kurgusu ile bir çok yönden kendinden önce yapılan slasher filmleriyle benzerlik gösteriyordu.Fakat film , grafik aşırılıkları ve bütün diğer kanlı serüven filmlerinin izleyeceği standardı tayin etmesi yönüyle kendini farklı kılmayı başardı



1980’de ayrıca, "Zombie Flesh-Eaters/Zombi İnsan Eti Yiyiciler" adlı film gösterime sunuldu. Düşük bütçeli bu film, İtalyan yönetmen Lucio Fulci tarafından “Dawn of the Dead” adlı filmin başarısından kâr etmek üzere yapılmış bir girişimdi. Bir sonraki yıl, 1981’de, “Friday the 13th”ün düşük bütçeli bir taklidi yapıldı. “The Burning” adlı bu filmin özel efektleri bile öncekiyle aynı kişi ([artık şimdi] efsanevi Tom Savini) tarafından yapılmıştı. Bu film daha başarılı oldu, zira, Mirimax film stüdyolarını piyasaya başarılı bir şekilde sokan film bu idi.

Bu yıl, William Lustig’in yönettiği, başrolünü eski “Bond” kızı Caroline Munroe”nin oynadığı “Maniac/Manyak” filmi ile piyasaya daha fazla kan ve yaralanma hakim oldu. Bu film bir diğer düşük bütçeli kan ve şiddet filmi oldu. Ayrıca Tom Savini ile özel kozmetik etkiler yaptı. Son derece başarılı “The Howling” filmiyle kurt adamlar çirkin kafalarını bir kez daha ortaya çıkardılar. Bu film kurt adamların yaşadığı şehir dışında bir sığınak hakkındaydı. Kara mizah “An American Werewolf in London/Londra’da bir Amerikalı Kurt Adam” filmi, bir Amerikalı turistin bir kurt adam tarafından ısırıldıktan sonra, modern Londra’da insanlara dehşet saçmaya başlamasını anlatıyordu.

John Carpenters’ın “Halloween 2” filminde, Michael Myers yine sinsi sinsi dolaşıyordu. Bu film, ilkinin yarattığı etkinin meyvelerini topladı. James Cameron ise ****ce Henricksen ile birlikte, ilk yönetmenlik girişimini “Piranha 2 : Flying Killers/Piranya 2: Uçan Katiller” adlı devam nitelikli filmiyle yaptı. Bu filmde, kedi balıkları ve uçan balığın melezi olarak üretilmiş mutasyona uğrayan savaşçı piranyalar havada uçabilen katil balık üretiyordu (inanın bana hayal ettiğinizden bile daha kötü). Bu yıl beyaz perde için bir başka Steven King romanı adapte ediliyordu. “The Shining” adlı bu filmin yönetmenliğini Stanley Kubrick yapmış, baş rolünü ise Jack Nicholson oynamıştı. Nicholson’ın bu filmdeki repliği “İşte Johnny” hala çok iyi hatırlanır!



1982’de, canlı kan temasını işlemeye devam eden “Friday the 13th 2” filmi gösterime sunuldu. Ayrıca, Tobe Hooper, bazı hayaletimsi varlıkları işleyen “Poltergeist” filminde Steven Spielberg ile çalıştı. “The Evil Dead” yine bu yıl vizyona konuldu. “Night of the Living Dead” ve “The Exorcist”ten esinlenen bu filmde, bir grup genç eski bir kitabı okuduktan sonra ormanlık alanda bir kabine saklanmış ve şeytani ruhları ve zombileri çağırmışlardı. Son derece düşük bir bütçeyle yapılan bu film ciddi bir hasılat yapmıştı.

1983'de bir çok devam nitelikli korku filmi yapıldı ve başı sonu 5 dakika süren aldatıcı 3 boyutlu (3D) modası ile hasılat toplanmaya başlandı. Bu filmler arasında “Ammytiville 3D”, “Jaws 3D” ve Friday the 13th Part 3D” bulunuyordu. Bunların tümü hemen hemen anlamsız kurgulara sahipti ve yalnızca üç boyutlu film isteyen seyircilerin açlığını bastırmak için fabrikasyon tarzında üretiliyorlardı. Bunlardan yalnızca “Friday the 13th part 3D”den bahsetmeye değer. Bu da ironik olarak, bu bölümde ana karakter olan Jason Voorhees’in efsanevi buz hokeyi maskesini taktıktan sonra adeta onunla özdeşleşmesiydi.

