Son birkaç aydır özellikle macera oyunları dünyasında bölüm bölüm olarak çıkan macera oyunlarının pek bir popüler olduğunu söyleyebiliriz. Telltale sağ olsun Sam and Max ile başlayan bu furya Tales of Monkey Island, Back to the Future serileri ile devam etti ve 2012’nin hit oyunlarından Walking Dead ile devam etti. Durum böyle olunca birkaç firma da bu modaya uymaya karar verdi. Bunlardan bir tanesi ve aynı zamanda inceleme konumuz da olan uzun adı ile Cognition: An Erica Reed Thriller – Episode 1: The Hangman.

Arkası Sağlam
Dört bölüm haline çıkması planlanan Cognition serisinin arkasındakiler için başlıktaki gibi sağlam diyebiliriz. Her ne kadar Gray Matter ile tam olarak istenileni veremese de Sierra döneminde yarattığı yapımlarla (özellikle Gabriel Knight serisi) macera oyunları dünyasının önde gelen isimlerinden biri olan Jane Jensen var projenin arkasında. Tabi durum böyle olunca bizim gibi Sierra ve LucasArts oyunları ile büyümüş olan neslin beklentileri biraz daha artıyor. Yapımcı Phoneix Online Studios ise zamanında sadece fan yapımı olarak çıkardığı The Silver Lining serisi ile aslında potansiyel barındırdığını daha önce göstermişti. Daha fazla uzatmadan, işte sizler için hazırladığımız ilk bölümün incelemesi.
Bir Polis ve Katil
Cognition Episode 1’in kahramanı aynı zamanda seriye de adını veren Erica Reed, başarılı bir FBI ajanıdır. (Başlıkta iyi durmayacağını düşündüğüm için polis yazdım:) Lakin bu başarısı çok çalışkan ve hırslı olduğu için değil (aslında çalışkan ve hırslıdır da) özel bir yeteneği olduğu içindir. Erica’nın psişik güçleri vardır ve bu güç sayesinde olay yerinde meydana gelmiş bir olayı tekrar yaşayabilir veya tanıklara hatırlayamadığı şeyler konusunda yardımcı olabilmektedir. Örneğin ortada bir ceset varsa Erica ona dokunarak maktulün son anlarını kafasında canlandırabilmektedir veya bir tanığa dokunarak hatırlamaya çalıştığı şeyi bulmasında yardım edebilmektedir. Anlayacağınız Erica Reed özeldir.

Oyuna adımımızı atar atmaz hızlı bir giriş karşılıyor bizi. Erica’nın uzun zamandır peşinde olduğu bir katil vardır. Bu katil genelde kardeşleri hedef almaktadır ve bir tanesini mutlaka öldürmektedir. Üstelik bu sefer seçmiş olduğu kişi Erica’nın erkek kardeşidir. Katil, Erica’nın kardeşi Scott’ı mezarlıkta tutmaktadır ve Erica, destek birimleri beklemeden ortağı John ile olay yerine adeta hücum eder. Kontrolleri ele aldığımızda da kendimizi mezarlığın kapısında buluveriyoruz. Bu bölüm aslında tutorial, yani alıştırma bölümüdür. Mezarlıkta az sonra detaylı olarak da bahsedeceğim tuşlar ve oyun nasıl oynanır öğretiliyor. Asıl konu ise birkaç sene sonra süregelmektedir. Ortada yeni bir cinayet vardır. Olay yeri kan içindedir ve bir adam asılarak öldürülmüştür. Üstelik yavaş yavaş. Ayrıca bunu yapan kişi sadece Erica’nın bulabileceği ipuçları bırakmıştır. Yani Erica’nın daha çok işi vardır.
Konusu bakımından Cognition Episode 1 aslında klasik bir dedektiflik örneği. Ortada psikopat bir katil ve peşinde de biraz sorunlu ama başarılı bir polis/FBI ajanı var. Cognition’u türdeşlerinden ön plana çıkaran ise ilk olarak grafikleri ve şimdi bahsedeceğim kontrolleri. Öncelikle olağan kontrollerden biraz bahsedecek olursam; oyun üçüncü şahıs bakış açısından oynanıyor ve biz olayları tepeden değişik açılarla takip ediyoruz. İmlecimiz ile Erica’yı etrafta gezdirirken bir nesneye tıkladığımızda imleç üç şekle bölünüyor ve yapabileceğiniz işleme göre şekil alıyor. Örneğin incelenebilecek bir durum söz konusu ise göz çıkıyor, aynı zamanda bir nesne ile etkileşime geçebiliyorsa envanterdeki nesneyi kullanabilmemiz için çanta şekli de çıkıyor. Envanter sistemi ise biraz değişik. Ekranın sağ üst kısmında siyah bir kutu bulunuyor. Bu kutuya tıkladığınızda bir panel açılıyor ve eşyalarınız ile beraber yine üç tuş çıkıyor karşımıza. Bunlar yine göz, el ve artı işareti. Göz işaretine tıkladıktan sonra nesnelerinize tıkladığınızda o nesneyi yakından inceliyorsunuz. Örneğin bir cüzdanın içindekilere bakmak gibi. El işareti ise envanterinizdeki siyah kutucuğa ekliyor nesneyi. Artı işaretini de birleştirme işlemlerinde kullanıyoruz. Siyah kutucuğa nesne koyma işlemi önemli bir olay. Mesela daha ilk başta mezarlığın kilidine ateş edeceğiz ve bunun için silahı siyah kutucuğa yerleştirmiş olmamız lazım yoksa Erica siyah kutucuk boş olduğu için ateş etmiyor veya yanlış nesneyi koyarsanız yine isteneni yapmıyor. Açıkçası nesneler çoğalınca bu durum sizleri biraz yavaşlatıyor çünkü bazen klasik deneme yanılma yöntemine eminim hepimiz başvuruyoruz ve sürekli nesne ekle çıkar birazcık zaman kaybına neden oluyor.

