Kültür-Edebiyat Kitapları (Tam Sürüm)

Tüm Forumlar >> [Forumlar] >> [Genel] >> Kitap-Dergi



Mesaj


Dwight -> Kültür-Edebiyat Kitapları (15/6/2007 2:26:01 PM)

Sohbetin Bahanesi Kahve
Yazarı: Deniz Gürsoy
Türü: Kültür-Edebiyat
Yayınevi: Oğlak Yayınları
Sayfa: 180


[image]http://www.herseynet.com/kitap/resim/kahve.jpg[/image]

Gönül ne kahve ister ne kahvehane
Gönül ahbab ister kahve bahane`

Yarım yüzyılı aşan süredir bu dünyada konuğum. Duyduğum bunca tekerleme arasında en çok yukarıdaki beyti severim. Dostluk, arkadaşlık, yarenlik, sohbet, muhabbet gibi keyifli birlikteliklerin içilen kahve etrafında oluştuğunu ne güzel anlatır bu beyit. Kahve bir anda toplumsallığın, sosyal uyumun, doğaya uymanın keyfi oluverir.

Ya da tek başına işin içinden çıkamadığımız durumlarda ve zor karar anlarında şaşmaz bir yol gösterici oluverir kahve. Bu defa kahve, tutku ve isyandır yalnızlığımızda.

--

Tarih Boyunca Aşk
Yazarı: Orhan Koloğlu
Türü: Kültür-Edebiyat
Yayınevi: Pozitif Yayınları
Sayfa: 188


[image]http://www.herseynet.com/kitap/resim/ask.jpg[/image]

Yazar, tarihe mal olmuş şahsiyetlerin ve medeniyetlerin aşklarını, aşıklarını ve aşk tanımlamalarını, aşka ödedikleri bedelleri anlatıyor.

Zaman zaman hayal dünyamızı bile zorlayan aşka dair acıları ve bununla beraber sapkınlıklara varan uygulamalara sebep olan aşkın diğer yüzünü de değerlendiren yazar, insanlıkla yaşıt hatta daha ötesinde olan Aşk duygusunun günümüze kadar olan serüvenini renkli simaların yaşantılarının ışığında okuyuculara tadımlık bir üslupla sunuyor.

--

Edebiyat Dersleri
Yazarı: Nihat Genç
Türü: Kültür-Edebiyat
Yayınevi: Cadde Yayınları
Sayfa: 752


[image]http://www.herseynet.com/kitap/resim/edebiyatdersleri.jpg[/image]

Yazar Nihat Genç dört kitapla birden okurlarının karşısına çıkıyor. Cadde Yayınları`ndan çıkan kitaplar "Edebiyat Dersleri", "Memleket Hikayeleri", "Amerikan Köpekleri" ve "Nöbetçi Yazılar" başlıklarını taşıyor. "Edebiyat Dersleri"nde su katılmamış bir muhalif olan Nihat Genç`in pek çok yazarla giriştiği sert polemikler var. "Memleket Hikayeleri"nde ise güncele ulaşan siyasi eleştirilerle memleket halini gözler önüne seriyor.

Otuz yazıdan oluşan bu kitap alabildiğine eleştirel bir gözle Türkiye`nin sosyolojik ve siyasal bir panoramasını sunuyor. "Amerikan Köpekleri" yine yazarın Amerika`nın Irak`ı işgal edişi sürecinde kaleme aldığı öfke dozu yüksek yazılardan oluşuyor. Kitapta yer alan görüşlerin medyada büyük yankı uyandırdığını da hatırlatalım. Nihat Genç "Nöbetçi Yazılar"da ise bize yerli ve sahici yazarlara ne kadar susamış olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor.


Ben sizden değilim, ben edebiyatı karşılıksız sevdim.

Dünya edebiyatında ahlaka önem vermemiş bir yazar gösterin, yok. Ben göstereyim: İşte bahsi geçen Türk yazarları. Türkler neden ucuzunu arar? Türkler neden kısa yoldan denemek ister?

Türkler neden sosyal ahlak'a, kişiliğe önem vermez? Türkler neden gerçek'e, gerçekler'e saygı duymaz.
(Arka Kapak)

--

Cümle Kapısı
Yazarı: Nazan Bekiroğlu
Türü: Kültür-Edebiyat
Yayınevi: Timaş Yayınları
Sayfa: 240


[image]http://www.herseynet.com/kitap/resim/cml_kps.jpg[/image]

Nazan Bekiroğlu'nun edebi deneme tarzındaki son kitabı Timaş Yayınları arasında çıktı.

Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana birimimin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların, kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sayfaların değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerlerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.

Cümle Kapısı: Kalbin Kapısı.

Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.

Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.

Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için.