“Psycho 2” de bu yıl vizyona girdi. Başrolünde yine Anthony Perkins vardı. Orijinal filminin kurgusunu devam ettiriyordu. 22 yıl kadar sonra, Norman Bates akıl hastanesinden çıkıyor ve kendi eski motelini yeniden açıyordu. Ayrıca, John Carpenter üçüncü bir Halloween filmi çekti. Bu filmin adı ise “Halloween 3: Season of the Witch” idi. Fakat bu film, halloween (hortlak) maskeleri yapan acımasız bir oyuncak şirketi hakkındaki tamamen yeni kurgusu ile, serisinin hayranlarını düş kırıklığına uğrattı. Filmin gişe hasılatı çok kötüydü. Fakat Carpenter, Steven Kings’in katil araba romanı “Christine” uyarlaması ile çok daha iyi bir film yaptı.

1983, aynı zamanda İngiltere kıyılarında ahlaki bir panik yaşandığı yıl oldu. Aniden, filmlerin video kasetlere çekilmesinin tabi olduğu herhangi bir yasa olmadığı keşfedildi. Bu nedenle, küçük dağıtımcı şirketler raflarını her türlü küçük bütçeli korku filmleriyle doldurmaya başladılar. Bu filmlerin çoğu daha önce sinemada yasaklanan filmlerdi. Buna tepki olarak, hükümet yasaklamayı istediği filmlerini listelerini çıkardı. Daha sonra, 1984’de, onaylanmamış kasetlerin ticaretini yasakladı ve ev videoları için sert sansür yasaları getirdi.

1984’te çekilen önemli filmler arasında, bir kurt adam masalları derlemesi olan “A Company of Wolves/Kurtlar Kumpanyası” ve son derece başarılı bir korku/komedi türü olan “Ghostbusters” vardı. “Friday the 13th Part 4: The Final Chapter” da bu yıl gösterime girdi. Ancak, bu film serinin sonu olmaktan epey uzaktı. Rüyalar iblisi “Freddy Kruger”, Wes Craven”in sarsıcı korku filmi “A Nightmare on Elm Street/Elm Sokağında Karabasan”da ilk kez ortaya çıktı ve korku ustası Robert Englund ile birlikte oynadı.

Aynı yıl, bir başka son derece başarılı bilim kurgu/korku filmine daha sahne odu. Bu film, başrolünü Arnold Shwarzennegger’in oynadığı James Cameron filmi “The Terminator/Terminatör” idi.

Zombi karmaşası 1985’te, George Romero’nun “Day of the Dead” adlı filmiyle yeniden ortaya çıktı. Bu film, yönetmenin Living Dead (Yaşayan Ölü) serisinin üçüncüsüydü. Ancak film, yönetmenin ilk iki zombi filmi kadar başarılı olamadı. Dan O’Bannen’in “Return of the Living Dead/Yaşayan Ölünün Dönüşü” adlı filmi, Romero’nun zombi filmlerini silip süpürdü. Bu film, grafik aşırılıkları dolambaçlı esprilerle birleştirdi, öncekilerden çok daha iyi iş yaptı ve Frankenştayn zombilerinin bir kanlı versiyonu ve günümüzün bir kara mizah türü olan “Re-Animator” kadar başarılı oldu.

Film yapımcılarının, filmlerin bölüm 4’te duramayacak kadar iyi para kazandırdığına karar vermelerinin ardından “Friday the 13th Part 5: A New Beginning” çekildi. “A Nightmare on Elm Street Part 2: Freddy’s Revenge/Elm Sokağında Karabasan 2: Freddy’nin İntikamı” adlı filmde ise, Freddy daha fazla teenager öldürmek üzere Elm Sokağı’na dönüyordu. Steven Kings’in “Silver Bullet/Gümüş Mermi” adlı filminde ise daha da fazla kurt adam kendini gösterdi.

