PES 2011’den sonra beni heyecanlandıran kısımlardan biri de; Call of Duty: Black Ops gösterimiydi. Şöyle söyleyebilirim ki; yine gümbür gümbür bir oyun bizi bekliyor. Buradan sonra da son olarak Bethesda’ya davetliydim. Burada Fallout: New Vegas ve Brink Hunter’ı canlı canlı oynama şansına sahip oldum. Fallout, kendine has tarzı ve yarattığı yeni Vegas konsepti ile adından çok söz ettireceğe benziyor. Brink Hunted’ı ise, oyun görevlisiyle beraber co-op olarak oynadık. Oyun hiç de fena gözükmüyordu ve oynadığım süre boyunca yaptığımız ikili kombinasyonlardan epey zevk aldım. Nitekim en heyecanlı yerinde demonun bitmesi üzücü oldu.
Günün esas bombaları ise; 1’er saat sıra bekleyerek amacıma ulaşabildiğim Crysis 2 ve Medal of Honor oldu. Her ikisi de 15 dakikalık multiplayer oynanış için hazırlanmıştı. Yalnız, Crysis 2 multiplayer’ına girmeden önce bizi aldıkları salonda muhteşem bir video izledik. 3 boyutlu gözlüklerle izlediğimiz bu video, CryEngine 3’ün nimetlerini sonuna kadar önümüze döktü. Şimdi ayrıntılara girelim ve oyunlara daha yakından bakalım…

DRIVER – SAN FRANCISCO
Eski dostumuz Tanner yine bizlerle beraber oluyor. San Francisco’da geçmekte olan yapımda, yine Tanner’ı kontrol ediyoruz. Yapımcılar sözlerine, Driver 1 ve 2’deki sürüş mekaniğini geri getirdiklerini söyleyerek başladılar. Bu yüzden araç kontrolünde pek sıkıntı yaşamayacağız gibi gözüküyor. Sunum başladığında, siyah bir aracın peşine düşmüştük. Biz onu kovalarken, bir yandan çevredeki hayat devam etmekte ve birçok animasyon da aynı anda görülmekteydi. Grafikler de fena gözükmüyordu.
Sunum ana teması, Driver – San Francisco’ya eklenmiş olan Shift özelliğiydi. Bu özellik sayesinde, direkt olarak bir araçtan diğerine ışınlanabiliyoruz. Bu özelliği kendimize bir strateji yaratmak ve yakalamak istediğimiz araca daha çabuk ulaşabilmek için başvurabiliyoruz. Bunu yaparken, araçların özelliklerini de ekranlarımıza görebiliyoruz.
Yapımcılar ayrıca tasarladıkları haritadan da övgüyle bahsediyorlar. Şöyle ki; bu tarz sürüş temalı yapımlar içerisindeki en büyük haritalardan birine sahip olacağını belirttiler. Oyun içerisindeki araçların sürüş dinamikleri de değişken olacak. Tasarımlarına ve hızlarına göre kontrol şekilleri farklı olacak. Driver – San Francisco’da özellikle bu Shift özelliği merak uyandıracağa benziyor ve merakla beklemek için başlı başına bir sebep olduğunu söyleyebilirim. Driver sunumumuzdan sonra sıra, Assassin’s Creed Brotherhood’a gelmişti.

ASSASSIN’S CREED BROTHERHOOD
Oyunumuz bir erotik bir açılış videosuyla geldi. Ama bu erotizm seviyesi tam artacakken bir saldırı başlar ve kale düşman taarruzuna maruz kalır. Başlangıç olarak da sene 1499 olarak belirlenmiş. Hemen buradan kaçtık ve hoplayıp zıplayarak atımıza doğru yol aldık. Evet, Brotherhood’ta at sürebiliyoruz. At üzerinde yapabileceğimiz dövüş kombinasyonları ve dinamikleri olacak. Grafiksel olarak Brotherhood göze oldukça hoş geliyor. Karakterlerin tasarımları ve hareketleri oldukça gerçekçi tasarlanmış. Dövüşler sırasındaki hareketler ve vuruş şekilleri gayet iyi gözüküyordu.
