A Plus Entertainment Network A Plus Entertainment Network

Forumlar  Kayıt Ol  Giriş  Bilgilerim  Mesaj Kutum  Adres Defteri  Üyeliklerim  Forumlarım 

Fotoğraf Galerisi  Üye Listesi  Arama  Takvimler  SSS  Etiket listesi  Çıkış

RE: Yedinci Kat

 
Üye Adı: Guest
Bu forumu inceleyenler: hiçbiri
  Basılabilir Versiyon
Tüm Forumlar >> [Forumlar] >> [Genel] >> Hikayeler >> RE: Yedinci Kat Sayfa: <<   < Önceki  1 [2] 3   Sonraki >   >>
Giriş
Mesaj << Eski başlıklar   Yeni başlıklar >>
RE: Yedinci Kat - 30/9/2008 10:49:38 PM  1 oylar
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
YEDİNCİ KAT : BÖLÜM 4 ( Sayfa 1 / 3 )


İrem'in o andaki hali İpek'in içini burktu. Kendisini bir an kötü hissetti ve "Senin adına üzüldüm.....?" cümlenin devamını İrem getirmeye çalıştı, "İrem.. Adım İrem..". İpek bir an için ilk karşılaşmalarından bu yana kızın adını sormadığını fark etti ve "Karşılaşmamızdan sonra sanırım resmi olarak tanışmadık... Benim adım da İpek." dedi, "Yıllar sonra buraya gelen biriyle bu şekilde tanışmak istemezdim..". "Boşver..." dedi İrem "Demek ki bazı yanlışları "doğru" diye bilerek yaşamışım.". O anda yine bir gözyaşı damlasının gözünden hafifçe süzüldüğünü fark etti ama İpek'e fark ettirmeden gözünü kaşıyormuş gibi yaparak sildi. Kalbi kırılmış bir şekilde oturduğu yerden kalkarken, masanın üzerinde duran anahtarı gördü ve "Bu anahtar da ne?" diyerek anahtarı eline aldı. Elinde evirip çevirdikten sonra İpek'e uzattı.. O da anahtarı şöyle bir inceledikten sonra "Bu anahtar, sanırım ameliyat odasının anahtarı; çünkü, daha önceden oraya bu anahtarı kullanarak girmiştim. Burada ne işi var ki?" dedi, "Hadi oraya bir gidelim..". İrem de başını sallayarak onayladı.

Arşiv odasından çıkıp, birlikte ameliyat odasına doğru gitmeye başladılar.. Bir süre sonra İrem "Sen burada ne arıyorsun?" şeklinde bir soru yöneltti.. İpek derin bir nefes aldıktan sonra İrem'e dönüp, "Ben zaten burada yaşıyorum ama ne zamandan beri burada olduğunu ben de bilemiyorum; çünkü hayat burada çok uzun bir süre önce durdu... Melisa ve Ceren adında iki kız kardeş vardı. Buranın adetidir, belirli bir yaşa gelen ikiz kız kardeşler arasında gerçekleşen bir ayin töreni uygulanır. Amaç ise gayet basit, 'CENNETE GİTMEK'. Ayini gerçekleştirme sırası bu iki kız kardeşe geldiğinde, gerçekleştirmeyi istemediler ve el birliğiyle şehirden kaçmaya karar verdiler." İrem, meraklı bakışlarla İpek'i dinliyordu, "Onlarla aramız çok sıkı olduğu için bu konuda benden yardım istediler. Tören zamanı geçene kadar onlara hastanede saklanmaları için yardımcı oldum. Bu aslında yasaktır ama içim el vermedi. Neyse, tören zamanı geçtiğinde de kaçmaları için yol gösterdim. Ancak uzun bir süre sonra şiddetli bir sarsıntı şehri sallamaya başladı. Ne olduğunu anlayamadım ve yanıma dürbünü alıp kendimi dışarı attım.. Dışarıda tam bir karmaşa vardı. İnsanlar nereye gittiğini bilemez bir şekilde kaçışıyorlardı. Bir ara, içlerinden biri, eliyle teleferiği işaret ederek "Şuraya bakın!" diye bağırdı. Ben de panik halinde adamın işaret ettiği yere baktım ve dağın tepesinden yükselen toz bulutunu gördüm. Orada olan bitene daha yakından bakabilmek için elimdeki dürbünü kullandım. Gördüklerim dehşet vericiydi! Toz bulutunun ön tarafı insan yüzü şeklindeydi ve direk benim üzerime doğru geliyordu! Sonrasını hatırlamıyorum... Uyandığımda, şehir bu haldeydi. Herkes gitmişti. Ailemden de kimse kalmamıştı. Annem, babam, kız kardeşim, hiçbiri yoktu. Uzun süre kendimi boşluğa düşmüş gibi hissettim ama artık alıştım; çünkü, yaratıklar insanlar gibi değil... Yüzüne gülüp arkandan vurmuyorlar, ne için geldikleri ve ne yapacakları belli.. İşte benim hikayem bu" dedikten sonra zoraki bir gülümseme ile İrem'e baktı. İrem de şok olmuş bir surat ifadesiyle şöyle bir baktıktan sonra zoraki bir gülümseme sergileyip "Haklısın.." diyebildi. Bu arada ikili, ameliyat odasının önüne gelmişlerdi. İpek, anahtarla kapıyı açtı ve içeri girdiler...

İçeride iki adet sedye ve ameliyatta kullanılacak malzemelerin ve araçların bulunduğu bir kaç dolap vardı.. Sedyelerden birinin üzerinde ölü olduğu tahmin edilen bir adam yatıyordu. Üzerindeki örtü de hemen hemen göğsüne kadar örtülüydü. Ne gariptir ki, alnına çakılmış olan bir tane de anahtar vardı. İrem bunu görünce şaşırdı ve "Şunu gördün mü?" diyerek anahtarı işaret etti. "Anahtarı oraya çakanın amacı neydi, merak ettim?" dedi İpek ve sonrasında hem ilginç bir şey bulabilmek hem de anahtarı oradan çıkartabilmek için bir çözüm yolu bulmak amacıyla etrafa baktı.

Bu sırada, İrem gidip anahtarı eliyle tuttuktan sonra yukarı doğru çekip çıkartmaya çalıştı ama olmadı. İki eliyle sıkıca tutup tekrar çıkartmayı denedi, yine olmadı. "Bu şey buradan çıkmıyor?" diye söylendi.. İpek de o anda elinde testereyle İrem'in yanına geliyordu. Elindeki testereyi gözleriyle işaret ederek, "Sanırım arkadaşın ilacını buldum" dedikten sonra haince gülümsedi.. İrem, fenerin ışığını sedyede yatan adama doğru çevirirken "Tahmin ettiğim şeyi yapmayacaksın değil mi?" diye sordu. İpek, bu soruya cevap vermek yerine, İrem'i hafifçe kenara ittirdikten sonra ölü adamın baş ucuna geldi ve testerenin keskin tarafını adamın alnına düz bir şekilde bastırdı. Ardından da bir sağa, bir sola sürttürmeye başladı.

Her sürttürüşünde ortalığa kan fışkırıyordu. Biraz uğraştıktan sonra adamın kafatasının belirgin ölçüde yarıldığını fark etti. Aynı anda İrem de bir şeyin midesinden yukarıya doğru çıkmakta olduğunu fark etti ve kusmamak için eliyle ağzını kapattı ama fazla bir süre geçmeden öğürdü. Gözleri yaşarmış, yüzü kızarmıştı. Kan görmeye dayanamadığı için kendisini kusacakmış gibi hissetti. Bu nedenle de lavabo var mı yok mu diye etrafına bakındı. Şanslıydı ki iki tane vardı.. Gerçi pek temiz görünmüyordu ama yine de vardı. Bu arada İpek, adamın kafatasını azıcık daha yardıktan sonra iki elini de içeri soktu ve kenarlardan sıkıca tutup iki yana çekerek kafatasını biraz açtı. Ardından da eline feneri alıp, açtıktan sonra ışığını içeri doğru tuttu. Gördüğü kadarıyla, anahtar, kafatasını aşıp beynin içine girmişti... Bunu hangi sadist ruhlu insan yapabilirdi? İpek bunun üzerine fazla düşünmedi ve kafatasını, beyni içinden rahatlıkla çıkartabileceği hale gelene kadar açmaya devam etti. İrem de doğal olarak dehşet içinde İpek'i izliyor ve kusmamak için kendisini zor tutuyordu.. Sonunda kafatası açma işlemi bitti ve İpek iki elini de kafatasından içeri tekrar sokup beyni dikkatlice tutarak dışarı çıkarttı ve adamın göğsünün üzerine koydu. Bunu gören İrem de daha fazla dayanamayarak doğruca lavaboya doğru koşup, kusmaya başladı. İpek de beyne saplanmış olan anahtarı dikkatlice, beyni parçalamadan çıkartmayı başardı ve kapı deliğine giren ucu kanlı olan anahtarın sapını baş parmağıyla işaret parmağı arasında sıkıca tutup sallayarak "... ve kaplan avını yakaladı." diyerek olaya son noktayı koydu. İrem de "O kaplana yatıp kalkıp dua edeceğim.." diyerek gülüp, sevincini dile getirdi. Ardından da lavaboya tükürdükten sonra ağzını silmek için ceplerine baktı ama ne yazık ki hiç peçete yoktu, "Yanında peçete veya ona benzer bir şey var mı?" diye sordu. İpek şöyle bir düşündükten sonra, İrem'in yanına kadar gitti ve sağ cebini ondan tarafa dönüp "Şu cebimde olacaktı... Bir bak istersen?" dedi. İrem, elini İpek'in cebine sokup peçeteyi bulduktan sonra geri çıkartarak ağzını bir güzel silip, temizledi. Etrafın temiz olmadığını gördüğü için peçeteyi rastgele bir yere fırlattı.


