Diplomacy aslında Hasbro’nun ürettiği bir masaüstü oyunu. Avrupa kıtasını oluşturan bir tahtanız ve bu harita üzerine yerleştireceğiniz piyonlarınız var. Sıra tabanlı ilerleyen oyunda siz askerlerinize taktiklerinizi verdikten sonra sıra diğer oyuncuya geçiyor ve sıradaki de askerlerini yönlendirdikten sonra olaylar gelişmeye başlıyor. Bu konsepti oldukça iyi bir biçimde oyuna aktaran Paradox Entertainment’in Diplomacy’si, 1999 senesinde çıkan Hasbro’nun aynı oynanışa sahip aynı isimli bilgisayar oyunundan oldukça iyi durumda.
İlk hedefimdi Akdeniz!!! İlerledim…
Diplomacy az önce de dediğim gibi bir Avrupa haritasından ve üzerindeki piyonların hareketlerinden oluşuyor; grafik adına başkaca bir şey neredeyse içermiyor. Fakat bunun oyuna negatif bir etkisi olduğu söylenemez; nitekim bir masaüstünde var olan her şey oldukça iyi bir biçimde ve üç boyutlu olarak oyun dünyasına aktarılabilmiş.
Oyunun sade bir ana mönüsü var. Profil yaratma ekranından yeni bir hesap açarak oyuna başlayabilirsiniz; burada oyunda sizi temsil edecek tipi de belirleyebiliyorsunuz. Oyunda yer alan yapay zekâ çeşitlerini simgeleyen bu yüzlerden birini seçerek kendinize ait bir profil yaratabilirsiniz. Yaratacağınız bu yüzle oyun sırasında sürekli karşı karşıya geleceğinizi de belirtmek isterim. İsminizi de alt tarafa yazdıktan sonra single player moduyla oynamaya başlayabilirsiniz. Yalnız bundan önce kesinlikle tutorial kısmına göz atmanızı ve eğer Diplomacy’e masaüstünden ya da önceki oyundan alışık değilseniz, buradaki 7 başlık altındaki bütün oynanış tüyolarını ve stratejileri iyi biçimde öğrenmenizi öneririm; oyun içinde bunun faydalarını görüyorsunuz ve duruma göre bu öğreneceklerinizin hepsini çeşitli yerlerde uygulayacaksınız.
Seçebileceğimiz yedi ülke bulunuyor. Bunlar Birinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa kıtasında etkin rolü oynamış milletler arasından seçilmişler ve her ülkenin çeşitli kısımlardan stratejik önemleri var, her ülke çevresindeki ülkeleri dikkatli biçimde iyi ölçüp biçip ona göre saldırması lazım. 7 ülkeye istediğiniz gibi yapay zekâ dağıtma imkânınız var. Hayvan isimleri ile adlandırılan her yapay zekâyı oyunda size ve diğer ülkelere farklı stratejiler uygularken izlemeniz mümkün; bunun oyuna yansıması ise gerçekten de üst düzeyde. Örneğin kurt, aslan, baykuş, yılan, kaplan, sfenks ve fil gibi seçeneklerden birini herhangi bir ülkenin yapay zekâsı olarak atarsanız ülkeler arasındaki ilişkilerde, savaş stratejilerinde, sınırların büyümesinde bunların nasıl ilerlediğini rahatlıkla izleyebiliyorsunuz. Mesela fil sürekli diplomatik anlaşmalarla işini bitirmeye çalışıyor, yılan yaptığı anlaşmaları hiçe sayarak tarafına aldıklarına da saldırabiliyor, sfenks ise geleceği iyi hesap ederek sahip olduklarına ve gelecekte sahip olabileceklerine uygun stratejiler üretmeye çalışıyor.
Fransız’lara köpek yakıştırmasını oyun yapıyorsa banane?
