Merlin'in Kazanı Merlin'in
Kazanı
Hikaye

Cennetin Gözyaşları - 1.Bölüm - Buluşma

Oldukça kötü bir Çarşamba sabahıydı...

DB Damir Begoviç Editör 16 Ağustos 2005 Okuma süresi: 14 dk
Cennetin Gözyaşları - 1.Bölüm - Buluşma
Oldukça kötü bir Çarşamba sabahıydı. Yağmur Murat, Eray ve Naz’ın olduğu arabayı acımasızca kamçılıyor, onların kötü duygularına eşlik ediyordu. Üçü de burada durmaktan memnun değillerdi ve fazla bir şey bilmiyorlardı. Tek bildikleri şey çok yakında eski arkadaşlarıyla buluşmak için ücra bir dağ köşesine gidecekleriydi. Arabayı süren Murat’tı. Ona önemli bir sorumluluk yükleniyordu çünkü bu kadar yağmur varken, araba sürmek kesinlikle dehşet vericiydi. Hepsinden önemlisi imkansız gibi bir şeydi. Çünkü araba kaymak için can atar gibiydi. Uzun bir zamanın sonunda dağ yoluna girdiklerinde Naz sessizliğe dayanamadı. İçini çekerek :
“Bu iğrenç yere neden gidiyoruz?”
Naz’ın sorusunu Eray cevapladı “Çünkü bu gerekli! Arkadaşlarını tekrar görmek seni pek heyecanlandırmıyor olabilir ama ben durumumdan gayet memnunum.”
“Memnun mu? Bundan daha kötü durumda olamazdım”
“Kendi adına konuş… Tüm hayatı lüks içinde yaşamak, sana diğer insanların sorunlarını unutturmuş.”
“Benim hayatım seni hiç ilgilendirmez!...” Ellerini havaya kaldırarak yalvaran bakışlarla “Ben bunları hak edecek ne yaptım?” dedi.
Eray yeşil gözlerini Naz’a dikti.. Karşısında duran bu varlık acaba insan mıydı? Nasıl bu kadar umursamaz olabilirdi?
“Dua et bir arabanın içerisindesin. Yoksa…”
“Yoksa ne?”
Sonunda Murat araya girmek zorunda kaldı. Naz ve Eray’ın kavgalarından sıkılmaya başlamıştı.
“İkinizde tartışmayı kesin! Yağmur sesi yerine sizi dinlemek hiç eğlenceli değil. Oraya vardığımızda tartışacağınız yaklaşık onbir kişi olacak.”
Sonunda uzun bir sessizlik oldu; ama Eray’ın aklı karışıktı.. Murat’a eğilerek:
“Sence herkes gelir mi?”
“Öyle umuyorum.Tüm takımı bir arada görmek gerçekten muhteşem olacak.. En son bir araya geldiğimizde hiçbirimiz on beş yaşını geçmiyorduk. Şimdi ise aramızdaki en ufağı on dokuz yaşında” gülümsedi “Eski günleri çok özlüyorum”
“Ben hiçbirini hatırlamıyorum”
“Hatırlamanı beklemiyorum. Ama onları görünce eminim hatıraların canlanacaktır.”
“Bana hepimizin bir arada olduğu bir anı anlatsana.”
Naz “bize” diye araya girdi. Murat derin bir nefes aldı.
“Evet… Kulübü ilk kurduğumuz yıllardı.. O zamanlar hepimiz acemiydik ama bir o kadar da cesaretliydik. Ömer, Çiğdem’e kulübe girmesi için ikna etmişti. Tam on altı kişiydik. Ali, Ben, Sen, Derviş, Oğuz, Semih, Burak ve Ömer kulübeyi kuracaktık. Kızlarda bittikten sonra evi düzenleyeceklerdi. Her şey kusursuz başladı. Bütün gün çalıştık.. Günün sonunda Merve’nin bacağı incindi. Ona yardım etmek için ona aşık olan Burak ve Semih onun yardımına gittiler. Bizde devam etmeye hazırlanmışken ikisi arasında kavga çıktı. Doğal olarak ikisi de birbirini çekemiyordu. Kavgaları ormana kadar sürdü. Onları bulup geri getirdiğimizde ikisi de berbat durumdaydı. Giysileri tamamen mahvolmuştu. O gece kendi ellerimizle yaptığımız devasa evimizde kaldık. Erkekler uyurken kızlar bütün gece çalıştı ve evi yaşanılır bir hale getirdiler.. Burak ve Semih sabah kalktıklarında onları büyük bir sorun bekliyordu. Merve… Onun için kavga ettikleri için hiç hoşnut değildi. İkisine de baştan aşağı boya döktü.. O günden sonra Burak ve Semih hiç kavga etmedi ama birbirine uyku hapı içirip, Merve’yi uyurken seyretmeye giderlerdi.”
Üç arkadaş buna kahkahalarla güldüler. Bu berbat günde gülecek bir şey bulmuşlardı.
Naz, elini Murat’ı omzuna koyarak.
“Acaba hepsi iyi midir?”
“Bunu gelince göreceğiz.. Umarım iyidirler.”
Karanlığın çökmesine yaklaşık bir saat vardı. Karanlıkta yolculuk etmek Murat’ın tarzı değildi ve muhtemelen o zaman kadar arkadaşlarının yanına ulaşmazlarsa konaklayacaklardı. Gerçi bu bilinmeyen ormanda konaklamak pek iyi bir fikir sayılmazdı ama başka çareleri yoktu. Keskin bir virajı döndüklerinde yağmur daha da hızlandı.
“Yanımızda yiyecek olarak ne var?” Sabahtan beridir açtı. Aslında Murat yemek yemeği pek sevmezdi ama yorgun olunca sürekli acıkırdı.
Naz çantayı kontrol etti. Kaşlarını çatarak:
“Dört tane ekmek, yulaf, fıstık ezmesi ve sosis.” Bunları derken yüzü buruşmuştu.
“Sanırım bunlar gelene kadar işimizi görebilir.” Diyen Eray, gülümseyerek camdan bakmaya başladı.
“Sen neler getirdin Naz?”
“Sanırım yemek dışında her şey” diye sorusunu cevapladı genç bayan. “Canımın sıkılacağını biliyordum.”
“Senin canın her zaman sıkılır zaten” Naz tam ağzını açacaktı ki Murat :
“Ya sen Eray?”
“Sadece gitarım.. İşimizi görebilir sanırım.”
“Evet sen çalınca bizim midemiz doyacak.” Dedi Naz.
“Ruhunun midesi doyacak en azından. Tabii eğer varsa…”
“Biliyor musun?” İçini çekti. “Seninle buraya gelmek, vermiş olduğum en kötü fikirdi. Bir dost olmayı bile beceremiyorsun! Oraya ulaştığımızda benden olabildiğince uzak dur”
Murat birden arabayı ani bir şekilde durdurunca iki kafa Murat’a döndü. Murat :
“Eğer en kısa zamanda susmazsanız ikinizi de dışarı atacağım. Kulübeye çok fazla mesafe yok. Yürüyebilirsiniz ama bunu isteyeceğinizi hiç sanmıyorum. Şimdi… oturun ve yol boyunca mümkünse susun!”