DEVAM EDECEK...

< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 30/9/2008 10:51:56 PM >

(cevap olarak Gil_galad)
Mesaj #: 26
RE: Yedinci Kat - 1/10/2008 11:26:12 PM   
LaSt_HuMaN



Puan Toplamı: 16
katıldı: 4/9/2008
Nereden: raccoon city (R.P.D) + (ZB)
Durum: çevrimdışı
süpersin dostum devamını sekiz gözle bekliyorum

_____________________________



(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 27
RE: Yedinci Kat - 2/10/2008 1:30:58 AM  1 oylar
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Zamanını ayırıp okuduğunuzu gördükçe, şahsen mutlu oluyorum :) Kaldığımız yerden devam ediyoruz o zaman


YEDİNCİ KAT : BÖLÜM 4 ( Sayfa 2 / 3 )


Anahtarı da aldıklarına göre, artık yollarına devam edebileceklerini düşündüler. Ancak, tam da o anda, nereden geldiği belli olmayan bir çığlık sesi ve hemen akabinde de patlayan bir camın etrafa saçılan kırıklarının sesi duyuldu. İkisi de bir an irkildikten sonra, İrem, "Kayra?" diye bağırarak telaşla ameliyat odasından dışarı fırladı.. Bunu gören İpek de İrem'in hemen arkasından koşarak ameliyat odasını terk etti. İkisi de dışarı çıktıklarında, sol tarafa devam eden koridorun biraz ilerisinde etrafa saçılmış olan cam parçalarını ve duvara sıvanmış olan kan izlerini gördüler. Bunu yapan şey her ne ise onunla karşılaşmamayı dua ederek, cam kırıklarının olduğu tarafa doğru ilerlediler. Kan izlerinin bulunduğu duvara biraz daha yakından baktıklarında, belirgin bir şekilde "KALBİNİN DERİNLİKLERİNDE BEKLİYORUM" diye yazılı olduğunu gördüler. Yazı kanla yazılıydı. İpek, "Bunca yıldır buradayım ama böylesini daha önceden hiç görmedim." diyerek şaşkınlığını dile getirdi, "'Kalbinin derinliklerinde bekliyorum'... Bunun anlamı ne ki?". İrem'in bu konuda herhangi bir fikri yoktu ama içinden bir ses, kötü bir şeylerin olacağını söylüyordu.. İpek, gözden kaçan bir şey olup olmadığından emin olmak amacıyla fenerin ışığını etrafta gezdirirken, bir cızırtı sesi koridora yayılmaya başladı... İrem'in sesin kaynağının cebinde duran radyo olduğunu anlaması çok sürmedi. Elini cebine sokup radyoyu çıkarttı ve şöyle bir baktıktan sonra kulağına yakınlaştırıp, bir şeyler duymaya çalıştı. Ancak, cızırtıdan başka bir şey duyulmuyordu. İpek, "O şeyi nereden buldunuz?" diye sordu... İrem ise "Hastaneye gelmek için kullandığımız arabanın torpido gözünde bulduk.." diye cevap verdi. Koridorda kısa süreli bir ölüm sessizliği oldu. Ardından da bir takım tuhaf tıkırtılar duyulmaya başladı. Sesler çok yakından geliyordu ama nedense ortalıkta bir şey görünmüyordu. Tam bu anda, koridorun tavanının bir bölümü ağırlığa dayanamayarak çöktü ve tam ortalarına iki tane yaratık düştü. İrem çok fazla olmamakla beraber telaş içinde silahını eline aldı ve yaratığa doğrultup, "Kıpırdama!" diye bağırdı ama yaratık herhangi bir şey anlamadığı için üzerine yürümeye başladı. Yaratıkların, birbirlerine kelepçelenmiş, ortadaki kolları birleşmiş ve birleşim yerlerinde de kalbi andıran bir şekil vardı. Üstleri başları kan içindeydi ve senkronize olarak hareket ediyorlardı. İpek gayet soğukkanlıydı. Yıllardır aynı mekanlarda dolaştığı için hiçbir şekilde gerilime uğramamıştı. Silahını kendisine doğru yürüyen yaratığa doğrulttu ve iki el ateş etti. Ancak, tetiği üçüncü kez çektiğinde duyduğu ses ile şarjörün boşaldığını fark etti. Silahına dolu bir şarjör takarken şöyle bir etrafına bakındı ve tam arkasında bi duvar olduğunu gördü. Yaratığın olduğu tarafa tekrar baktıktan sonra, duvara doğru koştu ve zıplayıp iki ayağıyla da duvara bastı. Ardından da kendisini geriye doğru iterek havada bir takla attı. Ayağındaki topukluların sivri uçları yaratığın üzerindeki kalp şekline isabet ve o şekilde yere indiler. İpek, şans eseri dengesini fazla kaybetmedi ama tam anlamıyla sağlamak için yere indikten sonra kollarını jimnastikçiler gibi iki yana açıp, ayaklarının üzerinde kısa bir süre durdu. Bu sırada İrem hala yaratıkla mücadele ediyordu. İpek bunu fark ettiği anda, İrem'e dönüp "Kalbine nişan al!" diye bağırdı; çünkü ayaklarının altındaki yaratık ölmüştü. İrem bunu duyduktan sonra sağ gözünü kırpıp sol gözüyle yaratığın kalbine nişan aldı ve tetiği çekti. Silahın namlusundan çıkan mermi yaratığın kalbine isabet etti ve onu yere serdi.

Yaratıkları saf dışı bıraktıktan sonra koridorun ilerisine bakıp, orada bir kapı olduğunu fark ettiler. Kapıya doğru yürümeye başladılar. Ulaştıklarında kilitli olduğunu gördüler. İpek, ameliyat odasından aldıkları anahtar ile kapıyı açtı ve içeri girdiler. Ulaştıkları odanın sol tarafındaki duvarında dev bir ayna ve sağ dip tarafında da başka bir kapı vardı ama kapı tahta parçalarıyla kararlı bir şekilde kapatılmıştı. Biri veya birileri, o kapının açılmasını istemiyordu. İpek, geldikleri kapının önünde duruyordu. İrem aynaya doğru yürüdü ve şöyle bir baktıktan sonra, zamanda bir kırılma oldu.

Tarih, 26 Mayıs 2004'e döndü.. O gece, İrem, Kayra ve Berkay, televizyonda yayınlanan "Kanlı Tören" isimli film izliyorlardı. Filmde, bir kadının aynaya karşı beş defa "Bloody Mary" demesinden sonra, aynadan çıkan bir yaratık kadını parçalıyordu. İrem o sahnede epey korkmuştu ve bu nedenle de o sahneden sonra filmin geri kalanını Berkay'a sarılarak izlemeye karar vermişti. Ancak, bir süre sonra da farkında olmadan uyuyakalmıştı..

