A Plus Entertainment Network A Plus Entertainment Network

Forumlar  Kayıt Ol  Giriş  Bilgilerim  Mesaj Kutum  Adres Defteri  Üyeliklerim  Forumlarım 

Fotoğraf Galerisi  Üye Listesi  Arama  Takvimler  SSS  Etiket listesi  Çıkış

Yedinci Kat (TAMAMLANDI)

 
Üye Adı: Guest
Bu forumu inceleyenler: hiçbiri
  Basılabilir Versiyon
Tüm Forumlar >> [Forumlar] >> [Genel] >> Hikayeler >> Yedinci Kat (TAMAMLANDI) Sayfa: [1] 2 3   Sonraki >   >>
Giriş
Mesaj << Eski başlıklar   Yeni başlıklar >>
Yedinci Kat (TAMAMLANDI) - 12/9/2008 12:52:41 AM  2 oylar
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Öncelikle bu hikayeyi siz Merlin'in Kazanı üyeleri ile paylaşıyor olmaktan dolayı mutluyum... Hikayenin tamamı kendi hayal gücüme dayanmakta ve umarım okurken zevk alabilirsiniz :)

İlk bölüm ile başlayayım...



YEDİNCİ KAT



12 Nisan 2005 Salı günü İrem ve Kayra Eyiter için her zamanki gibi yine normal bir şekilde başladı. Bir önceki günün koşuşturmacasından sonra, akşam vakti, yorgunluktan ayakta durmakta zorlanır bir halde eve dönen iki kız kardeş, akşam yemeğinden sonra kendilerine gelmek için oturdukları televizyonun karşısındaki kanepede uyuyakaldılar. Salon, genel haliyle gayet düzenliydi ve göze batan pek bir şey yoktu... Mutfaktan çıkışa göre sağ taraftaydı. Evin giriş kapısına göre ise sol taraftaydı. Salonun giriş kapısına göre sağ tarafta yemek masası, tam ortada ise iki tane üçlü ve bir tane de ikili olmak üzere koltuk takımı bulunmaktaydı. Televizyon ise sol tarafta duran televizyon sehpasının üzerinde duruyordu. Televizyon sehpası cam kapaklıydı ve içinde ayrıca bir de müzik seti bulunmaktaydı. kabinler ile televizyon sehpasının her iki tarafında birer tane olmak üzere iki taneydi. Gece saatlerinde aniden uyanan İrem, zar zor kendine geldikten sonra saate baktı ve sabaha karşı 02:43 olduğunu görünce şaşırdı... "Off.. Uyuyakalmışız ya.." diyerek kardeşi Kayra'yı de sakince uyandırdıktan sonra, salonun ışığını ve halen çalışmakta olan televizyonu da kapatıp doğrudan yataklarına gittiler, bölünen uykularına kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. Giriş kapısına göre, İrem yatağın sol tarafında, Kayra ise sağ tarafında yatıyordu.

Tam olarak beş saat sonra, yani 07:43'te, yine tam zamanında çalan saat alarmı, büyük bir ihtimalle gördükleri rüyaların en güzel yerlerindeyken uyandırmaya çalışıyordu kız kardeşleri... Israrla çalan saat alarmı yüzünden uyanmaya çalışan İrem'in, kendine geldikten sonra hem gördüğünün bir rüya olduğunun farkına varmasından hem de kalkma vaktinin gelmiş olmasından dolayı sinirleri zıpladı ve o sinirle, bir yumrukla hem alarmı susturdu, hem de kardeşi Kayra'nın korkarak uyanmasına neden oldu. Kayra bir hışımla dönerek, "Ya şu alarmı bir defa da düzgünce kapatmayı denesen?" diye söylendi... İrem ise kardeşine şöyle bir bakarak, "Gördüğün rüyanın en güzel yerinde, uykundan şu aptal şeyin sesiyle uyansan sen ne yapardın?" diyerek cevap verdi... Kayra'nın bunun üzerine verecek cevabı olmadığı için, şöyle bir durup, "Offff... Yine sıkıntılı bir gün... Hocanın verdiği afiş işini ne yapacağız? Yarına teslim etmemiz gerekiyor ama herhangi bir hazırlığımız yok?" diyerek sıkıntısını dile getirdi ve hızla yataktan kalktı. İrem, dağılmış olan düz koyu kızıl renk saçlarını eliyle bir harekette geriye doğru attı. Yüzünden çekilen saçlarının ardından ortaya çıkan yeşil gözleri bir zümrüt gibi parlıyordu. Pelin ise yataktan kalktıktan sonra, önce birbirine dolanmış olan buğday sarısı rengindeki saçlarını eliyle şöyle bir düzeltti ve geriye doğru attı. Ardından da elini yüzünü yıkayıp, kendine gelmek amacıyla banyoya doğru yöneldi. Kayra, dış görünüm olarak İrem'den biraz farklıydı. Buğday sarısı saçları, bal renginde gözleri vardı. Boyu yaklaşık olarak 1,69 cm'ydi ve 55 kiloydu. İrem ise 1,72 cm boylarında ve 53 kiloydu. Her iki kardeş de ince yapılıydı, ancak, Kayra açık tenliyken, İrem, Kayra'dan biraz daha koyu bir tene sahipti.. Kayra odadan çıktıktan sonra, İrem yataktan kalkıp evi havalandırmak için öncelikle odanın penceresine doğru yöneldi. Yatak, odanın tam ortasında, duvara yaslanmış bir şekilde duruyordu... Hemen sol tarafında giysi dolabı, sağ tarafında ise pencere bulunmaktaydı... Yatağın her iki ucunda da iki çekmeceli birer komedin vardı. İrem, pencerenin önüne geldikten sonra açmadan önce şöyle bir dışarıya baktı... Güneş ışıkları daha yeni yeni kendini göstermeye başlıyordu. İnsanlar daha yeni yeni evlerinden çıkıyorlardı... Yeni bir iş günü daha başlamıştı... Öğrencileri evlerinden almak üzere dışarıda dolaşan servis araçları, belediye otobüsleri ve seferlerine başlamış olan vapurlar, yeni güne merhaba der gibiydiler... Her ne kadar gökyüzü açık gibi görünse de, hava biraz serin gibiydi. İrem, dışarıda gördüğü ve güneş ışığının odadan içeri hoş bir şekilde süzüldüğü manzaraya kısa bir süre hayran hayran baktı... Ardından, odanın penceresini açıp, derin bir nefes alarak dışarıdaki temiz havayı içine çektikten sonra, odadan çıktı...

