Öncelikle bu hikayeyi siz Merlin'in Kazanı üyeleri ile paylaşıyor olmaktan dolayı mutluyum... Hikayenin tamamı kendi hayal gücüme dayanmakta ve umarım okurken zevk alabilirsiniz :)
İlk bölüm ile başlayayım...
YEDİNCİ KAT
12 Nisan 2005 Salı günü İrem ve Kayra Eyiter için her zamanki gibi yine normal bir şekilde başladı. Bir önceki günün koşuşturmacasından sonra, akşam vakti, yorgunluktan ayakta durmakta zorlanır bir halde eve dönen iki kız kardeş, akşam yemeğinden sonra kendilerine gelmek için oturdukları televizyonun karşısındaki kanepede uyuyakaldılar. Salon, genel haliyle gayet düzenliydi ve göze batan pek bir şey yoktu... Mutfaktan çıkışa göre sağ taraftaydı. Evin giriş kapısına göre ise sol taraftaydı. Salonun giriş kapısına göre sağ tarafta yemek masası, tam ortada ise iki tane üçlü ve bir tane de ikili olmak üzere koltuk takımı bulunmaktaydı. Televizyon ise sol tarafta duran televizyon sehpasının üzerinde duruyordu. Televizyon sehpası cam kapaklıydı ve içinde ayrıca bir de müzik seti bulunmaktaydı. kabinler ile televizyon sehpasının her iki tarafında birer tane olmak üzere iki taneydi. Gece saatlerinde aniden uyanan İrem, zar zor kendine geldikten sonra saate baktı ve sabaha karşı 02:43 olduğunu görünce şaşırdı... "Off.. Uyuyakalmışız ya.." diyerek kardeşi Kayra'yı de sakince uyandırdıktan sonra, salonun ışığını ve halen çalışmakta olan televizyonu da kapatıp doğrudan yataklarına gittiler, bölünen uykularına kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. Giriş kapısına göre, İrem yatağın sol tarafında, Kayra ise sağ tarafında yatıyordu.
Tam olarak beş saat sonra, yani 07:43'te, yine tam zamanında çalan saat alarmı, büyük bir ihtimalle gördükleri rüyaların en güzel yerlerindeyken uyandırmaya çalışıyordu kız kardeşleri... Israrla çalan saat alarmı yüzünden uyanmaya çalışan İrem'in, kendine geldikten sonra hem gördüğünün bir rüya olduğunun farkına varmasından hem de kalkma vaktinin gelmiş olmasından dolayı sinirleri zıpladı ve o sinirle, bir yumrukla hem alarmı susturdu, hem de kardeşi Kayra'nın korkarak uyanmasına neden oldu. Kayra bir hışımla dönerek, "Ya şu alarmı bir defa da düzgünce kapatmayı denesen?" diye söylendi... İrem ise kardeşine şöyle bir bakarak, "Gördüğün rüyanın en güzel yerinde, uykundan şu aptal şeyin sesiyle uyansan sen ne yapardın?" diyerek cevap verdi... Kayra'nın bunun üzerine verecek cevabı olmadığı için, şöyle bir durup, "Offff... Yine sıkıntılı bir gün... Hocanın verdiği afiş işini ne yapacağız? Yarına teslim etmemiz gerekiyor ama herhangi bir hazırlığımız yok?" diyerek sıkıntısını dile getirdi ve hızla yataktan kalktı. İrem, dağılmış olan düz koyu kızıl renk saçlarını eliyle bir harekette geriye doğru attı. Yüzünden çekilen saçlarının ardından ortaya çıkan yeşil gözleri bir zümrüt gibi parlıyordu. Pelin ise yataktan kalktıktan sonra, önce birbirine dolanmış olan buğday sarısı rengindeki saçlarını eliyle şöyle bir düzeltti ve geriye doğru attı. Ardından da elini yüzünü yıkayıp, kendine gelmek amacıyla banyoya doğru yöneldi. Kayra, dış görünüm olarak İrem'den biraz farklıydı. Buğday sarısı saçları, bal renginde gözleri vardı. Boyu yaklaşık olarak 1,69 cm'ydi ve 55 kiloydu. İrem ise 1,72 cm boylarında ve 53 kiloydu. Her iki kardeş de ince yapılıydı, ancak, Kayra açık tenliyken, İrem, Kayra'dan biraz daha koyu bir tene sahipti.. Kayra odadan çıktıktan sonra, İrem yataktan kalkıp evi havalandırmak için öncelikle odanın penceresine doğru yöneldi. Yatak, odanın tam ortasında, duvara yaslanmış bir şekilde duruyordu... Hemen sol tarafında giysi dolabı, sağ tarafında ise pencere bulunmaktaydı... Yatağın her iki ucunda da iki çekmeceli birer komedin vardı. İrem, pencerenin önüne geldikten sonra açmadan önce şöyle bir dışarıya baktı... Güneş ışıkları daha yeni yeni kendini göstermeye başlıyordu. İnsanlar daha yeni yeni evlerinden çıkıyorlardı... Yeni bir iş günü daha başlamıştı... Öğrencileri evlerinden almak üzere dışarıda dolaşan servis araçları, belediye otobüsleri ve seferlerine başlamış olan vapurlar, yeni güne merhaba der gibiydiler... Her ne kadar gökyüzü açık gibi görünse de, hava biraz serin gibiydi. İrem, dışarıda gördüğü ve güneş ışığının odadan içeri hoş bir şekilde süzüldüğü manzaraya kısa bir süre hayran hayran baktı... Ardından, odanın penceresini açıp, derin bir nefes alarak dışarıdaki temiz havayı içine çektikten sonra, odadan çıktı...