1986’da, Jeff Goldblum’un başrolünü oynadığı “The Fly/Sinek” adlı film gösterime sunuldu. Bu film, David Cronenberg’in 1950’li yıllarda yaptığı orijinalin yeniden yapımıydı. Şarkıcı Grace Jones ise sıkıcı vampir filmi “Vamp” ile beyaz perdede görüldü. Devam niteliğinde birkaç film daha yapıldı. Bunlardan biri, yine Anthony Perkins’in başrolünü oynadığı “Psycho 3” oldu. Bunu “Phantasm 2” izledi. Bu film 9 yıl kadar sonra çekilmekle birlikte ilk filmin hemen ardından vizyona konuldu. Ayrıca, hayal kırıklığı yaratan “Poltergeist 2” izledi. Bu filmin oyuncu kadrosunun büyük çoğunluğunu ilk filmdekiler oluşturuyordu. “Howling 2”de ise Christopher Lee vardı. Lee, “o filmdeki rolüm hakkında ne kadar az konuşulursa o kadar iyi” diyecekti.

Steven Kings’in “Maximum Overdrive” adlı filminde makineler dünyayı zaptetmiş ve “Friday the 13th Part 6: Jason Lives” adlı filmde ise Jason mezardan geri dönmüştü. Tobe Hoopers’ın “The Texas Chainsaw Massacre Part 2” filminde Meşin Surat da geri dönmüştü. Bu film sıkıcı bir komedi niteliğindeydi ve asla orijinali kadar iyi değildi. Ancak, yılın en büyük filmi şüphesiz James Cameron’un Bilim Kurgu/Korku türü olan “Aliens/Yabancılar” oldu. Bu film, Ridley Scotts’un “Alien/Yabancı” filminin bir devamıydı. Yine başrolde Sigourney Weaver vardı ve destekleyici oyuncu kadrosu “Terminator”unki idi.



1987’de, korku komedisi “The Monster Squad”, “Ghostbusters” ile “The Goonies”in bir melezini oluşturuyordu. Muhtemelen, her ikisinin başarısını da nakde çevirmeyi amaçlayan bir girişimdi. Daha çok bir çocuk filmiydi. Yer yer oldukça komik olan bu filmde, bir grup genç, Drakula, Frankenştayn canavarı (Tom Noonan), Kut Adam ve Mumya gibi klasik korku canavarlarıyla savaşıyorlardı.

Sam Riami, aynı yıl içinde “Evil Dead 2”yi piyasaya sürdü. Kısmen devam, kısmen yeni yapım olan bu film, orijinal “Evil Dead” filmini takip ediyordu. Başrolün “Aliens”in yardımcı kadrosunun bir kısmından alan vampir filmi “Near Dark” da aynı yıl vizyona konulmuştu. Freddy Kruger “A Nightmare on Elm Street Part 3: Dream Warriors” adlı filmde bir kez daha döndü. Bu filmin başrolünü yine Robert Englund oynuyordu. Korkunç “Jaws 4: The Revenge” adlı filmde başka bir dev köpek balığı korku salmaya devam ediyordu. Bu filmin başrolünde ise Michael Caine vardı.

Ancak, bu on yılın en çok konuşulan filmi şüphesiz “Hellraiser” oldu. Clive Barker’in Hellbound adlı romanından uyarlanan bu film, aşırı kanlı sahnelerle ve İngiliz aktör Dough Bradley tarafından canlandırılan grotesk kahramanı Pinhead ile göze çarpıyordu. Bu karakter, günümüz popüler korku canavarları listesine eklendi. Yılın bir diğer önemli korku filmi ise, Bilim Kurgu/Korku türünde “Predator/Yırtıcı” oldu. Bu filmde, bir yabancı avcısı, Güney Amerika cangıllarında Arnie Schwarzennegger ile savaşıyordu.

1988’de, Jason, Freddy, Pinhead, Michael Myers ve bir çok diğer karakter devam nitelikli yeni filmlerle yeniden beyaz perdede görüldü. Bunların ilki, tehlikeli sahne dublörü Kane Hodder’in Jason rolünü oynadığı ve her filmde başka bir aktör tarafından oynanan bu filmde kendisinin oynadığı iddia ettiği “Friday the 13th Part 7: The New Blood” idi. Daha sonra çekilen, “A Nightmare on Elm Street Part 4: The Deam Master”’da başrolde yine Robert Englund vardı. Başrolünü Doug Bradley’in oynadığı “Hellbound : Hellraiser”de pinhead rolü yinelendi. Anlamsız “Poltergeist”de çok daha fazla hayaletimsi görüntü vardı. En kayda değer film ise “Halloween 4: The Return of Michael Myers” oldu. Bu film 3. bölümdeki taklidi göz ardı etti ve 10 yıl sonra Donald Pleasance’nin Dr. Loomis olarak kendi rolüyle beyaz perdeye geldiği orijinal halloween öyküsünü takip etti.

