Fuar 1988 yılında ilk kez sadece ama sadece 20 adet tasarımcının katılımıyla düzenlenmişti ve 150 kişinin ilgisini çekmişti. Yıllar geçtikçe aynı oyun piyasası gibi fuarda geliştikçe gelişti. Küçük ve kişilerin zorlamasıyla yapılan bir organizasyondan, milyonlarca dolar kâr eden bir şirkete dönüştü. 2008 yılında 18.000 izleyici salonlarda yerlerini aldı. ABD’nin en büyük okullarından 25 yetenekli öğrenci burslu olarak fuarda katılımcı olarak yer aldı. GDC bu sene 23-27 Mart tarihleri arasında, ABD’nin Kaliforniya eyaleti, San Francisco şehrinde düzenlendi. Organizasyonda uzun süredir iple çektiğimiz birçok gelişmenin sonucu da ortaya çıktı.
Metal Gear Solid’in yaratıcısı GDC’de ödülü kaptı!
Hideo Kojima, GDC’de ödül alırken pek çok ilginç gelişme yaşandı. GDC’nin sunucusu Hideo Kojima’nın hayatında ilk kez Japonya dışına çıktığını belirtirken çok ilgi çekici bir sunum yaptı, “Tanrı’nın önünde diz çökün!” dedi. Bu sunumun ardından salon adeta inlemiş. İngilizceyi çok iyi bilmeyen Kojima’nın açıklaması tercümanlar kanalıyla aktarılmış. Kojima kendi açıklamasına göre, bu sektörde 20 yıldır bulunmasına karşılık bir kez bile fuara katılamamış. Bunun sebebini de Mayıs’ta daima meşgul olması olarak açıklıyor. Bence GDC organizatörleri sırf onun için fuarı Mart’a almışlardır… Böylelikle geçerli bir mazereti de kalmadı!
Kojima, teknik gelişmelerden ya da MGS’nin yeni sürümünden bahsetmektense felsefe yapmayı tercih etmiş. Duyumlara göre salondaki bazı kişiler kendilerini uyuklamaktan zor almış. Kojima anlaşılan epey cimriymiş. Pek çok talep, hatta tezahürat olmasına rağmen, tek bir bedava oyun bile dağıtmamış. Bu tür isteklere gülüp geçiyor ve epey de iddialı. Devrim yaratacak bir tasarımdan bahsediyor. GDC’de pek rastlanmayan bir olay olduğu için herkes şaşırmış.
Kojima bir de geçmişin ağıtını yakmayı tercih ediyor. Amerika’da hiçbir zaman piyasaya çıkmayan 1986 yapımı MGS’den bahsediyor… Pek de alçak gönüllü olarak, “NES Metal Gear berbat bir oyundu. Nedeni sorarsanız, yaratımında ben yer almamıştım.” diye açıklıyor. Kahkahalarla güldüğüm bir şeyden daha bahsetti. Solid Snake’in orijinal ismi Plaid (Ekose) Snake’miş. Tarih vermiyor, ama sözlerini bitirirken MGS’nin devrim yaratacağını vurguluyor.
Film ve çizgi roman oyunları genelde fiyaskoya dönüşür. Çoğu kişi bu tür yapımlardan fersah fersah kaçar. Arkham Asylum’un bu rutinin dışına çıkması bekleniyor. Dark Knight’ın gösteriminin üstünden 1 yıl geçmiş olması da bu iddiayı güçlendiriyor. Epey özenli ve dikkatli bir çalışma yapılmış. Oyun bir melez olacak, yani Thief gibi gizlilik-aksiyon kırması diyelim. GDC’de bu oyun epey dikkatlice incelendi ve oynandı. Kısaca izlenimlere de bakalım.
Joker denilen arıza karakter tüm Arkham’ın kontrolünü ele geçiriyor ve orasını en az kendi kadar deli suçlularla dolduruyor. Oyunun aksiyon kısmı çeviklik ve combolara dayalı, ama Batman’in ıvır zıvır oyuncaklarını kullanmak ve gölgelerde saklanmak da önemli. Kemeriniz de tam anlamıyla teknoloji harikalarıyla dolu.