Bu anısını hatırladığında, İrem'in yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. Şöyle bir yere baktıktan sonra aklına bir şey geldi ve aynanın tam karşısında durup yedi defa "Yedinci Kat" dedi. O anda, nereden geldiği belli olmayan bir siren sesi duyuldu.. İpek ile İrem aynı anda birbirlerine baktılar ve "Bu ses de ne?!" dedi İrem. İlk defa duydukları için odanın bütün duvarlarına baktılar, tavana baktılar, sonra da tahtalarla kapatılmış olan kapıya baktılar ama herhangi bir hareket yoktu. Siren sesi bir süre daha duyulduktan sonra kesildi ama hiçbir şey olmadı. İrem tekrardan aynaya doğru döndü. Kısa bir süre sonra aynada belirgin bir dalgalanma oldu ve sonrasında da çatladı. Akabinde de tahtayla kapatılmış olan kapının arkasında bir gürültü koptu. İkisi de kapıya doğru döndükleri anda, elinde bıçakla Ceren ortaya çıktı. İrem ile İpek'e şöyle bir baktı. İrem korkudan geriye doğru bir adım attı ama dengesi bozuldu. Dengesini sağlamak için aynaya tutunmak istedi ama aynadan geçip içeri düştü. Bunu gören İpek de, Ceren'e fırsat tanımadan, İrem'in arkasında koşup aynadan içeri atladı.


DEVAM EDECEK...

(cevap olarak LaSt_HuMaN)
Mesaj #: 28
RE: Yedinci Kat - 2/10/2008 11:42:32 AM   
LaSt_HuMaN



Puan Toplamı: 16
katıldı: 4/9/2008
Nereden: raccoon city (R.P.D) + (ZB)
Durum: çevrimdışı
Artık söze gerek yok her şey ortada dostum sen aşmışsın bu işi ama o siren sesini Silent Hill'den mi aldın diye sormak geldi içimden

_____________________________



(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 29
RE: Yedinci Kat - 2/10/2008 1:21:00 PM   
Gil_galad



Puan Toplamı: 573
Nereden: Aralık'ta asker, bilinmez nereye düşer...
Durum: çevrimiçi
valla ben de kaç gündür nerde devamı diye merak ediyordum.. eline sağlık..

_____________________________

Ereinion "Aranel" Gil-galad

(cevap olarak LaSt_HuMaN)
Mesaj #: 30
RE: Yedinci Kat - 2/10/2008 5:05:03 PM   
dark_hell



Puan Toplamı: 297
katıldı: 16/1/2008
Nereden: Alternate Midwich elementary school
Durum: çevrimiçi
hikayeyi baştan sona okudum süperdi

_____________________________


(cevap olarak Gil_galad)
Mesaj #: 31
RE: Yedinci Kat - 2/10/2008 6:15:41 PM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
quote:

ORİJİNAL: LaSt_HuMaN

Artık söze gerek yok her şey ortada dostum sen aşmışsın bu işi ama o siren sesini Silent Hill'den mi aldın diye sormak geldi içimden


Evet :)

quote:

ORİJİNAL: Gil_galad

valla ben de kaç gündür nerde devamı diye merak ediyordum.. eline sağlık..


Teşekkür ederim :) Takip ettiğinizi gördükten sonra daha büyük bir zevkle yazıyorum

quote:

ORİJİNAL: dark_hell

hikayeyi baştan sona okudum süperdi


Teşekkürler...

(cevap olarak dark_hell)
Mesaj #: 32
RE: Yedinci Kat - 2/10/2008 11:52:18 PM  1 oylar
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
quote:

ORİJİNAL: CrimsonButterfly

Bu anısını hatırladığında, İrem'in yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. Şöyle bir yere baktıktan sonra aklına bir şey geldi ve aynanın tam karşısında durup yedi defa "Yedinci Kat" dedi. O anda, nereden geldiği belli olmayan bir siren sesi duyuldu.. İpek ile İrem aynı anda birbirlerine baktılar ve "Bu ses de ne?!" dedi İrem. İlk defa duydukları için odanın bütün duvarlarına baktılar, tavana baktılar, sonra da tahtalarla kapatılmış olan kapıya baktılar ama herhangi bir hareket yoktu. Siren sesi bir süre daha duyulduktan sonra kesildi ama hiçbir şey olmadı. İrem tekrardan aynaya doğru döndü. Kısa bir süre sonra aynada belirgin bir dalgalanma oldu ve sonrasında da çatladı. Akabinde de tahtayla kapatılmış olan kapının arkasında bir gürültü koptu. İkisi de kapıya doğru döndükleri anda, elinde bıçakla Ceren ortaya çıktı. İrem ile İpek'e şöyle bir baktı. İrem korkudan geriye doğru bir adım attı ama dengesi bozuldu. Dengesini sağlamak için aynaya tutunmak istedi ama aynadan geçip içeri düştü. Bunu gören İpek de, Ceren'e fırsat tanımadan, İrem'in arkasında koşup aynadan içeri atladı.





YEDİNCİ KAT : BÖLÜM 4 ( Sayfa 3 / 3 )


Bir süre sonra, İrem "İreemmm...? Uyan çabuk! İrem? İreeem? Uyan hadi yaa! İreeemm!!" sesleriyle kendisine geldi. Uyandırmaya çalışan kız Ceren'di. Etrafına şöyle bir bakındı.. Evindeki yatak odasındaydı. Duvarlar kan revan içindeydi, kapı ise çürümüştü. Zemin tellerden oluşuyordu. Pencereler ise tahtalarla kapatılmıştı. İrem ne olduğunu anlayamaz bir şekilde Ceren'e baktı.. Kızın yüzü tam olarak seçilemiyordu ama sesinden, Ceren olduğu anlaşılıyordu ve "İrem, beni takip et.. Görmeni istediğim bir şey var!" diyerek odanın kapısına doğru yöneldi.. Her nedense, ortalık hafif bulanık görünüyordu ve Ceren'in sesi de yankılanıyordu. İrem yerinden yataktan kalkıp Ceren'i takip etmeye başladı.. Odadan çıktıktan sonra farkına vardı ki, sadece yatak odası değil, evin tamamı aynı şekilde görünüyordu.. Tüm duvarlar kan revan içindeydi, tüm kapılar çürümüştü, evin tüm zemini tellerden oluşuyordu ve evdeki tüm pencereler tahtalarla kapatılmıştı. İrem bu olanlara bir anlam yükleyemeden Ceren'i takip etmeye devam ediyordu. Birlikte evden çıktılar.. Apartmanın görünümü de evin görünümünden farksızdı. Ceren merdivenleri kullanarak aşağıya inmeye başlamıştı ve İrem de onu takip ediyordu. En sonunda giriş katına ulaştılar. Giriş katının tam ortasında, bir grup genç vardı. Bunlar, üniversite arkadaşları Seçil, Aras, Mert, Ercan, Buket, Murat, Hüseyin ve Müge'ydi. Tam ortalarında biri yatıyordu. İrem, o kişinin kim olduğunu görmek için grubun yanına gitti.. Ortalarında yatan kişi kardeşi Kayra'ydı. Bunu görünce telaşa kapıldı ve kardeşinin yanına çömelip. Ona baktı. Kalbinin sivri uçlu bir şeyle oyulmuş olduğunu gördüğünde göz yaşlarına hakim olamadı ve başını Kayra'nın göğsüne dayayıp ağlamaya başladı.. İrem'in yüzü gözü kardeşinin kanına bulanmıştı ama bu durum hiç umrunda değildi.. Hayata tutunmasını sağlayan en son dal da elinde kalmıştı, daha ne olabilirdi ki? Ağladıkça ağlayası geliyordu.. Ancak, bir süre sonra ağlamayı kesip, başında bekleyen gruba doğru döndü ve öfkeden titreyen sesiyle "Bunu hanginiz yaptı???!!!!" diye bağırdı. Gruptan ses çıkmadı.. İrem tekrardan "Size soruyorum!!! Bunu hanginiz yaptı???!!!" diye bağırdı ama gruptan yine ses çıkmadı.. İrem ayağa kalktı ve dikkatlice baktıktan sonra gruptaki kimseden niye ses çıkmadığını anladı.. Tabi ki de çıkmazdı; çünkü gruptaki kimsenin yüzünde ağız yoktu. Bu nedenle de konuşamıyorlardı. İrem yine de vazgeçmedi ve sorusunu sakince ama farklı bir şekilde tekrarladı.. "Kayra'yı hanginiz öldürdü? Elinizle işaret edin...". Bütün hepsi elleriyle İrem'i işaret ettiler. İrem bir anda şok oldu.. "Ben mi?" diye sordu. Gruptakiler başlarını salladılar. İrem inanamıyordu.. "Ama... İyi de, ben yukarıda yatıyordum? Kayra'yı nasıl öldürebilirim??! Hem o benim, hayata tutunmamı sağlayan tek dal ve bunu asla yapamam! Ben katil değilim!" diyerek tepkisini dile getirdi.

