Herkes, Sakaguchi ve ekibinin PS3 çıkmadan önce, PS3 için girişimlerde bulunacağı yeni efsaneler yaratacağında hem fikirdi. Ama gün geçtikçe Sony PlayStation 3 kolu başkanı ve Ceo’su Ken Kutaragi ve Hironobu Sakaguchi’nin açıklamalarından takip edildiği kadarı ile ikili arasında bir açıklık olduğu biliniyordu. İlk PS çıktığından beri Sony, Hironobu Sakaguchi ve takımına çok destek verdiği bilinen bir gerçekti. PS3’ten önce ise bu desteğin eskisi kadar olmadığı ortadaydı ve açıklamaların git gide sertleştiği bir gün Hironobu Sakaguchi ve yaklaşık 112 kişilik ekibi bağlı oldukları yapım şirketi Square-Enix’den ayrıldığını resmen açıkladı. MistWalker adında yeni bir oyun şirketi kurduklarını ve bundan sonraki oyunlarını sadece Microsoft konsoluna özel olacağını dile getirdiler. Daha sonraki günlerde ilk oyunları olan ve onlar için büyük önem taşıyan Blue Dragon üzerinde çalıştıklarını resmi olarak açıkladılar. Oyun piyasaya çıktı. Yapım birçok siteden hit dereceler alırken, bazı sitelerden ise alamadı. Blue Dragon, Japonya’da büyük ilgi gördü, ama Japonya’da Xbox markasının değeri az olduğu için istenilen satış başarısı yakalanmadı. Ama benim gibi Hironobu Sakaguchi ve Nobuo Uematsu isimlerinin bir arada olduğu zaman ortaya çıkabilecek potansiyeli bilen kişiler, gözü kapalı oyunu oynadı ve memnun oldu.
Alternatif ve gizemli dünyalar
Karakter tasarımlarını Dragon Ball yapımcılarının üstlendiği Blue Dragon için, ciddi anlamda fantastik ve kusursuz olduğunu söyleyebilirim. Ama iş sadece karakter tasarımı ile bitmiyor. Yapım ciddi anlamda JRPG oyuncularının özellikle dikkat ettiği ve istediği birçok öğeyi fazlası ile başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. En başta gelen fantastik karakter tasarımları, bu oyunda ciddi anlamda iyi durumda. Ama hepsinden önemlisi olan mekan ve paralel dünya mantığı, belki de oyunu alınası kılan en büyük durum, çünkü oyunda neredeyse hiçbir mekan ve yer birbirinin benzeri dizayna ya da renge sahip değil. Hironobu Sakaguchi, tamamı ile insanı sürükleyen konu ile uyumlu öyle bir dünya yaratmış. Zaten X360 konsolunun gücünü çok iyi kullandıkları ortada, bu yüzden oyun biraz anime filmini yönetiyormuşuz hissini birçok yerde belli ediyor. Renk kullanımlarından tutun, mekanların paralel dünya ve konuya uygunluğuna kadar, dahası karakterlerin bu dünyanın bir parçasıymış gibi olmasına kadar, gerçekten insanı alıp götüren bir oyun. Çıkmadan önce benimde birçok endişem vardı, ama bunların hepsinin yersiz olduğunu oyun çıkınca anladım.