İlerledikçe geldiğimiz surlarda, kullanabileceğimiz bir top olduğunu gördük ve bununla akın akın gelen düşman birliklerini püskürtmeye çalıştık. En sonunda bir kuleye ateş ettik ve bunu da indirmeyi başardık. Daha sonra bu level’ın son demosuyla karşılaştık ve sene 1503’ün Roma’sına geldi. Burada bir Assassin olarak kontrolü tekrar devraldık. Karşımıza çıkan güzel sahnelerden birisi; Assassinler’imize yönerge veriyor olmamızdı. Zor durumda kaldığımız zaman onlardan yardım isteyebiliyor ve bizim için karşımızdakileri haklamalarını sağlayabiliyorduk. Bunu bir iki düşmana uyguladıktan sonra, kiliseden içeri girdik ve orada bulunan kırmızı giyinmiş rahibi öldürmemiz gerektiğini öğrendik. Bu sırada zaten Assassinler’imiz dizilmişlerdi. Rahibi koruyan 4 adamı vardı. Bir işaretimizle birlikte tüm adamlarımız korumaları, biz de rahibi hakladık. Bunun gibi kombinasyonların varlığı ve stratejik olarak kullanabiliyor olmamız, Assassin’s Creed Brotherhood’u eğlenceli kılacak olan özellikler. Brotherhood’dan sonra, Ubisoft’un son gösterimi olan Ghost Recon – Future Soldier’a geçtik.
3. şahıs görünümlü olan yapımda, yine takım arkadaşlarımızla birlikte ölümcül görevlere gidiyoruz. Burada bizi iki level’ın gösterimi yapıldı. İlki daha çok gizlilik temalıyken, 2. level’da kapışmaların olduğu sahneleri izleme şansımız oldu. Öncelikle 1. level’dan başlayalım; bir sahilden çıkartma yaptık ve çevreyi analiz ederek düşmanlara doldu usulca ilerledik. Bir yandan son teknoloji silahlar ve eşyalar kullanabildiğimizi de belirtelim. Örneğin, sahip olduğumuz dürbün ile çevrede kim var kim yok hepsini görebiliyoruz. Hatta, çevrede bulunan düşmanlar hakkında ayrıntılı özelliklerin bile açıldığına şahit olduk.
Değişik özelliklerimizden birisi de; optik kamuflajımızdı. Bu sayede düşmanlara görünmez olup daha sinsice yaklaşabiliyorduk. Tabii bunu kullanırken de dikkatli olmamız gerekiyor. Zira, bazı spesifik düşmanlar bunu anlayabilecek kapasitede de olabiliyorlardı. Bir iki kişiyi bıçakla indirdikten sonra bir tentenin altına geldik. Tam üstümüzde bulunan elemanı, susturuculu bir silahla öldürdük. Yere düştükten sonra; kafasından akan kanların gerçekçi biçimde tahtaların arasından yere damlaması güzel bir ayrıntıydı. Bu sayede gizlenerek ulaşmamız gereken asıl elemana ulaştık ve onun da işini bu sayede bitirdik. Şimdi 2. level’da bir aksiyon zamanıydı.

Burada bir binanın içerisindeydik. Bir taraftan saldırılara karşılık vermeye çalışırken, kolonların ardına siper almıştık. Bir helikopter yaklaştı ve pilotunu sniper tüfeğimiz ile indirdik. Dolayısıyla, helikopter de yere çakıldı. Buradan sonra işte kalabalık çatışma sahnemiz başladı. Az evvelki gizlilikten eser yoktu ve hayatta kalmamız için mücadele etmemiz gerekiyor. Ghost Recon – Future Soldier, gizlilik hissini verebildiği kadar, çatışma hissini de bu bölümde gayet iyi vermişti. Tüm bunları yaparken, yanımızda takım arkadaşlarımızın olduğunu ve onlarla koordineli biçimde çalışmamız gerektiğini de unutmamamız gerekiyordu. Bu çatışmadan sonra, Future Soldier gösteriminin de sonuna geldik. Aksiyon oyunlarını sevenler için, Future Solider’ın kumaşının gayet iyi olduğunu söyleyebilirim. Görsellik olarak da beklentileri karşılayacak cinsten. Ghost Recon – Future Soldier’la birlikte, Ubisoft yapımcılarıyla olan birlikteliğimiz sona erdi ve bir sonraki durağımıza hareket etmek için oradan ayrıldık.