İki yeni korku karakteri de yine bu yıl yaratıldı. Bunların ilki, “Childs Play” filmindeki şeytan bebek “Chucky” idi ve kült korku yıldızı Brad Douriff tarafından seslendiriliyordu. Bir diğeri ise sonradan manyak bir zombiye dönüşen eski polis “Matt Cordell” (Robert Z’Dar) idi. Bu karakter daha az hatırlanan, düşük bütçeli “Maniac Cop/Manyak Polis” adlı filmde William Lustig tarafından canlandırılmıştı. Bu film, o sıralarda akın eden devam nitelikli bitmez tükenmez filmlerden iyi bir kopuş olmuştu.

1989’da son derece sıkıcı “Nightmare on Elm Street Part 5 : The Dream Child”, bir diğer sıkıcı film “Halloween 5: The Revenge of Michael Myers", korkutucu bir kaba güldürü tarzındaki "Friday the 13th Part 8 : Jason Takes Manhattan" ve düşük bütçeli “Amityville 4 : The Evil Escapes" filmi ile devam nitelikli diğer filmler vizyona girdi. Bunların yanı sıra, orijinal korku/komedi türündeki ilkinin eğlenceli bir devamı olan “Ghostbusters 2” de tam bu sırada piyasaya sürüldü.



1990 - 2000.

Sevene kadar bağır…
1990 döneminin başlangıcında, 1980’li yıllar boyunca yaygın konumda bulunan bitmez tükenmez devam filmleri yine devredeydi. Yeni çıkarılan korku filmi sayısı çok azdı. Devam nitelikli olanlar arasında söz etmeye değenlerin sayısı ise daha da azdı. Korkuya ilgi belli miktarda azaldı. Bununla birlikte burada, İngiltere’de birçok korku filmi doğrudan video kasetlere alınarak piyasaya sunuldu. Bu dönem, korkunun bu on yıllık dönemin sonuna doğru kesin bir “Scream/Çığlık” niteliğindeki filmin piyasaya sürülmesiyle ile büyük bir çıkış yaparak geri dönmesine kadar devam etti…

1990’da “Arachnophobia”, bu yıl içinde piyasaya sürülen birkaç orijinal filmden biriydi. Bu filmde, Jeff Daniels küçük bir taşra kasabasında son derece zehirli örümceklerle savaşıyordu. Bu yıl vizyona konulan diğer filmler ise Chucky, Leatherface, Dr West ve hatta Norman Bates’in “Child’s Play 2”, “Leatherface : The Texas Chainsaw Massacre 3”, “Re-Animator 2” ve Psycho 4 : The Beginning” filmlerinde geri
dönüşünden ibaretti. Ayrıca zombi polis Matt Cordell de “Maniac Cop 2” ile geri dönüyor ve Robert Davi ile mücadele ediyordu. Fakat daha olumlu bir durum, “Graveyard Shift” adlı film, Steven King adaptasyonlarının uzun süreli öykülerine hoş bir ilave daha yapmış oldu.



1991’de, son derece başarılı korku/heyecan filmi “The Silence of the Lambs/Kuzuların Sessizliği” adlı film gösterime sunuldu. Thomas Harris’in kitabından uyarlanan bu filmin başrolünde, piskopat psikolog Dr. Hannibal Lector’u canlandıran Anthony Hopkins yer alıyordu. Ayrıca yine bu yıl içinde, Robert DeNiro ve Nick Nolte’nin başrollerini paylaştıkları “Cape Fear/Korku Burnu” adlı yeniden çekilmiş film ile, Elm Sokağı filmlerinin muhtemelen sonuncusu olan “Freddy's Dead : The Final Nightmare” filmleri vizyona sokuldu.