Kontroller oldukça basit ve kullanıcı dostu. Örnek vermem gerekirse X360’ta; X yumruk, Y defans yapmaya yarıyor. B’ye basınca teknolojik cihazlarınızla karşınızdakini geçici olarak kör ediyorsunuz. A da hızlı koşup akrobatik hareketler yapmanızı sağlıyor. Özellikle ağır düşmanlara karşı en iyi strateji geçici körlüğe neden olduktan sonra tüm gücünüzle saldırmak. Düşmanlarınız arasında adeta dans ediyorsunuz ve onların işini bitiriyorsunuz. Animasyonlar da en üst kalitede yapılmış. Çok akıcı ve gerçekçiler. Bir de Challenge Room’a sahibiz, adı Silent Predator. Sizi en kötü düşmanlarınızla birlikte küçük bir odaya koyuyorlar. Her yer zifiri karanlık. Siz de kızıl ötesi ışınınızla ve sonar teknolojinizle odada terör estiriyorsunuz…
Çizgi roman uyarlamalarının makus talihini değiştirebilecek olan Batman: Arkham Asylum birkaç ay içinde PC, XBOX ve PS3 için piyasaya çıkıyor. Size tavsiyem gün saymaya başlamanız olacaktır.
Öncelikle Ninja Gaiden’ın konusundan biraz bahsetmek istiyorum. Orijinal hikâye Ryu Hayabusa’nın etrafında dönüyor. Karakterimiz, dünya epey karışınca onu kurtarmak için bir yol arıyor. Uzun zamandır hakkında tuhaf şeyler hissettiği, köyünde bulunan iblis heykelinin sorunlarının çözümü olabileceğini inanıyor. Anahtarı çevirmesiyle birlikte, Ryu en üst seviye yeteneklere ve birbirinden ilginç silahlara sahip bir Ninja’ya dönüşüyor.
Ninja Gaiden 2 geçen yıl X360 için piyasaya sürülmüştü. Şimdiyse birçok yenilikle birlikte PS3 için hazırlanıyor. Oynanabilecek yeni karakterler de var. Epey güzel ve çekici olan bir kadın karakter olan Ayane, mor saçları ve sahip olduğu birçok silahıyla tam bir ölüm makinesi. İkinci yeni karakterimiz ise Momiji. Dragon Sword’u taşıyan, Ayane’den güzel olmasın, ama çekici mi diğer kadın karakter. Yeni düşmanlarımız da var, ancak Momiji ve Ayane yanımızdayken dert etmemize gerek yok. Ninja Gaiden Sigma 2’de online oyun desteği de fazlasıyla artırılmış ve elden geçirilmiş. Otuz yeni Challenge modu, otuz yeni bölümde single player campaign’deki alanlar geliştirilerek yapılmış. Yine de göze hoş görünüyor.
Yapımcılar sadece bunlarla da yetinmemişe benziyor. Grafikleri, sesleri ve müziklerde de bazı değişiklikler var. Oyunda Trophy desteği de bulunacak. En son yenilik ise Dual Shock 3. İşte bu çoğu kişiyi tam kalbinden vurup, titretecek gibi görünüyor. Zaten son derece iyi bir oyun olan Ninja Gaiden, bu tür yeniliklerle eskisinden bile iyi olmuş diyebiliriz.
Ninja Gaiden Sigma 2, PS3 sahipleri için Sonbahar’dan itibaren satışa sunulacak. Single player’ı yüzde otuz oranında genişlemiş, yeni online modları, epey çekici iki yeni kadın karakteriyle beklenmesi gereken bir yapım.
GDC’nin kapanışına doğru ortaya başka ilginç oyunlar çıktı. Kıyamet temalı, MMO bir aksiyon olan Fallen Earth de bunlardan biri. Oyun dünyanın en geniş vadisi olan Arizona’daki Büyük Kanyon çevresinde geçiyor. Klişe olan bir hikayesi olduğunu söyleyebilirim. Bir virüs salgını dünyanın nüfusunun yüzde doksanını silip süpürmüş. Geriye kalanların önemli bir kısmı da tahmin edileceği üzere mutasyon geçirmiş. Bizde bu çölün ortasında kalmış yalnız silahşoruz. Ne kadar yaratıcı sizce de öyle değil mi?
Yapım karakter yaratımı ile başlıyor. Kadın veya erkek dilediğiniz şekilde bir karakter yaratabilirsiniz. Bu karakteri dövmeler ile zenginleştirebilirsiniz. Fallen Earth’te karakterimizin geçmişi söz konusu değil. Anı ve geleceği yaşayacaksınız. Yapacağız seçimler sizin becerilerinizi ortaya çıkartacak. Her seviye atladığınızda çeşitli alanlarda dağıtmak için üç çeşit puan alacaksınız. Yapımın konusu klişe olsa da, tekrar dirilmeye akıllıca bir açıklama getirilmiş. Bir klonlama hücresinde tüm gen haritanız kopyalanıyor ve böylece tekrar tekrar oyuna dönebiliyorsunuz.