(Arka kapak)

--

Akıl Oyunları
Yazarı: Sylvia Nasar
Türü: Kültür-Edebiyat
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınları
Sayfa: 486


[image]http://www.herseynet.com/kitap/resim/akiloyun.jpg[/image]

Bu kitap Nobel Ödüllü Matematik dahisi John F. Nash'in dramatik yaşam öyküsüdür. Meslek hayatı çok kısa süren Nash otuz yıl şizofreninin pençesinde kıvrandıktan sonra mucizevi şekilde iyileşir ve Nobel Ödülü'yle onurlandırılır. Akıl Oyunları, otuz yaşında bir efsaneye dönüşen bir dahi John Forbes Nash'in gözkamaştırıcı yükselişini, dünyadaki diğer matematikçilerin "olanaksız" diye niteledikleri bir dizi bugüne dek çözülmemiş problemleri çözerek matematik dünyasını büyülemesini sergiliyor.

Duygusal bir öykü olan Akıl Oyunları, matematik ilminin gizemli dünyası ile deliliğin trajedisini gözler önüne seriyor.

Akıl oyunları bir Rembrandt tablosunda olduğu gibi parlak ışık efektleriyle bezenmiş, çok iyi yazılmış, büyüleyici harika bir kitap...

Kitap beyazperdeye de aktarıldı. 4 dalda Altın Küre Ödülü kazanan film 8 dalda da Oscar Ödülü'ne aday gösterildi ve başta "En İyi Film" olmak üzere bunların 4'ünü aldı. Büyük dahinin filme yansıtılmayan çocukluk yıllarını ve önemli birçok ayrıntıyı bu biyografik eserde bulacaksınız...

--

Hayat Kanatlanmaktır
Yazarı: Sedat Turan
Türü: Kültür-Edebiyat
Yayınevi: Zafer Yayınları
Sayfa: 120


[image]http://www.herseynet.com/kitap/resim/hayatkanat.jpg[/image]

Dünyaya gelmek, bir sır denizinin ortasına düşmek demektir. Gökyüzünde parlayan güneş, ağaçta gülümseyen meyve, topraktan çıkan çiçek sırdır; bulutlarla gelen yağmur, sonbaharla giden kuşlar sır... Hayat, belki de bütün sırların bir noktada düğümlenmesi. İnsan, kendi sırrını (sınırını) bulmanın çetin yolculuğuna çıkmış bir yolcu...

Bu kitap da, kaçınılmaz olarak yazarının bilinmezliğini kurcalamasıdır. Ve her yolcu-insan için, içinde anlamlı bir işaret taşıyabilir. Okuyucunun, kitaba bu anlayışla yaklaşması yararlı olacaktır.

--

Bir Çift Yürek
Yazarı: Marlo Morgan
Türü: Kültür-Edebiyat
Yayınevi: Dharma Yayınları
Sayfa: 232


[image]http://www.herseynet.com/kitap/resim/bircyurek.jpg[/image]

Bir Çift Yürek, Amerikalı bir kadının Avustralya'da yaşadığı ruhsal yolculuğun öyküsüdür. Nomadik kültürden Aborjinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle, "Gerçek İnsanlar"la birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasında bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı yolculukta Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliğiyle tanışır...

--

Ruh Dağı
Yazarı: Gao Xingjian
Türü: Kültür-Edebiyat
Yayınevi: Doğan Kitap Yayınları
Sayfa: 550


[image]http://www.herseynet.com/kitap/resim/ruhdagi.jpg[/image]

Ruh Dağı'nın sadece "ben" kişi zamiriyle belirtilen yazar kahramanı, 1980'lerin başında, yaşadığı baskılardan ve büyük kentin kargaşasından uzaklaşmak, kendini bulmak amacıyla başkent Pekin'den ayrılır. Tesadüf -bir trenin kompartımanında birbirine çarparak şıngırdayan iki çay fincanı- onu, gizemli bir dağın peşinde, sırlarla dolu uçsuz bucaksız Çin coğrafyasında muhteşem bir yolculuğa sürükleyecektir. Yazar aşkı, insanın başlangıcını, Çin'deki uygarlıkların kökenlerini, hakikati, bilgeliği, sağlığı ve doğallığı ararken, ruhunun ve belleğinin derinliklerinde bir iç yolculuk da gerçekleştirecektir. Hikaye geliştikçe "ben" "sen"e dönüşecek, yer yer iç içe geçen iki ayrı sesin karşılıklı konuşmalarıyla, gerçekten modernist bir metin çıkacaktır ortaya. Otobiyografik, pikaresk ya da folklorik bir anlatı, zamanda ve mekanda yapılan bir yolculuğun öyküsü, gerçekliğin eleştirel yansıması, lirik bir şiir... kaybedilip yeniden bulunan "Çinliliğe" dair bir roman olan Ruh Dağı, XX. yüzyıl sonu Asya edebiyatının en büyük eseri, çağdaş dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olarak nitelenmeyi hak etmektedir.