Ev, konum olarak, Girne bulvarına yakın bir yerdeydi... Salon, dairenin ön tarafında olup körfeze doğru bakarken, yatak odası ve oturma odası da dairenin arka tarafındaydı ve binanın arkasından geçen sokağa doğru bakıyordu. Mutfak ve banyo ise orta tarafta olmalarından ve binanın ara bina olmasından dolayı havalandırma boşluğuna bakmaktaydı. Dolayısıyla da mutfakta herhangi bir pencere mevcut değildi. Banyoda ise sadece bir vasistas penceresi bulunmaktaydı. İrem, salon, yatak odası ve oturma odasının pencerelerini açıp evi havalandırmaya başladıktan sonra okula gitmek için hazırlanmaya başlamadan önce kahvaltılık bir şeyler hazırlamak üzere mutfağa doğru yöneldi. Apartman boşluğuna baktığı için karanlık olan mutfağın giriş yönüne göre tam karşıda buzdolabı bulunmaktaydı... Buzdolabının yanından başlayıp mutfağın girişine göre sağ dip köşeye kadar uzanan tezgahta, mutfak lavabosu, bulaşıklıkların konulacağı kısım ve en uçta da set üstü ocak ile hemen üstünde de mutfağı yemek kokularından arındıran bir aspiratör bulunmaktaydı. Tezgahın alt kısmında, tencere, tava, tepsi ve süzgeç gibi mutfak gereçleri ile deterjan, el ve banyo sabunu gibi temizlik ürünlerinin konulduğu iki ayrı dolap mevcuttu.. Tezgahın üst kısmında ise, su bardaklarının, kadehlerin, sürahilerin ve tabakların konulduğu iki ayrı dolap vardı. Girişe göre sağ taraftaki duvarın önünde de ufak ama kullanışlı bir masa ve 2 tane de tabure duruyordu. Masanın biraz sağ tarafına doğru, içlerine bakliyatların konulduğu üst üste beş adet raf bulunmaktaydı... İrem mutfağa girdikten sonra buzdolabına doğru yöneldi ve kapağını açtı. İçeri şöyle bir göz attıktan sonra gözüne çarpan bir şey olmadı. Bu arada saatine doğru bakınca saatin 08:05 olduğunu gördü... Vapurun saatinin muhtemelen 08:30'da olduğunu düşündü ama emin olmak için yatak odasına gidip, kendi yattığı tarafta duran komedinin üst çekmecesinde, üzerinde vapur saatlerinin yazılı olduğu kağıda baktı... Bostanlı'dan kalkıp Konak'a doğru giden en yakın sefer saati 08:30'du ve tam olarak 25 dakika içinde evden çıkmış olmaları gerekiyordu. İrem derhal banyonun önüne gelip, "Kayra, vapur saati 08:30'da... Elimizi çabuk tutup bir an evvel evden çıksak iyi olur.. Yoksa derse geç kalacağız!" dedi ve demesinin akabinde içerden bir sifon çekme sesi duyuldu. İrem, yatak odasına doğru geçerken, oturma odasındaki saate gözü ilişti... Saat çalışmıyordu, takılı kalmıştı.. Gidip saati ayarladı ve tekrardan kurdu. Saat tekrardan çalışmaya başladı. Eskilerden kalma bir saat olduğu için zaman zaman duruyor ve tekrardan kurulmaya ihtiyaç duyuyordu.. İrem ve Kayra zamanında bu saat yüzünden kaç defa okula geç kalmışlardı; çünkü o zamanlar daha alarmlı saatleri yoktu.. Bu arada, banyonun kapısı açılmıştı ve Kayra dış taraftaki düğmeye basıp banyonun ışığını kapattı ve çıktı.. Banyonun girişine göre tam karşıda lavabo, tepesinde ayna, aynanın önünde de diş fırçası ve diş macununun konulacağı bir raf bulunmaktaydı. Sağ tarafta ise küvet ve onun hemen yanında da termosifon vardı. Kapı açıldığında, tam arkasında kalacak şekilde de bir klozet bulunmaktaydı. Bu arada girişe göre sol tarafta ise tam otomatik bir çamaşır makinesi duruyordu. Kayra tuvaletten çıktığı gibi yatak odasında duran giysi dolabının önüne geldi... "Bugün ne giysem acaba?" diye düşündü ve sonrasında altına giymek için siyah bir keten pantolon seçti. Üstüne de beyaz, kısa kollu bir body, onun üstüne de koyu kahverengi, kolsuz bir deri yelek giymeyi tercih etti. İrem ise kısa olmamakla beraber kahverengi bir mini etek, üstüne de sütlü kahve renginde bir gömlek ve onun üstüne de ince bir kazak giydi. Tam etrafı kontrol ederlerken, birden kapı zili çaldı. Kayra gidip kapı deliğinden baktı ve sınıf arkadaşlar Seçil'i gördü. Kapıyı açtı ve "Bugün çok dakiksin, hayırdır?" diyerek yüzünde belirgin bir tebessümle Seçil'e sarıldı.. Seçil, "Daha evden çıkmamış olacağınızı umarak geldim ve ne şanslıyım ki aynen düşündüğüm gibi oldu" diyerek Kayra'nın tepkisine aynı onunki gibi belirgin bir gülümsemeyle karşılık verdi. Seçil, o gün, altına hafif kırmızımsı bir capri, üstüne göbeğini hafif açıkta bırakan bir t-shirt, ayağında da, yine her zamanki gibi bileklerine kadar gelen kısa bir çorap ve converse marka ayakkabılarını giymişti... Saçlarını da at kuyruğu yapmıştı. Kız neredeyse İrem ile aynı boydaydı... Siyah renk olan saçları dalgalıydı. Göz rengi ise elaydı.. İki kardeşe göre birazcık daha koyu bir tene sahipti. Sabah selamlaşmasından sonra, "Hazırsanız çıkalım da birlikte gidelim okula... Arabayı ön tarafa bıraktım." dedi. Kayra, İrem'e "İrem acele et, Seçil burada! "Okula birlikte gidelim" diyor!" diye bağırdı. Sesi apartmanda yankılandı. Bunun üzerine Seçil, "O ne gür bir ses, hey maşallah!" diyerek güldü. Bu arada İrem de "Bekleyin, hemen geliyorum!" şeklinde cevap verdi ve kısa sürede üzerini değiştirip okula gitmeye hazır halde geldi. Ortalığı şöyle bir kolaçan edip hiçbir sorun olmadığını görünce, kapıyı kilitledi ve hep birlikte evden çıkıp, arabaya binerek okula doğru yola çıktılar.

Seçil'in arabası son model bir Bmw M3'tü ve yaklaşık olarak 3-4 ay önce almıştı. Rengi metalik siyahti ve güneş ışığında şıkır şıkır parlıyordu. Görüp de hayran olmamak elde değildi. Yol boyunca her üç kızın da uykusu tam açılmadığından dolayı pek konuşmadılar ve dersin başlangıcından 5-10 dakika önce okula varabildiler... Zaten diğer sınıf arkadaşları da daha yeni yeni geliyorlardı. Seçil, Kayra ve İrem kantine doğru giderlerken, "Vay vay vay... Kimleri görüyorum? Sınıfımızın mankenleri gelmiş!" şeklindeki bir seslenme üzerine üçü de arkasını döndü... Gelen kişi, sınıfın en matrak çocuğu Aras'tı. Aras, kızlara iyice yakınlaştığında, olduğu yerde durdu ve dizlerinden hafifçe geriye doğru bükülerek, elleriyle gözlerin kapatır gibi yapıp, "Aman Tanrım?! Bu ne parlak bir ışık! Gözlerimi aldınız! Etrafı göremiyorum! Kör oldum!" gibisinden rollere girip kızları güldürmeyi başardı, sonra da gidip sabah selamlaşması için kızları teker teker öptü. Daha sonra Seçil'e doğru yönelip, "Bugün yine mis gibi kokuyorsunuz güzel bayan, hayırdır?" dedi "Parfüm şişesi üzerinizde mi kırıldı, nedir?" diyerek takıldı. Seçil buna karşılık "Evet... Sizin için bir saat boyunca hazırlandım beyefendi... Beğendiniz mi beni?" diyerek esprili bir şekilde cevap verdi. Aras da bunun üzerine güldü ve "Kesinlikle hayram kaldım" dedi... Aras, 21 yaşındaydı ve genel olarak sportif giyinmeyi seven bir kişiliğe sahipti... Altında yünlü gri bir efoşman, üstünde de kısa kollu bir sweat shirt vardı... Ayaklarına da daha geçen cumartesi günü aldığı spor ayakkabılarını giymişti.. Yaklaşık olarak 1,85 cm boylarında ve yapılı bir delikanlıydı. Saç rengi açık kahverengiydi ve kısa kesilmişti. Gözleri ise siyah renkti. Oldukça yakışıklı bir gençti Aras ve Seçil'in de onda gözü vardı ama bir türlü düşüncelerini ona açamıyordu; çünkü uygun ortamı yakalayamamıştı. Ancak, yine de böyle bir fırsatı yaratıp, ona açılmayı düşünüyordu ama ne zaman? Bu arada arkadan, sınıfın ağır başlılarından Mert ve Ercan, birliktelikleri 1,5 yıldır sürmekte olan Buket ve Murat, sınıfın ikinci fırlaması Hüseyin ve en sempatiği Müge de teker teker görülmeye başlamıştı...

Öğleden sonra saat 16:00 gibi günün son dersinin bitiş zili çaldı. İrem ve Pelin tam okulun bahçesine çıkarlarken, Seçil arkalarından seslendi "İreem! Kayraa!"... Her ikisi de dönerek baktılar... İrem, "Hayırdır??" dedi... Seçil, "Eğer işiniz yoksa Aras, Müge ve ben teleferiğe gideceğiz... Bize katılır mısınız?" diye sordu... Her ne kadar gitmeyi isteselerde, "Üzgünüz... Yarına yetiştirmemiz gereken bir çalışmamız var ve daha başlamadık bile! Bugün mutlaka başlayıp bitirmemiz lazım..." diyerek, Seçil'in teklifini ellerinde olmadan geri çevirmek zorunda kaldılar... Seçil bunu üzerine üzülüp "Tüh ya... Çok eğlenecektik ama.. Neyse, olmazsa başka sefere..." dedi. İrem ve Kayra da onaylarak Seçil'i öptüler ve Aras ile Müge'ye de el sallayıp, 169 numaralı otobüse binmek üzere otobüs durağına doğru yürümeye başladılar... 169 numaralı otobüs ile önce Konak İskelesi'ne, ardından da Bostanlı'ya giden ilk sefer ile evlerine döneceklerdi..