İkisinde de tek bir ses çıkmayınca, Murat arabayı tekrar çalıştırıp yola devam etti. Uzun süre yol aldılar ve sonunda durmak zorunda kaldılar.. Durmalarının nedeni yolun tam ortasında ki ayı cesediydi. Murat arabadan inince Eray da inmek zorunda kaldı.
Eray Murat’ın yanına gelerek:
“Kendimi kötü hissediyorum. İçimde çok kötü bir his var”
“Bir şey olmayacak. Güven bana! Şimdi şunu kaldırmama yardım et!”
İkisi birlikte leşi kaldırmaya çalıştılar ama nafile.. Ceset çok ağırdı. Ayrıca sıcaktı da. Bu da daha yeni ölmüş olduğunun açık bir deliliydi.
“Ne yapacağız?” derken yüzünü buruşturmuştu Eray.
Murat bir şey demeden cesedin diğer tarafına geçti ve biraz sonra karanlığa karıştı. Murat’ın gittiğini gören Naz, arabadan çıkıp Eray’ın yanına geldi.
“Murat nereye gitti?”
“Bilmiyorum.. Birden gitti..Sorma fırsatı bulamadım” Başını salladı..
Naz, Eray’a kötü bir bakış attıktan sonra oda Murat’ın gittiği yere doğru yürümeye başladı. Buna rağmen Eray karanlığa gitmedi çünkü ona karşı büyük bir korkusu vardı. Küçükken babası onun bodruma gitmesini engellemek için karanlıkta böcekler (ki onlardan da nefret ederdi) olduğunu söylerdi. O günden sonra Eray’da karanlık korkusu başlamıştı. Ancak o bunun için babasını suçlamıyordu çünkü gerçekten de abartılı bir şekilde sürekli bodrumdaydı. Oraya neden gittiği hakkında en ufak bir fikri yoktu ama onun hakkında hatırladığı tek şey eğlenceli olduğuydu.
Eray cesedin yanında durmak yerine BMW marka arabaya binip onu çalıştırdı. Acaba ezse miydi? İlerlemenin tek yolu buydu ama bu da “Doğa”yı kızdırabilirdi. Belki de hayvanlara saygısızlık olup başına bir bela açabilirdi. Eray bunu düşünürken Murat karanlıktan çıkıverdi. Elinde kalınca bir ip vardı. Onu büyükçe bir taşa bağladıktan sonra taşı aşağıya itti. Taşın ağırlığı cesedi kaldırmaya yetti ve taş cesetle birlikte karanlığa karıştı. Eray arabadan inerken Murat ona doğru geliyordu.
“Naz nerde?”
“Seni aramaya gitti sanırım.. Birazdan gelir merak etme..”
“Sen onu benden daha iyi tanıyorsun.” Esnedi. “Bir an önce oraya ulaşsak iyi olur.. Uykum gelmeye başladı.”
İkisi beraber beklemeye başladı. Uzunca bir süre sonra Naz kolu yaralı bir şekilde koşarak onlara doğru gelirken.
“Murat arabayı çalıştır ve acele et!”
Murat arabayı çalıştırdığında oldukça şaşırmıştı çünkü Naz’ın arkasından en az altı tane kurt geliyordu. Naz acele ile arabaya bindi ve Murat arabayı hızlıca sürmeye başladı. Kurtlar hala arkalarından geliyordu.
Eray kızmıştı.
“Sen yine nasıl bir belaya bulaştın?” dedi.
“Karanlıkta yürüyemiyordum. Sonra yumuşak bir şeye bastım. Kurtlar kızıp beni kovalamaya başladı.”
Kimse konuşmadı.. Bir süre sonra kurtlar peşlerinden gelmeyi kesti ama Murat buna rağmen arabayı durdurmadı. Kısa süre sonra istediği yere ulaşmışlardı. Kulübe oldukça büyümüştü. On dört tane karşılıklı oda vardı. Genellikle bir tarafta kızlar diğer tarafta erkekler olurdu. İki tane tuvalet ve bir tane de banyo vardı. Tüm odalar kulübenin tam ortasında bulunan devasa salona çıkıyordu. Salonda bir tane büyük şömine vardı. Eskiden yol arkadaşları, şömine’nin önünde korku hikâyeleri anlatıp birbirlerin korkutmaya çalışırlardı. Bu yüzden şömine’yi gören kişinin aklına, anlattıkları korku hikâyeleri gelirdi. O günden bu yana şömine’nin adı ‘Korku Şöminesi’ olarak kalmıştı.

