-Beyaz tavşanı kovala Neo…
-Bırak Allah’ını seversen şimdi.
-Tak tak, pat küt, stak stok, çata çota Neo!
-Dur abi tamam kalkıyoruz ya vurmasana!
Oyunu ilk kurup yüklediğimiz andan itibaren ortada bir konsol oyunu havası var. Gerek arayüz olsun, gerek diğer görsel öğeler sanki bir PS2’nin başında oturuyormuşsunuz izlenimi veriyor. Her yeni oyun yükleyip, ilk defa çalıştırdığımda yaptığım gibi options menüsüne giriyorum ve o da ne? Grafik ayarları kısmı son derece ayrıntısız. Çözünürlük ayarının dışında kalite ayarını yapabileceğiniz tek bir yer var ve 1’den 10’a kadar gidiyor bu ayar. Ne bir AA ne bir AF ayarı mevcut. Tamam, anladık çok tembelsiniz, beceriksizsiniz, konsolda grafik ayarı yok diye PC versiyonuna sallamasyon bir şey koymuşsunuz tamam ama, asıl sorunlar grafik ayarını en sona getirip oynamaya çalışmamdan sonra ortaya çıktı. Sadece kafası olan vücudu olmayan karakterler mi dersiniz, saçma sapan renk cümbüşleri mi dersiniz yoksa ben size ara sahneler bitince karşınıza çıkan simsiyah bir ekrandan mı bahsedeyim? Kafayı yemek üzere iken girip oyunun readme dosyasına bir bakayım dedim, işler burada daha da saçmalaştı. Neymiş efendim, 10’dan 8’e kadar pixel shader 3.0 kullanılıyormuş. Hadi tamam, ekran kartım olan Radeon X800XT-PE pixel shader 2.0 destekliyor ancak insan bir uyarır, bilmeyenler için bir açıklama yazar değil mi? Saf, hakiki, öz tembellik ki ilerleyen zamanlarda daha pek çok örneğini göstereceğim.
-Trinity’cim, o konuya hiç girmesek diyorum?
Nihayetinde ayarı 8 yaparak oyuna başladık. Grafikleri tek bir cümle ile özetlemek gerekirse: GTA3 grafiklerini alın, üzerine biraz buğu serpin, tamamdır. Her ne kadar Enter The Matrix’e göre grafikler çığır açmışsa da genel anlamda kötü. Hatta iddia ediyorum Max Payne 2’nin grafikleri bile daha iyi. Karakterlerin yüzleri mutasyona uğramışlar gibi. Hele yüzlere zoom yapılan ara sahnelerde, düşük çözünürlüklü kaplamalar insanın midesini iyice bulandırıyor. Yansıma yapmayan gözlükler, dümdüz dişler, bazen zeytinyağına banılmış gibi parlayan bazen de kapuska gibi mat duran kıyafetler, dümdüz, kutu gibi eller de cabası. Mekan tasarımları az biraz kurtarır gibi oluyor durumu ki, oyunun grafiklerinin hiçbir platforma göre optimize edilmemesi Path Of Neo’nun grafik konusunda sınıfta kalmasına yeterli oluyor. Şöyle ki, diyelim F.E.A.R.’ı canavar gibi çalıştırabilen Athlon64 tabanlı, 1GB RAM’li bir sisteminiz, bir Geforce 7800 ekran kartınız var; oyunda bullet time adı verilen yavaş çekime geçtiğiniz anda fps yerlerde sürünüyor. Benimki gibi Intel P4 tabanlı, 2GB RAM’li bir sisteminiz, Radeon X800XT ekran kartınız varsa; pixel shader 3.0 olmadığı için oyunda herhangi bir yavaşlık yok ancak bu sefer de çoğu kötü kodlanmış oyunda, ATI yonga setli ekran kartına sahip olanların çektiği grafik “yamuklukları” artmış bir şekilde devam ediyor. Ortalık gün gibi aydınlıkken karakterinizin zifiri karanlıktaki gibi gözükmesi, bazı yerlerdeki duvarların gidip gelmesi, anlam verilemeyen çizgilerin oluşması gibi. Peki diyelim bir PS2’niz var; oyun bazen o kadar yavaşlıyor ki bastığınız düğmeler bile geç algılanıyor. Bir de Xbox’ınız olsun bakalım; bu sefer oyun anlamsız bir şekilde bazı zamanlar daha da yavaş ve ayrıca 16:9 geniş ekran TV desteği de yok. Grafiker açısından tek iyi gözüken olay etraftaki çoğu şeyin parçalanabilmesi ki, uzun süren kavgaları çok zevkli kılıyor.