"Yalnızca büyülü öyküleri, folklor açısından zenginliği, sonsuz çeşitlikte bir coğrafyanın ortak bilinçaltının dile getirişiyle değil, şiirden monoloğa, baladdan diyaloğa çeşitli anlatı üsluplarını harmanlayışıyla da övgüye layık.. Lirik bir destan.."
- New York Times-


"Bu büyüleyici kitap bir ressamın, şairin ve filozofun eseri. Çizdiği binlerce manzarayla ezeli ve ebedi Çin'i bir kaleydoskop görüntüsüne dönüştürecek insanın gözlerini kamaştırıyor."
- Le Figaro-


(Arka Kapak)

Eser "2000 yılı Nobel Edebiyat Ödülü"ne layık görülmüş.




Dwight -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (15/6/2007 2:33:16 PM)

Savaşçıların Efendisi Alparslan 1071
Ebubekir Subaşı; Editör: Bilgin Çakır
Mavilale Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/247946_k_2455.jpg[/image]

ANADOLU'NUN KAPISI AÇILIYOR

Malazgirt oyasında kılınan Cuma namazından sonra bütün erler

birbirleriyle helalleşmişti. Alparslan beyaz bir elbise giymişti.

Askerlerine dönerek;

'Askerlerim;

Burada Allah'tan başka bir Sultan yoktur. Emir ve kader tamamıyla

O'nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta veya

savaşmamak için uzaklaşmakta serbestsiniz. Ben de sizlerden

biriyim ve sizinle birlikte savaşacağım. Eğer burda şehit düşecek

olursam bu elbise kefenim olsun, beni vurulduğum yere gömün.'

Askerler bu konuşmanın ardından heyacanla;

'Asla emrinden ayrılmayacağız' diye haykırdılar.

life kılıcını sıyıran Alparslan 'Bismillah' diyerek atını şimşek gibi Bizans ordusu üzerine yürüdü.

--

Koşarken Yavaşlar Gibi
Şöhret Baltaş; Hazırlayan: Behçet Çelik
Kanat Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/247882_k_1061.jpg[/image]

Arkadaşlığın ve yoldaşlığın kadınca hali...

Koşarken Yavaşlar Gibi, birbirine hem benzeyen hem farklı beş genç kadının 12 Eylül’de askeri cuntanın yönetime gelmesinden birkaç yıl önce başlayan arkadaşlıklarının,12 Eylül döneminde,1990’larda ve 2000’lerde aldığı halin romanı: Aynı evi paylaştıkları yıllar geride kalmış, hayat gailesiyle birbirlerinden uzaklaşmışlardır. Her biri, farklı ama benzer biçimlerde, bir zamanlar hayatlarını adadıkları ideallerinin hiçleştiği yeni toplumsal ilişkiler içerisinde, kadın olmanın zorluklarıyla baş edip ayakta kalmaya çabalarken bir mektup onları yeniden bir araya getirir.

Şöhret Baltaş, bu ilk romanında son yirmi beş yılda yaşanan toplumsal değişimi,1980’lerin başında yirmilerinde olan kadınların bir zamanlar değiştirmeye kendilerini adadıkları insanlarınkinden pek de farklı olmayan yaşamları üzerinden anlatıyor. İdealleştirilmemiş, tanıdık roman kahramanları ve süssüz, yalın, ama çarpıcı bir duygusallığa sahip anlatımıyla Koşarken Yavaşlar Gibi, roman sanatının oyunlardan değil duygu yoldaşlıklarından da kurulabildiğini gösteriyor.

“Cezaevinde, arkadaşlarla ranzanın üzerine oturup konuştuğumuz günlerde bile, hayat daha kolaydı. Evet, dışarda değildik, dışardayken gözümüze çarpmayan küçücük ihtiyaçları bile karşılamak için büyük çabalar harcıyorduk. Ama yine de gülebiliyorduk yağ tenekesinin üzerinde kızarttığımız sucukları yerken... Çünkü umutluyduk hâlâ. Güzel günlerin ışığı henüz terk etmemişti bizi.”

Yazar Hakkında;

ŞÖHRET BALTAŞ, 1963 İzmir doğumlu. Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulundan 1986 yılında mezun oldu. Aziz Nesin’in kurduğu BİLAR Bilim Araştırma Vakfında ve Ana Britannica Ansiklopedisi’nde çalıştı. Gazetecilik meslek lisesinde öğretmenlik yaptı.2000-2003 yılları arasında aylık edebiyat dergisi E’nin redaksiyonunu yürüttü. Halen çeşitli yayınevlerine dışarıdan çalışıyor ve serbest gazetecilik yapıyor. “Oyun Bitti” adlı öyküsü 1992 yılında Varlık dergisinde yayımlanmıştı; Koşarken Yavaşlar Gibi, ilk romanı.