PES 2011
Neden tekrardan bu oyun çıktı karşımıza diye düşünenleriniz olabilir. Zira, daha fuarın ilk gününde, PES 2011’i rahat rahat oynama ve test etme şansına sahip olmuştuk. Ancak, yakalamışken 1. ağızdan da bir şeyler öğrenmenin güzel olabileceğini düşündük. Sınırlı zamanımız boyunca kendisiyle muhabbet etmeye çalıştık. Benimle birlikte yanımda Hırvat bir meslektaşım vardı ve hep beraber keyifli bir zaman geçirdik. Bu yüzden PES 2011’ile ilgili bir şeyler daha karalamanın hiç de fena olmayacağını düşündüm.
Master League’in üzerinde çokça durulduğu anlatıldı. Özellikle, Master League Online ile birlikte dünyaya açılmak çok güzel bir fikir. Yapımcılar, bunun halka açık beta testine de geçtiğimiz haftalarda başlamışlar. Bu başlık altında, en çok transfer ve piyasa sistemi üzerinde duruluyor. Futbolcuların fiyatları, durumlarına göre değişkenlik gösterecek ve piyasa şartlarına göre fiyatlandırılacaklar. Master League içerisinde 5 division olacak. Bu division’lar içerisinde takımlar; güçlerine, zenginliklerine ve ligdeki başarılarına göre sıralanacaklar.

Baktık ki ikimiz de sabırsızlanıyor; hemen maç ekranına doğru yaklaşmaya başladık. Tabii öncesinde Team Management ekranına göz attık. Buradaki kontrol ve yönergeler de iyice basitleştirilmişler. Adamlarımızın yerlerini, karşımızda bulunan taktik tahtası üzerinde rahatlıkla değiştirebiliyoruz. Dilediğimiz başka ayarlar için de alt kısımda bulunan ikonları kullanıyoruz. Eğer bunlarla uğraşmayı pek sevmiyorsak; bu konuda bilgisayarı görevlendirip uygun taktiği ayarlamasını sağlayabiliyoruz. Burada dikkatimizi çeken bir başka ekran da; artistik hareketleri ne şekilde yapabileceğimizin gösterildiği bir kısım olmasıydı. Buradaki gösterimler kafamıza yatmazsa; dilediğimiz şekilde değiştirebilme şansı da bizlere verilmiş. Buradaki muhabbeti de daha fazla uzatmadan bir Manchester United – Inter kapışması başlattık.
Kontrollerin hassasiyeti gerçekten çok iyiydi. Analog’u yavaş kullandığınızda top ona göre sürülüyor, ani dönüşler istediğinizde bunu yine hızlı yapmanız gerekiyor. Yani sizin hareketlerinizle futbolcularınki tamamen birbirleriyle örtüşecek. Artistik hareketleri yapmak istediğinizde, zamanlamanızı çok iyi ayarlamanız gerekli. Bazen sadece zamanlama da yeterli olmuyor. Belirli bir yeteneğin dışında olan futbolcular; artistik yapmak istediklerinde ellerine yüzlerine bulaştırabiliyorlar. Daha önce de bahsetmiştim tekrarlayayım; grafik motoru da elden geçirilmiş Animasyonlarla birlikte, oyuncuların görünüşleri, saha detayları gayet hoş gözükmekte.
CALL OF DUTY: BLACK OPS
Sunumunu en çok merak ettiğim yapımlardan birisi de; Black Ops’tu. Serinin her oyunun keyifle oynadığım için, burada da heyecanlı bir bekleyiş içerisindeydim. Activision – Blizzard standı, fuarın en hareketlilerinden biriydi. Sunum saatimiz geldiğinde gayet şık bir odaya alındık. Burada bizlere 2 bölüm gösterileceği söylendi. Her zaman olduğu gibi yine oyun, heyecan dolu bir sahneyle ve bizlere nefes aldırmadan başladı.
İlk bölüm Vietnam’da geçiyordu ve Victor Charlie isimli CIA ajanını kontrol ediyorduk. Helikopterimiz tam nehrin içerisine düşmüş ve buradan boğulmadan kurtulmamız gerekiyor. Hemen yüzerek gözümüze kestirdiğimiz bota hareket ettik buradaki elemanları temizledik. İlerleyince karşımıza çıkan askerlerden birisini rehin aldık ve karşımızdakini slow motion şeklinde öldürdük. Elimizdeki rehineyi de öldürdükten sonra ilerlemeye devam ettik. Her zamanki gibi yine muhteşem aksiyon sahneleri seyrediyorduk. Derin bir nefes aldıktan sonra, gizlice bir Vietnam kampına sızmamız gerektiğini öğrendik. Bu arada odada inanılmaz iyi bir ses sistemi vardı ve kendinizi savaşın ortasında bile hissedebiliyordunuz.