Gelelim Erica’nın özel yeteneğince. Ekranımızın sol alt kısmında mavi bir yuvarlak bulunuyor. Bu yuvarlağa tıklayınca ekran biraz sararıyor ve psişik moda tıklanabilecek yerler mavi olarak açığa çıkıyor. Erica ile bu nesnelere dokununca o nesnenin en son nasıl oraya geldiği gibi şeyleri görebiliyoruz. Örneğin mezarlıkta ayak izleri var. Psişik özelliği aktifleştirdikten sonra ayak izlerine tıklıyoruz. (ve sonra yine mavi yuvarlağa tıklayın ki Erika aksiyonu gerçekleştirsin) Ekran yine normale dönüyor ve Erica o izlere dokununca onları orada kim bırakmış görebiliyor. Bu arada, psişik özellik aktif iken normal envanterdeki eşyalarınızı kullanamıyorsunuz. Oyun ilerledikçe de Erica yeni yetenekler kazanıyor ve her yetenek yeni bir renk olarak karşımıza çıkıyor. Şahsen ben bu psişik özelliği bir hayli sevdim. Oyuna hoş bir hava katmış ve birçok yerde en çok kullandığımız yöntem.
Bulmacalar
Oyundaki bulmacalar Erica’nın özel yeteneği üzerine olduğu için açıkçası pek zorlayıcı değil. Genelde yeni bir mekâna geldiğimizde psişik özelliği çalıştırarak ne yapılması gerektiğini yapıyor, ona göre hareket ediyoruz. Daha çok getir götür işlemleri ön planda. Bunun dışında Erica’nın bilgisayarından da bolca dosyalara bakıyor, oralardan gerekli bilgileri alıyoruz. Yani puzzle tarzı bulmacalar biraz geri planda. Zaten hotspot sistemi olsun, cep telefonumuzdan alabileceğimiz yardım olsun, pek fazla zor olmayan bulmacaları daha da kolaylaştırıyor. Cep telefonundan Erica, babasını arayarak yardım isteyebiliyor. Bu arada, cep telefonu da birkaç yerde bulmacalar açısından lazım oluyor. Kısacası bulmacalar kolay ama psişik özellik ile onları çözmek zevkli. Tek şikâyetim yürüme mesafeleri. Bazen biraz fazla yürüyoruz, o kadar.
Kuzey Ne Tarafta?
Mekânlar arasında geçiş yapabilmemiz için oyuna bir harita eklenmiş ama ilk başta haritayı kavramak hakikatten zordu:) Harita bölümlere ayrılmış durumda ve ilk başta ne nerede anlayamıyorsunuz. Örneğin FBI merkezine mi gideceksiniz, önce Downtown kısmına gelmeniz lazım. Hâlbuki haritada doğrudan FBI merkezsi diye yazsa en azından ben zorlanmazdım:) Çünkü haritamıza çok sık başvuracağımız için önce oraya, sonra oraya falan tempo düşüveriyor. Ben bir tıkta hedefine varmış olmayı sevenlerdenim.

Karanlık Atmosfer
Cognition’un grafikleri, daha doğrusu arka plan grafikleri oyunun en büyük artı yönlerinden birisi. Oyunda 2D çizgi roman tarzı arka planlar ve Cell-Shading karakterler kullanılmış. Karakterler çoğu macera oyununda bulunan 2D üzerine 3D karakterleri ile sırıtmıyor ama karakterler kanaatimce fazla parlak ve köşeli. Erica ve John tamam da özellikle diğer karakterler zayıf duruyor. Ağız hareketleri ve mimikleri de konuşmalara pek uymayınca karakterler için maalesef eh işte demek zorundayım. Fakat dediğim gibi arka planları çok beğendim. Oyundaki o karanlık atmosferi çok güzel tamamlıyorlar. Daha ilk baştaki mezarlık sahnesi ile 2D arka planın ne denli iddialı olduğunu görebiliyorsunuz. Bu güzel grafikler güzel müziklerle de birleşince kendinizi oyuna iyice kaptırıveriyorsunuz. Oyundaki müzikler bir hayli başarılı ve seslendirmeler için de herhangi bir şikâyetim yok. Ayrıca altyazıların çizgi roman tarzı kutucuklarla çıkması çok hoş bir ayrıntı olmuş. Son olarak ara videolara da ufaktan değinecek olursam; çizgi roman şeklinde ilerleyen ara videolarda her ne kadar hareket azsa da oldukça başarılılar.
Hoşgeldin Erica
Cognition: An Erica Reed Thriller – Episode 1: The Hangman’den ikinci paragrafımda da bahsettiğim gibi benim beklentilerim yüksekti ve dört dörtlük olmasa da şimdilik ben tatmin oldum diyebilirim. Birkaç ufak eksisinin yanında senaryonun ilerleyişi, karanlık atmosferi ve müzikleri ile başarılı bir birinci bölüm olmuş. Özellikle psişik özellik oyuna ayrı ve değişik bir hava katmış. İkinci bölüm olan The Wise Monkey’de görüşmek üzere.
Cognition: The Wise Monkey, dört bölüm olacak olan bir serinin ikinci oyunu olarak karşımıza çıkıyor. İlk oyunu oynayanlar bilir, oyunda Erica Reed adında özel psişik/telepatik yetenekleri olan bir FBI ajanını canlandırıyoruz. İlk bölüm olan The Hangman’in incelemesine de buradan ulaşabilirsiniz. İsterseniz fazla lafı uzatmadan The Wise Monkey’in incelemesine geçelim.