Evlerine vardıklarında ikisi de yorulmuşlardı. Hemen bir şeyler atıştırıp işlerine koyuldular... Akşam saat 21:15'e doğru akşam yemeklerine oturdular. İrem yine hamaratlığını konuşturup mükemmel bir yemek, yanına da bir o kadar güzelinde tatlı yapmıştı. "Yeme de yanında yat" denilecek cinsten bir sofra hazırlamıştı kardeşi ve kendisi için... İrem yemek yapmaya bayılıyordu... Mutfakta tek başına bırakılsa, gün boyu birbirinden güzel yiyecekler hazırlayıp, konuklara parmaklarını dahi yedirtecek bir performans ortaya çıkartabilirdi.. Tam yemek sırasında, saat 21:35'i gösterdiği sırada kapının zili aniden çaldı.. İrem, Kayra'ya dönüp "Bu saatte bize gelecek bir misafir var mıydı?" diye sordu.. Kayra ise soran gözlerle İrem'e bakıp "Nereden bileyim?" diye cevap verdi. Bunun üzerine İrem, meraklı bir şekilde gidip kapının deliğinden baktı ama kapının önünde kimse yoktu. "Allah Allah... Kapının önünde kimse yok?" diyerekten balkona doğru yöneldi. Eğilip aşağıya doğru "Kim o?" diye seslendi, ama apartmanın önünde de kimse yoktu... İrem bunun üzerine gidip kapıya tekrar baktı. Değişen bir şey yoktu... Bu arada Kayra meraklı gözlerle kardeşini takip ediyordu... İrem, değişen bir şeyin olmaması üzerine kapıyı açtı. Ancak her iki yöne de bakmasına rağmen ne gelen vardı ne de giden... Yalnız, ortada bir gariplik vardı... Asansörün kapısı açıktı... İrem asansöre doğru ve dikkatini o tarafa doğru yönlendirdiği sırada asansörün kapısı kapandı. İki gün önce değişen dış panelinde, sadece hangi katta olduğunu gösteren dijital gösterge haricinde hiçbir ışık yanmıyordu ve buna rağmen asansör kendi kendine yukarı çıktı. İrem bu olay karşısında dondu kaldı... Evin kapısını sakin bir şekilde kapatıp, sofraya döndü ve Kayra'ya tüm olanları anlattı... Kayra duyduklarına inanamaz bir halde İrem'i dinliyordu... Olanlara o da bir anlam veremez haldeydi... Bu olay, 13 Nisan ve 14 Nisan geceleri de aynen tekrarlanınca, kızlar, ortada ters giden bir şeylerin gittiğine kesin olarak emin oldular... 15 Nisan gecesi kapı zili tekrar çalınca, İrem bu sefer kapıyı açmadı ve öylece kapıya baktı... Bu arada Kayra, uzaktan kumandayı eline alıp televizyonun sesini kıstı... İkisi de kapıya doğru bakıyorlardı... Yaklaşık 2-3 dakika sonra, evin kapısı, bir "şey" tarafından kararlı ve sert bir şekilde üç defa tıklatıldı. İrem ve Kayra korkudan titremeye başlamışlardı... Her ikisinin de kalbi göğüs kafeslerini parçalayıp çıkacakmışçasına deli gibi atıyordu. İrem yavaşça yerinden kalktı ve Kayra'ya dönüp, sessizce "Ben yatak odasından silahı alıp geliyorum, sen kımıldama yerinden" dedi. Kayra başını salladı. İrem yatak odasına gidip silahı aldı ve geldi. Yine her zamanki gibi korkuyla karışık merak içerisinde kapıya doğru yöneldi. Yine kapının deliğinden baktı ve yine kapının önünde kimse yoktu. Asansör de önceki akşamlardaki gibi kapısı açık olarak bekliyordu. İrem sonunda asansör ile ilgili bir tuhaflık olduğunu anladı ve Kayra'yı çağırıp asansör gösterdi... Kayra bakarken, asansörün kapısı kendi kendine kapandı ve yine her zamanki gibi dış panelinde, sadece hangi katta olduğunu gösteren dijital gösterge haricinde hiçbir ışık yanmıyordu ve buna rağmen asansör yine kendi kendine yukarı çıktı. İrem ile Kayra, asansörün yanına kadar gittiler... Çağrı düğmesine basıp asansörü çağırdılar... Çok gecikmeden asansör geldi ve kapısı açıldı. İçeri şöyle bir bakarlarken, tuş panelinde normal olmayan bir şey gördüler... Normalinde altı katlı olan binanın asansöründe, binada olmayan yedinci kat için bir tuş bulunuyordu... İrem ve Kayra asansöre binip tam yedinci katın düğmesine basacaklarken, arkalarından bir ses duydular... İkisi de korkuyla arkalarını döndükleri anda, elinde bıçak tutan bir kızın gölgesini gördüler... Kız yavaş ama emin adımlarda ışığa doğru geliyordu ve sonunda neye benzediği ortaya çıktı... Kız, elinde bıçak tutuyordu ve tam olarak İrem ile Kayra'nın oturdukları evin açık olan kapısının önünde duruyordu... Göğsü paramparça olmuştu ve üstü başı kan içindeydi.. İki kız kardeşin yüzü tam anlamıyla kireç gibi bembeyaz olmuştu... Oldukları yerde çakılı kalmış gibiydiler ve korkudan hareket edemiyorlardı... İrem ne yapacağını bilemez bir halde kıza bakarken, Kayra ise İrem'in kolunu sıkmaktan morartmıştı... Tam bu sırada büyük bir gürültüyle asansörün kapısı kapandı... İrem telaş içinde panele uzandı ve yedinci katın düğmesine bastı...


İLK BÖLÜMÜN SONU


< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 1/11/2008 4:29:02 AM >
Mesaj #: 1
RE: Yedinci Kat - 12/9/2008 1:19:51 AM   
jin_paci



Puan Toplamı: 43
Nereden: C:PROGRAM FİLES/THQ/COMPANY OF HEROES
Durum: çevrimiçi
Klavye'ne eline sağlık CrimsonButterfly hepsini bir solukta okudum devamını bekleriz

(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 2
RE: Yedinci Kat - 12/9/2008 7:56:38 PM   
ArSe



Puan Toplamı: 113
katıldı: 6/2/2008
Nereden: Ali Sami Yen
Durum: çevrimdışı
Valla ne yalan söyliyim en başı sıkıcıydı .Ama sonu harikaydı

_____________________________




(cevap olarak jin_paci)
Mesaj #: 3
RE: Yedinci Kat - 13/9/2008 2:38:25 AM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Gözlerinize ve sabrınıza sağlık... Her ikinize de teşekkürler İkinci bölümünü önümüzdeki cuma günü eklerim sanırım.

(cevap olarak ArSe)
Mesaj #: 4
RE: Yedinci Kat - 16/9/2008 12:08:55 AM   
Kakus



Puan Toplamı: 64
Durum: çevrimdışı
Devamı gelirse çok süper olucak gibi. Ellerine sağlık : )

_____________________________

S.İ.G.D.S ( =


Kalbi Rich , Candy . . . : )

(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 5
RE: Yedinci Kat - 16/9/2008 9:01:02 PM   
reflex



Puan Toplamı: 235
katıldı: 3/2/2008
Nereden: Kadiköy-Üsküdar
Durum: çevrimdışı
biraz fazla uzun olmuş ama yinede güzel yani Nihattan daha çok hoşuma gitti . . . yazarı ben olmasına rağmen eline sağlık . . .

_____________________________

Tehlikeler atlatırsın çeteci rapçi imajınla
Bende yaşamak istiyorum 10 arabayla garajımda
Silahlar patlayabilir ceza evinde tanıdık çok
Beynimde bi şeytan var yeşil gözlü bıcırık yok

(cevap olarak Kakus)
Mesaj #: 6
RE: Yedinci Kat - 17/9/2008 1:45:05 PM  1 oylar
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Beğendiğinize sevindim arkadaşlar... E o zaman fazla bekletmeyelim ve hikayenin ikinci bölümünü de ekleyelim


YEDİNCİ KAT : İKİNCİ BÖLÜM


quote:

İrem ve Kayra asansöre binip tam yedinci katın düğmesine basacaklarken, arkalarından bir ses duydular... İkisi de korkuyla arkalarını döndükleri anda, elinde bıçak tutan bir kızın gölgesini gördüler... Kız yavaş ama emin adımlarda ışığa doğru geliyordu ve sonunda neye benzediği ortaya çıktı... Kız, elinde bıçak tutuyordu ve tam olarak ... Göğsü paramparça olmuştu ve üstü başı kan içindeydi.. İki kız kardeşin yüzü tam anlamıyla kireç gibi bembeyaz olmuştu... Oldukları yerde çakılı kalmış gibiydiler ve korkudan hareket edemiyorlardı... İrem ne yapacağını bilemez bir halde kıza bakarken, Pelin ise İrem'in kolunu sıkmaktan morartmıştı... Tam bu sırada büyük bir gürültüyle asansörün kapısı kapandı... İrem telaş içinde panele uzandı ve yedinci katın düğmesine bastı...