Chucky “Childs Play 3" filmi ile bir kez daha beyaz perdeye döndü. Bu film, bu serinin 2. bölümünden bile daha kötüydü. Ve Predator bu kez Danny Glover ile savaşmak üzere geri döndü. Fakat bu kez “Predator 2”den bile daha az hatırlanmaya değer nitelikteydi.

1992’nin en büyük korku filmlerinden iri, eski bir korku klasiğinin yeniden çekilmiş filmi olan “Bram Stokers Dracula” idi. Francis Ford Coppella tarafından çekilen bu filmde Kont rolünde Gary Oldman vardı. Film, romanın bugüne kadarki en başarılı uyarlaması olarak kabul edildi. Ancak bu on yılın en büyük filmi, James Cameron’un, önceki bilim kurgu/korku türündeki filminin devamı olan “Terminator 2: Judgement Day” adlı filmi oldu. Filmin başrolünde yine Arnie vardı ve önceki filmin oyuncu kadrosu bu filmde de yer alıyordu.

İğrenç “Alien 3” filmi de bilim kurgu/korku türünü devam ettirdi, ancak bu film serisinin en kötü filmi olarak kabul edildi. Clive Barker’in romanı “Forbidden”ın sinemaya uyarlaması “Candyman” ile bu yılki korku türüne başka bir yeni karakter girdi. Esrarengiz Tony Todd, filmin başrolünde kanca elli bir katili canlandırıyordu.



Bir diğer geri dönüş ise Pinhead’in "Hellraiser 3 : Hell on Earth" ile dönüşü oldu. Yönetmen Wes Craven, en yeni filmi “The People Under the Stairs” adlı son filmini yine bu dönemde vizyona soktu. Bu film yönetmenin "Nightmare on Elm Street"den sonraki en başarılı korku filmi oldu. Bu yılın sözünü etmeye değer diğer filmleri, düşük bütçeli bir film olan ve başrollerini Robert Davi ile Robert Z’dar’ın paylaştıkları “Maniac Cop 3: Badge of Silence” ve doğrudan video kasede çekilen bir Amityville filmi olan anlamsız “Amityville 1992: It’s About Time” adlı filmdi.

George Romero, orijinalinin 25. yıldönümünde 1993’te İngiltere’de, "Night of the Living Dead" adlı filmin tam renkli, günümüze uyarlanmış bir yeniden çekimini gösterime sundu (Bu film, ABD’de 1990’da oynatılmıştı). Ancak bu film yalnızca kısıtlı bir başarı kazanabildi. Steven Kings’in "Needful Things" adlı filminde Max Von-Sydow şeytani bir bakkalı canlandırıyordu. Sam Raimi, “Evil Dead” serisinin üçüncüsünü “Army of Darkness : The Medievil Dead” adlı filmle piyasaya sundu. Jason ise, "Jason goes to Hell : The Final Friday" adlı filmde nihai istirahatgahına uğurlandı (belki de tam böyle lomadı, fakat Bölüm 4’te söylenen tam olarak buydu).

Diğer devam filmlerinde, düş kırıklığı yaratan “Return of the Living Dead 3" adlı filmi ve yine onun kadar anlamsız "Amityville : A New Generation" filmini izlemek zorunda kaldık. Yılın kayda değer tek orijinal filmi, popüler ABD komik çizgi filmini temel alan “The Crow/Horoz” idi. Bu film, başrol oyuncusu Brandon Lee’nin filmin sonuna yakın bir dönemde sette kazayla öldürülmesi ile birlikte olumsuz bir ün kazandı.

1994’te, Kenneth Branagh, 92’deki Drakula yeniden yapımının başarısından kazanç sağlamak amacıyla kendi korku adaptasyonu "Mary Shelly's Frankenstien"u gösterime sundu. Branagh filmin hem yönetmeni hem de başrol oyuncusuydu. Drakula yeniden yapımını yöneten Francis Ford Coppolla yapıma yardımcı oldu ve başrolde canavar olarak alkış toplayan aktör Robert DeNiro vardı. Ancak, film gişe açısından tam bir başarısızlığa uğradı.