--

Eylül Akşamları
Mustafa Özçelik
Sütun Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/247543_k_8964.jpg[/image]

Mustafa Özçelik; 'Nun ve Kalem”in tamamlayıcısı sayılabilecek bu eserde, yazarlar ve eserler dünyasına yaptığı yolculuğa devam ediyor. Söze Yunus Emre ile başlayan yazar, Nasreddin Hoca'dan Leyla Hanım'a; Ahmet Hamdi Tanpınar'dan M. Atilla Maraş'a; Necip Fazıl'dan Mustafa Miyasoğlu'na kadar pek çok şair-yazar ve onların eserleri hakkındaki duygu-düşüncelerini bizimle paylaşıyor.

Gerekli okuma, düşünme. yorumlama ve kültür birikimi oluşturulmadan kalemin ele alındığı günümüz edebiyat ortamında, bu denemeler; bir yandan Türk edebiyatının genel seyrini yansıtırken bir yandan da yazarın kişisel yazma serüvenine ışık tutuyor.

Biliyoruz ki edebiyat eseri, hangi türde yazılmış olursa olsun, hayatın kendisidir ve hayat insanla anlamlıdır. Bu denemelerin yazarlar ve eserlerinden hareketle hayatı ve insanı anlamada, bize yeni bir bakış açısı kazandırması ümidiyle.




Dwight -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (17/6/2007 12:26:45 PM)

Ozanın Şarkısı
Göktuğ Canbaba
Ankira Yayıncılık


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/248616_k_1786.jpg[/image]

Tanrılar şarkılarını söylediler ve bir dünya yarattılar.

Büyülü çalgıları ve ölümcül sesleriyle hayatlarından bir parça vererek onu şekillendirdiler. Bakışları ve nefesleriyle ona hayat verdiler. Ağlayarak ve gülerek ona nasıl yaşanacağını söylediler. Aldatarak ve severek ona hissetmeyi öğrettiler.

Yaşayan bir dünya yarattılar ve adını İmr'Quaril koydular, tanrıların lisanında bu 'Kuzey Kıtalar' demekti. İnsanlar ona böyle seslenecekti.

Bir dünya yaratılmış ve yeni bir oyun başlamıştı artık...

(Arka Kapak)




cellchook -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (17/6/2007 1:05:36 PM)

çok güzel kitaplar, hazır finaller bitmişken 2-3 tanesini okumak isterim, teşekkürler bu değerli bilgiler için




Dwight -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (18/6/2007 2:49:47 PM)

Ben teşekkür ederim cellchook

Galatalı Bir Şair
Andre Chenier
Artshop Yayıncılık


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/248905_k_5882.jpg[/image]

30 Ekim 1762 yılında İstanbul'da, Galata'da doğan, Viktor Hugo ve Alfred de Musset gibi büyük sanatçıları esinlemiş olan Andre Chenier, Fransız Devrimi'nin kurbanı olmuş ve 25 Temmuz 1794'de giyotinle başı kesilerek öldürülmüştür. Şairin, idam edilmeden önce başını iki elinin arasına aldığı ve şöyle bağırdığı söylenir: 'Yazık bu kafanın içinde daha çok şey vardı! '

Bu kitap, Chenier'in yaşamöyküsü ve Türkçe'ye az sayıda çevrilmiş şiirlerinden oluşan bir derlemedir.

(Tanıtım Bülteninden)

--

Derin Dondurucu
Lisa Jackson; Çeviren: Solina Silahlı
Artemis Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/248884_k_8044.jpg[/image]

Uyandığında çok fazla üşüyordu. Hayatı boyunca hiç üşümediği kadar. Hareket edemiyor, konuşamıyordu. Ve bu sırada onu fark etti. Kendisini kaçıranı. Belli ki ölecekti, ama keşke çığlık atabilseydi. Bir çığlık.

Eski bir film yıldızı olan Jenna Hughes, Hollywood'u terk ederek neredeyse tecrit edilmiş bir yer olan, Oregon'daki bir çiftliğe taşınmış, böylece şöhretten de olabildiğince uzaklaşmıştı. Ancak takip edildiğini bilmiyordu. Mektupları kişisel anlamda gerçekten de çok rahatsız edici olan, saplantılı bir hayran tarafından. Jenna, gazetelerde okuduklarıyla zaten fazlasıyla sarsıldığı sırada, bir de Şerif Shane Carter'ın neyin peşinde olduğunu bilse, hissettiği korku hayatını mahvedecekti. Bu, ormanlık bölgede bir kadın cesedinin bulunmasıyla başlayan şok edici bir vakaydı.

Şimdi iki kadın daha kaybolmuştu ve içlerinden birinin Jenna'ya olan benzerliği fark edilmeyecek gibi değildi.

