Dead Space, aslında ilk duyurulduğun da pekte dikkat çekici bir oyun değildi. Bunun en başlıca sebebi ise, başındaki firma yani Electronic Arts. Çünkü EA gibi, oyunları artık laçkalaşma seviyesine gelen bir firmadan, haklı olarak oyuncular kaliteli bir yapım beklemiyor, bekleyemiyor. Şahsen benim de düşüncelerim bundan çok da farksız değildi. Ancak zamanla gösterilen videolar oldukça ilgimi çekti, çünkü oyunda anlayamadığım bir çekicilik vardı, bilmiyorum belki kötü de olsa yıllarca ismi için oynadığım birçok Alien oyununu görmüş olabilirim. Belki de biraz Doom, artık o kadarını bilemeyeceğim, ama Dead Space kesinlikle dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Ancak bu Sonbahar’daki oyun yağmurunun arasında hemen alacaklarım listesinde değildi. Arkadaşta bir süre deneme fırsatı bulduktan sonra fikrim tamamen değişti. Dead Space kesinlikle oynanmayı hak eden bir oyun olmuştu ve ilk fırsatta hemen alarak PlayStation 3’ün başına kuruldum.
Ufukta bir gemi göründü…
Oyunun ayrıntılarına geçmeden önce, biraz konusundan bahsedelim. Yapım, adından da anlaşıldığı gibi uzayda geçiyor ve günümüzden çok çok uzun bir zaman sonrasını konu alıyor. İnsanoğlu, Dünya’daki tüm doğal kaynakları tüketmiştir ve şans eseri uzaya yolculuk yapabilme imkanı yaratmışlardır ve “Planet Crakcing” adı verilen bu süreçte, tüm insanlar diğer gezegenlere giderek bu doğal kaynak açlığına son vermeye çalışmaktadır. İşte burada sahip olunan gemiler sayesinde bulunan maddelerin minarelerini ayrıştırarak eritilir ve Dünya’ya geri dönülür. Ancak bu işini tamamlayan bir grup, tam Dünya’ya dönerken, bu kaynak sağlamada çok daha büyük bir görevi olan USG Ishimura adlı bir gemi görürler ve garip olan geminin tüm galaksiyle bağlantısı kesilmiştir. İşte bu yüzden küçük bir bakım mürettebatı oraya gönderilir ve macera başlar.
Dead Space’e Ishimura’ya doğru yol aldığımız sırada, ateşli bir tartışmanın içinde başlıyoruz. Kontrol ettiğimiz kahramanımız ise, Isaac Clarke adında bir sistem mühendisi. Buraya iletişimi tekrardan sağlamak için gönderilir, ancak gerçek gönderilme sebebinin dışında başka amaçlarımızın da var olduğunu oyunun ilerleyen kısımlarında görüyoruz. Çünkü Isaac’ın bu gemide, uzun zamandır haber alamadığı ve özel mesajla yardım istediği birkaç arkadaşı daha var. Ancak gemiye ayak bastığımızda anlıyoruz ki, hiçbir şey beklenildiği gibi değil. Çünkü gemi Necromorphic adı verilen bir çeşit yaratık istilasına uğramıştır ve işin kötü yanı yardım istemek için gerekli olan tüm iletişim sistemleri hasar görmüştür. Kahramanımız ise tam anlamıyla bir mezbahanın içinde bulur kendisini ve hem arkadaşlarını hem de sağ kalan başka kimse var mı diye, Ishimura’nın dar koridorlarında zamana karşı ölüm kalım yarışına girişir.
Uzayın derinliklerine açılma vakti
Karakter üstünde bu kadar durduktan sonra oyunumuzu şöyle bir genelleyelim isterseniz. Öncelikle benim için en önemli faktör olan oynanabilirlikten bahsedelim. Bilindik ve son zamanlarda hemen hemen her TPS oyununda gördüğümüz omuz üstü kamera açısı Dead Space’te de mevcut ve oldukça da başarılı kullanılmış. Karakterimiz olabildiğince sola kaydırılarak güzel bir görüş açısı sağlanmış, oyunda nişan alma, hedefi tutturma gibi faktörler çok rahat bir şekilde gerçekleşiyor. Ayrıca giymiş olduğumuz zırhlı kostüm de oyuna çok güzel bir etki sağlamış, çünkü onun ağırlığı yürürken, dönerken kısaca her türlü hareketinizde resmen hissediyorsunuz. Bana göre bu oldukça başarılı ve güzel düşünülmüş bir detay olmuş. Bunun dışında, sahip olduğumuz silahların dışında yumruk, tekme gibi saldırı seçeneklerimizde yer alıyor. Mesela şarjörünüzün bittiği bir anda, yenisini takabilmek için yumruğunuzu savurarak yaratığı birkaç metre ileriye savurabilirsiniz ya da yer düşen bir yaratığı ayağınızla ezip, paramparça da yapabiliyorsunuz. Tabii bu sadece yaratıklar için geçerli değil, oyun boyunca karşılaştığımız ve için de işe yarayan materyallerin olduğu yeşil kutular oluyor, onları da yerine göre boş yere cephane harcamadan, yumruk ya da tekme ile parçalayabiliyoruz.