Kulübe’de iki odanın ve salonun ışığı yanıyordu. Arabayı kulübe’nin yakınlarında bulunan dört arabanın yanına park etti. Arabadan çıktıklarında Naz:
“Çok heyecanlıyım” dedi.
“Evet ben de.. Bir an önce onları görmek istiyorum” derken Murat’ın yüzündeki heyecan okunabiliyordu.
Üç arkadaş içeriye girdiler ve doğruca salona ulaştılar. Salon oldukça neşeliydi. Oğuz, Burak, Semih ve Ömer masada kart oynuyordu. Ali ve Derviş şömine’nin karşısına geçmiş eski günlerden söz ediyorlardı. Kızlardan ise Melis, Dilek ve Merve resim çizmekteydiler. Çiğdem ve Nesrin ise odalarına gitmek üzere çantalarını hazırlıyordu. Onları gören herkes ayağa kalktı ve onlara doğru yürümeye başladı. Atmosfer mükemmeldi.
Burak her zaman ki neşesiyle :
“ Bende tam sizi merak etmiştim.. Bizim dağ kurtları yine harekete geçti diye duydum.”
“ Bundan nasibimizi aldık” Gülümsedi.. Tüm yol arkadaşları selamlaştı ve korku şöminesinin karşısına oturdular..
Melis,Dilek, Merve, Çiğdem, Naz ve Nesrin her zamanki gibi yine çabuk kaynaşmışlardı. Hep birlikte oturup sessizce sohbete giriştiler.
Oğuz :
“Ee.. Yıllar nasıl geçti?”
“Oldukça sıkıcı” diye sorusunu cevapladı Murat. “Hayat oldukça monoton… Evden işe, işten eve.”
“Sanırım bu konuda hepimiz aynıyız. Buluşmak bizim için oldukça iyi bir macera oldu. En azından eski arkadaşları unutmadığımızı birbirimize kanıtladık.”
Hepsi güldü. Derviş:
“Ne yapmayı planlıyoruz?”
“ Bir şey planladığımız yok. Ben burada bir ay kalacağımızı umuyorum.”
Siyah kısa saçlı ve yeşil gözlüydü. Normal boylu ve oldukça akıllıydı. En sevdiği şeyler ortam neşesiz olduğu zaman arkadaşlarıyla dalga geçmekti. Derviş’in sorusunu Burak cevapladı.
“ Bir ay mı? Sence de biraz abartılı değil mi? Bir ay boyunca bu dağ evinde mi kalacağız?”
Siyah saçlı ve yeşil gözlüydü. O da silahların koleksiyonunu yapardı. Hemen hemen her silah konusunda bilgi sahibiydi. Bu Oğuz’du.
“Neden olmasın? Biz buraya hayattan kurtulmaya gelmedik mi?”
Kısa boylu siyah saçlı ve ela gözlüydü. Hayvanları inceler ve Dağ yürüyüşlerini çok severdi. Bu delikanlı da Derviş’ti.
“Evet ama bir ay durmak bence çok saçma. Ne yapmayı düşünüyorsun? Sinek mi avlayacaksın?”
“ Yapacak çok şey var.”
“O zaman sen tek başına yaparsın”
“ Diğer kulübeyi ziyaret ederiz o zaman”
Siyah tenli, kahverengi saçlı ve siyah gözlüydü. Top oynamak onun adeta tutkusuydu ve bu konuda da başarılı biriydi Semih.
“Bak bu iyi fikir.. Neden yarın gitmiyoruz?” Kısa sarı saçlı ve mavi gözlü olan Ömer Sürekli müzik dinlemeyi severdi.
“Sen önden git biz seni takip ederiz.” Güldü.
Bunu diyen Ali, siyah saçlı ve siyah gözlüydü. Her konuda dalga geçmeyi kendine adet edinmişti.