Derin adımlarla kampa doğru ilerledik ve bıçağımızla haklamaya devam ettik. Geldiğimiz noktada patlayıcı paketini karşımızda bulunan eve yolladık ve havaya uçurduk. Bundan sonra Vietnamlılar alarma geçtikler ve tekrar üzerimize adam yağmaya başladı. Bir yandan gizlenip, bir yandan hepsini temizlemeye çalıştık. Arada kullanma şansımız olan bomba atar ile toplu katliamlar da yarattık. Bundan sonra hiç de tekin gözükmeyen, daracık bir tünelden devam ettik. Etrafta su damlacıklarının sesleri ve duvarda yürüyen böceklerin çıkarttıkları sesler vardı. Ayağımızın altından geçen fareleri de gördükten sonra gerçekten orada hiç olmak istemeyeceğinizi bir kez daha anlıyordunuz. Önümüzdeki adamımız da hain bir bıçak saldırısına kurban gitti. Dolayısıyla, tünelde de düşmanların olduğunu anlayabiliyordunuz. Bir şekilde buradan kurtulduk ve 2. bölümü merakla beklemeye başladık.
Bu ana kadar herkes gözünü kırpmadan ekranı takip ediyordu. Call of Duty serisinin tüm artılar burada toplanmış, aksiyon seviyesi de aynen tavandaydı. Sabaha kadar oynayıp bitirseler, hayır demezdik muhtemelen. 2. bölümün ismi Payback’ti ve Laos’ta geçiyordu. Bu bölümdeki en güzel olay; tamamen helikopter üzerinde geçmesiydi.
Burayı da bitirmemizle birlikte, Call of Duty: Black Ops sunumu sona erdi. Eski CoD’larda olduğu gibi, bunu da heyecanla bekleyebileceğinizi ve yine çok beğenileceğini garanti edebilirim. 2 bölüm içerisinde yaptıklarımız ve karşımıza çıkan aksiyon sahneleri; bizlere acaba ileriki bölümlerde neler olacak dedirten cinstendi. Bunu görmek için bir süre daha beklememiz gerekiyor. Call of Duty, bizi bir kez daha aksiyona doyuracaktır. Oyun; PC’yle birlikte PS3, Xbox 360 ve Nintendo Wii için de hazırlanıyor.

FALLOUT NEW VEGAS
Aslında New Vegas’ı inceleyebilmek için daha geniş bir zaman olması gerekiyor. Çünkü onca özelliği özetlemek, üzerinde yorum yapmak ya da kullanımlarını konuşmak kısa zaman içerisinde olacak bir şey değil. Ancak, gördüğümüz kadarıyla şunu söyleyebilirim ki; yine değişik ve kendine has bir dünya geliyor. Yepyeni bir Vegas yaratılmış ve burada yaşamak inanın hiç de kolay değil. Açılış videosundan sonra Vegas’ın ne hale geldiği ve insanların yine Vaultlar’dan medet umduğu görülüyor. Videonun sonunda bizi diri diri mezara gömüyorlar, ama şansımız neyse ki yaver gidiyor, kendimizi bir doktorun evinde buluyoruz.
Kendimize geldikten sonra, yeni doğmuş bir bebek gibiyiz. İsmimizi, surat şeklimizi seçtikten sonra bir takım özelliklerimizi ayarlıyoruz. Bunlar, geçmiş Fallout’lardan da alıştığımız Agility, Stamina gibi belli başlı özellikler. Ayrıca özel yetenekler olarak da tabir edebildiğimiz Perk’lerimizi seçiyoruz. Bunlar içerisinde; insanlarla olan iletişimle başarı, kendi kendini tedavi edebilme, ağır silahları kullanabilme, hafif olanları kullanabilme gibi çeşitler var. Tabii, bunların sayısını giderek çoğaltabiliriz ancak hepsini incelemeye hiç fırsat olmuyor.