Kabusuna Dönüşmek Üzereydi. Pasifik'in kuzey batısının üzerine dondurucu bir kış fırtınası çökerken acımasız bir katilin tasvirsiz faaliyetleri henüz yeni başlıyordu. Ve, Jenna da en büyük hayranıyla tanışmaya giderek daha çok yaklaşıyordu.

Onu ölü olarak görmeyi her şeyden çok isteyen bir hayrandı bu.




Dwight -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (19/6/2007 1:14:32 PM)

Aççık ve Net Sultan Şuayyip
Acep Şuayyip Kelsoğan
Bulut Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/248906_k_4018.jpg[/image]

Türkiye yeni bir siyasi çalkantı döneminden geçerken, yaşanan olayların perde arkası bu siyasi mizah kitabıyla günışığına çıkıyor.

Türkiye'nin son 5 yılına damgasını vuran 'Sultan' Acep Şuayyip Kelsoğan gizli anılarını ve gerçek düşüncelerini ilk kez, 'aççık ve net' olarak anlatıyor.

İşte, 'Aççık ve Net Sultan Şuayyip' kitabından bazı seçmeler:

'Başbakan var, cumhurbaşkanı var; aççık ve net, tabii esağsen bir de enn üst kimliği temsilen bir halife lazım bu memlekete... En iyyisi mi, hepsini bünyesinde toplayyacak bir sultan seçmek. Hazır sultan da mevcut... Karşında **** taş arabası, nereyye bakıyorsun! '

'Demişiz ki, 'Askerlik yan gelip yatma yerri değildir'... Ne var bunda, Alla'sen? İnsan sırtüstü yatabilir, yüzüstü yatabilir. Ana rahminde pozisyonnunda keza, yatabilir. Askeriyyemizzin ranzaları bunların tümüne elverişli değil mi? '

'Kuş gribbiyle alakalı, başimam olarak hutbeyi veriyoruz, dinle! Bu hastalık hayvandan hayvana, Allah günah yazmasın, alt dudağı ve gagayı emme, aynı yemlikten yemlenirken aniden dil atma, kümes tüneklerinde görülen fortçuluk gibi yollardan bulaşır.'

'Ne var yahu, şu şiğirde adamı hapse attıracak? Dinle bak, öyle karar ver: Seçmenler kekimiz / Ampulden miğfer / Türbandır depomuz / Vaatler ezber / Mükerrer oy elbet / Sandıklar hileli / Dini laik düzende elbet / Siyasete ağlet etmeli'

'Açıklıyyoruz **** işte mal varlığımızı! Evladımızzın düğününde hediyye edilen 1 buçuk ton altın,1 altın madeni, dostumuz İngiltere Kralı Blair'in hediyyesi olan Atatürk'ün Nutku'nun bir nüsha hatalı basımı...'

'Karar aşamasındayken gördüğümmüz bir kağbus bizde ters mıknatıslanma tesiri yarattı... Bir tepeye çıkıyyor, bir tahta oturuyyoruz. Sonra bir uşak geliyyor, elinde bir tepsi, tepside kendi kellemiz, pişmiş, yanında bezelyeyle servis ediliyyor... Yatakta oturup Halime ile bunu tahlil ettik. Sultanım bunlar bizi orada rahat bırakmayacak, daha gençsin, yakışıklısın, gel vazgeçelim, bir dahaki seferre inşallah dedi. Vazgeçtik adaylıktan.'

'Dolmabahçe'de sayın Kocaabide ile konuştuğummuzun bir kısmı şudur:

- Sigara içmek isterseniz, burdan takdiğm edelim?

- Ben benimkinden yakayım, değişiklik öksürtüyor.

- Hakkı aliniz var sayın Kocaabide. Ben de değiştikten sonra iki-üç aya yakın öksürdüm. Sonra, tabii nefesimiz açıldı. Biliyorsunuz, beyne ne kadar oksijen giderse insanın kafası da o kadar çalışıyyor. Derhal, Atatürk'ün Nutku'nu birr kez defa daha okuduk. İğtiraf etmeliyyiz ki, meğer anlamadığımız yerler varmış. Değişince anladık.'

'Terörün üstesinden sabırla geleceğğiz... Sabırla olmadı mı? O zaman terörün üstesinden meditasyonla geleceğğiz. Gözlerimmizi kapatacağız, nefesimmizi düzenleyerrek, ommm oooğmm oooooğğmmm diyye alıp vererek, terörü düşünce gücümmüzle alt edeceğğiz.'

Siz de olan biteni anlamak, Sultan Acep Şuayyip Kelsoğan'ın kafa yapısını öğrenmek ve gülmek istiyorsanız bu kitabı okuyun!

(Tanıtım Yazısından)

--

Ölüm Sanatçısı
John Connolly; Çeviren: Gizem Genç
Altın Bilek Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/248359_k_3693.jpg[/image]

John Connolly cinayet kurgusunun, ölümün gaddar bir hatırlatıcısı olduğunun ve okuyucuyu zekâsıyla yendiğinin farkında.

