quote:
ORİJİNAL: CrimsonButterfly
İpek, günlüğü okuduktan sonra İrem'e dönüp, günlüğün haricindekileri ona verdi. Günlüğün kendisinde kalmasını istiyordu. Onu, eski ve "gerçekten yaşadığına inandığı" güzel günlerin anısına saklamak istiyordu. Masanın çekmecelerini kontrol ettikleri sırada bir kutu cephane ve iki adet de sargı bezi buldular. Bunları aralarında paylaştıktan sonra çıkmak için kapıya doğru yöneldiler.
YEDİNCİ KAT : BÖLÜM 5 ( Sayfa 2 / 7 )
Dışarı çıktıklarında, koridordaki diğer odaları da kontrol etmek için haritaya baktılar. Koridorun sağ tarafında bulunan iki kapıdan biri, Kadın Doğum odasının tam karşısındaydı. Ancak, İrem ışığı duvara tuttuğunda herhangi bir şey göremediler. İpek, sırtını Kadın Doğum odasının kapısına yasladıktan sonra tekrar haritaya baktı ve "Acaba haritaya yanl..." diyerek başladığı cümlesini tamamlayamadan, İrem sözünü kesti. Sağ eliyle duvarı işaret ederek "Şuraya dikkatli bak..." dedikten sonra, ışığı duvara bir daha tuttu. Haritada belirtilen kapının biraz silik olmasından dolayı zar zor görülen pervazlarını fark ettiler. İpek, duvara yaklaşıp elini uzattı ve iyice yokladıktan sonra kapının alçı ile kapatılmış olduğunu anladı. Ancak alçının renk tonu, duvarları kaplayan kanla neredeyse aynı olduğu için, kapının yeri, sadece silik de olsa görünen pervazlarına bakılarak bulunabiliyordu ama kapıyı açmalarına imkan yoktu. İrem, feneri koridorun sağ tarafına tuttuğunda, sağ dip taraftaki kapını tahtalarla kapatıldığını ama soldaki kapıda hiçbir şey olmadığını gördüler. Mecburen o tarafa doğru yöneldiler...
Kapının önüne geldiklerinde, içeriden bir koşuşturma sesleri duyuldu. İrem, Kayra olabileceği düşüncesiyle direk içeri dalacaktı ama İpek onu kolundan tutup çekti, "Ne düşünürsen düşün, kapının ardında ne olduğunu kesin olarak bilmiyorsun... İçerideki ya Kayra değilse?" dedi. İrem, ne diyeceğini bilemedi. Kapıyı yavaşça açtılar. İpek, feneri eline alıp içeriye doğru tuttu. İçeride hiçbir şey yokmuş gibi görünüyor olsa da, odanın uzak köşesine doğru iki tane bacak gördü. Elini silahına götürerek yavaş yavaş içeri girerken, İrem de arkasından onu takip etti. Alternatif boyutta olmalarına rağmen, hastanenin bu odası son derece temiz görünüyordu. Şeytanların arasında, hayatta kalmaya çalışan bir melek veya karanlığın içinde varlığını sürdürmeye çalışan bir ışık kaynağı izlenimi yaratıyordu. Bu durum her ikisini de şaşırtmıştı. Hemen yerde gördükleri bacakların kime ait olduğuna bakmak için ilerlediler ve giriş kapısına göre odanın sol dip köşesine yakın bir yerde, duvara yaslanmış bir şekilde oturan bir kız gördüler. Kız, bacaklarını düz bir şekilde uzatmıştı ve başı da yüzünü tamamıyla kapatacak bir şekilde öne eğilmişti. Etrafına saçılmış olan onlarca fotoğraf vardı ve duvarların tamamı olmasa da bir kısmı kanlar içindeydi... İrem dikkatlice kızın yanına eğildi. Müzik kutusunu eline aldı ve meraklı bir şekilde kurmaya başladı. Bu arada İpek de etrafa saçılmış olan fotoğraflara bakıyordu. Müzik kutusu kurulduktan sonra yere bırakıldı ve çalmaya başladı.. Bir süre sonra da zamanda kırılma oldu ve takvim, 03 Nisan 1981'e döndü...