Evden dışarı çıktıktan sonra bambaşka bir dünya karşılıyor bizleri. Aslında ileri bir zamandayız ama aslında çok da tuhaf bir dönemdeyiz. Karşımıza ilk olarak bizi gömülmekten kurtulan robot çıkıyor. İstediğiniz herkesle sohbet edebilir, her türlü eşya ile etkileşime girebilir ve keşfedebilirsiniz. Geçmiş Fallout oyunlarındaki serbestlik, burada iyice kendini gösteriyor. Gözü yormayan, temiz grafikler de New Vegas’ın önemli artılarından birisini teşkil ediyor. Fazla zamanım olmadığı için başımı biraz belaya sokmak istedim ve hemen gözüme kestirdiğim bir dükkana girdim. Sonra zaten başıma gelmeyen kalmadı.

Gayet normal bir şekilde benimle konuşmaya çalışan dükkan sahibine şöyle okkalı bir yumruk fırlattım. Bundan sonra direkt olarak bana saldırdı ve çok da gelişmiş olmadığımdan dolayı beni hakladı. Checkpoint’ten başladıktan sonra bu sefer daha değişik bir belaya susadığımı fark ettim. Bu sefer adamla hiç ilgilenmedim ve kasasına gidip bir şeyler aldım. Eğer yapacağınız hareketin olumsuz sonuçları olacaksa, bu ekranda kırmızı yazı ile zaten belirtiliyor. Adam bana saldırmasa da, bulunduğum muhit içerisinde hırsız damgası yedim ve herkes bana buna göre davranmaya başladı. Dolayısıyla karizmamda da düşüş meydana geldi. Hırsızlığa doymayan ben deniz, dışarıda bulunan çuvallardan biraz da muz arakladım. Bu yiyecekler size normalde lazım olsa da, hırsızlık yoluyla aldığınız için insanlara karşı kötü oluyorsunuz ve bunun neticeleri ağır oluyor. Muzu aldıktan sonra; çevrede yaşayanlar bana iyiden iyiye kıl kaptılar ve gördüklerinde ateş etmeye başladılar. Sadece kendileri değil, besledikleri hayvanlar da galeyana geldi ve onlar da saldırıya geçti. Sevilmemek gerçekten kötü bir duyguydu.
HUNTED: THE DEMON'S FORGE
Hunted konusunda, kafamda yüzeysel bilgilerin dışında daha fazlası yoktu. Co-operative oynanacağını ve keyifli bir oynanış vaat ettiğini biliyordum. Bethesda’nın standında, oyunu co-op olarak görevlilerinden birisi ile beraber oynama şansına sahip oldum. Gayet olumlu izlenimlerle ayrıldım ve keyifli oynadım diyebilirim. Şöyle söylemeliyim ki; bir oyunda co-op modu hakikaten olumlu sonuçlar veriyorsa, eğlence ihtimalinin kat sayısı da yükseliyor. Hunted ta bu yolda ilerleyen bir yapım.

Başlangıçta ben bayan, görevli de erkek rolünde ilerlemeye başladı. Başladığımız yer kayalıklar arasında bulunan açık alanlardan oluşuyordu ve çeşitli ışık efektleri görüyorduk. Bunlar göze iyi geliyorlardı. 3. şahıs görünümünden oynanıyordu. Karakterlerimizin kullandığı silahların yanında, kendilerine has kullanabildikleri güçler de bulunuyordu. Her iki karakter de oklar, kılıçlar kullanabiliyor ancak bunlara olan yatkınlıkları değişiyordu. Bayan karakterimiz, oklar konusunda uzmanken, erkek karakter ise kılıç ve balta kullanımında uzmanlaşmıştı. Oklarımızın da çeşitli özellikleri vardı. Kimisi elektrikliyken, kimisi ateşli olabiliyordu. Düşmanları dondurabilme özelliğimiz de cabasıydı.
İlk başlarda genelde iskeletlerle kapıştık. Beraber uygulayabildiğimiz kombinasyonlar çok iyiydi. Örneğin, ben iskeletleri dondururken, o da gidip parçalıyordu. Kendini önden giderken, ben arkadan ok desteği veriyordum ve böylece daha ölümcül olabiliyorduk. Güçlerimize gelince; birbirimizi iyileştirebiliyor, alev ya da elektrik çıkartan bombalar atabiliyorduk. Tabii özel güçleri kullanırken bir miktar mana harcıyoruz. Bölümün belirli bir yerinden sonra, ben erkeğe dönüştüm ve görevli de bayan oldu. Bu şekilde ilerleyerek geniş bir alana geldik. Ben, burada düşman spawn eden kuleleri; civarda bulunan top sayesinde indirdim ve bunlar olurken takım arkadaşım da beni korudu. İki kişi bu şekilde bir maceranın içerisinde bulunmak ve ortaklaşa çalışmak son derece iyiydi. Bu arada ufak bir de not, takım arkadaşınıza zarar veremiyorsunuz.