Altı adet politik güç var. Zaman geçtikçe bunlara düşman olabilir, tarafsız kalabilir veya onlardan birine katılabilirsiniz. Fallen Earth’e ilk başladığınızda bir cesedin yanında uyanacaksınız. Cesetteki baltayı kapıp, yolunuzu parçalayarak açacaksınız. Daha sonra gizemli bir kadınla karşılaşacaksınız. Bu kadın nedense devamlı size yardım ediyor ve izlerinizi takip ediyor. Yapımcılara göre kadının kimliği tam bir sürprizmiş. Kim bilir? Belki de oyunun konusu o kadar klişe değildir!
Büyük Kanyon, dünyanın en önemli eserlerinin kalıntılarıyla dolu, iç karartan bir mekan. Fakat kıyamet konseptine tam anlamıyla uygun. Fallen Earth’te yaya ve atlı olarak yol alabiliyorsunuz. Oyun içinde tam tamına 83 kilometre karelik bir alan var ve ani seyahat diye bir imkan yok. Bu durum yolu at üzerinde ya da koşarak geçeceksiniz demektir ki, bu da inanılmaz bir oyun alanı demek.
Tabancalardan, suikast tüfeklerine, bir çeşit elektrik şoklu balyoz olan Tesla-Hammer’a kadar son derece ilginç silahlara da sahipsiniz. Ayrıca silahları da yaratabiliyorsunuz. Bu da gerçek zamanlı oluyor. Basit bir tabancayı iki dakikada birleştirirken, teknolojisi gelişkin bir silahın üretimi iki günü rahatlıkla bulabiliyor. Fallen Earth’un beta sürümü 9.000 kişi tarafından oynanıyor ve oyunun gelecek yıl piyasada olması bekleniyor.
Bir organizasyon daha biter
GCD 2009 fuarının en çok ilgi çeken isimleri bu oyunlardı. Bunların haricinde Chronotron 2: Tales of Time Traveling Robot, Legend of Zelda, Battlefield 1943 gibi yapımlar yakında raflardaki yerlerini alacaklar. Krizin etkisiyle, oyun piyasası geçtiğimiz yıllara oranla biraz durgun kalsa da, ilgi çekecek pek çok projenin piyasaya çıkacak olması, oyun severleri çok mutlu edecektir. Çocukluğumdan beri hayranı olduğum Batman: Arkham Asylum’u ise ayrı bir sabırsızlıkla beklediğimi söylemeliyim.
Yorumlar (5)
bencede çok güzel izah etmişsin insanlar bizi anlamıyorlar herkes karşı sırf oyunada değil internetede aynı derece karşı ve önyargılılar
ne tanrısı ya puhaha :D madem çok iyi hikaye biliyorsun git film senaristi falan ol
Yuh bee. Tanrı'nın önünde diz çökün derken kendini mi kastediyor bu? Bir anda gözümden düştü.
Çok doğru söylüyorsun kardeş..Bir de Kojima'dan soğudum bu yazıyı okuduktan sonra..Adam kendini ne sanıyor öyle..Ukalalık almış başını gitmiş..Shinji Mikami, John Carmack gibi oyun dünyasına adını altın harflerle yazdırmış serilere sahip yapımcılardan çıt çıkmıyorken adamın söylediklerine bak..
Oyun kültürünün Türk toplumundaki eksikliğinin sonucu olarak bizlerden hatırı sayılır kişiler ve firmalar bu tür fuarlara katılım gösterecek düzeye ulaşamıyor!Maalesef. Buna sebep olan faktörün kaynağını da yatan esas problemi biliyorum... Ne mi? Zihniyetimizin oyunlara olan genel bakış açısı! Olumsuz vakka olarak nitelendirilen oyunseverler ve oyun oynamanın,ruhu aşırı derece olumsuz yönde etkilediğini ayrıca çocuklara yönelik türden oyuncak misali yapımlar olduğu görüşünü üreten ve bizzat savunan Misyonu geri,vizyonu kısıtlı açısı dar zihniyetli toplumumuzun getirisidir(Nedense bizdeki getiriler avantaj yerine dezavantaj sağlıyor!) Umarım fikrimi ve konu hakkındaki düşünlerimi açık ve net bir dille izah edebilmişimdir. Saygılarımla!