Oynanabilirliği çok güzel bir seviyeye çıkartan hologram yöntemi bence müthiş bir seçim olmuş. Oynarken, tam anlamıyla kendinizi uzayda hissediyorsunuz. Şöyle ki, karşımıza çıkan her materyaller (Cephane, oksijen tüpleri, sağlık tüpleri, ses kayıtları vs...) her şey karşımızda hologram olarak beliriyor ve işin güzel yanı o hologramlar o kadar güzel tasarlanmış ki, tersten, yandan nereden bakarsanız bakın o da ona göre değişkenlik gösteriyor. Bu detay bence oyunun en güzel yanlarından biri.
Tabii ki oynanabilirlikteki detaylar ve güzellikler bu kadarla da sınırlı değil. Sonuçta uzaydayız ve bundan yararlanmak lazım diye düşünmüş olacak ki, uzay boşluğuna çıktığınızda yedek oksijen tüpünüz devreye giriyor ve sırtınızda ne kadar oksijenlik zamanınız kaldı diye yine hologram olarak bir gösterge çıkıyor. Boşluğa adım attığınız anda her şey durmuş gibi hissediyorsunuz, yapımdaki o harika sesler bir anda susuyor ve sadece kendi nefes alıp verişinizi duyuyorsunuz ve bunu güzel bir ses sistemi eşliğinde oynarken o kadar iyi hissediyorsunuz ki, tabiri caiz ise o anı sizde yaşıyorsunuz. Bazı bölümlerde yer çekiminin olmadığı yerlere girmeniz gerekiyor. İşte o anda bir başka gerçekçilik duygusuna kapılıyorsunuz. Havada uçuşan cesetler, kollar, kafalar, demir parçaları, herhangi bir nesne hatta tek tek havaya doğru süzülen baloncuk halinde su ya da gaz sızıntıları size tam anlamıyla o duyguyu müthiş veriyor.
Oynanabilirliği bu kadar övmeme rağmen bazı eksilerde yok değil. Maalesef yaratıkların kalabalık geldiği anlarda ya da yer çekiminin olmadığı yerlerde kamera biraz sorun yaratabiliyor. Bunun dışında bazı anlar karakterin dönüşleri de ağır kalabiliyor, ani dönüşlerde sıkıntı ne yazık ki var. Ayrıca bazen yumruk ya da tekmemizi kullanırken hemen isabet oranı biraz düşük olabiliyor, birkaç defa denenebiliyor, bunlar dışında oyunun oynanabilirliği kesinlikle harikulade olmuş.
Yaratıklarla dans
Düşmanlarımız oyunun kalitesine çok iyi oturmuş. Oldukça ince ve akıllıca düşünülmüş tasarımlardan ortaya çıktıkları çok belli olan birçok çeşit yaratık görüyoruz. Ayrıca bu tip oyunlarda görmeye alışık olduğumuz, bölüm geçtikçe gelen yaratıkların değişmesi ve güçlenmesi gibi durumlar bu oyunda pek yok. Karşınıza ilk çıkan yaratık yapımın ortalarında da sonlarında da gelebiliyor, yani oyunun her yerinde ve her anında her yaratığı görebiliyorsunuz. Ancak işin güzel kısmı, bu yaratıkları alt etmede yatıyor, çünkü daha önce belirttiğim gibi, sahip olduğumuz silahlar bilindik ateşli silahlardan değiller. Mesela hava basıncı uygulayan, sadece ateş çıkartan, taşları parçalamaya yarayan gibi birçok farklı türde silah bulunuyor. İşte bu silahları yerine göre kullanmak gerekiyor, o zaman oyun inanılmaz bir hal alıyor. Yaratıkları öldürmek bilinenin aksine bu oyunda biraz farklı yapılmış. Şöyle ki, yaratıkların gövdesine ateş ettiğinizde beklemediğiniz bir şekilde yaratık üstünüze gelmeye devam ediyor, ama bacaklarına, kollarına ya da sırtından çıkan uzuvlarına ateş ettiğinizde işte o zaman çaresiz kaldığı anlar olabiliyor. Örneğin, bir yaratığın ayaklarına ateş ettiğiniz zaman, ayak parçalanıyor ve yaratık yere düşüyor ama sürünerek gelmeye devam ediyor, işte bu defa kollarını ya da başka bir yerini daha vurmanız gerebiliyor, aynı şekilde diğer yaratıklarında zayıf noktaları mevcut. Eğer siz buna göre hareket edip doğru silahı seçerseniz işiniz oldukça kolaylaşıyor. Bir başka örnek vermek gerekirse, yaratıkların kalabalık geldiği anlarda Force silahını kullanarak hepsini bir kerede püskürtebiliyorsunuz ve o anda hepsi etkisiz bir hal alıyorlar, bu sayede zayıf noktalarını bulmak çok daha kolaylaşıyor.