Yedinci katın düğmesine basıldıktan sonra asansör herhangi bir tepki vermedi. Bu duruma şaşıran İrem, aynı düğmeye bir kaç defa bastı ama asansör yine tepki vermedi. Kayra, "İrem acele et!! Yaklaşıyor!!" diye bağırdıktan sonra İrem dönüp kıza baktı ve "Bu ****et olası yedinci kat düğmesi çalışmıyor!!" diye bağırdı... Kız elinde bıçakla gittikça daha da yakınlaşıyordu.. Yüzü her ne kadar net olarak seçilemese de fısıltı halinde gelen sesi sanki bir şeyler söylüyor gibiydi. Bu arada İrem asansörün düğmesine bir kaç defa bastı ama yine tepki yoktu. Tam bu anda, asansörün dış tarafındaki kız bir anda yok oldu. Kayra'nın tedirginlikle karışık rahatlama ile "Eee? Kız yok oldu?!" demesi üzerine, İrem kafasını çevirip koridora doğru baktı ve gerçekten de kız yoktu! Gitmişti! İkisi de bir anda rahatlamışlardı. Kısa süreli bir gerilimden sonra kalp atışları yavaş yavaş normale dönmekteydi ama İrem hala hızlı hızlı nefes alıp vermekteydi. Pelin İrem'e dönüp "Gece gece ne oldu böyle?!" dedi "O kız kim??!!". Bu soru üzerine İrem'den gelen cevap "Bilmiyorum ve öğrenmekte istemiyorum.." olmuştu. Bu sırada, aynı gizemli kız, asansörün tam dibinde aniden tekrar belirdi ve hem İrem hem de Kayra avazlarının çıktığı kadar bağırdılar.. Aynı anda da asansörün dış tarafındaki kız, elindeki bıçakla asansörün kapısına ardı ardına 2-3 defa vurdu. Kızlar tekrardan paniğe kapılmışlardı ve İrem bu sefer, artık yedinci katın düğmesine tüm gücüyle yumruk atmaya başlamıştı, bir yandan da "Tanrı'm! Ne olursun çalış!" diye söylendikten sonra "Çalış ****et olası!!" diye bağırarak son bir yumruk daha attı. Son yumruktan sonra asansör aniden sarsıldı ve yukarı doğru çıkmaya başladı.. Asansör yukarı doğru çıkmaya başladığı sırada, kızlar da, bir şey görmeyi umarak yukarı doğru bakıyorlardı...

Uzun süreli yukarı çıkma seansından sonra, nihayet asansör bir yerde durmuş ve kapısı açılmıştı.. Ortalık zifiri karanlık olduğundan dolayı, asansörden, yarımşar adımlar ata ata dikkatli bir şekilde çıkıyorlar ve yürümeye devam ediyorlardı. Bir süre sonra Kayra'nın ayağı bir şeye takıldı... "İrem, dur.. Bir şeye takıldım". İrem bunun üzerine durdu ve sesin geldiği yöne dönüp "Neye takıldın?" diye sordu. Pelin bu arada yavaş yavaş yere eğilip neye takıldığını anlamaya çalışıyordu.. Elleriyle yokladığı şey ıslak ve paslı gibiydi. Ayrıca biraz uzun ve ucu bükülmüş gibiydi. Kayra "Tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama sanki demir bir boruya benziyor gibi.." şeklinde söylendi ve eliyle onu kavrayıp, yerden aldı. Bundan sonra kızlar, etrafın zifiri karanlık olmasından dolayı yine yarımşar adımlar atarak, bir çıkış yolu bulmaya çalışıyorlardı.. Karanlık koridorda bir süre daha ilerledikten sonra az ilerde bir şeyle karşılaştılar. İrem, "Kayra.. Sanırım ben bir şey buldum?" deyip karşılaştığı şeyi elleriyle biraz yokladı ve bunun bir merdiven olduğunu fark etti ve tekrar Kayra'ya dönüp "Bu bir merdiven..." dedi. İkisi de merdiveni kullanarak yukarı doğru çıkmaya başladılar. İrem üstte, Kayra da onun altında yukarıya doğru tırmanıyorlardı. Tam tepeye ulaştıklarında, İrem, hakkında bilgi sahibi olmadığı kapağı ittirerek açtıktan sonra dışarı çıktı. Ardından da Kayra'ya elini uzatıp dışarı çıkması için ona yardımcı oldu.

İkisi de dışarı çıktıktan sonra merak içinde etraflarına şöyle bir baktılar ama kalın bir sis tabakasından etraflarını görmeleri mümkün değildi... Ortam sessizdi, oldukça sessizdi... Hayli ürkütücü derecede bir ölüm sessizliği vardı. Hani volkanik bir yanardağın faaliyete geçmesinden hemen önce, orada yaşayan bütün bölge halkı, yaşadıkları o yeri terk etmiş gibisinden bir izledim uyandırıyordu... Her iki kız kardeş de etraflarına bakmaya devam ederlerken, İrem, "Nereye geldik biz böyle?" diye söylendi "Burası neresi?". Kayra ise gördükleri karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen bir yüz ifadesi ile bakıyordu.. Sonradan elindeki şeye baktı ve paslı bir demir boru olduğunu gördü.. "Aaa İrem... Bak aldığım şey demir bir boruymuş?" dedi titreyen bir ses tonuyla "Hani şu aşağıdaki tünelde aldığım vardı ya?" İkili şöyle biraz daha bakındıktan sonra yolun biraz ilerisinde, yerde büyük bir kağıt parçası gördüler. İkisi de o tarafa yürüdüler... Kağıt parçasının önüne kadar geldiklerinde, ilk anda neye benzediklerini anlayamadılar ama daha yakından baktıklarında, o kağıt parçasının bir harita olduğunu anladılar... Haritanın üzerinde büyük harflerle "KONAK - İZMİR" yazıyordu ve üzerindeki bir yer X işareti ile işaretlenmişti... Bu yer muhtemelen, Konak İskelesine giderken, sağ tarafta bulunan büyük mağazanın olduğu yerdi. Kızlar öncelikle haritaya bakıp tam olarak nerede olduklarını anlamaya çalışıyorlardı ve muhtemelen Hükümet Konağı'nın yakınlarında bir yerlerdeydiler veya öyle tahmin ediyorlardı. Etraflarına tekrardan şöyle bir bakındılar.. Yakınlardaki bir dükkanın vitrininde duran alet edevatlar, İrem'in gözüne takıldı. Dikkatlice bakıp neye benzediklerini anlama çalıştıysa da, sis bulutundan göremedi. Gidip yakından bakmaya karar verip o tarafa doğru yöneldi. Kayra takipteydi ve "Nereye gittiğini biliyor musun?" şeklinde bir soru yöneltti. Buna karşılık İrem'den "Hayır..." diye bir cevap geldi "... ama şuradaki dükkanın vitrinindeki bir takım şeyler dikkatimi çekti. Belki işimize yarayabilecek bir şeyler vardır?". Dükkanın önüne geldiklerinde, İrem şöyle bir vitrine baktı... Tel zımbalar, hesap makineleri, kalemler ve bir sürü ıvır zıvırla doluydu... Ancak aralarında bir şey kızların dikkatlerini çekti... Bu bir el feneriydi. İrem bir an için onu almak istedi ama dükkanın kapısını yokladığında, kilitli olduğunu fark etti, "Hay aksi, dükkan kilitli... Şans!". Kayra ise o anda elindeki demir boruya bakıyordu.. Sonra da dükkanın vitrinine baktı ve "İrem, dükkan kilitli belki ama bizim için değil!" diyerek dükkanın yan tarafına doğru yürüdü ve borunun bükük olan tarafıyla camına vurup vitrini olduğu gibi aşağıya indirdi.. Cam kırılıp tuzla buz olarak etrafa saçıldı. O anda her ikisi de göz göze geldiler. Kayra elinde tuttuğu demir boruyla dükkanı işaret ederek "İşte buyrun İrem hanım, dükkanı açtık" diyerek dalgasını da geçti. İrem de bunun üzerine gülerek "Helal olsun yani, ne diyeyim?" diyerek dükkanın önüne geldi ve dikkatini çeken şeye doğru elini uzattı. Bu bir el feneriydi. Kız eliyle şöyle bir feneri yokladı ve düğmesine basıp açmaya çalıştı ama herhangi bir tepki yoktu. Arkasındaki kapağı açıp içine baktı ve sorunun kaynağını anladı... Fenerin içinde pil yoktu. Şöyle bir sağa sola bakındıktan sonra tekrardan dükkanın içine bir göz atmayı denediler ama önündeki raftan içerisi görülmüyordu. Kayra tüm gücüyle rafı ileriye doğru ittirip devirdi ve bu şekilde içeriye girebildiler. Dükkanın içi oldukça pis koktuğundan her ikisinin de mideleri bulandı. İçeriyi biraz araştırdıktan sonra 2 adet açılmamış kalem pil bulup fenere taktılar. Fener artık çalışıyordu.. Fazla pil gitmesin diye İrem feneri kapattı. Bu arada yerde duran maket bıçağını da aldıktan sonra dükkandan dışarı çıktılar. Az önce aldıkları haritaya bakıp işaretlenen yere doğru gitmeye karar verdiler.