Yine bu yıl içinde, Wes Craven, "Wes Cravens New Nightmare" filminde Freddy Kruger’in işini bitirmek için orijinal oyuncu kadrosu Robert Englund ve Heather ****genkamp ile birlikte Elm Sokağına geri döndü. Film orijinal kurgu içinde kısa bir gezinti içeriyordu. Bir diğer korku karakteri, korkutucu "Texas Chainsaw Massacre 4 : The Next Generation" filmiyle hatırlanmaya daha az değer bir dönüş yaptı. Öte yandan, Tall Man/Uzun Adam, katil toplarıyla “Phantasm 3”te yeniden ortaya çıktı. Candyman de bir sonraki yıl, 1995’te “Candyman 2 : Farewell to the Flesh” adlı filmle geri dönüş yaptı. John Carpenter ise “Village of the Damned” adlı yeniden çekim filmi ile bir kez daha ortaya çıktı. Filmde Midwich kasabası, İngiltere kırlarından Amerika çiftliklerine taşınmıştı.

On yılın en önemli filmi 1996’da ortaya çıktı. Bu film, o güne kadar doğrudan videoya çekilen devam nitelikli filmler ve kötü sinema filmlerinden bir kopuş niteliği taşıyora benziyordu. “Scream/Çığlık” adlı bu film Wes Craven tarafından yönetilmişti. Bu film tam bir başarı kazandı ve ciddi bir korku filmi olarak addedildi. Diğer klasik günümüz korku filmlerini ve ünlü klişeleri hicvediyordu. Bu film, korku filmlerine ilgiyi yeniden canlandırdı ve bu türe (özellikle “kanlı” filmlere) eski popülerliğini geri kazandırdı ve ardından bir çok taklidi yapıldı.

Bu yıl içinde Michael Myers "Halloween 6 : The Curse of Michael Myers" adlı düş kırıcı filmde yeniden ortaya çıktı. Ne yazık ki, bu film beyaz perdenin usta oyuncusu Donald Pleasance’ın ölümünden önce oynadığı son film oldu. Bu film daha sonra, belli kilit noktaları değiştirmek üzere yeniden düzenlendi. En önemlisi de, ilk çekilenden tamamen farklı bir sonla bitirildi.

Pinhead de "Hellraiser 4 : Bloodline" adlı filmle geri döndü. Bu film, bir çok diğer devam nitelikli korku filmi gibi, serinin son filmi olarak tanıtıldı (aman siz buna inanmayın). Mezardan dönen bir diğer intikam meleği ise, sıkıcı “The Crow 2: City of Angels2 adlı filmde kendini gösterdi. Son derece başarılı, fakat aynı zamanda tuhaf "From Dusk Till Dawn" adlı filmde ise George Clooney ve Quentin Tarantino vampir bisikletliler ile savaşıyordu. Ayrıca, bir diğer Steven King romanı da, başrolünde Robert Burke’nin oynadığı “Thinner” adlı filmle uyarlanarak beyaz perdeye geliyordu.

"I know what you did Last Summer/Geçen Yaz ne yaptığını biliyorum" 1997 filmi, çığlık ilhamlı peş peşe filmlerden yalnızca biriydi. Filmin yazarı bile Çığlık ile aynı, yani Kevin Williamson idi. Bir diğer benzer türde dolaylı korku filmi olan “Wishmaster” da, şeytani mitsel bir karakter olan Djinn (bir peri) üzerinde odaklanmıştı. Orta seviyede başarı göstermiş olan bu film, Robert Englund, Toddy Todd ve Kane Hodder’in misafir oyuncu olarak korku karakterleriyle görünmeleri sayesinde önem kazandı. Wes Craven, bu yıl içinde “Scream 2” ile Scream’in başarısını takip etti. Bu filmde ilk filmle aynı formül kullanılmış, yalnızca bu kez korku filmleriyle dalga geçilmişti.

Bu arada, “Alien” fırtınasının dördüncüsü kendini "Alien 4 : Ressurection" gösterdi. Bu film 3. bölümden çok daha iyiydi. Ayrıca, Paul Verehoven’in çok kanlı, dolambaçlı, bilim kurgu filmi olan ve insanlığın dev yabancı böceklere karşı savaştığı “Starship Troopers/Yıldız Savaşçıları” filminden hemen sonra başka bilim kurgu yabancı korku filmleri de yapıldı.

