1/4

Boiling Point: Road to Hell

Merlinin Kazanı 3.06.2010 - 12:31
Kaybolan kızını ararken Güney Amerika'yı kendine düşman eden adam, Saul Myers...
Platformlar PC
Boiling Point: Road to Hell
Merlin Puanı 78
Artılar Detaylı oyun yapısı ve karakter profili. Devasa büyüklükteki haritalarda özgürce dolaşma imkânı. Güzel müzikler.
Eksiler Her an karşınıza çıkabilecek grafik ve oynanabilirlik hataları. Sesler başarısız. Yüksek sistem gereksinimi.

En çok satan oyunların türlerine baktığımızda FPS başta olmak üzere, aksiyon ve RPG oyunları olduklarını görürüz. Eline silah alıp hiçbir şey düşünmeden karşısına çıkanı vurmayı benimseyen oyuncular FPS’ye yönelirken, biraz bulmaca çözmeyi, biraz aksiyon yaşamayı isteyen ve biraz da özgür olup ortalığı karıştırmayı isteyenler ise aksiyon oyunlarına yönelir. RPG’severler ise genelde gerçekçilik isterler ve oyunun kendi dünyasına kendilerini adapte etmeye çalışırlar. Karakterleri ile bir bütün olmayı, onunla uzun soluklu bir maceraya çıkıp, karakterinin gelişimini izlemek isterler. Peki birbirinden epey farklı gözüken bu üç unsuru bir araya getiren bir oyunu denemek hiç aklınıza gelmiş miydi?

Boiling Point, bahsettiğimiz üç unsuru bir araya getirmeye çalışan, son derece kapsamlı oyun yapısı, devasa boyuttaki haritaları ve son adımı hiç bir zaman belli olmayan görevler karmaşası ile uzun soluklu bir oyun olmaya çalışıyor.

Aksiyon filmlerinin değişmez klişeleri

Eski bir asker olan Saul Myers’in gazeteci kızı, Güney Amerika’nın kanundan nasibini almamış şehirlerinden birinde hiç öğrenmemesi gereken bir bilgiye ulaşır. Ancak bu durum bölgenin çete elemanları tarafından olumlu karşılanmaz ve Saul Myers’ın sevgili kızı bir anda ortadan kaybolur. Haberi bir gazeteden öğrenen kahramanımız kızının peşine düşmek için hemen ilk uçakla bölgeye ulaşır. Saul Myers’in tek amacı kızını kurtarmak olsa da geldiği şehir kanunsuz işlere kucak açmış, vasat bir bölgedir. Yılda 70 ila 100 bin insanın cinayete kurban gittiği şehrin hemen her sokağında bir olay yürütülmektedir. Saul Myers umutsuz yolculuğu boyunca sayısız işe bulaşacak ve kızının düştüğü durumu düzeltebilmek için hiç ummadığı olaylarla karşılacaktır.

Açık konuşmak gerekirse Boiling Point’in hikayesi pek iç açıcı değil. Televizyonda izlediğimiz sıradan aksiyon filmlerini aratmayacak bir senaryo içeriğine sahip. Ancak oyunun içinde öyle olaylara karışıyor ve öyle durumlara şahit oluyoruz ki, ister istemez ana senaryodan uzaklaşıyor daha çekici bir oyun ile karşılaşıyoruz.

Basit bir oyundan çok daha fazlası

Her şeyden evvel Boiling Point’in son dönemde çıkan oyunlara nazaran çok daha kapsamlı ve detaylı olduğunu söylememiz gerekli. Bu oyun ne sıradan bir FPS, ne de GTA tarzı yasa dışı görevlere odaklanmış aksiyon oyunu. Boiling Point bana kalırsa Deus Ex oyununa benzeyen, daha fazla hareket katılmış RPG, FPS ve aksiyon karışımı bir oyun. Başladığınız ilk dakikalardan itibaren her an yeni bir şey keşfedip, yeni bir özelliğini fark edeceğiniz oyun, inanın sizi hiç ummadığınız kadar saracak. Sokaklarda dolaşırken tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi yaşayan bir şehre şahit olacağız. Üstelik herkes kendi halinde işlerine bakarken, sizin yaptığınız harekete göre karşılık verecekler. Günlük hayatımızda karşılaştığımız pek çok ahlaki değerlerin, toplumsal kuralların benzerlerine oyunda rastlayacak, hatta uymak zorunda kalacaksınız. Kısacası Boiling Point basit bir oyundan çok daha fazlasını sunuyor.

“Merhaba, ben kızımı arıyorum...”

İlk olarak oyunun genel yapısını ele alırsak, FPS oyunlarına benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz. Daha oyuna başlar başlamaz (eski bir asker olmanın faydaları olsa gerek) bıçak ve tabanca ile başlıyoruz. Karşımızda kendi halinde dolaşan ve işini yapan insanlar var. Biz ise henüz nereye gitmesi ve ne yapması gerektiğini bilmeyen basit bir turist edasıyla sokaklarda turlamaya başlıyoruz. Amacımız elbette kızımızı kurtarmak, ama oyun bizi öyle bir noktada bırakıyor ki; “özgürlük” kelimesininin her hecesini hissediyoruz. Sokaktan geçen ilk insan ile konuşmaya çalıştığımızda kapsamlı bir diyalog ekranına denk geliyoruz. Elbette sokaktan geçecek ilk kişiye; “Merhaba, ben kızımı arıyorum. Bana yardımcı olur musunuz?” diyecek halimiz yok. Bu sebeple ilk sorduğumuz sorular basit oluyor. “Şehri kim yönetiyor?”, “Çevrede hiç Amerikan ajanı var mı?” ve benzeri sorularla kendi kendimizi yönlendirmeye ve bilgi toplamaya çalışıyoruz.