O gece, saat 21:34'ü ve evdeki tüm ışıklar aniden sönmüştü... Ceren ve Melisa ne olup ne bittiğini anlayamaya çalışırlarken, anneleri, Merve hanım, üzerinde tam 16 adet mumun yandığı büyük bir doğum günü pastası ile "Mutlu yıllaar siizeeee... Mutlu yıllaar siizeeee... Mutlu yıllaar, mutlu yıllaar... Mutluu yıllaaarr siiiizzeeee!.." tezahüratları eşliğinde salondan içeri girdi ve pastayı, salonun ortasındaki sehpanın üzerine koydu. Hem Ceren hem de Melisa, beklemedikleri bu sürpriz karşısında çok büyük bir mutluluk yaşadılar. Babaları Alparslan bey, salonun ışığını yaktıktan sonra koşup önce annelerine, ardından da babalarına sarılıp, öptüler. Merve hanım, kızlarını pastanın başına çağırdı, geldiklerinde de "İçinizden bir dilek tutun ve sonra da mumların hepsini söndürün" dedi. Her ikisi de hayatlarının sonuna kadar aileleriyle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeyi dilediler ve üfleyerek mumları söndürdüler. Alparslan bey ve Merve hanımın alkışlar eşliğinde, Ceren ve Melisa, tabakların yanında duran bıçağı ellerine alıp, birlikte sıkıca tutarak pastayı düzgünce kestiler. Ceren, masadaki çatallardan birini alıp, kesilen dilimden bir parça aldı ve kardeşi Melisa'ya yedirdi. Aynı şekilde Melisa da kardeşi Ceren'e pastadan bir lokma yedirdi.
Doğum günü pastası yenilip, bittikten sonra anne kaş-göz işaretiyle babaya mesaj gönderdi. Alparslan bey, tuvalete gitme bahanesiyle yerinden kalktı ve geri dönerken, kızlar için alınan hediyeleri de beraberinde getirdi. Kızlar, meraklı bakışlarla hediye paketlerini açmaya başladılar. Paketlerin içinden, çok hoşlarına giden ve sahip olmayı istedikleri kıyafetler ile bir de müzik kutusu çıktı... Ceren, hemen eline müzik kutusunu aldı ve onu kurmaya başladı. Sonuna kadar kurduktan sonra sehpanın üzerine bıraktı. Müzik kutusu çalmaya başlayınca, duyulan melodi kızın gözlerinin dolmasına neden oldu. Ne zaman olursa olsun, Ceren, bu melodiyi duyduğu anda duygulanır ve gözleri dolardı... Aile fertleri bunu bildikleri için hemen yanına iliştiler. Annesi ona sıkıca sarıldıktan sonra "Ağlama... Bak, hep birlikteyiz işte." diyerek onu teselli etmeye çalıştı. Aynı anda babası da Ceren'in yanağına bir öpücük kondurdu. Son olarak Melisa da ellerini sıkıca tuttup, ona sarıldıktan sonra "Daima yanındayım. Sen ve ben, bir bütünün iki yarısıyız. Bunu asla unutma!" dedi. Ceren, derin bir nefes alıp kendine geldikten sonra, gözlerini sildi ve Melisa'nın yüzüne bakıp gülümsedi...
Müzik kutusu çalmaya devam ederken, melodiyi tamamlayamadan takıldı ve ortam o eski karanlık, iç boğucu ve kasvetli durumuna geri döndü. İrem, müzik kutusuna boş boş bakıyordu. Birden kendisini kötü hissetti; çünkü, kalbi parçalanmış gibiydi. Ne yapacağını bilemez bir halde, yerde başı önüne eğik bir şekilde oturan kıza baktı. Parmaklarının uçları dağılmıştı. Duvarların bir bölümünün neden kanlı olduğunu şimdi anlamıştı. Eğilip kızın elindeki fotoğrafı aldı. Yakından baktığında, fotoğrafta, Ceren, Melisa, anneleri Merve hanım ve Alparslan bey vardı. Tam ortalarında da doğum günü pastası vardı. Hepsinin yüzü gülüyordu ve mutlu bir aile tablosu çiziyorlardı. İrem, yüzünde hafif bir tebessüm oluştuktan sonra fotoğrafın çekildiği tarihe bakmak için arkasını çevirdi ama "HAYATIMI BANA GERİ VERİN !" şeklinde bir yazı ile karşılaştı. Etkilenmişti... Fotoğrafı İpek'e uzattı. O da baktıktan sonra odayı şöyle bir araştırdılar ama işe yarar bir şey bulamadılar. Odadan çıkmak için kapıya doğru yöneldikleri anda, İrem, kendini bir an için bir garip hissetti. Arkasına dönüp baktığında, sanki odanın duvarlarından gelen yardım çığlıkları duyuyor gibiydi. Odada yaşanıp da, odanın duvarlarına sinmiş olan ve hatırlandığında insanı hüzünlendiren o tatlı anılar, sanki unutulmamak ve karanlığa gömülmemek için yardım istiyorlardı. İrem bunu hissediyordu ve gidip müzik kutusunu tekrardan kurmasının, anıların yardım çığlıklarına uzanacak olan bir el niteliği taşıyacağını biliyordu. Hiçbir şey söylemeden derhal geri dönüp, müzik kutusunu eline aldı ve sonuna kadar kurdu. Ardından da, onu, yerde oturan kızın yanına bıraktı. Müzik kutusunun kaldığı yerden çalmaya devam ettiğini anladığında, İpek'in yanına döndü ve ikisi de arkalarına bile bakmadan odadan çıkıp gittiler...
DEVAM EDECEK...
< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 21/10/2008 9:12:18 PM >