Yaşadığı yer, daha doğrusu o devasa ada ona aitti ve sahip olabileceği her şey burada onunla birlikteydi. Biricik eşi, tüm dostları ve hatta ezeli düşmanı bile. 15 yıldır buradaydı ve bu süre boyunca ortalama 4 yılda bir kendisi için gerçekleşen şenlikler dışında onu sevindirecek herhangi başka bir şey meydana gelmemişti. En sonuncusu günümüzden 5 yıl önce yapılmıştı ve ufuk çizgisini gözleyen o adam aylardır, hatta yıllardır kendisi için düzenleyecekleri yeni bir festivalin hazırlıklarının başlamasını hayal edip duruyordu. Bunun gerçekleşmemesine kendisi ile birlikte sevgili eşi ve başının etini her daim yiyen düşmanı bile üzülüyordu. Fakat adada yaşadığı bunca zaman boyunca onu en çok üzen olay, hayatına ait sırların bir bir ortaya çıkışına bu süre içerisinde şahit olmasıydı. En sevdiği iki arkadaşı arka arkaya ortadan kaybolmuştu ve arkalarında hiçbir iz bırakmadan gitmişlerdi. Kendisinin isteyip de gidemediği şekilde arkadaşları ortadan kayboluyor; fakat bundan ne kendisi, ne de yok olanlar memnun görünüyordu. Nereye gittiklerini bilmiyordu arkadaşlarının. Bu ortadan kayboluşlar olmasaydı ufuk çizgisine bakan adamın arkadaşları için peş peşe festivaller düzenlenecekti; hem de çok kısa bir süre sonra yapacaklardı bu festivalleri. Tüm insanların gözleri üzerlerindeyken kaybolmuştu ikisi de, resmen buharlaşmışlardı. Derken bir diğeri. Adanın en hızlı, en ağır, en metal ve en karizmatik üyelerinden biri daha ortadan kayboldu. Onun gidişiyle birlikte adanın ufuk çizgisi daha da bir kararmaya başladı. Adadaki tüm halk bütün bu olanlar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. Devasa adalarındaki en sevdikleri üç kahraman beraberinde kendi özel arkadaşlarını da götürerek belirsiz bir karanlığa gömüldüler.
Ada bundan sonra eskisi gibi değildi, olamayacaktı da. Sessizleşmişti. Birkaç ay sonra yaşanacak festival hazırlıkları sonlandırılmıştı ve adaya resmen bir hüzün bulutu çökmüştü. O günden bu yana ağlayan, ufuk çizgisine bakan adamın gözlerinden damlayan her yaş, adanın kumlarına düşmeden buharlaşıyordu. Bunu ilk defa arkadaşları, daha doğrusu dostları ortadan kaybolunca fark etmişti; belki daha önce veya daha sonra olmuştu, ama yıllardır hiç ağlamadığı için bunu anlayacak fırsatı bile olmamıştı belki de. Gözleri doluyor, hatta yüreği kan ağlıyordu; ama gözlerinden taşacak tek bir damla yaşın bile bir daha geri gelmeyeceğini biliyordu. Adada yaşayan diğer bütün insanlar ufuk çizgisine bakan adamın gözyaşından kıpkırmızı olan gözlerine baktıkça dayanamaz oluyorlardı; burunları akıp genizleri acısa da yapacakları bir şey olmadığının bilincine varmaya yavaş yavaş onlar da başlıyorlardı.
— Arkadaşlarım! Burada benden çok duranlarınız da var, neredeyse benimle eşit zamanda gelip buraya yerleşenler de! En sevdiğimiz arkadaşlarımızı kaybettik, bunu hepimiz kendi gözlerimizle gördük. Yok oldular! Neden olduğunu ben de bilmiyorum; belli ki yukarıdakiler bazılarımızı buradan çekip çıkartıyor. Gerçekten ne olduğu hakkında ve bunun devam edip etmeyeceği hakkında hiçbir fikrim yok! Belki giden dostlarımız geri gelirler. Ancak “belki” diyorum, çünkü onları bizden çalanların ne yapacakları hiç belli olmaz. Gittiklerine yeterince üzüldük ve görüyorsunuz ya, üzüldükçe biz de yok oluyoruz! Artık üzülmeyelim ve neler olup biteceğini sadece izlemekle yetinelim. İki ay sonra yapmak için hazırlandığımız festivaller biliyorsunuz ki yok olan arkadaşlarımız içindi; onların anısı için festivalleri yapmamayı öneriyorum. Onlar için festival yapacaktıysak; madem onlar yok, bizim de yapmamıza gerek yok. Yanlış mı düşünüyorum? … … … … … … … … (Yaklaşık 10 dakika sonra)… … … Adanın başkanı olarak bir şey sordum yahu, cevap verin işte?!