Blue Dragon, paralel dünyadaki Talha köyünde başlıyor. Nobuo Uematsu giriş ile beraber adeta ben buradayım diyen Slow parçası ile zaten direk sizi oyuna kilitliyor. Köyümüzde sakin bir gün geçirirken Land Sark adını verdikleri toprağın altından gelen, belli zaman aralıkları ile bizim ve civar yerleşim yerlerimizin, altını üstüne getiren yaratığı durdurmaya çalıştığımız bir girişle oyuna başlıyoruz. Ama işler hiçte sanıldığı kadar olmadığı daha oyunun ilk 15-20 dakikalık bölümünde klasikleşmiş Hironobu Sakaguchi senaryosuna dönüyor. Yapım, aslında herkesin yaratık sandığı şeyin yapay bir makine olduğunu ve arkasında Nene bir kişinin olduğunu öğrenmemiz ile devam ediyor. Oyunun senaryosu kesinlikle yaratılan dünya ile örtüşüyor ve oyunun sonuna kendini adeta parça parça açıklayarak heyecan yaratıyor. Ama Blue Dragon’nun oyuncuyu içine çekmesinde, en büyük pay sahiplerinden birisinin Nobuo Uematsu olduğunu da kimse inkar edemez. Müzikler öyle yerlerde öyle şekillerde giriyor ki, oyun içine inanın 1-2 sahnede “Tüylerim diken diken oldu” sözünü yaşayabiliyorsunuz. Tabii ki bunu yaşamanız için senaryoyu anlayabilecek kadar İngilizce sahibi olmanızda şart orası da ayrı.
İlerleyen bölümlerde bize yardım amaçlı katılacak karakterler ile beraber toplamda 5 ana karakterimiz var. Bunlar bir nevi ekibimizin ana karakteri olan Shu ile birlikte Zola, MaruMaro, Kluke ve Jiro. Blue Dragon’da, Final Fantasy serilerindeki gibi sıralı savaş sistemi var. Yalnız diğer FF oyunlarında Sumon, Aero veya GF gibi detaylar ile oyunlarında bulunan özel yetenekli savaşçılarımız, burada karşımıza karakterlerimizin içinde, kalbinden güç alan birer gölge olarak bizimle savaşlara katılıyor. Ayrıca savaştıkça gene standart olarak gelişim puanı ve para kazanıyorlar. Bu puanlar ise gölgelerimiz ile birlikte Skill adı verilen yeteneklerimizin gelişmesini sağlıyor. Yeteneklerimiz her gölge sınıfına göre farklılık gösteriyor. Mesela Shu ilk başta Sword Master sayılan dövüş klasına yatkın bir klas ile birlikte gölgesine sahip oluyor. Bu klas genelde sağlam defans ve sağlam derecede saldırı gücü veriyor. Ama büyüye karşı zaafları var. Bizler dövüşüp deneyim puanları kazanıp seviye atladıkça, klaslarımıza maksimum 5-10 tane olmak üzere (Her klasın yetenek değeri değişebilir) yetenek ağacı açılıyor ve bunlara farklı güçler ekleyebiliyoruz. En basit örneği Counter adı verilen, düşmanın fiziki bir temasında Turn yani savaş sıramıza etki etmeden hemen karşılığında bir Counter vuruşun otomatik olarak yapılmasını sağlayan yetenekler gibi. Bu yetenekler 100’e yakın ben bile hepsine ulaşabilmiş değilim, çünkü Assasins, Monk, Guardian, Barrier Magic, Black Magic, White Magic, Sword Master gölge güçlerimizin içinde hepsi farklı farklı yetenekler barındırıyorlar.
Shu, Sword Master başladı diyelim siz isterseniz onu ilerleyen seviyelerde bir büyücüye yada Monk gölgesine dönüştürebilirsiniz. Zaten tüm Skill’ler ve gölgeleri her karakter için açmak, oyunu en az 2 kere tam olarak bitirmek anlamına geliyor. Bu yüzden tekrar oynanabilirliğe de etki ediyor. Karakterleri tanıtmaya gelecek olursak eğer zaten Shu, Kluke ve Jiro’nun aynı köyden arkadaş oldukları ve maceraya beraber başladıklarını söyleyebiliriz. Shu lider ruhlu uslanmaz gözü pek bir karakter rolünde. Kluke ise daha sakin, ama biraz acımasız bir büyücü. Jiro ise her şeyden önce iyileştirme gücü olan White Magic yeteneklerine sahip ve bu bilgelik ile kişiliğine de yansımış durumda. Daha sonradan grubumuza katılan karakterler ise MaruMaro ve Zola var. Onları da sizler oynadığınız zaman kendi kişisel analizinizi yapmanız ve Spoiler olmaması için açıklamıyorum. Oyunun oynanabilirliği ve menüleri ise artık klasikleşmiş kalıplarda diyebiliriz. FF oynayanlar ya da herhangi bir J-RPG oynamış birisi için menüler ve kontroller çok sade gelecektir.