“Ali her zaman ki Ali… Hiçbirimiz değişmemişiz”
Diyen Eray sarı saçlı ve yeşil gözlüydü. Gitar çalmayı sever ve bilgisayarla uğraşırdı.
“ Benim fikrim yarın ava çıkma yolunda. Kızlarda yemeği pişirir güzel bir başlangıç yapmış oluruz.”
Kahverengi saçlı ve yeşil gözlüydü. Murat’ta Eray gibi bilgisayarla uğraşırdı.
Ömer şömine’ye bir odun atarak:
“Ama bunun için onların onayını almamız gerek. Daha hemen çalışmak hoşlarına gitmeyebilir.”
“Tamam, o zaman ben onları çağırayım” dedi Oğuz.
Kısa süre sonra kızlar da konuşmaya katılmıştı. Dost canlısı olan kızlar her zamanki gibi neşeliydi.
Oğuz ayağa kalkarak Çiğdem’e döndü “Sanırım olabilir.. Zaten evde çok az yemek var.”
Çiğdem kısa siyah saçlı, ela gözlü ve kısa boyluydu. Resim çizmeyi çok sever ve oldukça da güzel çizerdi.
Oğuz, Melis’e döndü. “Evde yeterince yiyecek var. Bir hafta sonra gitmeniz daha mantıklı”
Melis sarı saçlı ve mavi gözlüydü. O da yüzmeyi çok severdi.
Oğuz Nesrine döndü “Benim için sorun yok.. Şehirde yeterince yemek pişirdik. Burada pişirmemiz bir şey değiştirmez”.
Nesrin sarı saçlı ve ela gözlüydü. Hayvanları çok sever ve onları kollardı.
Oğuz Merveye döndü. “Benim için fark etmez. Olabilir”
Merve sarı saçlı ve yeşil gözlüydü. Çiçeklere aşırı bağlıydı ve her konuda her şeyi yapacak kadar deliydi.
Oğuz, Naz’a döndü. “Ben Melis’e katılıyorum. Ama.. Sanırım yemeği pişireceğiz”
Naz siyah saçlı ve mavi gözlüydü. O da doğaüstü olaylarla ilgilenir onları araştırırdı.
Oğuz, Dilek’e döndü. “Olabilir.”
Dilek siyah saçlı ve yeşil gözlüydü. O da Naz gibi doğa üstü olaylarla ilgilenir onları araştırdı.
Herkes ‘Tamam’ demek zorunda kaldı. Çünkü oy birliğince yemek pişirmek zorunda kalacaklardı. Aslında bu durumdan kimse şikayetçi değildi.