Bilge Maymun
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, bölüm 2 yani The Wise Monkey tam bir devam oyunu çünkü ilkinin bıraktığı yerden devam ediyor. Bu yüzden oyunun konusundan bahsedebilmem için ilk oyunun sonuna da biraz değinmem lazım. Eğer ilk oyunu oynamadıysanız ve oynamayı düşünüyorsanız alttaki paragrafı şiddetle atlamanızı öneririm.
The Hangman’i kısaca hatırlayacak olursak; ilk oyunda bayanları hedef alan ve onları asarak öldüren bir katili öldüren katilin peşindeydik. (Katılıyorum, karışık oldu biraz:) Bu katil katilinin bizlere yolladığı son ipucundan bir sonraki hedefinin talimatlarına uymadığı için Erica’nın patronu Davids’in peşindedir. Erica son anda olay yerine varır lakin katili yakalayamayız ve Davids de asılarak öldürülür.
The Wise Monkey yukarıda da dediğim gibi tam buradan (aslında birkaç saat sonrası çünkü başkentten vekil geliyor) başlıyor. McAdams adındaki Davids’in yerine geçici olarak atanan (bu arada kendisi Boston şubesinin, yani Erica’ların eski patronu) bu sinirli adam derhal olay hakkındaki raporları istemektedir. Olan biteni anlatmaya ilk Erica’nın ortağı John girer ve bizler de o esnada Erica’dan hoşlanan (aslında Erica da ona boş değil) Sully ile yeni asistanın getirdiği kahveleri yudumlarız. Derken sıra Erica’ya gelir ve McAdams’a olan biteni uygun gördüğümüz bir dilde (genelde sorulara iki şık arasından cevap veriyoruz) anlatırız. McAdams Beyefendi de Erica’yı Davids’a yakın bir kişi gerekçesi ile davadan alır. Zaten üzgün olan kızcağız biraz daha morali bozularak McAdams’ın odasından çıktığında onu büyük bir şok beklemektedir. Sully ve yeni asistan kız ortada yoktur, üstelik yerde kanlar içinde kahve bardağı, gitar şeklinde bir çeşit gümüş biblo ve Sully’nin kulağı vardır. Derhal McAdams da Erica’nın yanına gelir ve ön kapıya doğru hareketlenir. Erica psişik güçlerini kullanarak kaçıranın Sully’yi arka kapından çıkardığını görür ve Erica da oradan otoparka iner. Sully’yi kaçıranı kıl payı kaçırır ve ikinci bir sürpriz daha yaşar. Şüpheli sandığımız asistan kızımız Erica’nın yanındaki arabanın bagajında eli kolu bağlı haldedir. Çok geçmeden öğreniyoruz ki Sully’yi hedef alan, aynı zamanda Sully’nin de dava dosyası olan Wise Monkey, yani Bilge Maymun lakaplı seri katildir.

Seri Katil içinde Seri Katil
Elbette katiller iç içe değil:) Okuduğunuz üzere ikinci bölümümüzde yeni bir seri katilimiz var. Üstelik bu katilin çoktan dört kurbanı vardır ve kurbanlarının gözlerini, kulaklarını veya dillerini oyup götürecek kadar da sapkındır. Konudaki bu ani değişim eminim beni şaşırttığı kadar sizleri de şaşırtmıştır. Sonuçta ilk oyunda başka bir katilin peşindeyken yepyeni birisi çıkıverdi. Lakin ben eminim ki bu olayların hepsi bir yerde mutlaka birleşecektir. Her bölüm ayrı bir olay olsa da hepsi bir araya gelecektir. Bu yüzden senaryodaki bu farklılık üzerinde pek durmuyorum. Zaten senaryo tıpkı ilk bölüm gibi hızlı bir başlangıç yaparak (kulakla:) bizlere merhaba diyor ve doludizgin ilerlemeye devam ediyor. Benim gördüğüm kadarı ile senaryo bu sefer daha hızlı ilerliyor. Yani atmosfer daha gergin ve tempolu. İlk oyunda oradan oraya bazen oyalanırken bu sefer bir koşuşturmaca içerisindeyiz. Bunu kötü bir şey olarak algılamayın, hatta belki aksine de olabilir çünkü tempo yüksek olduğundan oynayanı da sürekli bir diken üstünde ve tüm odağını oyuna veriyor. Kısacası anlayacağınız senaryo bakımından ilk oyundaki gibi sağlam bir kurgu ve daha hızlı, daha şiddetli bir ortam var karşımızda. Tek sorun, daha doğrusu mantıksızlık olarak gördüğüm olay McAdams yeni dosyayı Erica’ya verirken yaşadım. Bu sinirli arkadaş Erica’yı Davids’e yakın diye dosyadan alıyor (buraya kadar tamam) ama sonra gidiyor sevgili bile sayılabilecek Sully’nin dosyasını Erica’ya devrediyor. Yani bir tutarsızlık var:) Bir de ortada küçük bir kan gölü ve kulak varken ofisteki arka plan karakterlerinin rahatça koltuklarında oturması özellikle önünde pizzası ile John biraz absürde kaçmış.