1998’de, iki önemli film vizyona konuldu. Bunlardan ilki, “Psycho”nun tam renkli yeniden yapımıydı. Yönetmenliğini Gus Van Sant’ın yaptığı bu film, orijinalinin hayranlarından ve eleştirmenlerinden karışık tepkiler aldı. İkincisi ise, Halloween serisinin yedinci filmi olan "Halloween H20 : 20 Years Later" idi. Bu film orijinal öyküye dönüş niteliği taşıyordu. Yalnızca dördüncü bölümden sonraki saçmalıkları (büyük ölçüde) atmıştı. Steve Miner tarafından yönetilen filmde, Jamie Lee Curtis geri dönmüş ve orijinal karakter olan Laurie Strode’yi oynuyordu. Önceki seri bölümlerinden farklı olarak, büyük bir başarı kazanmıştı. Çığlık tarzı teenager korku filmlerinin bir diğeri de öğrencileri kaçıran yabancı öğretmenleri konu alan “Faculty” idi. “Phantasm” serisinin dördüncü filmi olan “Phantasm 4: Oblivion” da bu yıl videolar için çekildi.

1999’da başka devam filmleri de yapıldı. Bunlardan biri, Chucky’nin “Childs Play” serisinin dördüncüsünde geri döndüğü “Bride of Chucky” idi. Bu da bir diğer Çığlık tarzı korku filmiydi. “I Still know what you did Last Summer/Geçen Yaz ne yaptığını hala biliyorum" adlı filmde yaşlı ve yoksul Jennifer Love Hewitt’in başına daha çok bela açılmıştı. Son derece kötü “The Rage: Carrie 2” filminde daha çok doğa üstü karmaşıklıklar beyaz perdeye getirilecekti.

Tıpkı Renny Harlin’in "Deep Blue Sea" filminde yeniden ortaya çıkan katil köpek balıkları gibi, John Carpenters’in “Vampires/Vampirler” filmiyle geri dönüşü de beyaz perdeye bu yıl beyaz perdeye yansıyan filmler arasındaydı. Klasik korku filmi “The Mummy” yeniden çekildi ve ortaya özel efektlerle dolu son derece sıkıcı bir film çıktı. Aynı durum “The Haunting” adlı yeniden çekilen korku filminde de kendini gösterdi. Fakat yılın en çok konuşulan filmi, düşük bütçesine rağmen etkili olan “The Blair Witch Project” oldu. Bu film, korkuyu tamamen yeni bir yöne çekti. Filmin tamamı, 3 karakterin elle taşımalı kameralarla çektikleri filmden ibaretti. Bu 3 kişi (öyküde) koruluğa uğradığı tahmin edilen yerel bir hayalet efsanesi hakkında belgesel bir film çekiyorlardı. Fakat, bu karakterler yaratığın yeni kurbanları olmuşlardı.

Milenyumun son korku filmi, büyük bir başarı kazandı. Filmin adı, filme çok uygun “End of Days/Günlerin Sonu” oldu. Filmde Satan (Gabrielle Byrne), 1999 yılının Yeni Yıl arifesi akşamında bir gelin seçmek üzere dünyaya geri dönüyordu. İşini bozan ise aksiyon kahramanı Arnold Schwarzenneger oldu (zaten başka kim olabilirdi ki?)



2000 - ?

Milenyum sonrası..
Yeni milenyumun şafağındaki şu yıllarda korku filmlerinin geleceğini elinde tutan şey yine bol miktarda devam filmi olmuştur. “Scream 3” ve 8. “Halloween”le başlayıp 10. "Friday the 13th" devam eden bir süreç bu. Peki orijinal korku filmlerine ne oldu?

Şimdilerde Ringu , Dark Water ve bunun gibi bir dizi Japon korku filmlerinin yeniden çekimleri ile Resident Evil , Silent Hill ve House of the Dead gibi bilgisayar oyunu kökenli filmlerin çekilmesi modası mevcut . Ayrıca yaratıcılık krizine giren yapımcılar eski kült karakterleri , Freddy vs Jason ve Alien vs Predator filmlerindeki gibi bir araya getirerek yeni projeler üretmeye çalışıyorlar.

