hüzünlü bir müzik ve oyunumuzun oldukça uzun giriş videosu bizi bekliyor..muhteşem doğa manzaraları,atmosfer,yağmurun yağması hüznü daha da artrıyor,müzikle her an ağlayabilirsiniz..atımızla beraber belirsiz bir yere gidiyoruz,atımızın modellemesi harika..uzun intonun sonunda tapınak benzeri bir yere geliyoruz,girdikte sonra kapı kapanıyor,anlıyoruz ki geri dönüş yok..tapınağın ortasında sunak gibi bi yere geliyoruz ve atımızdan o ana kadar fazla farkedemediğimiz birini indirip buraya koyuyoruz..üzerindeki örtüyü kaldırdığımızda güzel bir kız karşımıza çıkıyor,yavaş yavaş oyunun hikayesine vakıf olmaya başlıyoruz...
ps2 nin efsaneleşmiş bir oyunundan söz ediyorum,halbuki daha iki senesi oldu olmadı bile,fakat çoktan klasiklerdeki yerini aldı..peki neydi bu kadar önemli bir oyunun hikayesi?
kahramanımız,kurban edilen kızı(kız arkadaşı muhtemelen) tekrar hayata döndürmek için imkansız denilen bir yolu seçiyor..yasak topraklar denilen bölgeye giriyor..bu topraklarda 16 adet dev(colossus) yaşıyor,gerçi hepsi dev değil,boğa kadar olanları bile var,fakat çoğu bu dev ismini hakediyor..ayrıca tapınakta başka bir tanrımsı varlıkla konuşuyoruz..ölüleri diriltebileceği söylenen bir varlık..başta karşı çıkıyor,fakat devreye kılıcımız giriyor,burda anlıyoruz ki bu kılıç bşka kılıç..

ışığa hükmediyor..ve bize verilen görev icabı eğer bu 16 devi öldürürsek dileğimizin gerçekleşeceği taahhüt ediliyor..göreve başlıyoruz ve soc'un dünyasında kendimizi kaybediyoruz...ama bizi çok çok ilginç ve hüzünlü bir son bekliyor..oyunun hiçbir yerinde tahmin edemeyeceğiniz bir şey oluyor...
evet neydi soc'u bu kadar sevdiren..hikayesi mi?elbette fakat o kadar sade bir hikaye ki devleri bul öldür..çoğu macera oyunundabile başka şeyler,farklı görevler vardır fakat bu oyunda yok..oyunda ana ve tek amacımız olan devlerimizden başka başımıza birşey gelmesi mümkün değil..yolculuk sırasında başka bir tehlike falan yok..yani biraz sıkıcı gibi görünebilir..ama öyle bir doğanın ve atmosferin içindeyiz ki,bazen yolculuğu uzatıp manzara seyrettiğiniz olacak..ayrıca müziklere değinmeden geçemeyeceğim elbette,her devde mükemmel müzikler,atımız agro'nun sesleri...her devin kendine has özellikleri,mekanı zaten başlı başına harika..ve de öyle bi durum var ki her öldürdüğünüz devden sonra içinizi hüzün kaplıyor,sonuçta onlar düşmanımız fakat niye böyle hissediyoruz?

sanırım en önemlisi hiç bir oyunda bize yardımcı olan varlıkla,burada atımız, bu kadar yakın olmadık,sanki gerçekten at sırtındaymışsınız havası içine giriyorsunuz...atın üstünde yaplan hareketler malkoçoğlu nu aratmıyor...dev bir harita,mükemmel bir atmosfer,harika müzikler,ps2 nin son zamana kalmış efsanesi..eğer hala oynamadıysanız çok şey kaçırdınız demektir...
_____________________________
Sülüklerin Efendisi..