Tüm bunlar olurken, yaklaşmakta olan birinin ayak sesleri duyuldu. Ayak sesleri asansörün sol tarafındaki daireden geliyordu. İrem o tarafa doğru baktı ve kapının açılmasını bekledi. En sonunda kapı açıldı ve karşısına İpek çıktı.. İrem, şaşkınlığını gizleyemez bir halde "Sen burada ne arıyorsun?" diye sordu. İpek, "Deminden beri kabus görüyorsun... Derhal uyan!" diye bağırdı. İrem, İpek'in dediklerinlerine bir anlam veremedi. İpek daha yakına geldi. İrem'i omuzlarından tutarak sert bir şekilde sarstı ve "Uyan!" diye bağırdı, "Derhal bu kabustan UYAN!". Biraz bekledikten sonra görmek istediği tepkiyi göremedi. Bunun üzerine ellerini omuzlarından çekti ve uaynması için olan gücüyle İrem'e bir tokat attı..

İrem bir süre sonra "İrem? İreeemm!! Kendine gel! Uyan hadi! İireem?" sesleriyle kendine geldi. Gözlerini açtığında İpek'in yüzüyle karşılaştı.. Şöyle bir etrafına baktıktan sonra "Neredeyim ben?" diye sordu. İpek, "En son Ceren'den kaçarken aynadan içeri düşmüştün. Hemen ardından da ben geldi ama aynadan geçtikten sonra hareketsiz bir halde yerde yatıyordun. Bir süre sonra "Bunu hanginiz yaptı?" diye bağırdın. Biraz bekledikten sonra tekrardan "Size soruyorum! Bunu hanginiz yaptı?" diye bağırdın. Ardından, bir süre sonra da kendi kendine bir şeyler mırıldandın ama tam anlamadım. En son, "Ben katil değilim!" diye bağırdın." şeklide açıklama yaptı. İrem şöyle bir yerinde doğrulduktan sonra yanağının acıyor olduğunu fark etti. Eliyle yanağını ovuşturarak, "Yanağım acıyor.." dedi. İpek, "Seni uyandırmak için yanağına tokat atmıştım... Ondandır." diye cevapladı. İrem şöyle bir duraksadıktan sonra, "Evimdeydim? Bir kız beni uyandırmaya çalışıyordu... Yüzünü tam olarak seçemedim ama kıyafeti beyazdı. Aynı şu önceki odada ortaya çıkan kız gibi! Belki de oydu?" İrem heyecanlı bir şekilde devam etti... "'Beni takip et.. Görmeni istediğim bir şey var.' dedi... Etrafıma şöyle bir baktığımda, yaşadığım odanın pek de normal olmadığını fark ettim.. Tüm duvarlar kan revan içindeydi, tüm kapılar çürümüştü, evin tüm zemini tellerden oluşuyordu ve evdeki tüm pencereler tahtalarla kapatılmıştı. Evimin geri kalan kısmı ve apartman da aynı şekildeydi. Ortalık bulanık görünüyordu ve sesler de yankılanıyordu. Tuhaf... Birlikte zemin kata ulaştığımızda, üniversitedeki sınıf arkadaşlarımı gördüm. Kayra'nın etrafında toparlanmışlardı.. Kayra ölmüştü ve bundan beni sorumlu tutuyorlardı ama bunu yapmış olmama imkan yok? Olamaz değil mi? Bir insan, hayata tutunmasını sağlayan tek kişiyi kendi elleriyle öldürebilir mi?" dedikten elini göğsüne bastırdı ve kalp atışlarının hızlandığını fark etti.. Titriyordu. Gördüğü kabusun son derece gerçekçi olması, kendisini çok etkilemişti...

Derin bir nefes aldıktan sonra başını kaldırıp İpek'e baktı.. İpek elini İrem'e uzatıp yerden kalkmasına yardımcı oldu. Üstünü başını şöyle bir çırptıktan sonra İpek'e dönüp, "Nereden gidiyoruz?" diye sordu. İpek eliyle ileriyi işaret etti ve "Sanırım orada bir asansör var.." dedi.. Birlikte yürüyerek koridorun sonuna kadar gittiler ve gördüler ki orada gerçekten bir asansör vardı. İrem, bir anlık zaman kırılmasıyla apartmanda yaşadığı o korkunç asansör sahnesini hatırladı.. Arkasını dönüp, geride bıraktıkları koridora baktı ama herhangi bir kıpırtı yoktu. Asansöre bindiler. İpek, tuş paneline baktığında sadece yedinci kat için bir tuş olduğunu gördü ve "Sanırım şu meşhur "yedinci kat" düğmesi bu değil mi?" diye sordu. İrem, "Dalga geçme bee!" dedi ve panelde basacak başka bir tuş olmadığı için İpek'in sağ koluna tutunarak panele doğru uzanıp, yedinci katın düğmesine bastı. Kısa bir süre sonra asansör sarsıldı ve ardından da yukarıya doğru çıkmaya başladı...


DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU


< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 2/10/2008 11:55:03 PM >

(cevap olarak Gil_galad)
Mesaj #: 33
RE: Yedinci Kat - 3/10/2008 12:04:29 AM   
Gil_galad



Puan Toplamı: 573
Nereden: Aralık'ta asker, bilinmez nereye düşer...
Durum: çevrimiçi
nereye gidiyolar acaba.. bir de gece vakti eklemesen tam olacak..

_____________________________

Ereinion "Aranel" Gil-galad

(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 34
RE: Yedinci Kat - 3/10/2008 12:54:03 AM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
quote:

ORİJİNAL: Gil_galad

nereye gidiyolar acaba.. bir de gece vakti eklemesen tam olacak..


Oohooooo
Çok masraflısın dostum ya

(cevap olarak Gil_galad)
Mesaj #: 35
RE: Yedinci Kat - 13/10/2008 12:37:22 PM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Silent Hill : Homecoming yüzünden hikayenin beşinci bölümünü neredeyse iki haftadır boşladım gibi ama bu süre boyunca azar azar da olsa yazdım. Ancak hikayenin bu beşinci bölümü, epey uzun olacağından dolayı altı parçaya bölüm yayınlamayı uygun buluyorum...

Başlayalım...


YEDİNCİ KAT : BÖLÜM 5 ( Sayfa 1 / 7 )


quote:

ORİJİNAL: CrimsonButterfly

Derin bir nefes aldıktan sonra başını kaldırıp İpek'e baktı.. İpek elini İrem'e uzatıp yerden kalkmasına yardımcı oldu. Üstünü başını şöyle bir çırptıktan sonra İpek'e dönüp, "Nereden gidiyoruz?" diye sordu. İpek eliyle ileriyi işaret etti ve "Sanırım orada bir asansör var.." dedi.. Birlikte yürüyerek koridorun sonuna kadar gittiler ve gördüler ki orada gerçekten bir asansör vardı. İrem, bir anlık zaman kırılmasıyla apartmanda yaşadığı o korkunç asansör sahnesini hatırladı.. Arkasını dönüp, geride bıraktıkları koridora baktı ama herhangi bir kıpırtı yoktu. Asansöre bindiler. İpek, tuş paneline baktığında sadece yedinci kat için bir tuş olduğunu gördü ve "Sanırım şu meşhur "yedinci kat" düğmesi bu değil mi?" diye sordu. İrem, "Dalga geçme bee!" dedi ve panelde basacak başka bir tuş olmadığı için İpek'in sağ koluna tutunarak panele doğru uzanıp, yedinci katın düğmesine bastı. Kısa bir süre sonra asansör sarsıldı ve ardından da yukarıya doğru çıkmaya başladı...



Asansör bir süre yukarı çıktıktan sonra sert bir şekilde aniden durdu. Oluşan sarsıntıdan dolayı kızların vücutlarındaki organları neredeyse yer değiştirecekti. Hatta belki de değiştirmişti. Kısa bir süre sonra asansörün paslanmış olan kapıları, sürtünme sesleri eşliğinde açıldı. Yerde bir harita duruyordu... Sanki mayın tarlasında yürüyormuş gibi dikkatli bir şekilde dışarı çıktılar ve yerdeki haritayı aldılar. Bu harita, bulundukları katın haritasıydı. İrem, fenerin ışığını şöyle bir ortalığa tuttu ve "İşte aynı rüyamda gördüğüm gibi görünüyor! Duvarlar kan revan içinde, kapılar çürümüş bir halde ve zemin de paslı ızgaralardan oluşuyor..". "Dehşet verici..." dedi İpek, "Hastanenin bu yüzünü bu zamana kadar hiç görmemiştim... Sanırım senin sayende bu şerefe ulaştım?". Önceden aldıkları haritalara baktılar ve bulundukları yeri buldular. Uzun koridorun neredeyse tam ortasındalardı. Hafif sol tarafta, haritayı tutuş şekillerine göre yukarı doğru giden başka bir koridor daha vardı. Çok uzun değildi ama güvenli olmadığı kesindi.. Gerçi böyle bir ortamda neresi güvenli olabilirdi ki?