Toplantının sonunda festivallerin yapılmaması kararlaştırıldı ve hazırlıklar öylece terk edildi. Festivallerin yapılma zamanı yaklaştığında ister istemez bütün adadakilerin içinde bir burukluk oluşmaya başladı. Adada ağlamak yasaklandı. Herkes ne kadar üzülürse üzülsün ağlamayacaktı ve gerçekleşecek her olaya umutla bakılacaktı, geleceğin bundan daha iyi olacağı düşünülüp buna göre insanlar birbirlerine iyi davranacaklardı. Bu süre içerisinde sadece teleskoplarla görülebilen, ama asla ve asla gidilemeyen küçük adacıklar birer ikişer oluşmaya devam etti. Bu minik adacıklar ufuk çizgisine bakan uzun sarı saçlı ve mavi gözlü adamın her seferinde dikkatini çekerdi, ama oralara asla gidemediği için üzülürdü. Teleskopla baktıklarında üç metre ötelerindeymiş gibi görünen bu küçük adacıklarda çeşitli insanların yaşadıklarını tahmin ederlerdi. Tahmin ettikleri bazı zamanlarda, teleskopla oraya baktıklarında oradakilerin de şenlik yaptığını ve bir sürü insanın eğlendiğini anlarlardı. Aynı adaya çıplak gözle bakmaya çalıştıklarında hiçbir şey seçemezlerdi ve bunu ilk başlarda oldukça yadırgasalar da, bir süre sonra alışmışlardı. Ne bir havai fişek patlaması, ne de bir insan çığlığı duyarlardı karşı adadaki insanlar eğlenirken. Fakat aynı anda ve aynı yere teleskopla baktıklarında gökyüzünü karanlık ve bu insanları da eğlence yaparken görürlerdi. Bu adalar genellikle bir kez yaşanan kutlamalarla aydınlanırken, birkaç gün sonra meydana gelen sarsıntılarla, nasıl birdenbire oluştuysa, tıpkı öyle ansızın ortadan kaybolurdu.
Bu onlar için bir iş olmuştu artık. Adalara ait gelişmeleri muntazaman not ederlerdi ve neden böyle şeyler olduğunu anlamak için defalarca toplantılar yaparlardı. Hiçbir anlam veremedikleri bu olayları kendi aralarında tartışır, fakat her seferinde kesin bir karar veremeden yine dağılırlardı. Adalardaki yaşanan olaylar kendilerini o kadar meşgul ediyordu ki bunları bir meşgale olarak algılamış, günlük işlerinin çoğunu sırf buna ayırmışlardı. Toplantılar sırasında en çok kafalarını karıştıran ve en hararetli tartışmaların yaşandığı konular neden kendilerinin de bu adalar gibi yok olmadıkları ve diğer adadakilerin de kendilerinden haberdar olup olmadığına dair olanlardı. Diğer adaların çoğunda sadece bir kez festival olduktan sonra ada yok olurken, kendilerinin yaşadığı adada 10’dan fazla festival yapılmıştı ve ne ufuk çizgisinde bir kalınlaşma meydana gelmiş, ne de en ufak bir üzücü olay ortaya çıkmıştı. Kendi adalarında meydana gelen en kötü gelişme ise bir süre önce en sevdikleri dostlarından üçünün yanlarına kendi arkadaşlarını da alarak yok olmaları, ve buna bağlı olarak kendi ufuk çizgilerinin birazcık kalınlaşmasıydı. Kendilerini kıdemli olarak, bu dünyanın en üst seviyesindeki adada yaşayan yaratıklar diye adlandırıyorlardı ve adanın lideri konumundaki ufuk çizgisine bakan, uzun sarı saçlı, mavi gözlü adamın bile en ufak bir fikri yoktu bu konu hakkında.