Envanter sistemi yine ilk oyundaki ile aynı. Yani ilk başta biraz karışık:) Ben bile ilk oyunu oynamama rağmen ilk başlarda envanter ile gene biraz bocaladım. Öncelikle bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum ama oyun üçüncü şahıs bakış açısından oynanıyor. Envantere geri dönecek olursak; ekranın sağında biraz tepeye doğru siyah bir kutucuk var, bu ana envanter tuşumuz. O siyah ana envanter tuşuna bastığınızda eşyalarınızın geri kalanını da görebileceğiniz “sidebar” yani yanda bir bar açılıyor. Buradan gerekli eşyayı seçerek ana kutucuğa ekliyorsunuz ve konuşmalarda veya nesnelerin üzerine tıklarken o eşyayı kullanıyorsunuz. Yani tut sürükle olayı Cognition’da yok. Kullanmak istediğiniz eşya siyah ana kutuda olacak. Bunun dışında envanterin yanında yakından incelemek için göz, el ve birleştirme işlemleri için artı tuşu var. Konuşmalarda ve yine bir nesneye tıkladığınız zaman fare imleciniz üçe bölünüyor ve gerekli aksiyon tuşları karşınıza çıkıyor. Bunlar da göz, envanter için kutu gibi. Anlayacağınız envanter sistemi oyunu biraz hantallaştırıyor. Öyle hızlı hızlı her nesneyi şurada kullanayım olayı yok. Eşya seçilip kara kutuya yerleştirilecek ve öyle kullanılacak. Doğal olarak oyunu az da olsa frenlediği için ben pek alışamadım bu envanter sistemine.

Bulmacalar ise klasik Cognition tarzını devam ettiriyor. Öyle pek fazla zor değiller ama dikkat istiyorlar. Örneğin Erica bilgisayar başındayken yorumlarına dikkat edin. Mesela Sully’nin Wise Monkey dosyasını okuduktan sonra bir şüpheli elde ediyoruz ve bu şüpheli karakter arama ekranında çıkıyor. Yani eğer dosyayı okumadan karakter arama ekranına girerseniz o ismi göremezsiniz. Bunun dışında puzzle tarzı bulmacalarımız da mevcut. Doğru nesneleri sıralamak, yerleştirmek gibi. Tabi en önemlisi ise psişik/telepatik olanlar. Tıpkı ilk oyundaki gibi ekranın sol altındaki mavi baloncuğa tıkladığımızda Erica’nın üçüncü gözü ortaya çıkıyor ve etrafta mavi, mor gibi renkler varsa etkileşime geçebiliyoruz. Örneğin daha oyunun başında psişik özelliği aktif ettikten sonra Sully’nin yerdeki kulağına tıklayınca Sully’nin o andaki son anlarına şahitlik ediyoruz. Tabi bunun yanında karakterlerin hafızalarını canlandırma da önemli rol oynuyor. Özetle The Wise Monkey’in bulmacaları pek zor değil, zaten telefonunuzla gerekli ipuçları ve yardım alabiliyorsunuz. Tek yapmanız birazcık dikkatli olmak.
Şahane 2D, Vahim 3D
Cognition: The Wise Monkey’in grafikleri için tıpkı bıçağın iki kenarı gibi diyebiliriz. Bir tarafı keskin, öteki tarafı kâğıdı bile kesemez:) İsterseniz önce güzel taraftan başlayalım. Tıpkı ilk oyun gibi yine şahane 2D arka plan grafikleri var karşımızda. Elle çizilmiş, çizgi roman tarzında harika bir dünya yaratılmış. Özellikle de dış mekân çizimleri için mükemmel desem yeridir. Çizgi roman tarzı ara videoları da oyuna ayrı bir zevk katıyor. O karanlık atmosfer, gerilimli havayı resmen size yaşatıyor. Anlayacağınız dört dörtlükler. Gelelim buzdağının öteki tarafına; 3D karakterlerde ve etraftaki nesnelerde maalesef ilk oyundaki aksilikler devam ediyor. Hatta karakterler daha da bir vahim geldi gözüme. Daha oyuna girer girmez enfes 2D’lerden sonra 3D’lerdeki göze gelen “çarpıklık” maalesef hiç hoş durmuyor. Erica’nın yüz hatları, ağzını oynatışı rahatsız edici dersem yalan olmaz. Karakterlerin vücutlarını Silent Hill’deki hemşireler gibi hareket ettirişi, konuşurken sadece ağızlarını kapayıp açmaları kötü görünüyor. Üstüne üstelik bazen 2D arka plan ve 3D objeler birbirine giriyor. Örneğin McAdams’ın odasına girdikten sonra 3D olan arka tarafta kalan kapı öndeki 2D masanın içine girmiş gibi (kapının sağ alt kenarı nasıl oluyorsa masanın önünde gibi) durması tabi göze hoş durmuyor. Anlayacağınız, şahane arka planlar için objelere katlanıyoruz.