İlk başta nereye gideceklerini bilemediler. İpek, eliyle hafif sol taraftaki ara koridoru işaret etti ve "Şuraya bir bakalım istersen?" diyerek İrem'e döndü. Herhangi bir tepki gelmedi ama İrem'in yüzündeki ifade kararı onaylar nitelikteydi. Tam o tarafa doğru yöneldikleri sırada, ara koridorun önünde, Ceren ve Melisa'nın hayaletlerini gördüler. Üzerilerinde mavimsi kıyafetler vardı ve birbirlerinin ellerini sıkıca tutuyorlardı. Etraflarına şöyle bir bakındılar ve Melisa, ara koridoru işaret ederek "Bu taraftan gideceğiz..." dedi. Sonra da ortadan kayboldular. İrem, İpek'e doğru baktı ve Melisa'nın işaret ettiği koridorun önüne geldiler.. Haritaya göre sol tarafta iki, sağ tarafta da üç olmak üzere toplamda beş kapı vardı. Teker teker bütün kapıları yoklamaya başladılar. Sağdaki ilk kapı, kolu kırık olduğu için açılamıyordu. İkinci kapı ise açıktı. Haritaya baktıklarında Kadın Doğum odası olduğunu gördüler. İpek birden duraksadı. Aklına, ayin günü Ceren ve Melisa ile yaptığı konuşma geldi, "Kadın doğum odasına saklanmalarını söylemiştim..." dedi. Odaya girdiler...

İkizleri, odanın girişine göre sol dip köşedeki odaya saklanırlarken gördüler... Ceren, dolabın kapağını açıyor ve Melisa da içeri girdikten sonra dolabı kapatıyordu. Bir süre sonra odada bir takım sesler yankılanmaya başladı;


- Bizi burada bulamayacaklarından emin misin?
- Öyle olmasını umuyorum...
- Umuyorum...?
- Evet umuyorum, sessiz kaldığımız sürece...
- Umarım düşündüğün gibidir..
- Sessiz kaldığımız süre boyunca burada olduğumuzu anlayamazlar, merak etme..
- Peki ya burada olduğumuzu anlarlarsa?
- Onu düşünmek bile istemiyorum.

- Ölmek istemiyorum ben ya...
- Ben de "kardeş katili" olmak istemiyorum.
- Hey.. Şişştt! Biri geliyor galiba, sessini çıkartma...
- Allah'ım... Biz bunu hak edecek ne yaptık?


Konuşmaların devamı gelmedi... İpek dolaba doğru yönelip kapaklarını açtı. Dolapta bir adet kabartma şekil, bir adet anahtar ve yanında da bir kağıt vardı. Kabartma şekil, bir insana benziyordu. Sağ kolunu yana uzatmış bir insana benziyordu. Anahtar ise üzerine bantla yapıştırılmış nottan da anlaşılacağı gibi zemin katın anahtarıydı. Kağıt da Ceren'in günlüğüne aitti...


"Tarih : 07.07.1986


Sevgili günlük,

Halen hayatta olduğumuza ne kadar sevindiğimi bilemezsin. Ölüm korkusuyla yaşamak kadar kötü bir şey olamaz! Hele bir de ne zaman öleceğin kesinleştiyse...

Yaşama hakkımı elimden almalarına izin vermeyeceğim! Bu noktada, keşke hayatıma müdahele etmeye çalışanları teker teker ortadan kaldırabilecek kadar gücüm olabilseydi diyorum... Bu hayat, benim kendi hayatım ve eğer seçim hakkım yoksa, istediğim gibi yaşayamıyorsam, o zaman niye bana "Bu senin hayatın, kendi kararlarını kendin vermelisin..." diyorlar ki?!

Bu şekilde cennete gidilemeyeceğini, ancak "cehenneme gidişin" garanti olacağını anlatmaya çalışıyorum ama kemikleştikleri için bunu kabul etmiyorlar veya etmek istemiyorlar! Bir insanı öldürerek nasıl cennete gidilir? Bu ne salakça bir inanıştır? Bu ne dar kafalılıktır? ÇEKİN O PİS ELLERİNİZİ HAYATIMDAN!

Şu anda içinde bulunduğum ruh halini anlatmam mümkün değil ama umarım bu yazdıklarım, son yazdıklarım olmaz... Bize şans dile günlük!

Ceren"

İpek, günlüğü okuduktan sonra İrem'e dönüp, günlüğün haricindekileri ona verdi. Günlüğün kendisinde kalmasını istiyordu. Onu, eski ve "gerçekten yaşadığına inandığı" güzel günlerin anısına saklamak istiyordu. Masanın çekmecelerini kontrol ettikleri sırada bir kutu cephane ve iki adet de sargı bezi buldular. Bunları aralarında paylaştıktan sonra çıkmak için kapıya doğru yöneldiler.


DEVAM EDECEK...

< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 21/10/2008 9:12:37 PM >

(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 36
RE: Yedinci Kat - 13/10/2008 1:23:38 PM   
namenlos



Puan Toplamı: 351
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Sonuna kadar okumadan yorum yapmaktan hoşlanmam, ama eleştirilerim metnin yapısına dair olacağından ve hikayeye doğrudan temas etmeyeceğinden kalan bölümleri beklemedim.

Öncelikle tebrikler! Yazmak ve yazdığını yayınlamak cesaret gerektirir çünki. İmla kurallarına riayet etmen de hoş. Fakat bazı yerlerde sıkıntılar var. Mesela; iki ard arda nokta (..) olarak bir noktalama işareti yok. Nasıl bir duygu belirttiğini anlamadım ve istisna olamayacak kadar çok kullandığın için hata olması ihtimalini de eledim. Benzer şekilde lüzumsuzca üç nokta (...) kullanarak sonlandırdığın cümleler var ki bir çoğu sadece noktayla bitirilmeliydi.

Metnin türünü henüz belirleyememekle birlikte "kısa hikaye" (short story) olmasından hareketle diyebilirim ki biraz fazla detaya girmişsin. Mesela mekanları çok detaylı tasvir etmeye çalışmışsın, fakat bunu yaparken çok fazla tekrara maruz kalmışsın. Hikayenin gidişatına ne tür etkisi olacağını bilmediğimden - zira sonlara doğru bir ihtimal bunların birinden veya bir kaçından istifade edebilirsin - daha uzatmayacağım bu hususu.

Bazı ifade hataları da var. Bir çokluğu belirtirken takribi bir şey söyleyeceksen yuvarlak sayılar kullanman daha doğru olur. Mesela; kızın boyu yaklaşık 1,69 cm. ifadesi kullanmışsın, kanaatimce burda doğru olan "yaklaşık 1,70 boylarında" demen olurdu. Sonra, vasistas penceresi demişsin, ama vasistas burda fonksiyon bildirmez, bilakis isimdir, bu sebeple belirtisiz isim tamlaması kullanıp vasistas pencere vardı demen daha münasip olurdu. (Vasistas, Almanca "was ist das?/bu nedir?" cümlesinden dilimize girmiştir ve hani şu tuvaletlerdeki yukardan açılan küçük pencerelere denir.)

Kelime veya kelime gruplarının tekrarı bazı yerlerde sıkıcı olabiliyor. Örnek vermek gerekirse, "...yukarı doğru çıkmaya başladı.. Asansör yukarı doğru çıkmaya başladığı sırada, kızlar da, bir şey görmeyi umarak yukarı doğru bakıyorlardı..." Ard arda iki defa yukarı doğru çıkmaya başladı yerine, müteakip cümlede "bu esnada/sırada" diyebilirdin. Bunun haricinde alıntılanan bu iki kısa cümlede 3 kez "yukarı doğru" yazmışsın. Bu nevi tekrarlar okumayı, akıcılığı baltalıyor. Önlemek için metni göndermeden önce bir-iki kez baştan aşağı okuyabilirsin.