Ev, konum olarak, Girne bulvarına yakın bir yerdeydi... Salon, dairenin ön tarafında olup körfeze doğru bakarken, yatak odası ve oturma odası da dairenin arka tarafındaydı ve binanın arkasından geçen sokağa doğru bakıyordu. Mutfak ve banyo ise orta tarafta olmalarından ve binanın ara bina olmasından dolayı havalandırma boşluğuna bakmaktaydı. Dolayısıyla da mutfakta herhangi bir pencere mevcut değildi. Banyoda ise sadece bir vasistas penceresi bulunmaktaydı. İrem, salon, yatak odası ve oturma odasının pencerelerini açıp evi havalandırmaya başladıktan sonra okula gitmek için hazırlanmaya başlamadan önce kahvaltılık bir şeyler hazırlamak üzere mutfağa doğru yöneldi. Apartman boşluğuna baktığı için karanlık olan mutfağın giriş yönüne göre tam karşıda buzdolabı bulunmaktaydı... Buzdolabının yanından başlayıp mutfağın girişine göre sağ dip köşeye kadar uzanan tezgahta, mutfak lavabosu, bulaşıklıkların konulacağı kısım ve en uçta da set üstü ocak ile hemen üstünde de mutfağı yemek kokularından arındıran bir aspiratör bulunmaktaydı. Tezgahın alt kısmında, tencere, tava, tepsi ve süzgeç gibi mutfak gereçleri ile deterjan, el ve banyo sabunu gibi temizlik ürünlerinin konulduğu iki ayrı dolap mevcuttu.. Tezgahın üst kısmında ise, su bardaklarının, kadehlerin, sürahilerin ve tabakların konulduğu iki ayrı dolap vardı. Girişe göre sağ taraftaki duvarın önünde de ufak ama kullanışlı bir masa ve 2 tane de tabure duruyordu. Masanın biraz sağ tarafına doğru, içlerine bakliyatların konulduğu üst üste beş adet raf bulunmaktaydı... İrem mutfağa girdikten sonra buzdolabına doğru yöneldi ve kapağını açtı. İçeri şöyle bir göz attıktan sonra gözüne çarpan bir şey olmadı. Bu arada saatine doğru bakınca saatin 08:05 olduğunu gördü... Vapurun saatinin muhtemelen 08:30'da olduğunu düşündü ama emin olmak için yatak odasına gidip, kendi yattığı tarafta duran komedinin üst çekmecesinde, üzerinde vapur saatlerinin yazılı olduğu kağıda baktı... Bostanlı'dan kalkıp Konak'a doğru giden en yakın sefer saati 08:30'du ve tam olarak 25 dakika içinde evden çıkmış olmaları gerekiyordu. İrem derhal banyonun önüne gelip, "Kayra, vapur saati 08:30'da... Elimizi çabuk tutup bir an evvel evden çıksak iyi olur.. Yoksa derse geç kalacağız!" dedi ve demesinin akabinde içerden bir sifon çekme sesi duyuldu. İrem, yatak odasına doğru geçerken, oturma odasındaki saate gözü ilişti... Saat çalışmıyordu, takılı kalmıştı.. Gidip saati ayarladı ve tekrardan kurdu. Saat tekrardan çalışmaya başladı. Eskilerden kalma bir saat olduğu