Gece saat 21:44 civarı, İrem ve Kayra'nın kapı komşuları olan genç çift Eren ile Burcu eve dönüyorlardı... Eren, büyük bir kozmetik firmasının satış temsilciliğiyle ilgilenirken, Burcu ise bir diş hekiminin sekreterliğini yapıyordu. Genç çift, kızların yaşadığı dairenin bulunduğu kata geldiklerinde, dairenin kapısını ardına kadar açık gördüklerinde, bir anda neler olduğunu anlayamadılar... Yüzlerindeki gülümsemeler, bir anda yerini tedirginlikle karışık meraka bırakmıştı. Daha önceden bu tip bir olayla karşılaşmadıkları için ne yapacaklarını bilemediler.. Eren, temkinli temkinli kapıya doğru yaklaşıp, içeriye doğru şöyle bir baktı ama kendi kendine çalışan televizyondan başka bir hareketlilik yoktu. İçeriye doğru "İrem? Kayra? Orada kimse var mı?" diye seslendi ama içeriden hiçbir karşılık alamadı... Bunun üzerine, Burcu, telaş içerisinde çantasını açtıktan sonra cep telefonunu çıkartıp polisi aradı ve durumu bildirdi. Adresi de yazdırıp, hemen bir ekip göndermeleri gerektiğini söyledi.. Polis merkezindeki görevli, ihbarı not aldı ve verilen adrese doğru iki görevli polis memurunu ekip arabasıyla birlikte yola çıktı...

İrem ve Kayra, Konak Pierre'nin önüne geldiklerinde, giriş kapısı hafif aralık duruyordu... İkisi de içeriye doğru hafifçe süzüldükten sonra, İrem, elindeki feneri düğmesine basıp yaktı... İçerisi biraz karanlık olduğundan dolayı, fenerin ışığı çok az bir yeri aydınlatabiliyordu. Ortam oldukça sessiz görünüyordu. Kızlar biraz ilerledikten sonra zamanda aniden bir kırılma oldu ve bir anda ortalık siyah beyaz renge döndü... Az ilerideki giyim mağazasının önünde bir anne ile bir kız belirdi. Kız, aynı asansörde İrem ile Kayra'ya saldıran kıza benziyordu... İrem biraz dikkatli bakınca, o kızla bu kızın aynı kişiler olduğunu fark etti... Mağazanın önünde beliren çift, içeri girip mağaza sahibi ile biraz konuştuktan sonra dışarı çıkıp tekrar vitrine baktılar.. Daha sonra kız annesine dönüp, "Bu ayini yapmak zorunda mıyız?" diye sordu. Annesi de "Kesinlikle hayatım... Hem yapmazsanız, cennete gidemeyiz ki?" diye cevap verdi... Bunun üzerine kız, titreyen bir ses tonuyla "Ama ben ölmek istemiyorum anne! Önümde yaşayacağım onca güzel yıl varken, niye bu kadar genç bir yaşta ölmeye zorlanıyorum?" dedi.. Annesi kıza şöyle bir baktı ve "Bak Ceren... Sen ve Melisa bunu bizim iyiliğimiz için yapacaksınız... Öteki dünyada yanmamızı istemezsiniz değil mi?" diye üsteledi.. Ardından da anne ve kız kayboldular ve ortam da eski haline döndü.. İrem ve Kayra, gördüklerine ve duyduklarına bir anlam veremeden boş boş mağazaya doğru bakıyorlardı. İrem hafif bir ses tonuyla "O da neydi?" diye sordu. Kayra'dan ses gelmedi.. Kızlar temkinli temkinli anne ve kızın vitrinine baktığı mağazaya doğru yöneldiler.. Mağazanın kapısı açıktı. İçeriye şöyle bir göz attılar ve masanın üzerinde duran bir not ve yanında da bir anahtar buldular.. Notta, "Bu anahtar benim güneşim olacak" diye yazıyordu. İrem anahtarı aldı ve Kayra'ya verdi.İkisi de şöyle bir etrafa baktılar ve dışarı çıktılar.. Çıkışa göre sol çarprazdaki peruk satılan dükkana doğru gittiler. Kapıyı yokladılar. Kapı açıktı. Hafifçe araladıktan sonra İrem başını uzatıp içeriye doğru baktı ama pek bir şey göremedi.. Feneri tutup içeriyi araştırdı. Renk renk peruklar ve cansız mankenler bulunuyordu. Kapıyı sonuna kadar açıp iyice bakmayı denediler... Yazar kasanın bulunduğu yerde bir not vardı ve "Nesrin, bugün yine Sinem hanım gelip peruğunu sordu ve eğer yarına hazır olmazsa siparişini iptal edeceğini söyledi. Mümkünse bir an evvel şu kadının işini hallediver. Yoksa patron çok kızacak! Tarih : 12.06.1986, saat 13:18". İrem sondaki tarihi görünce, "Bu not burada 19 yıl boyunca bekliyormuş... Neredeyse benimle aynı yaşta. Sadece 4 ay büyük.." dedi. Kayra ise, "Umarım Sinem hanımla karşılaşmak zorunda kalmayız" diye düşündü. Etraflarına gözlerine çarpan bir şey olur mu diye baktılarsa da bir şey göremediler. Dükkanın çıkış kapısına ulaştıklarında, arkalarından bir gürültü duydular. İkisi de arkasını döndüğünde, dükkandaki mankenlerden birinin yerinde olmadığını gördüler. İrem seri bir şekilde fener ile etrafı kontrol ederken, Kayra, "İrem şu yerde hareket eden şey ne?!!" diye bağırdı. İrem ışığı yere doğru tuttuğunda, yerinde olmayan mankeni gördü.. Manken yere düşmüş ve ayağa kalkabilmek için dengesini sağlamaya çalışıyordu. Kızlar, asansördeki kızdan sonra ikinci şoku yaşıyorlardı.. İrem, gerildiğinden dolayı elleri titremeye başlamıştı.. Bu arada manken ayağa kalkmayı başarabilmişti. İrem yavaş yavaş geri geri gitmeye başlamıştı, Kayra ise dehşet içinde mankene bakıyordu. O anda aklı başından gitmiş olmasına rağmen nasıl olduysa İrem'in aklına kırtasiyeden yürüttüğü maket bıçağı geldi. Cebinden çıkartıp, bıçağın ucunu iyice çıkarttıktan sonra tüm gücüyle mankene doğru fırlattı... Bıçak havada döne döne süzülerek mankene doğru gitti ama omzunun az biraz uzağından geçti ve geride duran yazar kasadan sekti.. Bunu gören Kayra, elindeki demir boruyu İrem'e verdi ve kendisi maket bıçağına doğru koştu. İrem demir sopayı eline aldığında, manken kıza iyice yaklaşmış durumdaydı.. Boruyu dik tutarak bükük olan tarafıyla ilk önce mankenin kafasına "Al bakalım!" diyerek vurur. Mankenin kafası hızlı bir şekilde geriye doğru büküldükten sonra İrem bir süreliğine durup mankene bakar ama ona pek bir şey olmamıştır. Sadece biraz sarsılmıştır. Manken kendine gelmeye çalışırken İrem elindeki demir boruyu sıkıca kavrayıp bir sonraki saldırısını yapacakken, manken ondan hızlı davranıp İrem'i omuzlarından tutar ve onu geriye doğru hızlıca ittirir. İrem geriye doğru gidip dengesini kaybederek açık duran dükkanın kapısına kafasını çarpar. Bu çarpış kızın sersemlemesine ve yere düşmesine neden olur. İrem kendine gelmeye çalışırken, Kayra tam zamanında yetişerek maket bıçağını mankenin ensesine saplayıp, iki eliyle bıçağı kavrayarak indirebildiği kadar aşağıya indirir. Bu hareket, ortalığın kan gölüne dönmesine neden olur ve yaratık yere düşer. Yaratık hareket etmeye fırsat bulamadan Kayra gidip İrem'in yanından demir boruyu alarak, yaratığa öldüğüne emin olana kadar vurur. Bir süre sonra durup, elindeki demir boruyla mankeni şöyle bir dürter ama herhangi bir tepki yoktur. Yaratık ölmüştür. Yaşadıkları gerilimden sonra ikisi de derin bir nefes alırlar... Ancak, Kayra bir şey görmüştür. Mankenin üstündeki plastik kaplamayı hafifçe yırtar ve altındaki eti görür.. Bu duruma oldukça şaşırır ve "İrem bunu görmelisin!" diyerek onu çağırır. İrem zorlanarak da olsa yerinden kalkıp Kayra'nın yanına gelir ve gösterdiği şeye bakar. Şehir her geçen dakika ikiz kardeşleri şaşırtmaktadır. Gördüklerine halen bir anlam veremeyen kızlar, bunların bir nedeni olduğundan emindir ama ne?