Yaşayan sanal bir dünya
Blue Dragon ciddi anlamda kaliteli grafiklere ve seslere sahip bir oyun, ama anime tarzı grafikleri küçük vücutlu koca kafalı karakterleri her kesimin sevmediği de bir gerçek. Bu yüzden grafiklerin herkese hitap etmediği ve birçok kullanıcıya çok renkli geldiği ortak kanı durumunda. Her ne olursa olsun animasyonlar, çevre detayları, renkler ve her ortamın ayrı şekilde dizayn edilmesi göze çok hoş geliyor. Bol renkli farklı türde mekanlarda geçen bir oyun süresi gözlerinizi hiç yormuyor.
Sesler ise her zaman JRPG oyunlarında çok önem taşımaz, ama ses olarak da gayet tatmin edici. Ses efektlerinin belki de kulağı tırmalamamasını sağlayan nokta, inanılmaz müziklerin hep bizim maceramızla beraber olmasıdır. Oyunda teknik anlamda bazı sıkıntılar olduğu bir gerçek. Bunlar içinde fazla sıklıkla olmasa da savaşlarda ve geniş mekanlarda olan Frame düşüşleri ilk akla gelenler. Bazen hiçbir şey yokken karakterinizin herhangi bir yerde takılı kalması ve çıkana kadar bir düşmana yakalanıp savaşın başlaması cidden can sıkıcı. Bunların dışında yaklaşık sizin seviyenize göre ilk oynanışta 30 saate yakın bir oynanış süresi veren ve tekrardan oynanabilirliği yüksek olan bir oyun Blue Dragon. Kaçıranların mutlaka Mist Walker firmasının bu ilk rüyasını oynamalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Firmanın ve JRPG ustalarımızın 2. oyunu Lost Odyssey’de şu anda piyasada. Blue Dragon, bence Lost Odyssey’den önce kesinlikle kaçırmamanız gereken bir yapım olmuş.
Yorumlar (4)
birde oyun inanılmaz kolaydı.ağaç boss dışında..
Yazdığım bu geç yorum ve hödüklüğüm için affına sığınıyorum Yalçın abi. :D Her neyse, Blue Dragon'u oynama fırsatına ulaşamadım ancak FF'de kendisini ıspatlamış isimlerin bulunması dikkatimi çekmeye yetti zaten. İnceleme de süper olmuş önceden belirttiğim gibi. 'Koca kafa' olayına da takmıyorum pek, benim için önce senaryo sonra oynanış. :) Blue Dragon'un da bu iki konuyu iyi yansıttığını tahmin ediyorum. İnşallah oynayabilirim bir ara. :D
biraz geç bir inceleme oldu ama yinede olsun yani oyunu bitirmeden önce okumak isterdim yinede elinize sağlık...
Çok güzel bir inceleme olmuş bir solukta okudum. Arada Hironobu Sakaguchi ve Nobuo Uematsu'ya da deyinmen iyi olmuş gerçekten ikiside büyük üstad. XBOX 360 değilde PS3 için çalışmış olsalar daha başarılı olacaklarını düşünüyorum açıkcası, bunuda belirtim. Aslında başarı derken oyunlarının tutulması açısından, yoksa gerçekten yaptıkları 2 oyunda bir klasik JRPG severler için. Eline sağlık Yalçın abi sen güzel inceliyosun valla RPG oyunlarını.[:D]Devamını bekliyorum yazılarının.