Müzikler ve Sesler
Oyunun en can alıcı noktalarından birisi de müzikleri. Daha oyunun başındaki introda çalan parça sizi oyunun içine alıp götürmeyi başarıyor. Oyundaki müzikler gerçekten harikalar. Senaryoya, atmosfere uyumlu, gidişata göre şekillenen bu müzikler ortama cuk oturmuş. Seslendirmeleri de gayet başarılı buldum. Erica’nın içten sesi, John’un Erica’ya “Red” (kızıl) diye seslenişin ardındaki vurdumduymazlık, asistanın güneyli aksanı oyuna renk katmış. Demek istediğim, müzikler ve sesler gayet başarılı ve oyunun atmosferini yükseltmeyi başarıyor.
Katilin İzinde
The Wise Monkey ile Cognition serisi kanaatimce yakaladığı başarılı çizgiyi devam ettirmesini bilmiş. Elbette bazı aksaklıklar mevcut ama sürükleyici senaryosu ve Erica’nın özel yetenekleri ile oynanması gereken bir macera oyunu.
Dört bölümlük Cognition – An Erica Reed Thriller serisinin sondan bir önceki oyunu olan The Oracle ile FBI Ajanı Erica Reed’in karanlık macerası kaldığı yerden devam ediyor. İlk bölüm olan The Hangman’e buradan ve ikinci oyun olan The Wise Monkey incelemesine de buradan ulaşabilirsiniz.
Daha önce neler oldu?
Cognition serisinin üçüncü oyunu yabancı televizyon dizilerinden alışkın olduğumuz “previously on Cognition” sözleriyle, yani bir özet ile hızlı bir başlangıç yapıyor. Bu arada belirtmekte fayda var, Cognition serisi tam bir devam serisi. Bu yüzden eğer ilk ikisini oynamadıysanız üçüncü oyundaki gelişmeleri takip etme şansınız çok düşük. Üçüncü oyun olan The Oracle’a geçmeden önce yaşanan gelişmeleri kısa bir özet olarak geçmek istiyorum. Bu yüzden dediğim gibi ilk iki oyunu oynamadıysanız alttaki paragrafı da geçmenizi öneririm.

Bilgilerimizi tazeleyecek olursak; Oyunun karakteri Erica Reed psişik güçlere sahip olan bir FBI ajanıdır. Nesnelere dokunarak geçmişlerini görebilmekte veya insanlara bazı anıları hatırlamalarına yardım edebilmektedir. Geçmişte ve aynı zamanda oyunun alıştırma bölümünde kardeşi Scott’ı kaybetmiştir. Scott, kardeşleri hedef alan ve bir tanesini muhakkak öldüren bir katile kurban gitmiştir. Akabinde katil ortadan kaybolmuş ve Erica’nın müdahalesi sonucunda ölü olarak kabul edilmiştir. Birkaç sene sonra ise aslık konu ile ilk bölüm başlıyor. İlk oyun olan The Hangman’de kurbanlarını asarak öldüren bir katili asarak öldüren bir katilin peşindeydik. Lakin işler pek umulduğu gibi gitmemiş ve Erica’nın amiri Davies hayatını kaybetmişti. İkinci oyun The Wise Mokney de ilk oyunun bitişinden birkaç saat sonrasında başlıyordu. Davies’in yerine Erica’nın eski patronu McAdams geçici olarak atanmıştır ve Erica ile McAdams yaşananları hararetli bir şekilde tartışırken FBI binasından Erica’nın çalışma arkadaşlarından birisi olan ve aynı zamanda da yakın ilişkisi bulunan Sully kaçırılır. Üstelik geride de bir kulağı bırakılarak. Önce ortalıkta olmadığı için yeni asistan kızdan şüphelenilir ama çok geçmeden işin arkasında aynı zamanda Sully’nin de davası olan Wise Monkey yani Bilge Maymun lakaplı katilin olduğu anlaşılır. Bu psikopat katil kurbanlarını öldürmeden önce göz, kulak veya dil gibi uzuvlarını keserek yanında götürmektedir. Uzun uğraşlar sonucu Erica, Sully’yi bulur ama garip bir şey daha bulur. Sully ile beraber Bilge Maymun davasının baş zanlısının kopuk uzuvlarını da bulur. Yoksa yine The Hangman davasındaki gibi bir olay mı yaşanıyordur? Erica, Sully’yi kurtardığında başka bir yerde de bu sorunun cevabı verilir. Enthon Towers adlı yüksek rezidansın katlarından birinden Bilge Maymun katili aşağıya, nöbette olan polis arabasının üzerine atılıverir ve ekran kararır.
Sona yaklaşırken
The Oracle adlı üçüncü bölüm dediğim gibi ikinci oyunun hemen sonrasında başlıyor. Erica’nın kurtardığı Sully hastanededir ve Erica ile babası Brian da yanındadır. Üst üste yaşanan şoklar yetmiyormuş gibi Erica’yı ortağı John arar ve Enthon Towers’a gittiğini, kendisine ulaşamazsa merak etmemesini söyler. Erica da tabi boş durur mu? Hemen Sully’yi babasına emanet ederek Bilge Maymun’un öldürüldüğü cinayet mahalline gider ve karşısında McAdams’ı bulur. Amaç aslında basittir. Enthon Towers’a girmek ve olan biteni araştırmak. Bu arada, Erica’nın babası Brian’ın da aklına geçmişte yaşanan bir olay gelir. Seneler önce Enthon Towers’da “kardeş cinayeti” işlenmiştir. Kardeşlerin adı ise Max ve Cordelia Smith’tir. Hmm, Cordelia ismi nereden tanıdık acaba…