O gece Murat hariç herkes kendi odasına çekildi.. O da kulübenin yakınlarında bulunan İnci gölüne doğru yürüyüşe çıktı. İnci gölü uzun zaman önce, onların kulübeyi yapmaya başladıkları güne kadar ki buluşma noktalarıydı. Etrafı muhteşem ağaçlarla çevrili bu puslu gölün ne zaman oluştuğunu kimse bilmiyordu. Söylenenlere göre burada çok eskiden yaşayan bir adam vardı. Bu adam asla gölün kıyısından ayrılmaz kimseyi de buraya yaklaştırmazdı. Yaşlı adamın bu tutumu, gölü yabancıların gözünde daha da önemli kılıyordu.
Murat, İnci gölüne ulaştığı sırada gölde gezmekte olan birkaç kuş havalandı. O da düşünmek için daha rahat oldu.
Ama daha düşünmesine fırsat kalmadan Murat’ın dikkatli gözü ona doğru gelmekte olan bir siluet fark etti. Karaltı yaklaştıkça Murat onun Merve olduğunu anladı. Merve gerçekten her zaman ki gibi büyüleyiciydi. Sarı saçları ve yeşil gözleriyle öylesine güzel bir uyum oluşturmuştu ki ona bakan insan gözlerini ondan alamıyordu. Merve her zaman son derece çılgın bir kızdı. Aklına bir şey koyduğu zaman onu mutlaka yapardı. O da Murat’ın yanına oturdu.
“Hala eski alışkanlığından vazgeçmemişsin Murat” diye mırıldandı güzel kız.
“Alışkanlıklar insanın peşini bırakmamakta kararlı” dedi Murat derin ve hüzünlü sesiyle. “Doğrusu bende bu alışkanlıktan vazgeçme niyetinde değilim.”
“Vazgeçme.. Güzel bir alışkanlık. Benimde edinmem gerek.” Tebessüm edince Murat neredeyse kendinden geçiyordu. Sonra birden “Sence biz buraya neden geldik? Gerçekten birbirimizi özlediğimiz için mi? Yoksa bizim birbirimize karşı sakladığımız önemli bilgiler mi var?”
“Benim yok.. Bilirsin insanlardan bir şey saklamak hoşuma gitmez.”
“Evet biliyorum…” Gülümsedi “Uzun zamandır önemli eski bir dostla konuşma fırsatı bulamamıştım. Eskisi gibi bir macera yaşar mıyız dersin?”
“Eskiden maceraları kendimiz oluştururduk. Şimdi bunun olacağını sanmam.”
“Maceralar her zaman kendi oluşur.. Biz istesek te istemesek te. Bu arada bana bu gölün gerçek hikayesini anlatsana..Gerçeğini bildiğini biliyorum” Sonra aceleyle ekledi “Yani öyle umuyorum.”
Murat kaşlarını çattı “Bunu dinlemek istediğine emin misin?”
“Tabii ki eminim..”
“Buradaki adam bir zamanlar çok ünlü ve acımasız bir seri katildi. Hikayesi kısaca şöyle.. Katil, Denizli Türkiye Elektrik Kurumu Müessese Müdürlüğünde hat işçiliği yaparken 31.500 volt elektrik akımına kapılıp ağır yaralanır, bu olaydan sonra 1986 yılında Antalya'da Nuri Keskin adındaki başkomseri öldürüyor çünkü artık deli sayılır. Mahkeme de bunu anlamış olacak ki akli dengesinin yerinde olmadığına karar verir ve onu, Manisa ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gönderir. Burada 4,5 sene tedavi gören katil, taburcu olduktan sonra Denizli'nin Bozkurt ilçesindeki Çambaşı köyüne döner. Fakat o döndüğünde Çambaşı köyünü hiç unutamayacakları bir felaket bekliyordu. Köye döndükten 3 yıl sonra yani 1994'te 4 komşusunu boğarak öldürmüştü. Ona Çivici katil denmesinin nedeni ise öldürdüğü kurbanlarının kafalarının çeşitli yerlerine ve gözlerine çiviler çakmasıydı. Polisler onu sorguya çektiklerinde neden çivi çaktığını sormuşlar ve "çivi görünce dayanamıyordum, insanların kafalarına çakmak istiyordum hep" cevabını aldılar. Hatta bir keresinde "bana cinayetleri işlemem için Turgut Özal emir verdi" demiştir. Yakalandıktan sonra evinin alt katında yapılan aramalarda uçları özenle sivriltilmiş çiviler ve "kısa zamanda öldürülecekler" in yazıldığı bir liste bulurlar. Neden kimseyi yaklaştırmıyor sorusuna gelince… Katil buraya öldürdüğü kurbanları saklardı.”