Bu arada Eren ile Burcu'nun yaptığı ihbar üzerine verilen adrese gelen polis memuru Fatih Bengisu ve Mertcan Oğuz, dairenin kapısını aynen telefonda anlatıldığı gibi ardına kadar açık bulunca bir terslik olduğunu anlarlar. İçeri girip hiçbir şeye dokunmadan etrafı araştıran ekipler, herhangi bir sürüklenme veya kavga izine rastlamazlar. Durumu merkezlerine bildiren polis memurları, genç çifte bazı sorular sorarlar. Bu sorular sonucunda kızların adlarının İrem Eyiter ve Pelin Eyiter olduğunu ve İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin Grafik bölümünde eğitim aldıklarını ve İrem'in 19, Kayra'nın ise 17 yaşında olduğunu öğrenirler. Ayrıca kızların birer de fotoğraflarını alıp, dairenin kapısını kapatıp kilitledikten sonra da polis kordonunu çekerler. Genç çifte iyi geceler dileyip, olayın gidişatında onları haberdar edecekleri sözünü vererek ve merkezlerine geri dönerler.

İrem ile Kayra, mankeni ortadan kaldırdıktan sonra derhal perukçu dükkanından çıktılar. İrem eliyle sol tarafı işaret ederek "Bu taraftan gelmiştik değil mi?" diye sordu ve Kayra da "Evet" diyerek onayladı. Sağ tarafa dönüp ilerlemeye başlarlarken, nereden geldiği belirli olmayan "Meelissaaa!!! Lütfen yalnız bırakma beni!" bir kızın seslenmesi duyuldu .. Çığlık sesi mağazanın koridorlarında yankılanmıştı ve aynı zamanda da hem İrem'i hem de Kayra'nın paniğe sevketti.. Derhal sesin geldiği yöne doğru koştular. Biraz ileride, sağa dönen koridorun ortalarına doğru başlayan kanlı ayak izlerini gördüler.. Ayak izlerinin bittiği yerde ise gözünden kan akmış olan bir bez bebek duruyordu.. İkisi de bez bebeğe biraz baktık sonra aynı kızın sesi tekrar koridorlarda yankılandı ama bu seferki ses tonu ağlamaklıydı "Meelissaaa!!! Korkuyorum... Neredeysen ortaya çık!". Kayra, İrem'in elinden sıkıca tutmaktaydı.. Korkuyordu ve o anda cesaret alabileceği tek kişi de ablasıydı. Ortalıkta bir şeyler dönüyordu ama ne? Kızlar şöyle bir etrafa baktıktan sonra az ileride yine kanlı ayak izleri gördüler... İzler bir kapının arkasında bitiyordu. Hem o tarafa doğru gittiler. Kayra kapıyı yokladı ama kilitliydi. Sonradan aklıma gelmesi üzerine cebindeki anahtarı çıkarttı. Bu anahtarı, girişteki giyim mağazasından almışlardı. Kayra anahtarla kapıyı açtı ve dışarı çıktılar.. Dışarıda, hemen yerde, ikinci bir harita görüldü. Hemen yanında da bir zarf duruyordu. Kızlar haritayı ve zarfı aldılar. Zarfın içinde bir anahtar vardı ve yine zarfın içinden çıkan bir not, "Bunu iyi sakla" diyordu. İrem haritaya baktığında, Başkent Hastanesi'nin olduğu yer de işaretliydi. İrem haritayı aldı ve Kayra ile birlikte Başkent Hastanesi'ne gitmez üzere yola çıktılar... Başkent Hastanesi'ne yakınlaştıkları sıra, İrem önde Kayra ise biraz arkadan gelmekteydi... Uzun süreli mesafe, Kayra'yı yormuştur. Logar kapağının üstünden geçtikten sonra kapak büyük bir gürültüyle açılır ve içinden çıkan yaratık Kayra'yı bacağından yakalyıp içeri doğru çekmeye başlar. Kayra'nın yardım çığlıklarına İrem zamanında yetişir ama yaratık Kayra'yı olanca gücüyle aşağıya doğru çekmektedir.. İrem, "Kayra, dayan, çekiyorum seni!!" diye bağırır. Kayra ise "İrem yardım et, ölmek istemiyorum!!" diye yalvarırcasına bağırır ama herhangi bir umut yok gibi görünür.. Aşağıdaki yaratık, biraz duraklar.. Bu sırada İrem Kayra'yı çekmeye çalışmaktadır ama son anda yaratık ani bir hamle yaparak Kayra'yı olanca hızıyla aşağıya çekip götürür.. İrem, kardeşi elinden kurtulduktan sonra geriye doğru gidip dengesini kaybederek yere oturur ve oturur oturmaz kalkıp, deliğin başına gelir ve umutsuzca "KAYRAAAA!!!!!" diye bağırır ama duyduğu tek şey, sesinin yankılanması olur.. Aşağıya inmeyi dener ama ne bir merdiven vardır ne de başka bir şey.. Ayrıca aşağısı da oldukça yüksekti.. İrem bu yükseklikten atlarsa ölebileceğini düşünür. Tek çaresi, hastaneye gitmektir... Yapabileceği tek şey, olabildiğince çabuk olup kardeşini geri almaktır; çünkü ne de olsa hayata tutunmasını sağlayan tek dal oldur ve onu da kaybetmeye niyeti yoktur... İrem koşarak hastaneye ulaşır ve içeri girer...

İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU


< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 24/9/2008 2:41:19 AM >

(cevap olarak reflex)
Mesaj #: 7
RE: Yedinci Kat - 17/9/2008 2:20:39 PM   
LaSt_HuMaN



Puan Toplamı: 16
katıldı: 4/9/2008
Nereden: raccoon city (R.P.D) + (ZB)
Durum: çevrimdışı
yav kardeş sende tam bi yazarın hayal gücü var helal olsun süper yazmışsın eline sağlık

_____________________________



(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 8
RE: Yedinci Kat - 18/9/2008 3:38:42 AM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Teşekkürler LaSt_HuMaN


NOT : İkinci bölümün son paragrafında değişiklikler yaptım, bilginize

(cevap olarak LaSt_HuMaN)
Mesaj #: 9
RE: Yedinci Kat - 18/9/2008 10:48:13 AM   
ArSe



Puan Toplamı: 113
katıldı: 6/2/2008
Nereden: Ali Sami Yen
Durum: çevrimdışı
Eline sağlık:D

_____________________________




(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 10
RE: Yedinci Kat - 18/9/2008 11:23:35 AM   
Gil_galad



Puan Toplamı: 573
Nereden: Aralık'ta asker, bilinmez nereye düşer...
Durum: çevrimiçi
hoş bi hikaye.. biraz esinlenme olmasına rağmen, okuması hoş.. bir de tavsiye, bi kaç günde bir. bir bölüm olacağına mesela bi bölümü 3 e böl her gün ekle.. hem okuması daha rahat olur.. bu şekilde gözler yoruluyor biraz..

_____________________________

Ereinion "Aranel" Gil-galad

(cevap olarak ArSe)
Mesaj #: 11
RE: Yedinci Kat - 18/9/2008 1:13:50 PM   
LaSt_HuMaN



Puan Toplamı: 16
katıldı: 4/9/2008
Nereden: raccoon city (R.P.D) + (ZB)
Durum: çevrimdışı
quote:

ORİJİNAL: Gil_galad

hoş bi hikaye.. biraz esinlenme olmasına rağmen, okuması hoş.. bir de tavsiye, bi kaç günde bir. bir bölüm olacağına mesela bi bölümü 3 e böl her gün ekle.. hem okuması daha rahat olur.. bu şekilde gözler yoruluyor biraz..

o da sanki dizilerde ki gibi olru ama güzel bi fikir
CrimsonButterfly dostum ne demek ben gördüğümü söyledim

_____________________________



(cevap olarak Gil_galad)
Mesaj #: 12
RE: Yedinci Kat - 18/9/2008 1:50:33 PM   
jin_paci



Puan Toplamı: 43
Nereden: C:PROGRAM FİLES/THQ/COMPANY OF HEROES
Durum: çevrimiçi
Eline sağlık.