Serinin üçüncü oyunu ilk ikisinden biraz farklı çıkıyor karşımıza. Bu farklılıklardan bir tanesi hikâyenin atmosferinin bu bölümde tavan yapması. The Oracle adlı üçüncü bölümde birçok soru işareti cevaplanıyor ve sürpriz gelişmelerle deyim yerindeyse ağzınız açık kalıyorsunuz. Ve doruk noktasında da bitirerek dördüncü ve son bölüm için harika bir zemin hazırlıyor. Kısacası The Oracle senaryonun gelişimi bakımından en iyi bölüm diyebilirim. Bir başka farklılık da oyunun sadece tek bir mekânda, Enthon Towers’da geçmesi. Hatırlayacağınız üzere diğer iki oyunda şehirde birkaç mekâna geçiş yapabiliyorduk. Yani mekân sayısı çok az ama bunu da oyuna oynanabilir ikinci bir karakter ekleyerek tamamlamışlar. The Oracle’da Erica’nın yanında Cordelia’yı da (hala hatırlamayanlar için hani mezarlıktaki kız:) yönetebiliyoruz. Erica ile günümüzde oynarken Cordelia ile geçmişte yaşananları canlandırıyoruz.
Oyunun envanter sistemi ilk iki oyun ile aynı ve bana hala ilk başta kullanması biraz zor geliyor. ekranın sağında biraz tepeye doğru siyah bir kutucuk var, bu ana envanter tuşumuz. O siyah ana envanter tuşuna bastığınızda eşyalarınızın geri kalanını da görebileceğiniz “sidebar” yani yanda bir bar açılıyor. Buradan gerekli eşyayı seçerek ana kutucuğa ekliyorsunuz ve konuşmalarda veya nesnelerin üzerine tıklarken o eşyayı kullanıyorsunuz. Yani tut sürükle olayı Cognition’da yok. Kullanmak istediğiniz eşya siyah ana kutuda olacak. Bunun dışında envanterin yanında yakından incelemek için göz, el ve birleştirme işlemleri için artı tuşu var. Konuşmalarda ve yine bir nesneye tıkladığınız zaman fare imleciniz üçe bölünüyor ve gerekli aksiyon tuşları karşınıza çıkıyor. Bunlar da incelemek için göz, almak için el, envanter için kutu gibi.

Bulmacalar ise The Oracle’da biraz daha fazla karşımıza çıkıyor ve bolca “cognition” yani Erica ve Cordelia’nın özel gücünü gerektiriyor. Ve söylemekte fayda var, The Oracle’nın bulmacaları şimdiye kadar serinin en zoru diyebilirim. Fakat gözünüz korkmasın, zor derken ilk iki oyuna nazaran demek istiyorum. Çok fazla zorlanabileceğiniz ve büyük ihtimalle tam çözümlere başvuracağınız bir tek bulmaca var, o da kasa bulmacası. Onun da zaten mantığını öğrendikten sonra çözmesi pek zor olmadığı anlaşılıyor. Bu arada, istediğiniz zaman Erica’nın cep telefonundan Rose’a mesaj atarak ipuçları alabilirsiniz. Özetle The Oracle’da mekânlar dar ama bulmaca dolu.
Harika 2D’ye devam
Cognition Bölüm 3’ün en büyük artılarından birisi yine ilk iki bölümdeki gibi 2D arka planları. Çizgi roman tadındaki grafikler, yine aynı tattaki ara videolar göz kamaştırıyor. Grafiklerdeki sıkıntı Cognition serisinde karakterlerindeydi. Açıkçası karakterler yine harika 2D’nin üzerinde sırıtıyor. Lakin bir önceki oyundaki gibi hiç olmazsa iç içe geçen nesnelere rastlamadım. Sırıtmalarının dışında gördüğüm tek negatif yön yakın çekim konuşmalarda karakterlerin ağızlarının doğru düzgün oynanamaması. Bazen dudaklarını hiç kıpırdatmadan konuşuyorlar, bazense balık gibi açıp kapamakla yetiniyorlar. Bir de karakterler birbirine benziyor. Özellikle ilk başta Max olsun, Sully olsun ilk bakışta açıkçası ayıramadım:)
Müzikler ise hedefi tam on ikiden vurmuş. Açılışta çalan harika parçadan tutun oyunun son parçasına kadar yine müzikler döktürüyor. Atmosfere göre alçalıp yükselmeleri, gerilimli ortamla uyumları dört dörtlük. Tıpkı ilk iki bölümünde olduğu gibi Cognition’un en iyi oyun müziklerine sahip oyunlardan birisi olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.