Şüphesiz, korku filmi stüdyoları bize daha fazla canavar, manyak ve deli doktor sunmaya devam edecek? Ve belki kim bilir “Blair Witch/Blair Cadısı” gibi düşük bütçeli veya “Resident Evil” gibi masa üstü bilgisayarlı efektlerle daha kaç film başarı kazanacak? Bekleyip göreceğiz. Fakat emin olun, korku filmleri bizi heyecanlandırıp karanlık yanlarımızı çekmeye devam ettiği sürece, her zaman karanlıkta bize korku salacak ürkütücü filmler de var olmaya devam edecek...

kyn:www.forumalternatif.net/showthread.php?t=9901

_____________________________

BU SEVDA BİTMEZ (RESİDENT EVİL)
RESİDENT EVİL OYNANMAZ YAŞANIR!
Mesaj #: 1
RE: Korku Filmleri Tarihi - 27/7/2008 8:50:39 PM   
rexcor



Puan Toplamı: 416
Nereden: Liberty City
Durum: çevrimdışı
chucky 2 ve 3,predator2 ve alien 3 filmlerinin kötü olduğuna katılmıyorum çünkü zaten senaryolarına göre işlenmişlerdi ve yine de iyi filmlerdi yeni the mummy filmi heralde brendan fraiser'ın oynadığın ilk film kastedilmiyordur umarım çünkü o tam bir klasikti bu arada paylaşım için teşşekürler

< Mesajı değiştiren rexcor -- 27/7/2008 8:55:34 PM >


_____________________________


(cevap olarak cengizgrayhill)
Mesaj #: 2
RE: Korku Filmleri Tarihi - 27/7/2008 8:53:39 PM   
dahaka-togi



Puan Toplamı: 67
Nereden: outer rim
Durum: çevrimdışı
Daha tam okumadım ama güzel bir yazıya benziyor paylaşımın için sağol. Normalde sevmezdim ama bugünlerde korku filmlerine ilgi duymaya başlamıştım, bu başlangıç için iyi oldu bana

_____________________________


(cevap olarak rexcor)
Mesaj #: 3
RE: Korku Filmleri Tarihi - 14/8/2008 11:56:16 PM   
_Göksu_

 


Puan Toplamı: 310
katıldı: 16/12/2007
Durum: çevrimdışı
UP UP Süper konu
Chucky Hellraiser falan büyük devler....

_____________________________


(cevap olarak dahaka-togi)
Mesaj #: 4
RE: Korku Filmleri Tarihi - 15/8/2008 12:05:50 PM   
21jaN



Puan Toplamı: 187
katıldı: 1/1/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Seed of Chucky

_____________________________



(cevap olarak _Göksu_)
Mesaj #: 5
RE: Korku Filmleri Tarihi - 22/8/2008 10:04:18 PM   
lolope



Puan Toplamı: 49
katıldı: 6/6/2008
Nereden: bir yerden
Durum: çevrimdışı
bir korku flimi delisi olarak şunu söyleyebilirim,gelişme büyük olmuş eskinin flimlerine bakınca gülmememk ele degil

_____________________________


(cevap olarak 21jaN)
Mesaj #: 6
RE: Korku Filmleri Tarihi - 28/8/2008 4:45:40 PM   
The_Dark_Tower



Puan Toplamı: 5
Nereden: Ankara
Durum: çevrimdışı
Çok hoş bir çalışma olmuş cidden...Tebrik ediyorum...:)

_____________________________

Tanrılar Çıldırmış Olmalı......!

(cevap olarak lolope)
Mesaj #: 7
Sayfa:   [1]
Tüm Forumlar >> [Forumlar] >> [Genel] >> Sinema-Televizyon >> Korku Filmleri Tarihi Sayfa: [1]
Git:





Yeni Mesajlar Yeni Mesaj Yok
Aktif konu w/ yeni mesaj Aktif konu w/o yeni mesaj
Kilitli w/ yeni mesaj Kilitli w/o yeni mesaj
 Yeni mesaj yolla
 Mesajı cevapla
 Yeni anket
 Oy gönder
 Benim mesajımı sil
 Mesajlarımı sil
 Mesajları değerlendir


Forum Software © ASPPlayground.NET Advanced Edition 2.5 Unicode

0.391