Sunday Times

Suç türünde olağanüstü, yeni bir yetenek.

Shots Magazine

Thomas Harris’in muhteşem ve ürkütücü geleneğini takip eden şık yazılmış bir hikâye. Connolly’nin şiddete karşı gerçek bir yeteneği, kalp sıkıştırıp karın ağrıtan tasvirleri var.

Sunday Independent, Dublin

Emek verilmiş bir araştırma, harikulade bir tanımlama ve ürkütücü ve kışkırtıcı bir öyküyü bu denli heyecanlı bir hikâye hâline dönüştürme yeteneği.

Mirror

Connolly’nin Ölüm Sanatçısı, bir sonraki milenyumda kendinden oldukça söz ettirmeye kararlı bir roman. Okumaya değer.. Başarıyı hak eden heyecanlı, korkutucu ve esrarengiz bir şekilde keyif verici bir yapıt.

Irish News, Belfast

Hayret verici karmaşası olan bir yapıt. Bir kitabı kapattıktan sonra hâlen etkisi altında kalmak çok ender rastlanan ve güzel bir şeydir.. Bu kitap 1999’un en iyileri arasına girmeyi başarmış..

Jean Heller, St. Petersburg Florida Times

Hırslı, dehşet verici.. Göz kırptırmayan katliam ve işkencelerin altında gerçekten yürek parçalayıcı bir cinayet entrikası yatıyor.

Kirkus Reviews

Connolly risk almaktan çekinmiyor ve istenileni de veriyor. Bu etkileyici eser Louisiana’nın gizemler rafına konulacak unutulmaz bir katkı.

Diana Pinckley, Times Picayune, New Orleans




Dwight -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (22/6/2007 3:04:14 PM)

Kurabiye Saatinde
Vivet Kanetti
Kanat Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/249151_k_8805.jpg[/image]

Oralarda sık sık Türkçe hayaller kurmuştum, ama burada beni tam kendilerinden saymadılar. Severlerdi TAM lafını. TAM buralı. TAM burjuva. TAM VE GERÇEK. GERÇEK İstanbullu. GERÇEK yazar, GERÇEK şair. Melezler için, ürpertici sözler... Yabancı olduğumu, akrabalarım unuttuğunda dahi, okumuşlar unutmadılar.

Ya benim için vatan neydi? İş, dil, aile, millet, sosyal rüya? Her biri başka toprakta. Parmaklarımla sayıyordum: bir, iki, üç, dört, belki beş... ‘Bu bölünmüşlük benim şanssızlığım’ diyordum. ‘Bu bölünmüşlük, senin gerilimin’ diyordu M. ‘Hayatta bir şeyler yapmak için herkesin gerilime ihtiyacı var.’

Edebiyatın ancak kendi kendisiyle kavga ederek varolabileceği doğruysa eğer, bu iç kavgaların en ilginçlerinden birini de Kurabiye Saatinde’de izleyebiliriz: Nebiye’nin sahte toplumsallıktan ve jargondan yakayı sıyıramadığı için kuramadığı bireysel anlatımı, ya da ‘iç ses’i, Vivet Kanetti tersten giderek kuruyor: jargonu jargona, gevezeliği gevezeliğe kırdırarak.

Nebiye’yi ‘tam ve gerçek’ olmaktan alıkoyan, onu sahteliğin alanına atan şey melezlikse, Vivet Kanetti’nin son dönem İstanbul bohemini eleştirebilmesini sağlayan şey de melezlik. ‘Dolu’, ‘som’, ‘tam ve gerçek’ sanılan arzu nesnelerinin hiçbir zaman o kadar tam ve gerçek olmadığını görebilme fırsatını veren o ‘yarımkan’ duruşu...

Kurabiye Saatinde, bir anahtarlı roman değil, bir anahtarlı roman parodisidir. ‘Gerçek’ kişilerin kolayca sahteleştiği bir ortamda, ‘sahte’ kişilerin, kuklaların, bazı gerçek modellere benzemek istemesi çok görülebilir mi? Gerçek kişiler ve kuklalar, hepimiz aynı kültürel gürültüye gitmedik mi?