Genel olarak bakıldığında Hunted, eğlenceli bir oynanış vaat ediyordu. Açıkçası kendimi epey kastırmıştım ve biraz daha oynamak isterdim. Bana gayet iyi partnerlik eden görevliden, Hunted’ın çıkış tarihini 2011’in ilk çeyreği olarak öğrenerek Bethesda standından ayrıldım.

MEDAL OF HONOR
Hunted’la birlikte fuardaki yapımcı randevularım sona ermişti. Artık, oyun alanına dönüp, oynayabildiğim her şeyi oynamak istiyordum. Ne kadar sıra beklemem gerekse de, bunların hepsini göze almıştım ve gözüme ilk olarak Medal of Honor’ı kestirdim. EA’in merakla beklenen yapımlarından birisi olan MoH sırasında bir değişiklik hakimdi. İçeriye grupça giriliyordu ve gruplar yaklaşık 25’er kişyidi. Sebat edip bekledim ve sonunda sıra benim olduğum gruba da geldi. İçeri girince işin rengi anlaşıldı. İçeride, multiplayer kapışma yapılıyordu ve 15 dakika kadar kapışma imkanınız vardı. Ayrıca en yüksek skorları yapanlara da ufak ödüller düşünülmüş.
İrdelenecek detaylara bakmaksızın, kendimi kapışmanın içerisinde buldum. Kapıştığımız harita; karlı ve dağlık bir bölgeydi. Şöyle söyleyebilirim ki; gerçekten sağlam oyuncular var. Nefes aldırmıyorlardı resmen. Bir taraf saldırı, diğer taraf ta savunmacı oluyor ve belirli bir süre boyunca bir noktayı savunmak zorunda. Oyuna spawn olacağınız zaman; tüfekçi, ağır silahçı ya da sniper olarak seçim yapıyor, buna göre oyun alanına geliyorsunuz. Her öldükten sonra seçimlerinizi değiştirebilirsiniz. Öldükten sonra bir süre bekliyor ve uygun bir noktaya yönlendiriliyorsunuz. Multiplayer gayet zevkli ve herkes keyifle oynuyordu. Bu yüzden grafikler şöyleydi böyleydi diye detaylara takılmaktansa, oynayıp keyif almaya baktık. 15 dakikalık oyun süresinde bile almam gereken zevki bana verdiğini söyleyebilirim. Medal of Honor’ın tam karşısında; Crysis 2 bana gözlerini kırpıyordu. Hiç düşünmeden sırasına giriverdim.
Assolistler sahneye son çıkar misali, Crysis 2’de günün sonuna kalmıştı. Buradaki sıra da hatırı sayılır uzunluktaydı ve insanlar yine içeri grupça alınıyordu. MoH’tan edindiğim tecrübeyle sabit, içeride yine multiplayer bir etkinlik olduğunu tahmin ettim. Yalnız ondan önce bizleri çok sağlam bir de sürpriz bekliyordu. Oyun alanına geçmeden önce; bir önceki grubu beklerken video odasına alınıyorsunuz. Burada dağıtılan 3D gözlükler eşliğinde Cry Engine 3’ün nimetlerini seyredip ondan sonra oyun alanına geçiyorsunuz. Oldukça iyi düşünülmüş ve o kadar kuyruk bekledikten sonra insanları rahatlamak için son derece güzel bir yöntem. Sabırla bekledikten sonra video odasına alındık ve görsel şölen başladı.
İzlediğimiz bir oyun olamazdı. Aksiyon filminin ta kendisiydi bu. Bilindiği gibi yapım New York’da geçecek ve New York’u bu kadar harap olmuş biçimde görmek mümkün olamaz herhalde. CryTek yine döktürmüş anlaşılan. Parçacık efektlerinden tutun da obje detaylarına ve modellemelerine kadar, inanılmaz bir görsel şov vardı. 3D gözlüklerle bu şovu adeta perçinlemişler. Kırılan camlar, patlamalardan sonra sıçrayan parçalar sanki üzerimize geliyordu. Kapalı bir alanda, birçok düşman ile kapıştık ve bir yandan Nano-Suit’imizin özelliklerini de kullanmayı ihmal etmedik. Kimi zaman zırhımızı güçlendirirken, uzun zıplamalarla kendimize avantaj sağlamaya çalıştık. Silah darbeleri ve patlamalarla etraf hasar alabiliyordu ve bunları kullanıp kendimize tutunma yerleri bile sağlayabiliyorduk. Esas kapışma ise boss gelince yaşandı.