(cevap olarak LaSt_HuMaN)
Mesaj #: 13
RE: Yedinci Kat - 24/9/2008 2:05:57 AM  1 oylar
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
YEDİNCİ KAT : BÖLÜM 3 (İLK KISIM)



Bu arada Burcu, mutfakta aperatif bir şeyler hazırlarken, Eren de salondaki koltukta oturup televizyona bakıp kafasını dağıtmaya çalışıyorduysa da, aklı İrem ve Kayra'daydı. Acaba neredeydiler? Ancak, daha önemlisi, sağlıkları ne durumdaydı? Bir ara, zamanında İrem'in birlikte olduğu Berkay'ın telefon numarasının rehberinde kayıtlı olduğunu hatırladı ve hemen telefona sarılıp Berkay'a ulaşmaya çalıştı. Geçen sene, Berkay ile İrem, ilişki yaşadıkları yaklaşık olarak bu zamanlarda, bir nedenden dolayı bir sürtüşme yaşayıp ayrılma noktasına gelmişlerdi. Ancak, sonradan İrem'in zorlamaları sonucunda ilişkileri yavaş yavaş düzelmeye başlamıştı ama Berkay'ın İstanbul'daki bir üniversiteyi kazanması, ilişkilerine ikinci bir darbe indirmiş oldu. Genç adam İstanbul'a gitmiş ve İrem ile olan ilişkisi de sekteye uğramıştı. Eren ne olursa olsun ona ulaşmalıydı.. En son sömestr tatilinde, bir kaç defa telefonlaşmışlardı ama daha sonradan herhangi bir irtibatları olmamıştı.. Hemen rehbere bakıp Berkay'yın telefon numarasını bulmaya çalıştı, "Berkay.. Berkay.. Berkay..... Beerkayy.. İşte burda! Berkay Demirkaya..". Eren telefonun ahizesini kulağına dayayıp numarayı tuşlar ve beklemeye başladı. Numara düşmüş ve çalmaya başlamıştı.. Telefon uzun uzun çaldıktan sonra, Berkay, tuvalette çıkarak "Yahu insana tuvalette bile rahat yok ya!" diye söylene söylene gidip telefona baktı.. "Alo?". Eren, Berkay'ın sesini tanıdığı için hafif coşkulu bir şekilde "Berkay merhaba, ben Eren.." diyerek girdi konuşmasına.. Berkay ise Eren'in sesini duyduktan sonra sakinleşti ve mutlu bir şekilde "Ooo Eren.. Naber dostum ya? Görüşemedik uzun süre.. Nasılsın?" diyerek karşılık verdi. Eren biraz keyfi kaçık bir şekilde "Ne olsun ya... İş güç koşuşturmaca, strest.. Ne ararsan var.. Burcu ile sabahın köründe çıkıp, gecenin bir vakti bitmiş bir halde geliyoruz.." diyerek sıkıntısını dile getirdi "... ama seni aramamın esas nedeni sadece hal hatır sormak değil; çünkü ciddi bir durum var..". Berkay bunun üzerine bir an duraksadı, aklına direk İrem geldi ve "Ne gibi?" şeklinde bir soru yöneltti.. Eren derin bir nefes alıp verdikten sonra konuya girmeye çalıştı ama Berkay'ın vereceği tepkiden şüpheliydi ama konu alıştıra alıştıra söylenebilecek bir şey değildi; çünkü kızlara ne olduğu hakkında bir şey bilmiyorlardı.. "Berkay, durum şu ki az önce İrem ve Kayra ile ilgili bir şey oldu". Berkay bunu duyduğu anda belirgin bir şekilde yutkundu... İçinden de "Tanrı'm lütfen İrem ile ilgili olmasın..." diye geçirdi ve Eren'e "Ne oldu?" diye sordu. Eren, Berkay'ın yutkunduğunu duymuştu ama konuya devam etti... "Yaklaşık olarak yarım saat veya bir saat önce, Burcu ile eve gelirken, İrem ile Kayra'nın yaşadığı evin kapısını ardına kadar açık bulduk." Berkay bunu duyunca, içinden bir şeyler koptu gitti, "Burcu ile ne olduğuna bakmak amacıyla kapıdan şöyle bir içeriye baktık ve seslendik ama cevap veren olmadı... Evdeki tek hareketlilik, çalışmakta olan televizyondu. Polis ekipleri gelip araştırma yaptılar, ama herhangi bir ize rastlayamadılar ve merkezlerine geri döndüler. Ancak, herhangi bir sonuca ulaştıklarında, bizi haberdar edeceklerini söylediler" diyerek, tüm bildiklerini aktardı Eren Berkay'a... Berkay ne diyeceğini bilemez haldeydi... Ya İrem'e bir şey olduysa? Ya başı beladaysa? Ya kendisine ihtiyaç duyuyorsa? İşte bu durum Berkay'ın içindeki suçluluk duygusunu tetiklemişti. Eren'e "Ne yapıp ne edip benim oraya gelmem lazım" dedi "İrem'e..." cümlesini tamamlayamadı. Eren de bir şey demeden bekliyordu ama sonunda dayanamayıp "Eren, ben ne yapıp ne edip geleceğim oraya.. Yarından tez yok yola çıkıyorum.. Üniversite falan hiç umrumda değil!" diyerek sert bir tepki verdi. Eren ise beklediği cevabı almışçasına "Tamam Berkay" diyerek onayladı. Berkay ise Eren'e "En kısa zamanda görüşmek üzere" dedi ve Eren'den de "Tamam" yanıtını aldıktan sonra ahizeyi kapattı. Telefonu elinden bıraktıktan sonra odanın penceresinden dışarıya doğru baktı. Şehir ışıklarını seyretti bir süre. Bu arada radyo da açıktı ve John Lennon'ın Imagine isimli şarkısı çalıyordu.. Bir anda İrem ile birlikte olduğu yıllar geldi gözünün önüne... Yağmurlu bir havada, arabasıyla İrem'i almaya gidiyordu. İrem, arkadaşlarıyla birlikte sinemaya gitmiş ama sinema çıkışında hava yağmurlu olduğu için otobüsle dönmek yerine Berkay'ı aramış ve gelip onu almasını istemişti. Berkay da, sanki dünden hazırlıklıymış gibi hemen evden çıkıp arabasına atladığı gibi Çınar Sineması'na doğru gitmeye başlamıştı.. İrem, o gün şemsiyesini almadığı için yağmurun altında Berkay'ı beklerken sırılsıklam olmuştu.. İçinden de "Şemsiyeyi alırım güneş açar, şemsiye almam yağmur yağar..." diye söylendi. Berkay, İrem'i gördüğü anda arabayı kenara çekti. Bu hareketiyle, kız da Berkay'ı gördü. Kalkıp ona doğru koşmaya başladı ve kendisini onun kollarına attı. Berkay İrem'i tuttuğu gibi sıkıca sardı. Onu sımsıkı tutuyordu. İrem başını kaldırıp çocuğun gözlerine baktı. İrem'in o yeşil gözleri, yüzündeki o masumiyet dolu bakışları, Berkay'ı kendinden alıp başka yerlere götürmüştü.. Kızın gözlerine baktığında, kendini sanki ulaşılması zor bir şeye ulaşmış gibi hissediyordu.. Bu arada, İrem'in dudaklarının da soğuktan kanı çekildiği için beyaza yakın bir renge bürünmüş olduğunu fark etti.. Bir an için onu orada, hiçbir şeye aldırmaksızın öpmek istedi ama bir başlarsa, asla sonunu getiremeyeceğini bildiği için o işe hiç girişmedi. Kız başını, oğlanın göğsüne dayadı, Berkay da onu kollarıyla sardı ve bir süre öylece kaldılar. Berkay, İrem'in kalp atışlarını ve üşüdüğü için soğuktan titrediğini hissedebiliyordu. İrem tekrar başını kaldırıp, o masumiyet dolu bakışıyla "Bir an için gelemeyeceksin sandım..." dedi. Berkay buna karşılık olarak, "Gelemez olur muyum hiç? Sen çağır, iki elim kanda olsa gelirim..." diye cevap verdi. İrem gülümsemeyi denedi ama pek başarılı olamadı. Daha fazla yağmurda ıslanıp hasta olmamak adına ikisi de arabaya doğru gittiler. İrem hala titriyordu. Arabanın motoru da hala çalışıyordu. İrem yüzünü sildi ve arabaya bindi. Berkay da hemen onun arkasından bindi ve oradan ayrıldılar...