Seçtiğiniz ülkeyle oyuna başladığınızda harita üzerinde ülkelerin çeşitli bölgelere bölündüğüne dikkat edeceksinizdir. Bu bölgelendirme işlemi her ülkenin sahip olduğu toprakların genişliği ve ona göre sahip olabileceği güç dikkate alınarak hazırlanmış. Buna göre Rusya’nın oyundaki en avantajlı taraf olduğunu söyleyebilirim. Türkiye ise Ankara, Ermenistan, Suriye, güney toprakları olarak Smyrna ve son olarak da Constantinople olarak 5 bölgeye ayrılmış. Özellikle İstanbul’un Constantinople olarak adlandırılmış olması dikkat çekici. Sahip olduğumuz sınırları ve isimlerini Hearts of Iron’da ince ince işleyen Paradox Entertainment gibi bir firmadan bu tür hatalar görüyor olmak ise ister istemez biraz can sıkıcı. Oyuna döndüğümüzde ise geniş toprakları nedeniyle Rusya dışındaki her ülke 3’er donanma ile oyuna başlarken Rusya’nın tam 4 donanma güce sahip olduğunu görüyoruz. Sahip olunan donanmalar ise Hasbro’nun orijinal masaüstü oyununda olduğu gibi iki gruba ayrılarak oyuna aktarılmış: kara ve deniz.
Sıra tabanlı oyunumuzda sahip olduğunuz bütün kuvvetleri yapmalarını istediğiniz harekete göre yönlendirdikten sonra ekranın sağ alt kısmındaki ok tuşuna basarak sıranın dönmesini sağlıyorsunuz. Her bir sırada ise 6 ay ilerliyorsunuz, dönemler ise ilkbahar ve sonbahar olarak adlandırılmış; oyunun temel amacı ise tüm Avrupa haritası üzerindeki kontrol noktası bulunan bölgelerden 18’ini ele geçirmek. Yönlendirebileceğiniz kuvvetler ise oyunda birer piyon olarak simgelenmiş ve sadece komşusu olduğu bölgeye harekete geçebiliyor veya denizaşırı bir bölgeye bir kara kuvvetinizi göndermek istiyorsanız aradaki deniz kısmında size ya da anlaşma yapacağınız bir ülkeye ait bir gemi donanması bulunmalı. Onun dışındaysa, az önce de dediğim gibi bütün piyonlarınız sadece komşu bölgelere ilerleyebiliyor. Piyonunuz üzerine tıklayıp gidebileceği bir bölge üzerine bıraktığınızda bu bölge ile yapabilecekleriniz listeleniyor. Buraya hareket edebilir, bulunduğunuz yerden bu bölgeye destek verebilir ya da bu bölgeye hareket halinde olan diğer kuvvetlere destek gönderebilirsiniz. Hareket etmesini istemediğiniz bir piyonu ise yerinde kalması için üzerine tıklayıp bırakarak “Hold” komutunu verebilirsiniz ki bu oyunun ana komutu olma özelliğini de taşıyor. Dediğim gibi; sınırlarınızı korumak, çoğu zaman sınırlarınızı genişletmekten daha önemli. Yoksa sürekli balkanlardan ilerlemeye devam ederek Türkiye’nin sınırlarını Hollanda ve Belçika ile sınırlayabilirsiniz.
Geldim… Gördüm… Gözlerime inanamıyorum…
Oyunun asıl ismi olan diplomasi yönü ise bambaşka detaylarda ortaya çıkıyor. Çoğunlukla iki ülke ile baş etmektense biriyle barış imzalayıp diğerini haklamak daha mantıklı. Zira yapacağınız saldırmazlık ve barış anlaşmalarıyla bunu kısmen de olsa sağlama imkânına sahipsiniz. Ekranın üst kısmı boyunca gördüğünüz bayrakların altındaki konuşma balonlarına tıklayarak o ülkenin başıyla görüşüyorsunuz ve yapacağınız hareketleri onlara göstererek kabul etmelerini sağlıyorsunuz. Bunu Excel’de makro yapmaya benzetebilirsiniz. Önce bahsettiğim balona tıklıyorsunuz ve ardından sizin yapacağınız hareketleri belirtiyorsunuz, destek istiyorsanız ona göre anlaşma yaptığınız ülkenin piyonlarını da hareket ettirerek bunu gösteriyorsunuz. Ardından sağ alt kısımda çıkan mektup şeklini tutup yanındaki boşluğa taşıyarak anlaşma şartlarını bu şekilde bildirmiş oluyorsunuz. Kabul ederlerse ne ala.