Saldırılardan kaçarken, çevrede bulunan cephaneyi toplamaya çalışıyor ve mümkün olduğunca ağır silahlarla ateş etmeye çalışıyorduk. Silahların modellemeleri ve ateşlendikten sonraki efektler de harikaydı. Bin bir türlü hoplama ve zıplamadan sonra, zor da olsa boss’u dize getirmeyi başardık. Ancak, henüz yakayı kurtarmamıştık. Yanımızdaki bina üzerimize devrilmek üzereydi ve hemen bulunduğumuz yerden kaçmamız gerekiyordu. Neyse ki birisi yardımımıza yetişti ve bizi aracına aldı. Burada, aracın makineli tüfeğini kullanabiliyorduk. Bir yandan o yüksek bina giderek eğilmeye devam ediyordu. Yardıma muhtaç iki insanı da arkada bırakarak buradan ayrıldık ve video gösterimi sona erdi. Herkes nefeslerini tutmuştu ve kendimizi sinemadan çıkacakmış gibi hissediyorduk. Video’nun sonunda bizlere Crysis 2 ile ilgili birkaç detay daha verildi.
Görsel şölen burada da devam ediyordu. Hele multiplayer oyun oynamanın verdiği keyifle birleşince Crysis 2 tadından yenmeyecek bir hal aldı. Yine yaklaşık 15 dakika boyunca kapışmalar yaptık. Hem silahlarımızın gücünü, hem de Nano-Suit’in özelliklerini konuşturmaya çalıştık. Kapıştığımız harita harabe olmuş bir apartmandı ve özellikle gizlenme özelliğini kullanmak için biçilmiş kaftandı. Bu sayede çok frag aldığımı da söyleyebilirim. Çok canavar oyuncular olmasına rağmen, oyunu 2. bitirebildim. Sadece öldürmek değil, takım arkadaşlarınız birisini haklarken yanında olmanız da size puan kazandırıyordu. Oyunumuz bittikten sonra bizlere dağıtılan tişörtleri alarak mutlu bir şekilde oradan ayrıldık. Crysis 2 için son bir yorum yapmak istemiyorum; bekleyin ve görün, tek diyeceğim şey bu.

Crysis 2’deki görsel şölenle birlikte, bugünü de noktalamış olduk. Sabah 10’da geldiğim fuar alanından akşam 19:30’da ayrılıyordum. Bu kadar saat oyunlarla haşır neşir olmak, bana gerçek hayatı unutturmaz inşallah, çünkü yarın son günüm. Artık randevum yok ve gözüme kestirdiğim birkaç oyunu daha oynamaya çalışacağım. Daha dün gelmişim gibi sanki ama her şeyin bir sonu vardır lafını doğrularcasına; Gamescom 2010’da da yavaş yavaş sona doğru geliyoruz. Bol oyun oynamış olmanın keyfi ile fuar alanından ayrıldım. Bana uzatılan kolayı alınca, ağzımın kuruduğunu bile yeni fark etmiştim aslında. Peki yarın ne mi oynayacağım? Bakacağız…
Yorumlar (6)
EA bir süre sonra bütün oyunlarında Türkçe seçenek olacağını söyledi fakat bu bir süre ne zaman kimse bilmiyo :)
"...iyiden iyiye kıl kaptılar ve gördüklerinde ateş etmeye başladılar. Sadece kendileri değil, besledikleri hayvanlar da GALEYANA geldi ve onlar da saldırıya geçti" buna çok güldüm ya oynarken denicem:D
bu arada brink hunted diye bi oyun yok bildiğim kadarıyla. brink ve hunted : the demon's forge farklı oyunlar.
En beğendiğim günlük bu oldu çünkü en çok beklediğim oyunlar burda. Call of Duty: Black Ops, Assassin's Creed: Brotherhood, Medal of Honor. Ama hiç PES 2011'in Become a Legend moduyla ilgili bilgi yok yahu. Yine 5 lig mi olacak falan sorsanız iyi olurdu.
Crysis 2, MoH ve CoD'u okurken bile heyecanlandım. Ellerine sağlık :D
f1 2010 bekliyoruz