için zaman zaman duruyor ve tekrardan kurulmaya ihtiyaç duyuyordu.. İrem ve Kayra zamanında bu saat yüzünden kaç defa okula geç kalmışlardı; çünkü o zamanlar daha alarmlı saatleri yoktu.. Bu arada, banyonun kapısı açılmıştı ve Kayra dış taraftaki düğmeye basıp banyonun ışığını kapattı ve çıktı.. Banyonun girişine göre tam karşıda lavabo, tepesinde ayna, aynanın önünde de diş fırçası ve diş macununun konulacağı bir raf bulunmaktaydı. Sağ tarafta ise küvet ve onun hemen yanında da termosifon vardı. Kapı açıldığında, tam arkasında kalacak şekilde de bir klozet bulunmaktaydı. Bu arada girişe göre sol tarafta ise tam otomatik bir çamaşır makinesi duruyordu. Kayra tuvaletten çıktığı gibi yatak odasında duran giysi dolabının önüne geldi... "Bugün ne giysem acaba?" diye düşündü ve sonrasında altına giymek için siyah bir keten pantolon seçti. Üstüne de beyaz, kısa kollu bir body, onun üstüne de koyu kahverengi, kolsuz bir deri yelek giymeyi tercih etti. İrem ise kısa olmamakla beraber kahverengi bir mini etek, üstüne de sütlü kahve renginde bir gömlek ve onun üstüne de ince bir kazak giydi. Tam etrafı kontrol ederlerken, birden kapı zili çaldı. Kayra gidip kapı deliğinden baktı ve sınıf arkadaşlar Seçil'i gördü. Kapıyı açtı ve "Bugün çok dakiksin, hayırdır?" diyerek yüzünde belirgin bir tebessümle Seçil'e sarıldı.. Seçil, "Daha evden çıkmamış olacağınızı umarak geldim ve ne şanslıyım ki aynen düşündüğüm gibi oldu" diyerek Kayra'nın tepkisine aynı onunki gibi belirgin bir gülümsemeyle karşılık verdi. Seçil, o gün, altına hafif kırmızımsı bir capri, üstüne göbeğini hafif açıkta bırakan bir t-shirt, ayağında da, yine her zamanki gibi bileklerine kadar gelen kısa bir çorap ve converse marka ayakkabılarını giymişti... Saçlarını da at kuyruğu yapmıştı. Kız neredeyse İrem ile aynı boydaydı... Siyah renk olan saçları dalgalıydı. Göz rengi ise elaydı.. İki kardeşe göre birazcık daha koyu bir tene sahipti. Sabah selamlaşmasından sonra, "Hazırsanız çıkalım da birlikte gidelim okula... Arabayı ön tarafa bıraktım." dedi. Kayra, İrem'e "İrem acele et, Seçil burada! "Okula birlikte gidelim" diyor!" diye bağırdı. Sesi apartmanda yankılandı. Bunun üzerine Seçil, "O ne gür bir ses, hey maşallah!" diyerek güldü. Bu arada İrem de "Bekleyin, hemen geliyorum!" şeklinde cevap verdi ve kısa sürede üzerini değiştirip okula gitmeye hazır halde geldi. Ortalığı şöyle bir kolaçan edip hiçbir sorun olmadığını görünce, kapıyı kilitledi ve hep birlikte evden çıkıp, arabaya binerek okula doğru yola çıktılar.