-Hanım, şu oğlana söyle artık kaşıkla içsin çorbasını, ben yamultacam yoksa onun suratını!
Oyunda oynadığınız karakter olan Neo, her bölüm atladıktan sonra yeni dövüş hareketleri kazanıyor. Hangi hareketi ya da özelliği alabileceğinizi, bir menü aracılığıyla seçebiliyorsunuz. Öncekiler ile birleşip combo oluyor bu hareketler. Yeni comboların ve yakın dövüş silahlarının da eklenmesiyle yapabileceğiniz hareket sayısı 100’ü aşıyor. Oyunun en iyi yanı bu. Filmlerde Neo’nun yaptığı her hareketi ve hatta çok daha fazlasını yapabiliyorsunuz. O yüzden oyunda dövüşmek çok ama çok zevkli. Bullet time ile yapılan özel combolar da şahane. Tabi adı üstünde “combo” olduğu için bu hareketler bir takım tuş kombinasyonlarıyla yapılıyorlar. Bunların arasında bir tuşa uzun süre basıp, başka bir tuşa 5 kere basmak gibi kolay olanları dışında, o tuşa 5 kere basıp, sonra başka bir tuşa iki kere bastıktan sonra kendi etrafımızda dönüp, bullet time’ı açıp iki kere zıplamak ve bu saydıklarımı iki kere yapıp başka bir hareketle birleştirmek gibi çok zor olanları da var! Dolayısıyla çoğu hareketi bir kere bile yapamadan oyunu bitirmek zorunda kaldım. Hareketleri yapamamamın nedeni sadece çok zor oldukları değildi maalesef. Oyunda PC’ye çevrilen çoğu konsol oyunu gibi büyük bir kontrol sorunu var. Klavye+Mouse kombinasyonundan maksimum derece yaralanmak için mutlaka ayarlardan tuş düzeneklerini değiştirmek lazım. Ancak değişiklikleri yapıp kaydettikten(!) sonra her oyundan çıkıp geri girdiğimizde kontrol ayarları varsayılana dönüyor.
-Mistır Endırsın…
-Ooo abi sen miydin? Gel geç otur şöyle çay var smith var, buyurmaz mısın?
Geldik hikaye ve anlatıma… Hikaye Neo’nun olayların en başından sonuna kadar yaptığı ve yapmadığı bütün olayları içeriyor. Peki bu ne demek? Filmlerdeki çoğu sahneyi oynayabiliyorsunuz. Oyun ne kadar lineer gözükse de yapımcılar arada sırada bize seçim hakkı tanımışlar. Misal Neo’nun çalıştığı Metacortex şirketine ajanlar tarafından baskın yapıldığında, filmdeki gibi yakalanmayı seçebilir ya da uğraşarak film ile hiç alakası olmayan olaylar yaşayarak Trinity’nin motoruna atlayabilirsiniz. Oyun, bu bakıma filmlerden farklılaşıyor. Bunun bir oyun olmasından ötürü film ile alakası olmayan, ters düşen ya da arka planda sadece bahsedilen çoğu şeyi görmek mümkün. Misal, ilk filmde sadece “I know kung-fu” sözüyle biten dövüş teknikleri eğitimi kısmını bizzat oynayabiliyorsunuz. Operatör’ün yaptığı geyikler ve Mortal Kombat gibi oyunlara, John Woo filmlerine yapılan göndermelerle gayet eğlenceli geçiyor bu eğitim bölümü. Öte yandan, ikinci filmdeki “Zion toplu seks partisi” gibi gayet gereksiz, gülünç ve saçma bir bölüm de var. Aksiyon oyunlarında bulmaca çözmekten pek hoşlanmayan biri olarak bu her şeyin ters yüz olup, uzaydaki bir boşlukta kocaman karıncalarla savaşıp, doğru kapıyı bulmaya çalıştığımız bölümü hiç sevmedim. Hikayeye hiçbir getirisi yok. Ayrıca tamamen film ile alakasız bir bölüm, Merovingian’ın şatosundan kaçmaya çalışırken bu bölüm karşınıza çıkıyor. Aynı şekilde hem filmde hem de oyunda olan çoğu bölüm “oyunlaştırılmış”. Ayrı yeten oyunda çoğu zaman absürt yerlerde mizahi anlatım yapılıyor. Hiç gülünmemesi gereken yerlerde komik bir durumla karşılaşınca afallıyorsunuz.