Beyazperdeden fırlamak
Dead Space’in daha önceden yapılmış animasyon filmi, çizgi romanı gibi birçok farklı çeşitleri de var. Artık oyunu da var demek isterdim, ama ben şahsen oyun diyemiyorum, çünkü öylesine başarılı görsellik var ki, bazı anlar çok ciddi söylüyorum resmen bir filmden çekilmiş sahne gibi görünüyor. Belki bunu okurken “Hadi canım sende” gibisinden söylemlerde bulunanlar olacaktır, ama onlara tavsiyem bu oyunu tüm görsellikle ve mümkünse büyük bir TV’de oynamaları, çünkü gerçekten bunu anlatmak çok güç, kesinlikle görülmesi gereken bir şey. Bunun sebebi ise, oyundaki çevre ve Isaac’ın kostümü inanılmaz derecede birbiriyle uyumlu olmuş. Mesela ışığın az geldiği anlarda harika modellenmiş o kostümde ona göre doku değişikliği oluyor ya da ışığın çok yoğun geldiği anlarda yine aynı şekilde gerçek bir metal havasını hissettiriyor. Zaten Isaac’ın o kostümü üzerinde çok durdukları her halinden belli oluyor, açıkçası ben uzun zamandır her detayı bu kadar iyi modellenen bir karakter görmedim.
Görselliğe girmişken oyunda genel görünüm ise oldukça başarılı. Oldukça diyorum, çünkü bazı bölümlerde zayıf kaplama kalitesi dikkat çekiyor. Bazı bölümler ise cidden harika görünüyor. Zaten Dead Space’te tam kıvamında yapılan müthiş bir aydınlatma söz konusu, öyle ki bu aydınlatma ortamı bir anda film havasına dönüştürebiliyor. O yüzden genel anlamda konuşmak gerekirse, oyunun grafik kalitesi de çok iyi olmuş.
Biraz da seslerden bahsedelim. Biliyorum yazının başından beri oyunu övmekle meşgulüm, ama gerçekten övülmeyecek gibi de değil. Çünkü sesler de bir harika, yazımın başlarında belirtmiştim, güzel bir ses sistemine sahipseniz yapım bu konuda harika dakikalar yaşatıyor. Yani başka bir değişle sanki yaşayan bir oyunu oynuyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz.
Uzayı terk ederken…
Bu oyun sürpriz bir şekilde gelip, tam anlamıyla klasik olan yapımlardan. Her karesi tabiri caiz ise kalite kokuyor. Oynamaya başladığınız bırakmıyorsunuz, fena halde bağımlık yapıyor ve resmen atmosferin içine giriyorsunuz. Ayrıca da hem aksiyon-macera hem de hasret kaldığımız Survival-Horror türüne harikulade bir örnek olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim.
Yorumlar (6)
Oyunu indiriyim en iysi :)
oyun düz fps değil rpg özelliğide var bence oyun çok güzel oynayın derim.
Bence tum seri super ama 3 daha korkunc bi de her zorlukta yarariklarin geldigi yer degisio
Hangi aptal oğlu aptal bu oyuna 94 verdi.5 kuruş etmiyorsun merlin
Kontrol çok zor geldi bana
güzel oyun da bir süre sonra neyin nerden çıkacağını tahmin ediyorsun ama sesler muhteşem