Türkiye ile oyuna başladığınızda bir senenin sonunda tepenizden Rusya, batıdansa Avusturya&Macaristan’ın baskılarını hissetmeye; içten içe de Akdeniz’den İtalya’nın gözdağını fark etmeye başlıyorsunuz. Bunları aşmak içinse Rusya’nın oyundaki güçlü devletlerden biri olduğunu göze almalı ve hareketlerinizi ona göre ayarlamalısınız. Karadeniz’de bulunduracağınız bir gemi filosu olası bir Rus tehdidi için Ankara’nın da desteğiyle hemen savuşturulmak üzere faydalı olacaktır. Ayrıca oyunun başında sahipsiz olan Bulgaristan ve Yunanistan’ın da, Türkiye’ye yakın olmaları açısından kıymeti büyük. Fakat tek sorun olarak Ege’de donanma sahibi olmayışımız ve Türkiye’nin Avrupa’ya açılan tek karasal sınırının İstanbul’da olması çok sinir bozucu. Normalde Bulgaristan’ı ilk turn’de ele geçirirken burnunuzun dibindeki Yunanistan’ı Avusturya&Macaristan’ın ele geçiriyor oluşu fazladan bir piyon ve fazladan bir bölgeyi daha oyunun başında ele geçirmesi anlamına geliyor.
İki boyutlu Birinci Dünya Savaşı
Oyunun sahip olduğu grafikler böylesi bir oyun için yeterli denebilir ama ekstradan bir şey bekliyorsanız avucunuzu yalamanızı şimdiden öneririm. Sahip olduklarınız arasında sadece istediğiniz gibi çevirip görüntüleyebileceğiniz üç boyutlu ve Avrupa haritası ve üç boyutlu piyonlar var. Emirlerinizi verdiğinizde turn aralarında bu emirlerin uygulanışında ekrana devletleri simgeleyen kafalar geliyor ve bunların animasyonlarıyla birlikte çıkardıkları sesleri izleyip dinliyorsunuz. Fakat asıl sorun bu animasyon ve seslerde hiç çeşit olmayışı. Bir süre sonra aynı sesler ve animasyonlar sıkıcı oluyor; onun dışındaysa siz kendi ülkenizle ilgilenirken Avrupa’nın tamamındaki gelişmelerden bihaber kalabiliyorsunuz, bunu yapımcılar bizim tüm gelişmelerden daha çok haberdar olabileceğimiz şekilde geliştirselermiş daha iyi olabilirmiş.
Genel itibariyle Paradox Entertainment’e yakışan bir oyun olmuş Diplomacy. Türkiye ile alakalı detaylarda yanlışlıklar olsa da oynanış açısından oyunu iyi bir payede değerlendirmek lazım. Uzun bir oynanış sunuyor ve saatlerce sizi başından kalkmadan oynatmayı başarabiliyor. Sizi iyi stratejiler kurmaya ve bunlarda dakikalarca kafa patlatmaya zorluyor. Oldukça güçlü ve çeşitli yapay zekâ sınıflamaları ile birlikte oyun oldukça güçlü bir strateji olarak karşımıza çıkıyor. Ve oldukça da zor yapısıyla. Grafikler ve seslerin iyi olmadıklarında ben de hemfikirim; fakat böylesi bir oyunda da bunların özellikle arandığını da pek sanmıyorum. Kesinlikle pişman olmayacaksınız, hatta Hearts of Iron serisini takip edip oynamışsanız bunu havada kapacaksınız.
Yorumlar (5)
MERAKLA 2'SİNİ BEKLİYORUZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZ[:D][:D][:D][:D][;(][;(][:)][:(][:{][:{][:}][:}][;(]
arkadaşlar hearts of iron dan güzelmi güzelse alıcam [:)]
ben 1. dünya savaşı hayranı olarak oyuna bayıldım. Özellikle Türkiyeninde olması çok iyi olmuş
tahminimce risk benzeri bir oyun alalım, oynayalım bakalım..:)))
RTS olsaydı daha iyi olurdu