Finale kaldı bir bölüm
Cognition Episode 3: The Oracle, senaryosundaki sürpriz gelişmelerle, kapalı tek bir mekânda geçmesi ve çift karakter kontrol edilmesiyle ilk iki bölümden daha farklı bir bölüm olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca bir kademe zorlaşan bulmacaları ile de daha iddialı ve zorlayıcı olarak karşımıza çıkıyor. Oyun süresi ise maalesef sadece iki saat civarında. İki saat sonra üçüncü bölümü bitirdiğimizde bizleri dördüncü ve final bölümü olan “The Cain Killer”ı beklemekten başka bir şey kalmıyor.
Neredeyse yarım senedir bölümler halinde bizlerle buluşan ve yapımcılığını Phoneix Online Studios’un üstlendiği Cognition serisi, dördüncü ve son bölümü The Cain Killer son perdeyi oynamak için son kez bizlere merhaba dedi.

Son bir adım kaldı
The Cain Killer, önceki oyunlarda yaşananları anlatan kısa bir video ile başlıyor. Ben de kısaca bahsedecek olursam, psişik güçlere sahip kahramanımız Erica Reed, yıllar önce kardeşleri kaçırıp bir tanesini muhakkak öldüren katile kendi kardeşi Scott’ı kurban vermiştir. Katili ağır yaralamasına rağmen katil kayıplara karışmış ve dava üç sene sonra kapanmıştır. İlk bölüme The Hangman davası ile başlamış ve kurbanlarını asarak öldüren katili öldüren katilin peşinde düşmüştük. İkinci bölüm The Wise Monkey’de de benzer bir durum söz konusuydu. Kurbanlarının göz, burun veya kulak gibi uzuvlarını kesip kaçıran katilin katili söz konusuydu ve hepsi bir şekilde Cain Killer ile bağlantılıydı. Üçüncü bölüm Oracle ile de birçok sır açığa çıkmış ve esas katilin kimliğini öğrenmiştik. Final bölümü ile de tüm sorular cevaplanıyor ve Erica en zorlu düşmanı ile karşı karşıya geliyor.
The Cain Killer, üç sene önce, Scott öldürülmeden hemen öncesini konu alan bir “flashback” ile başlıyor. Alınan istihbarata göre Stelios adındaki bir adam Cain Killer’a malzeme tedarik etmektedir ve Erica ile ortağı John, McAdams’ın önderliğinde sahte kimliklerle bir operasyon düzenlemiştir. Senaryoya göre Erica bir rus için çalışmaktadır ve kargoları kontrole gelmiştir. Amaç, Stelios’un kayıt defterini bulup Cain ile ilgili bilgilere ulaşmaktır. Oyuna böyle bir bölümle başlamanın amacı yeni eklenmiş olan ve az sonra bahsedeceğim “güven sistemini” tanıtmak için yapılmış. Bu kısa bölümden sonra da günümüze dönüyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Güven bana
Dördüncü oyunun en büyük yeniliği güven sisteminin eklenmiş olması. Belirli sahnelerde Erica’nın karşısındaki kişinin portresi ekranın sağ alt köşesinde beliriyor ve Erica’ya ne kadar güvenip güvenmediğini gösteriyor. Eğer portre dolu ise güveni tam ama değilse yüzde doksan dokuz Erica’nın sonu iyi bitmeyecektir. Karşıdaki kişiye vereceğiniz cevaplara göre portre ya doluyor ya da azalıyor. Bu sistemi ilk gördüğümde aslında bayağı sıcak karşılamıştım çünkü vereceğim cevaplara göre karakterlerin tutumu Erica’ya karşı değişecek diye tahmin etmiştim ama gelin görün ki işin aslı aslında öyle değilmiş. Güven sistemi çıktığında tek amacınız portreyi doldurmak, aksi takdirde Erica ölüyor. Yani istediğiniz cevapları değil, güven kazanmak için cevap vermek zorunda kalıyorsunuz. Seçeneklerde size ters gelen bir cümle olsa bile onu seçmek zorundasınız yoksa Erica kurşunu yiyor. Durum böyle olunca açıkçası keşke böyle bir sistem eklenmeseymiş diyorum çünkü bazı anlarda cidden Erica’nın kişiliğine ters cevaplar vermek zorunda kalıyoruz. Kısacası düşünce güzel ama pratikte kötü. Bu arada, ölürseniz merak etmeyin çünkü tam öldüğünüz yerden yeniden başlıyorsunuz.
Oyundaki bir diğer ilgi çeken unsur da ilk üç oyuna göre serbestçe gezmenin pek olmaması. İlk iki oyunda koca bir şehirde farklı mekânlara gidebiliyorduk, üçüncü oyun Oracle’da ise mekân sayısı tek bir bina ile sınırlandırılmıştı. The Cain Killer ise bir macera oyunundan çok interaktif bir oyun tadında. Misal daha baştaki flashback bölümünde yürümek, etrafı incelemek gibi unsurlar yok. Sadece doğru cevapları veriyoruz ve başka bir sahneye geçiyoruz. Burada da istenileni yaptıktan sonra başka bir sahne başlıyor. Anlayacağınız serbestçe gezeyim, şunu şurada deneyeyim olayı yok gibi. Yani bir sınırlama var. Olay hep bir yerde geçiyor ve konuşmalar bittikten veya istenilen bulmaca çözüldükten sonra başka bir mekana geçiliyor.