Dwight -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (26/6/2007 3:35:15 PM)

Adsız Ülke (Koca Meaulnes)
Fournier Alain; Çeviren: Özdemir İnce
Can Yayınları (Erdal Öz)


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/18/182479_k_7604.jpg[/image]

Kitap Hakkında: Alain-Fournier (1886 - 1914) daha 28 yaşındayken, cephede vurularak öldü. Koca Meaulnes, onun yayınlanmış tek romanı. Ünlü Fransız düşünürü Marcel Arland, ‘Koca Meaulnes, çağdaş edebiyatın belki de ilk ve biricik klasik kitabıdır’ diyor.” (Arka Kapak’tan)

--

Ağlayan Çınarlar Parkı
Nevzat Canan
Sütun Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/245277_k_4272.jpg[/image]

Nevzat Canan hikâyelerindeki en dikkat çekici yön şüphesiz dilidir. Kelimelerin hemen hepsi özenle seçilir ve bir kuyumcu titizliğinde işlenir. Hikâyelerdeki kurgular çok sağlamdır. Sizi alıp sürükleyen hikâyeleri okurken kafanızı karıştırıcı hiçbir yöne rastlayamazsınız. Yazar her hikâyeye kendi yorumunu ve bakış açısını ustaca girer. Bu bakışta mesajlarımız okuyucuyu rahatsız etmeden sunulur. Belli duyarlılıkların mükemmel bir tablosu çizilir. Ama bu tablodaki renkler bizim renklerimizdir. Nevzat Canan’ın hikâyelerini okurken çoğu zaman bir tebessüm hissi doğar içinizden.

Tarihçi Talat Beyin Gömleği hikâyesinde idealist bir öğretmenin içine düştüğü komik durum bir parça da hüzünlendirir insanı. Damla ve Sel hikâyesinde küçük şeylerin hiç de önemsiz olmadığını görürüz. Ağlayan Çınarlar Parkı yeni bir anlam katar hayatımıza.

Buyrun Oturun ile bir öğretmenin hiç bitmeyen umuduna ve sabrına tanık oluruz. Hızırın Tespihi kitaptaki en komik hikâye olmaya adaydır. Buzdolabı, Rüzgar, Ohoo Alem Ay’a Gidiyor, Bir Fantezim ve Parantezim, Yetmeyen Sulu Boyalar, Oosmo Keşiç, Elektrikli Duvar Saati kitaptaki hikâyelerden bazıları.

--

Alexandre'ın Köprüsü
Willa Cather; Çeviren: Ferma Lekesizalın
Oğlak Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/17/177008_k_3790.jpg[/image]

Bütün bir 19. yüzyıl Amerikan hayatı...Büyük bir panorama...ve Amerikan edebiyatının Türkiye'de pek bilinmeyen büyük romancısı: Villa Cather. 1873-1947 arasında yaşadı. 1912'de kendini tamamen yazarlığa verdi..Aynı yıl yayımladığı Alexander'ın Köprüsü ile öne çıktı...1922 Pulitzer Ödülü'nü kazandı..Gerçek olaylardan yola çıkan ve kozmopolit bir ülkenin insanlarını işleyen olağanüstü başarılı romanlar yazdı...Romanları, konu aldığı "Amerika'nın öncüleri"ni, iyi çizilmiş birer roman kahramanı olarak da öne çıkarır. Londra'daki sevgilisiyle karısı arasında sıkışmış kalmış; döneminin "öncü" köprü mühendislerinden birini anlattığı Alexander'ın Köprüsü..ve aşk denilen, ölmekle bile kurtulunamayan o "huzursuz" duygunun büyük bir yalınlıkta işlendiği Amansız Düşmanın romanları, aynı anda Türkçe'de..Oğlak'ta. İki küçük "novella"...iki küçük başyapıt. (Arka Kapak)




herooo -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (26/6/2007 4:14:36 PM)

ellerine sağlık güzel kitaplar teşekkürler.




Dwight -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (2/7/2007 7:33:08 PM)

Ben teşekkür ederim dostum.

O Zaten Yoktu
Cahit Tanyol
Altın Kitaplar Yayınevi


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/249491_k_8700.jpg[/image]

Mahmut Aziz, unutulmanın hüznünü yansıtan günlüğünü, bir düşten uyanır gibi kapattı. Odaya akşamın loş aydınlığı dolmuştu. Gençlik yıllarında hayallerini taşıyan bulutlara baktı pencereden, artık onu çağırmıyorlardı... Hatıralar bir sonbahar bahçesinde savrulan yapraklar gibi başına üşüşüyordu. Rüzgâr hepsini alıp götürdü. İçinde yalnız her gün yeniden ölen Cemile'nin taze mezarı ve heder olmuş yılların buruk acısı kaldı...

Mahmut Aziz günlüğün kapağında kendisine gülümseyen küçük kızın soluk resmine daldı. Resim içinde uyuyan çocukla yer değiştirdi. Yıllarca baktığı her yüzde onu aramıştı. Ama O Zaten Yoktu...

(Tanıtım Yazısından)




Dwight -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (13/7/2007 3:02:27 PM)

Pirinç
Su Tong; Çeviren: Nilgün Şarman
Can Yayınları (Erdal Öz)


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/249985_k_8493.jpg[/image]

'Pirinç', 1930'lu yılların Çin'inde pek çok işe yarar. Nerdeyse biricik besin olmanın yanı sıra para yerine de geçer. Hem afrodizyak olur, hem de cinsel işkence aracı. Hem cinayet silahı olarak kullanılır, hem de tüm iyiliklerin simgesi sayılır.