Bütün bunlar aşılabilecek basit şeylerdir. Nitelikli okumayı gerektirir. Mesela iyi Türkçe kitaplar veya yabancı yazarların kaliteli tercümelerini okuyarak ifade bağlamında daha geniş bir dağarcığa ulaşılabilir. Mühim olan hayalgücü, fantezidir, ki sende o var. Lütfen yazdıklarımı tavsiye olarak algıla, nasihat olarak değil. Hikayenin tamamı yayınlandığında kurguya dair de yorum yapmaya çalışırım inşallah. Başarılar tekrar, kolay gelsin!


_____________________________

HEAVY RAIN'i merakla bekliyorum!


A little less conversation, a little more ACTION!

(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 37
RE: Yedinci Kat - 13/10/2008 2:09:38 PM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
quote:

ORİJİNAL: namenlos
Öncelikle tebrikler! Yazmak ve yazdığını yayınlamak cesaret gerektirir çünki. İmla kurallarına riayet etmen de hoş. Fakat bazı yerlerde sıkıntılar var. Mesela; iki ard arda nokta (..) olarak bir noktalama işareti yok. Nasıl bir duygu belirttiğini anlamadım ve istisna olamayacak kadar çok kullandığın için hata olması ihtimalini de eledim. Benzer şekilde lüzumsuzca üç nokta (...) kullanarak sonlandırdığın cümleler var ki bir çoğu sadece noktayla bitirilmeliydi.


Ben de o zaman öncelikle sabrın için teşekkür edeyim :) Ayrıca gözlerine de sağlık... (..) ve (...) konusunda haklısın. En kısa zamanda bunları düzelteceğim

quote:

ORİJİNAL: namenlos
Metnin türünü henüz belirleyememekle birlikte "kısa hikaye" (short story) olmasından hareketle diyebilirim ki biraz fazla detaya girmişsin. Mesela mekanları çok detaylı tasvir etmeye çalışmışsın, fakat bunu yaparken çok fazla tekrara maruz kalmışsın. Hikayenin gidişatına ne tür etkisi olacağını bilmediğimden - zira sonlara doğru bir ihtimal bunların birinden veya bir kaçından istifade edebilirsin - daha uzatmayacağım bu hususu.


Detay konusunu sadece ilk giriş kısmı olduğu için o şekilde anlattım ama sonraki bölümlerde, ilk bölümlerdeki kadar detaya inmedim ve bu şekilde de gereksiz tekrarlardan bir ölçüde kurtulduğumu düşünüyorum. Aslında bu anlatma konusundaki gereksiz tekrarlar, biraz da "kendimde olan bir sorun" olduğu için doğal olarak hikayeye de yansıdı ama bundan sonraki bölümlerde bu durumu, elimden geldiğince iyi bir şekilde aşmayı düşünüyorum :)

quote:

ORİJİNAL: namenlos
Kelime veya kelime gruplarının tekrarı bazı yerlerde sıkıcı olabiliyor. Örnek vermek gerekirse, "...yukarı doğru çıkmaya başladı.. Asansör yukarı doğru çıkmaya başladığı sırada, kızlar da, bir şey görmeyi umarak yukarı doğru bakıyorlardı..." Ard arda iki defa yukarı doğru çıkmaya başladı yerine, müteakip cümlede "bu esnada/sırada" diyebilirdin. Bunun haricinde alıntılanan bu iki kısa cümlede 3 kez "yukarı doğru" yazmışsın. Bu nevi tekrarlar okumayı, akıcılığı baltalıyor. Önlemek için metni göndermeden önce bir-iki kez baştan aşağı okuyabilirsin.


Bu durumu, hikayenin ilerleyen bölümlerinde aştığımı düşünüyorum...

quote:

ORİJİNAL: namenlos
Mühim olan hayalgücü, fantezidir, ki sende o var. Lütfen yazdıklarımı tavsiye olarak algıla, nasihat olarak değil. Hikayenin tamamı yayınlandığında kurguya dair de yorum yapmaya çalışırım inşallah. Başarılar tekrar, kolay gelsin!


Tekrar teşekkürler :)

< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 13/10/2008 2:12:06 PM >

(cevap olarak namenlos)
Mesaj #: 38
RE: Yedinci Kat - 13/10/2008 2:56:26 PM   
namenlos



Puan Toplamı: 351
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Asıl ben teşekkür ederim, herkes eleştiri kaldırmaz. Hikayen bitince tekrar görüşmek üzere...

_____________________________

HEAVY RAIN'i merakla bekliyorum!


A little less conversation, a little more ACTION!

(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 39
RE: Yedinci Kat - 14/10/2008 11:59:40 AM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
quote:

ORİJİNAL: CrimsonButterfly

İpek, günlüğü okuduktan sonra İrem'e dönüp, günlüğün haricindekileri ona verdi. Günlüğün kendisinde kalmasını istiyordu. Onu, eski ve "gerçekten yaşadığına inandığı" güzel günlerin anısına saklamak istiyordu. Masanın çekmecelerini kontrol ettikleri sırada bir kutu cephane ve iki adet de sargı bezi buldular. Bunları aralarında paylaştıktan sonra çıkmak için kapıya doğru yöneldiler.





YEDİNCİ KAT : BÖLÜM 5 ( Sayfa 2 / 7 )


Dışarı çıktıklarında, koridordaki diğer odaları da kontrol etmek için haritaya baktılar. Koridorun sağ tarafında bulunan iki kapıdan biri, Kadın Doğum odasının tam karşısındaydı. Ancak, İrem ışığı duvara tuttuğunda herhangi bir şey göremediler. İpek, sırtını Kadın Doğum odasının kapısına yasladıktan sonra tekrar haritaya baktı ve "Acaba haritaya yanl..." diyerek başladığı cümlesini tamamlayamadan, İrem sözünü kesti. Sağ eliyle duvarı işaret ederek "Şuraya dikkatli bak..." dedikten sonra, ışığı duvara bir daha tuttu. Haritada belirtilen kapının biraz silik olmasından dolayı zar zor görülen pervazlarını fark ettiler. İpek, duvara yaklaşıp elini uzattı ve iyice yokladıktan sonra kapının alçı ile kapatılmış olduğunu anladı. Ancak alçının renk tonu, duvarları kaplayan kanla neredeyse aynı olduğu için, kapının yeri, sadece silik de olsa görünen pervazlarına bakılarak bulunabiliyordu ama kapıyı açmalarına imkan yoktu. İrem, feneri koridorun sağ tarafına tuttuğunda, sağ dip taraftaki kapını tahtalarla kapatıldığını ama soldaki kapıda hiçbir şey olmadığını gördüler. Mecburen o tarafa doğru yöneldiler...

Kapının önüne geldiklerinde, içeriden bir koşuşturma sesleri duyuldu. İrem, Kayra olabileceği düşüncesiyle direk içeri dalacaktı ama İpek onu kolundan tutup çekti, "Ne düşünürsen düşün, kapının ardında ne olduğunu kesin olarak bilmiyorsun... İçerideki ya Kayra değilse?" dedi. İrem, ne diyeceğini bilemedi. Kapıyı yavaşça açtılar. İpek, feneri eline alıp içeriye doğru tuttu. İçeride hiçbir şey yokmuş gibi görünüyor olsa da, odanın uzak köşesine doğru iki tane bacak gördü. Elini silahına götürerek yavaş yavaş içeri girerken, İrem de arkasından onu takip etti. Alternatif boyutta olmalarına rağmen, hastanenin bu odası son derece temiz görünüyordu. Şeytanların arasında, hayatta kalmaya çalışan bir melek veya karanlığın içinde varlığını sürdürmeye çalışan bir ışık kaynağı izlenimi yaratıyordu. Bu durum her ikisini de şaşırtmıştı. Hemen yerde gördükleri bacakların kime ait olduğuna bakmak için ilerlediler ve giriş kapısına göre odanın sol dip köşesine yakın bir yerde, duvara yaslanmış bir şekilde oturan bir kız gördüler. Kız, bacaklarını düz bir şekilde uzatmıştı ve başı da yüzünü tamamıyla kapatacak bir şekilde öne eğilmişti. Etrafına saçılmış olan onlarca fotoğraf vardı ve duvarların tamamı olmasa da bir kısmı kanlar içindeydi... İrem dikkatlice kızın yanına eğildi. Müzik kutusunu eline aldı ve meraklı bir şekilde kurmaya başladı. Bu arada İpek de etrafa saçılmış olan fotoğraflara bakıyordu. Müzik kutusu kurulduktan sonra yere bırakıldı ve çalmaya başladı.. Bir süre sonra da zamanda kırılma oldu ve takvim, 03 Nisan 1981'e döndü...