Seçil'in arabası son model bir Bmw M3'tü ve yaklaşık olarak 3-4 ay önce almıştı. Rengi metalik siyahti ve güneş ışığında şıkır şıkır parlıyordu. Görüp de hayran olmamak elde değildi. Yol boyunca her üç kızın da uykusu tam açılmadığından dolayı pek konuşmadılar ve dersin başlangıcından 5-10 dakika önce okula varabildiler... Zaten diğer sınıf arkadaşları da daha yeni yeni geliyorlardı. Seçil, Kayra ve İrem kantine doğru giderlerken, "Vay vay vay... Kimleri görüyorum? Sınıfımızın mankenleri gelmiş!" şeklindeki bir seslenme üzerine üçü de arkasını döndü... Gelen kişi, sınıfın en matrak çocuğu Aras'tı. Aras, kızlara iyice yakınlaştığında, olduğu yerde durdu ve dizlerinden hafifçe geriye doğru bükülerek, elleriyle gözlerin kapatır gibi yapıp, "Aman Tanrım?! Bu ne parlak bir ışık! Gözlerimi aldınız! Etrafı göremiyorum! Kör oldum!" gibisinden rollere girip kızları güldürmeyi başardı, sonra da gidip sabah selamlaşması için kızları teker teker öptü. Daha sonra Seçil'e doğru yönelip, "Bugün yine mis gibi kokuyorsunuz güzel bayan, hayırdır?" dedi "Parfüm şişesi üzerinizde mi kırıldı, nedir?" diyerek takıldı. Seçil buna karşılık "Evet... Sizin için bir saat boyunca hazırlandım beyefendi... Beğendiniz mi beni?" diyerek esprili bir şekilde cevap verdi. Aras da bunun üzerine güldü ve "Kesinlikle hayram kaldım" dedi... Aras, 21 yaşındaydı ve genel olarak sportif giyinmeyi seven bir kişiliğe sahipti... Altında yünlü gri bir efoşman, üstünde de kısa kollu bir sweat shirt vardı... Ayaklarına da daha geçen cumartesi günü aldığı spor ayakkabılarını giymişti.. Yaklaşık olarak 1,85 cm boylarında ve yapılı bir delikanlıydı. Saç rengi açık kahverengiydi ve kısa kesilmişti. Gözleri ise siyah renkti. Oldukça yakışıklı bir gençti Aras ve Seçil'in de onda gözü vardı ama bir türlü düşüncelerini ona açamıyordu; çünkü uygun ortamı yakalayamamıştı. Ancak, yine de böyle bir fırsatı yaratıp, ona açılmayı düşünüyordu ama ne zaman? Bu arada arkadan, sınıfın ağır başlılarından Mert ve Ercan, birliktelikleri 1,5 yıldır sürmekte olan Buket ve Murat, sınıfın ikinci fırlaması Hüseyin ve en sempatiği Müge de teker teker görülmeye başlamıştı...
Öğleden sonra saat 16:00 gibi günün son dersinin bitiş zili çaldı. İrem ve Pelin tam okulun bahçesine çıkarlarken, Seçil arkalarından seslendi "İreem! Kayraa!"... Her ikisi de dönerek baktılar... İrem, "Hayırdır??" dedi... Seçil, "Eğer işiniz yoksa Aras, Müge ve ben teleferiğe gideceğiz... Bize katılır mısınız?" diye sordu... Her ne kadar gitmeyi isteselerde, "Üzgünüz... Yarına yetiştirmemiz gereken bir çalışmamız var ve daha başlamadık bile! Bugün mutlaka başlayıp bitirmemiz lazım..." diyerek, Seçil'in teklifini ellerinde olmadan geri çevirmek zorunda kaldılar... Seçil bunu üzerine üzülüp "Tüh ya... Çok eğlenecektik ama.. Neyse, olmazsa başka sefere..." dedi. İrem ve Kayra da onaylarak Seçil'i öptüler ve Aras ile Müge'ye de el sallayıp, 169 numaralı otobüse binmek üzere otobüs durağına doğru yürümeye başladılar... 169 numaralı otobüs ile önce Konak İskelesi'ne, ardından da Bostanlı'ya giden ilk sefer ile evlerine döneceklerdi..