-We are the champions!
-Nassı yani?
Oyundaki ses efektlerinin çoğu filmlerden alınmış, bunun dışında gayet başarılı bir çalışma yapılmış diyebilirim. Attığınız yumrukların düşmanınızın suratında patlamasını, bullet time’da kurşunların yanınızdan geçerken çıkardığı uğultuları ve insanları “mermi manyağı” yaparken elinizdeki çifte desert eagle’ın ateş kusmasını gayet iyi yansıtmışlar. Ancak, maalesef ve maalesef oyundaki karekterlerden sadece Laurence Fishburne’ün orijinal seslendirmesi mevcut. Neo’nun da dahil olduğu diğer bütün karakterlerin seslendirmeleri, ses benzeri olan aktörler tarafından yapılmış. Her ne kadar iyi iş başarmış olsalar da, aradaki fark ister istemez anlaşılıyor. Anlaşılan Warner Bros önceki oyunun yarattığı hayal kırıklığından sonra Atari’ye fazla güvenememiş ve orijinal aktörlere seslendirme yapmaları için para vermemeyi seçmiş. Diğer bir konu olan oyun müziklerindeki durum ise; filmdeki müziklerin neredeyse hiç biri kullanılmamış. Bunun yerine oyun için sıfırdan, yeni bir soundtrack hazırlanmış. Orkestrasyon ve elektronik yapı taşıyan müzikler atmosfere derinlik katıyor. Ancak müzik kompoze etmek için uğraşılan zamanda oyunun kodlanması ve grafikleriyle uğraşılsaydı, çok daha hayırlı olurdu diye düşünüyorum.
Başlangıcı olan her şeyin bir sonu da vardır, çekirge…
Velhasıl-ı kelam, sıkı Matrix fanatikleri için yapılmış bol aksiyon dolu bir oyun olmuş Path Of Neo. Ancak sorunları ve aceleye getirilmedeki kalitesizlik problemleri üstüne, kötü kodlanmış PC versiyonu, kötü grafikler ve kontrolleri de katınca ödenen parayı kesinlikle hak etmeyen bir yapım oluyor. Aynen Matrix Online’da da olduğu gibi eğer ilerleyen zamanlarda Matrix lisansı kullanan başka başarısız bir oyun daha yapılırsa, insanlar artık üzerinde kayan yeşil kod deseni bulunan hiçbir ürünü almayacaklar. Atari’den ya Matrix lisansını bu işi becerebilen EA, Ubisoft gibi firmalara satmasını ya da oyun hazırlamak için Shiny’den daha iyi programcılar bulmasını istirham ediyoruz.
Yorumlar (6)
bu oyunun yeni versiyonu veya matrix in yeni versiyonda oyunu ciksa mukemmel olurdu. bekleyene karsilayamadi galiba path of neo.
arkadaşlar oyunu pc den oynuyorum oyun açılınca sesler geliyor fakat ekran beyaz napmalıyım lütfen söyleyin
arkadaşlar ben oyunu 1 kez bitirdim nostalji olsun diye bidaha oynuyorum takıldınız yerler olursa sorun ben ps2 de oynuyorum onuda belirtiyim oyun eski ama bağımlılık yapıyo birinci film bölümünü bi oturuşta bitiriverdim şimdi 2 nci film bölümündeyim bu oyunu hd remake yapsalar yeridir
trenden çıkamayanlar treni durduran bir kol war o girdiniz yere o yer düz olana kadar girip çıkın düz olunca treni durdurma kolunun önünde bekleyin makinist bişiyler diyor sürekli o dediği anda treni durdurun sonra neo trenden iniyor asıl iş trenden çıkınca başlıyor
trenden çıkmak için ya tab tuşuna basın yada F ye basın trende bişey olup duruyo
ben bi bolumde takıldım dev bı adamla dovusuosun yaratıkla dev gibi onu gecemedım