“Böyle birini beklemiyordum açıkçası”
Merve titredi. Ellerini ağrıyan başına koydu, bu kasvetli öykünün geceler boyu onu rahatsız edeceğini biliyordu; hiç duymamış olmayı diledi. Kaderiyle bağlanmış! Hiddetlenerek düşünceyi aklından uzaklaştırdı. Bunun önemi yoktu. Buna zamanı da yoktu. Kaderi, bu kabusumsu masalları eklemeden de yeterince kasvetli görünüyordu.
Murat sanki onun düşüncelerin okur gibi gülümsedi.
“Seni uyarmıştım..”
“Hayır hayır önemi yok. Dayanabilirim.. Umarım anlattığın şeyler gerçeğe yakın bile değildir.”
“ Sanmıyorum..”
“Beni rahatlatmaya çalışma.” dedi Merve biraz kızarak. “Bana sadece doğruyu söyle..”
“Burada bir zamanlar bir seri katilin yaşadığını ve bu güzel gölü cesetlerle süslediğine inanmıyorum.”
“Güzel… Zaten ben sana güveniyordum.”
“Ama…”
Merve, Murat’ın kibarca sözünü kesti. “Her neyse.. Benim gitmem gerek.. Yarın önemli bir gün.. Bu güzel günü yorgun geçirmek istemem..Çünkü bildiğin gibi çalışmamız gerek.. Sizin gibi”
“Bizim mi? Biz ne yapacağız ki?”
“Biz yemeği pişireceğiz de sence yemekleri kim bulacak”
“Doğru.. Tamam sen git.. Ben biraz daha burada kalacağım.. Bu arada yoldan geri dönerken ağacın arkasında saklanıp, bizi gözetleyen Eray’a da buraya gelmesini söyle..”
“İyi bir gözlemcisin” dedi kahkahalarla gülerek..
“Öyle olmaya çalışıyorum sadece..” dedi hafif bir tebessümle.
“Tamam” dedi yürümeye başlayarak. Ormanın tekrar başladığı yere gelince Merve arkasını dönüp gülümsedi ve karanlığa fısıldanarak yoluna devam etti. Kısa bir süre sonra Eray, hantal hantal ona doğru yürüyordu. Eray, Murat’ın yanına gelince..
”Gerçekten özür dilerim. Ben…”
“Ne kadar güzel bir kız değil mi?” dedi Murat sözlerini dinlemeden..
“Evet öyle…” dedi kızararak..
“Ama sana göre biraz fazla büyük.. Neden kendine yaşıt insanları seçmiyorsun. Biliyorsun seni seven bir kız var hala.”
“Bende onu sevseydim işler daha da güzel olurdu. Ama sevmiyorum…”
“Oysa ki çok akıllı ve iyi bir kız.”
“Ben akıllı ve iyi birini istemiyorum… Güzel birini istiyorum..” dedi Eray hiddetle…
“Ayrıca güzel de..Eray..” Murat çaresizlik içinde onun donmuş maskesini delmenin bir yolunu arıyordu. “İyi ve akıllı, bir kız güzel bir kızdan daha önemlidir.”
“İyi ve akıllı kızların canı cehenneme!” Ayağa kalkarak soğuk bir edayla Murat’a, sanki ilk defa gördüğü birisiymiş gibi baktı. Aslında Murat’ın aklına onun çocuksu bir sevdayla Naz’ın peşinden gitmek için evi terk ettiği akşamki, Bursa’daki hali gelmişti.
“Haydi kulübeye geri dönelim.” Dedi Murat. “Bu akşam için yeterince sinirlendik.. Merve’nin de dediği gibi yarın önemli bir gün.. Yorgun geçirmeyelim.”
Beraberce kulübeye kadar yürüdüler. Gece yarısı ormanda yürümek onları ne kadar korkutsa da bu korku onlarda tatlı bir tat bırakmıştı. Kulübeye ulaştıklarında Murat, Merve’nin ışığının kapalı olduğunu fark etti. Nasıl bu kadar çabuk toparlanabildi? Diye düşündü Murat.. Ancak önemli değildi artık. Eray’ı odasına uğurladıktan sonra oda kendi güvenli ve güzel odasına çekildi. Odada bir yatak, lamba ve dolaptan başka önemli bir şey yoktu ama buna rağmen kendisini evindeki odasından daha huzurlu hissetti. Bir kez daha hayatına geri dönecekti ve Murat bunları düşünerek uykuya daldı…