Bulmacalar
Oyunun envanter sisteminde herhangi bir değişiklik yok. Ekranın sağında biraz tepeye doğru siyah bir kutucuk var, bu ana envanter tuşumuz. O siyah ana envanter tuşuna bastığınızda eşyalarınızın geri kalanını da görebileceğiniz “sidebar” yani yanda bir bar açılıyor. Buradan gerekli eşyayı seçerek ana kutucuğa ekliyorsunuz ve konuşmalarda veya nesnelerin üzerine tıklarken o eşyayı kullanıyorsunuz. Yani tut sürükle olayı Cognition’da yok. Kullanmak istediğiniz eşya siyah ana kutuda olacak. Bunun dışında envanterin yanında yakından incelemek için göz, el ve birleştirme işlemleri için artı tuşu var. Konuşmalarda ve yine bir nesneye tıkladığınız zaman fare imleciniz üçe bölünüyor ve gerekli aksiyon tuşları karşınıza çıkıyor. Bunlar da incelemek için göz, almak için el, envanter için kutu gibi.
Cain Killer’daki bulmacalar daha çok Erica’nın ve yakından tanıdığımız Cordelia’nın güçlerine üzerine kurulmuş. Odak noktası Erica’nın geçmişi ve Cordelia’nın geleceği görme yeteneği. Oyunun belli bir bölümünde Cordelia’yı tek, bir başka bölümünde de ikisini birden yönetebiliyoruz. Bulmacalar bakımından son bölüm pek zorlayıcı değil. Zaten toplasanız oyundaki bulmacaların sayısı bir elin parmağını geçmez. Olaylar dediğim gibi konuşmalar ve güven sistemi üzerine kurulu. Takıldığınız yerlerde ise telefonun ipucu bölümünden gerekli yardımı rahatlıkla alabiliyorsunuz.

Teknik yine döktürüyor
Cognition serisinin en büyük artılarından birisi olan arka plan çizimleri yine büyük bir ihtişamla karşımıza çıkıyor. Tablo tarzındaki arka planlar oyuna hem ayrı bir hava katıyor hem de harika bir göz zevki sunuyor. İlk üç bölümde sürekli şikâyet ettiğim 3D karakterlerin bazı nesnelerin içine geçmesi durumunu dördüncü oyunda göremedim. Yani küçük bir gelişme var diyebiliriz.
Oyunun en büyük artılarından birisi de şüphesiz müzikleri. Özellikle açılışta çalan ve Cognition serisi ile özdeşleşen parça bir harika. Gerilimli müzikler ortamla çok iyi bir uyum sergileyip atmosferi tamamlıyor. Seslendirmeler için de gayet başarılı diyebilirim.
Bir seri daha sona erer
Senaryo olarak Cognition serisi tatmin edici bir şekilde sona eriyor diyebilirim ama içerik/oynanış olarak da serinin en zayıfı. Özellikle bahsettiğim güven sistemi ve serbestçe gezmenin olmaması oyuna biraz gölge düşürmüş ama heyecanından da bir şey kaybetmemiş. Phoneix Online Studios’a Cognition serisi için teşekkür ederim ve Moebius’u da dört gözle beklediğimi belirtmek isterim.

Yorumlar (2)
Adventure oyunlara önem verdiğiniz için sizi tebrik ediyorum. Bence oyunun hasıdır. Ortalama bir adventure oyunu bile, hayatınızda en keyif alarak izlediğiniz filmden katlarca büyük haz verir. Son 5 senedir adventure piyasası büyük bir atılım içerisinde ve 2.5D eski sistem ile oyunlar üretiliyor..
Bu tür oyunlarda köşeli karakter görmekten şikayet etmenin bir manası yok. Aniamsyonlara laf söylenebilir (bir yere kadar, acımasız olmamak kaydıyla) ama modellere söylenmemeli. Adamların zaten oyuncu kitlesi sınırlı. Oyuncu kitlesi AAA oyunlardaki gibi her sene PC'sini yenilemiyor. Haliyle adamlar eski sistemleri düşünerek oyun yapmak durumunda kalıyorlar, yoksa satış yakalayamazlar; ek olarak üst seviye grafiklerin maliyeti zaten ortada. Bu tür bir oyuna yeni nesil 3D grafik oluşturmaya çoğu firmanın gücü yetmiyor. Bu oyunlar sınırlı kaynaklarla yapılıyor ve satışları da ona göre sınırlı. Bu tür oyunlardaki ana kriter, öyle bir oyun yap ki en dandik PC'de bile rahatlıkla çalışabilsin. O yüzden de bu oyunlardan gidip yeni nesil grafikler beklenilmemeli. Macera türü eski altın günlerini yaşamıyor ne yazık ki.