Evlerine vardıklarında ikisi de yorulmuşlardı. Hemen bir şeyler atıştırıp işlerine koyuldular... Akşam saat 21:15'e doğru akşam yemeklerine oturdular. İrem yine hamaratlığını konuşturup mükemmel bir yemek, yanına da bir o kadar güzelinde tatlı yapmıştı. "Yeme de yanında yat" denilecek cinsten bir sofra hazırlamıştı kardeşi ve kendisi için... İrem yemek yapmaya bayılıyordu... Mutfakta tek başına bırakılsa, gün boyu birbirinden güzel yiyecekler hazırlayıp, konuklara parmaklarını dahi yedirtecek bir performans ortaya çıkartabilirdi.. Tam yemek sırasında, saat 21:35'i gösterdiği sırada kapının zili aniden çaldı.. İrem, Kayra'ya dönüp "Bu saatte bize gelecek bir misafir var mıydı?" diye sordu.. Kayra ise soran gözlerle İrem'e bakıp "Nereden bileyim?" diye cevap verdi. Bunun üzerine İrem, meraklı bir şekilde gidip kapının deliğinden baktı ama kapının önünde kimse yoktu. "Allah Allah... Kapının önünde kimse yok?" diyerekten balkona doğru yöneldi. Eğilip aşağıya doğru "Kim o?" diye seslendi, ama apartmanın önünde de kimse yoktu... İrem bunun üzerine gidip kapıya tekrar baktı. Değişen bir şey yoktu... Bu arada Kayra meraklı gözlerle kardeşini takip ediyordu... İrem, değişen bir şeyin olmaması üzerine kapıyı açtı. Ancak her iki yöne de bakmasına rağmen ne gelen vardı ne de giden... Yalnız, ortada bir gariplik vardı... Asansörün kapısı açıktı... İrem asansöre doğru ve dikkatini o tarafa doğru yönlendirdiği sırada asansörün kapısı kapandı. İki gün önce değişen dış panelinde, sadece hangi katta olduğunu gösteren dijital gösterge haricinde hiçbir ışık yanmıyordu ve buna rağmen asansör kendi kendine yukarı çıktı. İrem bu olay karşısında dondu kaldı... Evin kapısını sakin bir şekilde kapatıp, sofraya döndü ve Kayra'ya tüm olanları anlattı... Kayra duyduklarına inanamaz bir halde İrem'i dinliyordu... Olanlara o da bir anlam veremez haldeydi... Bu olay, 13 Nisan ve 14 Nisan geceleri de aynen tekrarlanınca, kızlar, ortada ters giden bir şeylerin gittiğine kesin olarak emin oldular... 15 Nisan gecesi kapı zili tekrar çalınca, İrem bu sefer kapıyı açmadı ve öylece kapıya baktı... Bu arada Kayra, uzaktan kumandayı eline alıp televizyonun sesini kıstı... İkisi de kapıya doğru bakıyorlardı... Yaklaşık 2-3 dakika sonra, evin kapısı, bir "şey" tarafından kararlı ve sert bir şekilde üç defa tıklatıldı. İrem ve Kayra korkudan titremeye başlamışlardı... Her ikisinin de kalbi göğüs kafeslerini parçalayıp çıkacakmışçasına deli gibi atıyordu. İrem yavaşça yerinden kalktı ve Kayra'ya dönüp, sessizce "Ben yatak odasından silahı alıp geliyorum, sen kımıldama yerinden" dedi. Kayra başını salladı. İrem yatak odasına gidip silahı aldı ve geldi. Yine her zamanki gibi korkuyla karışık merak içerisinde kapıya doğru yöneldi. Yine kapının deliğinden baktı ve yine kapının önünde kimse yoktu. Asansör de önceki akşamlardaki gibi kapısı açık olarak bekliyordu. İrem sonunda asansör ile ilgili bir tuhaflık olduğunu anladı ve Kayra'yı çağırıp asansör gösterdi... Kayra bakarken, asansörün kapısı kendi kendine kapandı ve yine her zamanki gibi dış panelinde, sadece hangi katta olduğunu gösteren dijital gösterge haricinde hiçbir ışık yanmıyordu ve buna rağmen asansör yine kendi kendine yukarı çıktı. İrem ile Kayra, asansörün yanına kadar gittiler... Çağrı düğmesine basıp asansörü çağırdılar... Çok gecikmeden asansör geldi ve kapısı açıldı. İçeri şöyle bir bakarlarken, tuş panelinde normal olmayan bir şey gördüler... Normalinde altı katlı olan binanın asansöründe, binada olmayan yedinci kat için bir tuş bulunuyordu... İrem ve Kayra asansöre binip tam yedinci katın düğmesine basacaklarken, arkalarından bir ses duydular... İkisi de korkuyla arkalarını döndükleri anda, elinde bıçak tutan bir kızın gölgesini gördüler... Kız yavaş ama emin adımlarda ışığa doğru geliyordu ve sonunda neye benzediği ortaya çıktı... Kız, elinde bıçak tutuyordu ve tam olarak İrem ile Kayra'nın oturdukları evin açık olan kapısının önünde duruyordu... Göğsü paramparça olmuştu ve üstü başı kan içindeydi.. İki kız kardeşin yüzü tam anlamıyla kireç gibi bembeyaz olmuştu... Oldukları yerde çakılı kalmış gibiydiler ve korkudan hareket edemiyorlardı... İrem ne yapacağını bilemez bir halde kıza bakarken, Kayra ise İrem'in kolunu sıkmaktan morartmıştı... Tam bu sırada büyük bir gürültüyle asansörün kapısı kapandı... İrem telaş içinde panele uzandı ve yedinci katın düğmesine bastı...
İLK BÖLÜMÜN SONU
< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 1/11/2008 4:29:02 AM >