1.Bölümün Sonu
Okur Tepkisi Bu içerik sende ne uyandırdı? İlk tepkiyi sen bırak

Yorumlar (6)

Yorum yap, MK Puanı ve Enerji kazan

Topluluğa katılmak için giriş yap. En az 20 kelimelik onaylanan yorumlar 3 MK Puanı ve 3 Enerji kazandırır.

L
lara Çırak

Bitaneciğimmm hikayene bayılıyorummm. Arkadaşlar diğer bölümleride çok güzelll okuduğunuzda bunu görüceksiniz.Tatlım devamını bekliyoruzzz.

0 puan
TD
Tyler Durden Çırak

Cidden ya kafada çok fazla soru işareti bırakan bir ilk bölüm olmuş, ama bunları sormayayım en iyisi, bekleyip göreyim. Ben kendime benzettiğim adamı bile buldum sen en diyorsun :)

0 puan
O
oktay1 Çırak

Yine bana taktınız ya helal olsun. :D

0 puan
A
AkrieL Çırak

Erayı ablan olarak bile düşünebilirsin :) tamamen sana bağlı bir olay ;)

0 puan
TD
Tyler Durden Çırak

Hoca harbiden bir merak sardı içimi beahh, karakterleri akılda tutmak biraz zaman alacak cast çok geniş ama olsun :) Bu arada bu Murat'ı, bizim Murat abiye hayalimde benzetmemin sakıncası olur mu :D

0 puan
_
_PaC_ Çırak

Çok güzel bir yazı olmuş yağ gibi kayıp gidiyor..Devamını merakla bekliyoruz.

0 puan