Günümüz Çin edebiyatının en kışkırtıcı yazarlarından Su Tong, birçok dilde de yayınlanan Pirinç adlı romanında, doymak bilmez bir güç ve cinsellik tutkusu olan bir gencin yaşamöyküsünü anlatıyor. Şiddetin, ihanetin, şantaj ve yozluğun eksik olmadığı bu yaşamöyküsü, Çin'in 20. yüzyılın ilk yarısındaki toplumsal kargaşasını da gözler önüne seriyor. Bu trajik öyküyü gözü pek bir dille anlatan Su Tong'un romanı, bir masal kadar büyüleyici, bir rüya kadar şaşırtıcı.

(Tanıtım Yazısından)

--

Lucifer'ın Bisikleti
Küçük İskender
Sel Yayıncılık


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/24/249992_k_9125.jpg[/image]

Kenan Evren'e yazılmiş sitem dolu mektuptan Bülent Ersoy'un acıklı konumuna, Orhan Veli'nin pardösüsünden gay jigololarla takılan banka müdürlerine, Burroughs'un karısını neden öldürdüğünden futbolun cinsel yorumuna, Kurt Cobain'in trajedisinden bar köşelerinde kendi kendine laflayan adamlara, bütün hepsinin hayatınında bir kenarında Lucifer bisiklete biniyor. Şeytanın bilmediği yok.

Küçük İskender, sizin için şeytanla konuştu. Okudukça hatıralarınızdan sıkılacaksınız.

(Tanıtım Bülteninden)




Dwight -> RE: Kültür-Edebiyat Kitapları (10/9/2007 6:56:53 PM)

Komutanım Ben Şehit miyim?
Alaeddin Parmaksız
Pegasus Yayınları


[image]http://kitap.antoloji.com/media/erenbooks/k/25/251099_k_9774.jpg[/image]

'Onbaşı Ünlü 1990 yılında bir saldırıda kahramanca çarpışırken kalbinden vurulup şehit olmuştu. Şehidin ailesine bu acı haberi nasıl vereceğimi bilemiyordum. Aralık Jandarma Karakoluna telefon ederek bana ailesinden birini karakola çağırmalarını istedim, ancak bu kişi anne veya babası olmasın dedim. Çünkü bu acı haberi doğrudan onlara verecek gücü kendimde bulamıyordum.

Gece saat 02.00'a doğru karakoldan beni aradılar ve şehidin amcasını çağırdıklarını söylediler. Telefonu aldım ancak ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Daha doğrusu acı haberi söyleme cesaretini kendimde bulamıyordum. Onbaşı Ünlü'nün ne kadar kahramanca çarpıştığını anlatmaya çalışıyordum. Şehidin amcası 'Komutanım üzülme başınız sağ olsun, biz onu bu günler için yetiştirdik' diye beni teselli etmeye başladığında yanaklarıma gözlerimden süzülen yaşları küçük çocukların yaptığı gibi koluma silmiştim. 'Allahım ben kimlerin çocuklarına komuta ediyorum, onların haklarını nasıl öderim' diye düşünürken şehidimin amcası hâlâ bir şeyler söylüyor ve beni teselli ediyordu.

17 Yıl sonra şehit onbaşı Ünlü yine karşımdaydı. Ancak kalbinden kan sızıyordu. 'Komutanım ben şehit miyim? ' diye soruyordu.

Doktor nerde diye bağırmak istedim sesim çıkmıyordu. Yaralısın, vurulmuşsun, hemen tedavi olman gerekir diye çırpınıyordum ama ne hareket edebiliyordum ne de sesim çıkıyordu. Kalbinden şehidin al kanı bir pınar gibi üniformasının üzerinden botlarına doğru sızıyordu, ama o dimdik ayaktaydı. 'Komutanım ben şehit miyim? ' diyordu.

Torakları toprak yapan üstündeki kandır.

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

Ben bu toprakların vatan kalması için öldüm. Eline silah alıp dağa çıkan, çoluk çocuk demeden herkesi öldüren teröristler şehitse, ben neyim diyordu.

Ülkemi sevdim, milletimi sevdim, bayrağımı sevdim, onun için can dediniz, canımı verdim, kan dediniz kanımı verdim. Şehitler ölmez dediniz biz şimdi ölüyoruz vatan bölünmez dediniz şimdi vatan bölünüyor. Komutanım ben niye öldüm? Şehit kim? Gazi kim? Ben şehit miyim?

(Tanıtım Yazısından)




Sayfa: [1]



Forum Software © ASPPlayground.NET Advanced Edition 2.5 Unicode

0.297