Yine bir gün hararetli hararetli tartışırlarken gökyüzünden resmen üzerinde yaşadıkları ada kadar büyük bir metal plaka geçti kulakları sağır eden gürültüsü ve ihtişamıyla. Hızla geçti ve bir süre sonra ufuk çizgisine doğru ilerleyerek yok oldu. Tam ortalık sessizleşmiş ve kuşlar tekrar cıvıldamaya başlamıştı ki gökyüzünün derinliklerinden iki adamın boğazlarını yırtarcasına çıkarttıkları ses ile tekrar gözlerini gökyüzüne çevirdiler. O kadar gür bir sesle bağırıyorlardı ki, adamların görüntülerinden önce sesleri duyuldu. Bütün adanın bakışları arasında iki devasa kaslı adam okyanusun ortasına çığlık çığlığa düştü ve anında sesleri kesildi. Adadan çıt çıkmadı bu sefer. Ufuk çizgisine bakan uzun sarı saçlı mavi gözlü adam bir adım öne çıktı ve arkasına bakarak korsan arkadaşlarına gemiyi hazırlamalarını emretti. Emri verir vermez yüzünü okyanusa doğru tekrar döndü ve iki adamı da karaya doğru yüzerken gördü. Yine arkasına dönüp verdiği emri iptal etti. Kendisi, eşi ve korsan arkadaşları hemen iki kaslı adamın yanına geldiler. Nefes nefese kalan iki adam da karaya ayak basar basmaz üzerinden düştükleri metal plakanın gittiği doğrultuya baktılar ve adadakilerin şimdiye kadar nadiren duydukları küfürleri ve kaba sözleri yüksek sesle çığırdılar. İki adam da o kadar çıldırmıştı ki sinirlerinden oldukları yerde tepinip duruyorlardı. En sonunda yapacakları bir şey olmadığını görüp arkalarını dönerek oturmak için harekete geçeceklerdi ki, arkalarını dönmeleriyle ufuk çizgisine bakan, uzun sarı saçlı, mavi gözlü adamı ve yanındaki korsanları görmeleri bir oldu. Anlık bir afallamadan sonra ufuk çizgisine bakan, uzun sarı saçlı, mavi gözlü adam kendini onlara tanıtmak için söze başladı.
— “Merhaba! Ben bu a…”
— “Sus bakalım sen evlat!” dedi gözünde simsiyah güneş gözlükleri olan kalıplı sarışın adam. “Buraya önce,,, pardon son olarak biz geldik, misafiriz. Soruları biz soralım, kendimizi önce biz tanıtalım; edep nedir bilmez misin sen?!” dedi, sanki az önce onca küfrü kendisi etmemişçesine.
— Yanındaki öteki sarışın koca çeneli adam sözü aldı ardından: “Ben Stone! Sam Stone! Çoğunluğunuz beni Sam the Serious ya da Serious Sam olarak bilir. Bu da Duke! Onu da Duke Nukem olarak adlandırırlar her yerde! YEEHAAAA!!!(üff niye hep bağırıyorsam, anlamadım gitti)… … (öhhö öhö). Şimdi sen anlat bakalım! Neredeyiz, nereye gitti o alçak Mental ve sen,,, sen de kimsin be adam, dikilmişsin karşımıza bacak kadar boyunla?”
— “Ben bu adanın lideriyim ve en sonunda korsan olmayı başardım. Adım Threepwood, Guybrush Threepwood.”
— “Thrillbull mu? Şimdiye kadar duyduğum en saçma isim” dedi Duke.
— “THREEPWOOD!!!” diye sesini kesti Duke’un. “Ayrıca Duke ismi de bence çok saçma. Her neyse! Ben bu adanın lideriyim ve bu da eşim Elaine. Ve siz; Adventure Adası’na hoş geldiniz!”
Yorumlar (4)
Uçmuş adam.
Obaa Erdem sen bu gazla artık esersin ortamlara :) Abi hakikaten süper olmuş ya, detaylara inme ayarı olsun, betimlemeler olsun, gerçekten hayran kaldım. Bu bizim geybıraş abinin hikayelerine doyum olmaz zaten. Erdem Maşlak versiyonu da bir başka keyifli oluyor canım. Tebrikler.
İşte budur!! Tebrikler Erdem Maşlak, tebrikler Merlin'in Kazanı. Sizi diğer oyun sitelerinden ayıran özelliğiniz bu. Bizler için en iyisini yaptığınızı biliyoruz ve yapacağınızdan da eminiz. Hepinize iyi çalışmalar...
Diyecek söz bulamıyorum ve Erdem'e tebrikler yağdırıyorum :)