O gece, saat 21:34'ü ve evdeki tüm ışıklar aniden sönmüştü... Ceren ve Melisa ne olup ne bittiğini anlayamaya çalışırlarken, anneleri, Merve hanım, üzerinde tam 16 adet mumun yandığı büyük bir doğum günü pastası ile "Mutlu yıllaar siizeeee... Mutlu yıllaar siizeeee... Mutlu yıllaar, mutlu yıllaar... Mutluu yıllaaarr siiiizzeeee!.." tezahüratları eşliğinde salondan içeri girdi ve pastayı, salonun ortasındaki sehpanın üzerine koydu. Hem Ceren hem de Melisa, beklemedikleri bu sürpriz karşısında çok büyük bir mutluluk yaşadılar. Babaları Alparslan bey, salonun ışığını yaktıktan sonra koşup önce annelerine, ardından da babalarına sarılıp, öptüler. Merve hanım, kızlarını pastanın başına çağırdı, geldiklerinde de "İçinizden bir dilek tutun ve sonra da mumların hepsini söndürün" dedi. Her ikisi de hayatlarının sonuna kadar aileleriyle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeyi dilediler ve üfleyerek mumları söndürdüler. Alparslan bey ve Merve hanımın alkışlar eşliğinde, Ceren ve Melisa, tabakların yanında duran bıçağı ellerine alıp, birlikte sıkıca tutarak pastayı düzgünce kestiler. Ceren, masadaki çatallardan birini alıp, kesilen dilimden bir parça aldı ve kardeşi Melisa'ya yedirdi. Aynı şekilde Melisa da kardeşi Ceren'e pastadan bir lokma yedirdi.

Doğum günü pastası yenilip, bittikten sonra anne kaş-göz işaretiyle babaya mesaj gönderdi. Alparslan bey, tuvalete gitme bahanesiyle yerinden kalktı ve geri dönerken, kızlar için alınan hediyeleri de beraberinde getirdi. Kızlar, meraklı bakışlarla hediye paketlerini açmaya başladılar. Paketlerin içinden, çok hoşlarına giden ve sahip olmayı istedikleri kıyafetler ile bir de müzik kutusu çıktı... Ceren, hemen eline müzik kutusunu aldı ve onu kurmaya başladı. Sonuna kadar kurduktan sonra sehpanın üzerine bıraktı. Müzik kutusu çalmaya başlayınca, duyulan melodi kızın gözlerinin dolmasına neden oldu. Ne zaman olursa olsun, Ceren, bu melodiyi duyduğu anda duygulanır ve gözleri dolardı... Aile fertleri bunu bildikleri için hemen yanına iliştiler. Annesi ona sıkıca sarıldıktan sonra "Ağlama... Bak, hep birlikteyiz işte." diyerek onu teselli etmeye çalıştı. Aynı anda babası da Ceren'in yanağına bir öpücük kondurdu. Son olarak Melisa da ellerini sıkıca tuttup, ona sarıldıktan sonra "Daima yanındayım. Sen ve ben, bir bütünün iki yarısıyız. Bunu asla unutma!" dedi. Ceren, derin bir nefes alıp kendine geldikten sonra, gözlerini sildi ve Melisa'nın yüzüne bakıp gülümsedi...


Müzik kutusu çalmaya devam ederken, melodiyi tamamlayamadan takıldı ve ortam o eski karanlık, iç boğucu ve kasvetli durumuna geri döndü. İrem, müzik kutusuna boş boş bakıyordu. Birden kendisini kötü hissetti; çünkü, kalbi parçalanmış gibiydi. Ne yapacağını bilemez bir halde, yerde başı önüne eğik bir şekilde oturan kıza baktı. Parmaklarının uçları dağılmıştı. Duvarların bir bölümünün neden kanlı olduğunu şimdi anlamıştı. Eğilip kızın elindeki fotoğrafı aldı. Yakından baktığında, fotoğrafta, Ceren, Melisa, anneleri Merve hanım ve Alparslan bey vardı. Tam ortalarında da doğum günü pastası vardı. Hepsinin yüzü gülüyordu ve mutlu bir aile tablosu çiziyorlardı. İrem, yüzünde hafif bir tebessüm oluştuktan sonra fotoğrafın çekildiği tarihe bakmak için arkasını çevirdi ama "HAYATIMI BANA GERİ VERİN !" şeklinde bir yazı ile karşılaştı. Etkilenmişti... Fotoğrafı İpek'e uzattı. O da baktıktan sonra odayı şöyle bir araştırdılar ama işe yarar bir şey bulamadılar. Odadan çıkmak için kapıya doğru yöneldikleri anda, İrem, kendini bir an için bir garip hissetti. Arkasına dönüp baktığında, sanki odanın duvarlarından gelen yardım çığlıkları duyuyor gibiydi. Odada yaşanıp da, odanın duvarlarına sinmiş olan ve hatırlandığında insanı hüzünlendiren o tatlı anılar, sanki unutulmamak ve karanlığa gömülmemek için yardım istiyorlardı. İrem bunu hissediyordu ve gidip müzik kutusunu tekrardan kurmasının, anıların yardım çığlıklarına uzanacak olan bir el niteliği taşıyacağını biliyordu. Hiçbir şey söylemeden derhal geri dönüp, müzik kutusunu eline aldı ve sonuna kadar kurdu. Ardından da, onu, yerde oturan kızın yanına bıraktı. Müzik kutusunun kaldığı yerden çalmaya devam ettiğini anladığında, İpek'in yanına döndü ve ikisi de arkalarına bile bakmadan odadan çıkıp gittiler...

DEVAM EDECEK...

< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 21/10/2008 9:12:18 PM >

(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 40
RE: Yedinci Kat - 16/10/2008 1:40:14 AM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
YEDİNCİ KAT : BÖLÜM 5 ( Sayfa 3 / 7 )


Koridorun çıkışına doğru yürümeye başladıkları sırada, İpek, "Müzik kutusunu neden ikinci kez kurdun?" diye sordu. İrem bir süre sessizce yürümeye devam etti. Bu soruya karşılık sessiz kalma hakkını kullanmak istiyordu ama olmadı; çünkü İpek'in bir yanıt beklediğini biliyordu. "Odadan çıkmak için kapıya yöneldiğimiz sırada..." diye başladı sözlerine, "Sanki bir şeyler bana seslendi... Yani, nasıl anlatsam? Orada ikimizden başka kimse yoktu ama arkamı dönüp baktığımda, bir şeyin veya bir şeylerin, müzik kutusunu tekrardan kurmam için bana yalvardığını duyar gibi oldum... O oda bana çok tuhaf şeyler hissettirdi. Yerde oturan kızda sanki bir şeyler vardı. Belki de içindeki ses, bana ulaşmaya çalışıyordu... Çok tuhaf..." dedi. Bir an için saçmaladığını düşündü. Bu arada İpek de bir yandan silahıyla ilgilenirken, bir yandan da onu dinliyordu ve İrem, konuyu değiştirmek adına "Aslında kafama takılan daha önemli bir nokta var... Bu "yedinci kat" neyin nesi? İlk olarak, yaşadığımız apartmanın asansöründe gördük. Normalde altı katlı olan apartmanımızda, yedinci bir katın bulunmadığından kesinlikle emindik. Ancak günün birinde, birden bire bir düğme oluştu. O anda, mantıken alt katların düğmelerine basmam gerekiyordu ama elimde olmadan yedinci katın düğmesine bastım ve gördüğün gibi şu anda buradayız. Bu yedinci katın anlamı ne?" şeklinde bir soru yöneltti... Bu arada, İpek, silahıyla ilgilenmeye devam ediyordu. Silahına dolu şarjör takmakla meşguldü ve İrem, sorusunu sorduktan sonra istifini bile bozmadan "Bunu gerçekten bilmek istiyor musun?" diye sordu... Karşılığında aldığı "Evet" yanıtı ile birlikte şarjörü silahına taktı ve kurdu. Sağ gözünü kırpıp herhangi bir yere öylesine nişan aldı ama tetiği çekmedi. Silahını indirdi ve bir süre bekledikten sonra İrem'e döndü...

DEVAM EDECEK...

< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 21/10/2008 9:11:59 PM >

(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 41
RE: Yedinci Kat - 16/10/2008 2:03:21 AM   
MahmutMK



Puan Toplamı: 3036
Nereden: İstanbul - www.doom4ever.com (Yakında:)
Durum: çevrimdışı
Şu ana kadar hikayeyi okumadım, fakat son hazırladığın yazıdan ufak bir kesit okudum ve aklıma Silent Hill geldi. (Tekrar SH tarafından eskisi gibi psikolojik olarak rahatsız edilmek istediğimdendir belki) Yazının tamamını okuduktan sonra yorum yapmak isterim. Tabii ki sessiz ve muhtemelen gece 3-4 sularında okumak daha heyecanlı olacaktır. Eline sağlık...

_____________________________


JOHN CARMACK "Story in a game is like a story in a porn movie. It's expected to be there, but it's not that important."
Bir oyunda oynanış yoksa, konusu hiç bir işe yaramaz!!!

(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 42
RE: Yedinci Kat - 21/10/2008 1:18:47 AM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Yorumun için teşekkürler Mahmut MK :)
Bu arada hikayeyi, iki bölüm sonra, yani Bölüm 7'de bitiriyorum arkadaşlar...


YEDİNCİ KAT : BÖLÜM 5 ( Sayfa 4 / 7 )


Tam bir şey söyleyecekken, nereden geldiğini bilmedikleri bir çığlık sesiyle birlikte ikisi de sarsıldı. İrem, bu seferki sesin Kayra'ya ait olduğunu fark etti ve vakit kaybetmeden hızlıca koşup, koridorun ağzına kadar geldi. İpek de hemen arkasındaydı. Kısa bir süre sonra, sert bir kapı çarpma sesi duyuldu. Yakından gelmişti ve şiddetliydi. Sesin geldiği yöne, yani sağ tarafa doğru baktılar. Koşarak gelmekte olan birinin ayak sesleri duyuluyordu. Yaklaşmakta olan kişi, tahmin edildiği gibi Kayra'ydı! İrem'in yanına gelir gelmez ona sarıldı ve telaş içinde kapıyı işaret ederek, "Beni öldürmeye çalıştılar!" dedi, "Şanslıydım ki kurtulabildim. Eğer kurtulamasaydım, ellerindeki satırlarla beni muhtemelen parçalara böleceklerdi!". İrem, Kayra'nın söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Onu omuzlarından sıkıca tuttuktan sonra yüzüne dikkatlice bakıp, "Seni öldürmek isteyenler kimlerdi?!!" diye sordu. "Yaratıklar!" dedi Kayra. "Sayıları ve neye benzedikleri hakkında hiçbir fikrim yok ama çok korktum!". İrem, kardeşine sıkıca sarıldı ve "Korkma, artık bizimlesin... Sana zarar vermelerine izin vermeyeceğiz." diyerek ona cesaret vermeye çalıştı. Bu arada Kayra, gözünün ucuyla İpek'e bakıp, "Bu kız da kim?" diye sordu. İrem, "Bu, İpek Alkan..." dedi, "Kendisi tıbbi sekretermiş. Belki inanmayacaksın ama çok uzun bir süreden beri burada yaşıyormuş.". "Çok uzun bir süreden beri?" diye tekrarladı Kayra. Sıradan bir insanın, nasıl olur da oldukça uzun bir süre boyunca burada yaşayabilir, tüm bu olanlara katlanabilirdi? Hayret vericiydi. Yoksa İpek sıradan bir insan değil miydi? Onun hakkında herhangi bir kanıya varabilmesine imkan yoktu ama yine de bu durum ona tuhaf geldi. Bu arada, İpek başını sallayarak İrem'in dediklerini onayladı ve yüzünde hafif bir tebessümle elini uzatıp "Tanıştığıma memnun oldum." dedi. Kayra, her ne kadar tedirgin olsa da uzanıp İpek'in elini sıktı ve sonra da yavaşça geri çekti. Onda tuhaf bir şeyler olduğunu hissediyordu ama bunun ne kadar doğru olduğunu zaman gösterecekti...

O esnada İrem'in aklına kardeşiyle ilgili hastane raporları geldi ve tüm olan biteni ona anlattı. Kayra, İrem'in söylediklerine inanamadı. Bu asla doğru olamazdı! Üvey bir kardeş olduğu gerçeğini hiçbir şekilde kabul etmedi ve raporları görene kadar da hiçbir şekilde etmeyeceğini kesin bir dille belirterek, konunun kapatılmasını istedi. İpek, Kayra'nın verdiği tepkilerden etkilenmişti ve raporları gördüğü anda neler olacağını merak etmeye başlamıştı.

Bu arada, İrem'in cebindeki radyo hafiften cızırdamaya başlıyordu. Sesini duyan İpek, "Buyurun bakalım, yine başlıyoruz." dedi. Kayra panik içinde "BENİ ALMAYA GELDİLER!!" diye bağırdı. İrem ise silahını çoktan eline alıp, kabzasına sıkıca sarılmıştı ve yaratıkların geldiği yeri görebilmek için fenerin ışığını sağa sola tutuyordu. Tam bu esnada, koridorda, Kayra'nın geldiği taraftaki kapılardan birinin kırıldığını duydular. Işığı o tarafa doğru çevirdi. Radyodan gelen cızırtı giderek artıyordu... İpek, silahının namlusunu ışığın aydınlattığı yere doğru tuttu ve kendilerine yaklaşmakta olan şeylerin görünmesini beklemeye başladı. İrem de aynı pozisyondaydı. Kayra ise İrem'in arkasına saklanmıştı. Yüreği ağzındaydı ve korkudan titriyordu.

Seslere bakılırsa, bayağı kalabalık bir grup geliyordu. İpek, zeminden çıkan bu seslerin nelere ait olduğunu az çok tahmin edebiliyordu ve "Hemşireler..." dedi, "Sanırım gelenlerin tamamı hemşire?". İrem'in aklına hemen zemin katta öldürdüğü hemşire geldi ve "Senle karşılaşmadan önce bunlardan bir tanesinin kalbini parçalamıştım, herhalde arkadaşlarının öcünü almaya geldiler!" diye incesinden bir dalga geçti. Bu arada, yaklaşmakta olan grubun ilk üyesi nihayet görünmüştü. Tahmin edildiği gibi bu, elinde satır taşıyan bir hemşireydi ve arada sanki acı çekiyormuşçasına boğuk çığlıklar atıyordu. İpek, tetiği çekti ama silahın namlusundan çıkan mermi hemşireye isabet etmedi. Şansını ikinci kez denedi ve bu sefer omzundan vurdu. Hemşire sarsıldı ve hafiften dengesini kaybetti. Elindeki satır yere düştü ama yürümeye devam ediyordu. Kayra'nın, "Vurun şunu!" diye çığlık atmasından sonra İrem tetiği çekti ve hemşireyi sağ dizinden vurup, yere çöktürttü. Vakit kaybetmeden yanına koşup, elindeki demir boruyu kullanarak yüzüne olanca gücüyle vurdu ve onu öldürdü. İpek ve Kayra'ya dönüp, "Bunun işi tamamdır!" diye seslendikten bir süre sonra sol bacağında hafif bir acı hissetti. Ne olduğunu anlamak için eğilip baktığında, hissettiği acıya neden olan şeyin önce bileğine saplandıktan sonra yere düşen bir satır olduğunu gördü. Bir iki adım atmaya çalıştı ama olmadı ve daha fazla dayanamayıp sol bileğini tuttuktan sonra sol dizinin üstüne çöktü. Silahını tuttuğu sağ elini yere koyup dengesini sağlamaya çalıştı ve başarılı oldu. Bu arada, Kayra'nın çığlığını duyduğu anda arkasına dönüp baktı. Kendisine gelmekte olan bir hemşire olduğunu gördü. Kendisine çok fazla yaklaşmasına izin vermemek için, İrem, sağ elinden güç alıp vücudunu geri doğru itti ve elindeki silahı hemşireye doğrulttu, sonra da tetiği çekti. Yakın mesafeden yapılan atış, hemşirenin suratını dağıttı. Bunu gören İpek ile Kayra, koşup İrem'in kollarına girdiler ve bulundukları tarafa doğru götürdüler. Duvar kenarında bir yere oturttular. İpek yaratıklarla uğraşmaya kaldıkları yerden devam ederken, Kayra da, ablasının bacağına bakıyordu. Görünüşe göre derin bir kesikti ve muhtemelen, az önce ölen hemşirenin tuttuğu satırın oluşturduğu bir kesikti ama korkulacak kadar derin değildi. "Yanımızda sargı bezi veya ona benzer bir şeyler var mı?" diye sordu. İrem, cebini işaret ederek "Bir veya iki tane olması lazım... Kadı