Berkay kendine geldiği anda halen şehrin ışıklarına bakıyordu ve dışarıda hafiften yağmur yağdığını fark etti. Ne yapıp ne edip İzmir'e dönmeliydi! Arabasının yurt binasının önünde durduğunu ve ne zaman isterse binip gidebileceğini biliyordu. O anda İrem tekrar aklına geldi ve daha fazla beklemesinin anlamı yoktu. "Başlarım üniversitesine de! Diplomasına da!" diyerek apar topar üstünü başını değiştirdi. Ardından da odayı şöyle bir düzenledi, pencerelerin kapalı olduğundan ve yanına alması gereken her şeyi de aldığından emin olarak ışıkları söndürüp, odadan çıktı. Kapıyı kilitledikten sonra aşağıdaki görevliye durumu izah ederek anahtarı bıraktı ve doğruca arabasına gidip, İzmir'e doğru son hızla yola çıktı.

İrem, hastaneye ulaştığında ilk önce ön kapıyı bir yokladı ama kilitliydi. Gidip arka kapıdan sızmayı denedi ama o da kilitliydi. Ön kapının önüne tekrar geldi ve binanın dış tarafına şöyle bir göz attıktan sonra, hemen yan taraftaki pencereyi gördü. Kapalıydı ama kırılmaya müsait duruyordu.. Bir an bile düşünmeden elindeki demir boruyla camı kırdı ve içeri girdi. İçerisi oldukça sakin görünüyordu ama İrem, bu sakinliğin iyiye bir işaret olmadığını artık adı gibi biliyordu. Feneri açıp şöyle bir etrafına baktıktan sonra ilginç bir şey bulamadığı için odadan dışarı çıktı.. Ana giriş kapısı sol tarafındaydı ve sağ tarafındaki, yani ana giriş kapısının tam karşısındaki duvara asılı bir takım kağıtlar gördü.. Bu kağıtlar, hastanenin yerleşim planını gösteren kat haritalardı. Ancak, nedense bodrum katındaki arşiv odasının üzeri daire içine alınmıştı. Birinci katın haritasına bakıp, arşiv odasına giden merdivenlere açılan kapıyı buldu. Merdivenlere açılan kapı, haritaları bulduğu yerin sağ tarafından devam eden koridorun sonundaydı ama maalesef kilitliydi.. İrem, "Harika, kilitli!.. Şu kilidi icat edeni bir bulsam..." diye söylendikten sonra geri dönüp, birinci kattaki bütün kapıları teker teker denemeye başladı. Tam resepsiyonun önünden geçerken, bankonun üzerinde duran bir kağıt parçası dikkatini çekti.. Kağıtta "Sayın Doç. Dr. Emre YAZGAN'ın dikkatine, Kayra Eyiter ile ilgili sağlık kontrolünün sonuçları çıkmıştır ve arşiv odasına bırakılmıştır.." şeklinde bir yazı vardı. İrem sonunda arşiv odasının neden işaretlendiğini anlamıştı. Ancak, içini birden bir merak duygusu kapladı; çünkü, raporda adı geçen şahıs sonuçta öz kardeşi Kayra'ydı! Ne yapıp ne edip arşiv odasına ulaşmalıydı... Kayra'nın raporundaki sonuç neydi? Bu, İrem için bir merak konusuydu...

< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 24/9/2008 2:07:00 AM >

(cevap olarak jin_paci)
Mesaj #: 14
RE: Yedinci Kat - 24/9/2008 2:08:30 AM   
Next_Gen_Ceo



Puan Toplamı: 536
Nereden: İstanbul/Kadıköy
Durum: çevrimiçi
Söyleyecek söz bulamıyorum,hemde bu güzel fikirleri hayal gücünü herkezle paylaşıyorsun ya cidden helal olsun baştan sonra okudum,fazla kitap hikaye falan okumayı sevmem ama şunu garanti ederim cidden okuttu kendini yazdıkların sıkılmadım ki uzun yazılardan sıkılırım eline sağlık cidden

_____________________________


(cevap olarak CrimsonButterfly)
Mesaj #: 15
RE: Yedinci Kat - 24/9/2008 2:39:10 AM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
quote:

ORİJİNAL: Next_Gen_Ceo

Söyleyecek söz bulamıyorum,hemde bu güzel fikirleri hayal gücünü herkezle paylaşıyorsun ya cidden helal olsun baştan sonra okudum,fazla kitap hikaye falan okumayı sevmem ama şunu garanti ederim cidden okuttu kendini yazdıkların sıkılmadım ki uzun yazılardan sıkılırım eline sağlık cidden


Yorumun için teşekkürler Next_Gen_Ceo :)

< Mesajı değiştiren CrimsonButterfly -- 24/9/2008 2:42:57 AM >

(cevap olarak Next_Gen_Ceo)
Mesaj #: 16
RE: Yedinci Kat - 24/9/2008 2:53:00 AM   
tulkas tehanu



Puan Toplamı: 113
Durum: çevrimdışı
Evet, yazara beğenilerimizi sunmak tabi ki önemli... Zira yazmak gerçekten de kolay bir meziyet değil. Ama ben sadece beğenilerimi sunmakla kalmayacak aynı zamanda eleştireceğim. Zira eleştirenler de hiç sevlmez ama ben yine de yapacağım.

Hocam öncelikle bazı yazım hataları ufak gibi görünse de kulak tırmalayabilidiklerinden ve anlam bozuklukları olustugundan oturu ilk söylemek istediğim, yazıyı hiç görmemiş tarafsız bir göze sahip bir okur gibi yeniden okuman... Tabi bu dediğim, söylenildiği kadar kolay olmaz.

İkincisi dikkatimi çeken şey ise tekrarların fazlalığı oldu hocam. Tekrar derken örneklendirme ile açıklayayım. zira anlam karmaşası yaratıyor bu kelime.

"Sonradan elindeki şeye baktı ve paslı bir demir boru olduğunu gördü.. "Aaa İrem... Bak aldığım şey demir bir boruymuş?"" şeklinde bir yorum yazmak yerine, "Sonradan elindeki şeye baktı ve gördüğü nesneyi kardeşinin de anlayabilmesi için kelimelere döktü... "Aaa İrem... Bak aldığım şey demir bir boruymuş?" yazılabilirdi. Çok önemli bir detay değil ve es geçilebilir ama yazıda bir kaç tane bu şekilde yer gördüğümden ötürü dikkatimi çekti.

Beni asıl rahatsız eden şeye gelince, senin düşüncelerine akrısmak gibi olcauk ama, karakterlerin tepkileri... Mesela Berkay'ın tepki ve düşünceleri... "Arabasının yurt binasının önünde durduğunu ve ne zaman isterse binip gidebileceğini biliyordu. O anda İrem tekrar aklına geldi ve daha fazla beklemesinin anlamı yoktu. "Başlarım üniversitesine de! Diplomasına da!" diyerek apar topar üstünü başını değiştirdi." Bu kadar endişe eden adam arabasının yurt binasının önünde oldugunu pek düşünmez sanırım, apar topar çıkış yapar. Üniversiteyi ve diplomayı ise hiç aklına getiremez. (Başıma geldi benzer durum ordan biliyorum. :D ) Ayrıca aklıan getirse bile, hiçbirşey yapmasa, en azından 3 ay İzmir'de kalsa, en fazla bir dönem kaybı olur, çok da endişe edilecek bir şey değil. (Abarttım artık buraları :) )

Son birşey daha sormak istiyorum. Kayra kim? Pelin'e ne oldu? Bunlar 2 kardeş miydi yoksa 3 kardeş miydi? Bir yerde kaçırdım sanırım konuyu.

Uzun ve aptalca yorumlarımla eleştrilerimi bitirirsek, yazma cesaretini gösterebildiğin için kendi adıma teşekkür ediyorum hocam. Yaptığın şey, ortaya çıkan eseri incelemesek bile, bir emek istiyor. Bu emeğin için bile teşekkür edilebilir. Klavyenin yazmaktan hiç usanmaması dileğiyle...

saygılarımla
tulkas tehanu

_____________________________


(cevap olarak Next_Gen_Ceo)
Mesaj #: 17
RE: Yedinci Kat - 24/9/2008 3:07:35 AM   
CrimsonButterfly



Puan Toplamı: 43
katıldı: 13/6/2008
Nereden: İstanbul
Durum: çevrimdışı
Öncelikle yorumların için teşekkür ediyorum.. Ben sanırım o "genellemenin" biraz dışında kalıyorum; çünkü eleştrilmekten rahatsızlık duyduğumu söyleyemem. Sonuçta hiçbirimiz kusursuz değiliz ve insan elinin temas ettiği hiçbir şey de kusur olamaz haliyle Bu nedenle eleştirilerin için de teşekkür ederim.. Sözcük hatalarım ve gereksiz tekrarlarım konusunda haklısın, o konularda diyecek bir şeyim yok ama bundan sonraki bölümlerde ona dikkat edeceğimden emin olabilirsin

Son olarak, Pelin'in adını Kayra olarak ben değiştirdim; çünkü Kayra'nın anlamı, hikayenin sonuyla biraz bağdaşıyor...