Bir arkadaşım vardı. Ufuk Metin. Nam-ı değer Mr.Dj of Accuracy. Uzun süredir görüşemiyoruz. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Birlikte az sonra anlatacağım konsere gitmeye karar verdik. Konser deyince kafada şimşekler çakmaya başladı değil mi? Benim asıl anlatmak istediğim konser değil, konser öncesinde ve sonrasında yaşadıklarım. 24 Haziran akşamüstü saat 4 gibi buluştuk ve İnönü’ye doğru yola çıktık. Amacımız erken gidip sıranın en önlerinde olabilmekti. Kısa süre sonra vardığımızda, bunun bizim için sadece bir hayal olduğunu farkettik. Zira şimdiden önümüzde 300-400 kişi vardı bile. Yapacak birşey yoktu, sıraya girdik. İşin komik yanı hepimizde ayakta idik. Bizden önce gelip kıvrılarak ilerleyen sıranın başındakiler artık rahatlamış, yerlerde oturuyorlardı. 2 saat ayakta beklemenin ardından, bizde de çok fazla dayanacak hal kalmıştı. Zaten sıraların arkaları da epey ilerlediği için araya kaynama gibi bir durum da söz konusu değildi artık. Bu sebeple bizde çökebilmek için sağımızı solumuzu ittirip, kendimize yer açtık.
Akşama doğru ortalıkta köfteciler gözükmeye başladı. Sıradakilere bakışları o kadar komikti ki, hala gözümün önünde dün gibi duruyor. Hiç bu kadar uzun saçlı ve siyah giyinmiş adamı bir arada görmemişlerdi. Sıraya alkollü içecek sokmak yasak olduğu için (ya da bize öyle deyip kandırmışlardı) köfte ekmeğin yanında ayran kutularında veriyorlardı sarı içecekleri. Saatler akşam 8’i gösterdiğinde, çok fazla aklı başında ayık kişi kalmamıştı. Yerlerde oturanların üstüne basa basa ihtiyaçlarımız için çıkıp yerimize geri dönüyorduk. Laflayarak birkaç saati daha devirdiğimizde, iyiden iyiye yorulduğumuzu hissedip bir şekilde kaldırımda sızdık. Bu sadece kısa süreli olabildi. Nasıl oldu tam bilemiyorum, ama kendimi “We Will Rock You” söylerken bulduğumda saat gece yarısı 1’i geçmişti. Bu yaklaşık 15-20 dakika sürdü ve ardından başka şarkılara geçildi. Sanırım hiçbiri bu kadar etkili olmamış ki, aklımda kalan tek parça bu olmuş.
Zaman sürekli akıyor ve bizi o beklediğimiz ana yaklaştırıyordu. Bu süreç içinde ise bizde bir şekilde ya uyumaya ya da çevremizdekilerle sohbet etmeye çalışıyorduk. Sabahın erken ışıkları ile sıra düzenleme adı altında bizleri ayağa kaldırdılar. İşin bu yanı bir çoğumuz için en büyük eziyet olmasına rağmen, benim için iyi sonuç vermişti. Düzenleme sırasında ezilme bahanesi ile yan taraftaki sıraya dalmıştım. Bu sayede stada girecek ilk 50 kişi içine girmiştik. Sakın siz böyle birşey denemeyin. Zira az kalsın dayak yiyordum. Buna rağmen yeni yerimden ayrılmadım. Ayrılamazdım...
Saatler yavaş yavaş stada alınma zamanına yaklaşıyordu. Tam emin değilim ama saat 2 gibi stadın içinde yüksek volume’lü sesler gelmeye ve sound check başlamıştı. Bazıları gaza gelip kapıları açtırmak için epey baskı yapıyordu ama kapıdaki izbandutlar (!) pek izin verecek gibi gözükmüyordu. Bu şekilde itiş kakış 1-2 saat daha devam ettikten sonra kapılar açıldı. Hiç bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyordum. İçeri girecek ve benim için çok önemli olan bir grubu dinleyecektim. Yavaş yavaş sıra içeri doğru akarken, bekleyemeyen arkadaşlar barakaların üzerinden atlayıp kontrol noktasını pas geçiyorlardı. İçlerinde yakalananlar hemen ya dışarı alınıyorlardı ya da orada kontrol edilip içeri yollanıyorlardı. Şahsen o barakaya tırmanabilecek olsa idim, bende atlardım diye düşünüyorum.
Sonunda sıra bize gelmiş ve üzerimiz üstün körü arandıktan sonra içeri alınmıştık. İşte o an hayatımın en büyük koşusunu yapmaya çıkmış gibi hissediyordum kendimi. Arkada bıraktığım arkadaşlarımı düşünmeden var gücüm ile stadın içine doğru koşmaya başlamıştım. Biletim saha içi olduğu için kendimi çok şanslı hissediyordum. Koştum, koştum, koştum... Sahnenin önüne geldiğimde nefesim kesilmek üzere idi. Kendime gelmem için beş dakika geçmesi gerekmişti. Artık biraz daha rahattım ve çimlerin üzerinde oturuyordum.. Arkadaşlarım beni bulmuş, hemen yanıma oturmuşlardı. O sırada sound check devam ediyordu. Arada bazı şarkılara giriyorlar, bizde hemen eşlik ediyorduk. Bu o kadar kısa sürüyordu ki, bittiğinde yarım kestikleri için adamları ıslıklıyorduk. İş çok neşeli bir hal almaya başlamış olmasına rağmen artık yorgunluk birçok kişide gözükmeye başlamıştı. Saha içinde ön taraflarda bulunan 1000 kadar kişi ile birlikte bende yaklaşık 1-1,5 saat kadar sızdım. Uyandığımda arkalar tamamı ile dolmuş, yüksek bir uğultu yükseliyordu.
İşte o anda hep beraber ayağa kalkıldı ve ben kendimi bir anda sahne ile bizleri ayıran demirlere yapışık durumda buldum. Snake Pitt’e (Ahhhaaaaa) girememiştim ancak, en ama en ön sıradan konseri izleyebilecektim. Artık kimin konseri olduğunu söylemeye gerek var mı sizlerce? Tabi ki yok ama ben o grubun ismini anmadan geçemeyeceğim. METALLICA.Artık zamanı gelmiş, büyük çığlıklar eşliğinde ön grup, Cult’ı dinleyeme başlamıştık. Onlar programını bitirdikten sonra biz artık zamanın geldiğini düşünüyorduk. Ne yazık ki gelmemişti. Yaklaşık bir saat kadar daha orada Metallica’nın sahneye çıkması için bekledik. Ne gelen vardı ne giden. Tabi biz nereden bilelim adamların havanın kararmasını beklediğini. Hava karardığında grup sahne aldı ve Creeping Death ile açılışı yapmışlardı. Bundan sonraki 3 saat boyunca inanılmaz bir müzik ziyafeti çektiler. Parçalar arkası arkasına geliyor, bizlerde nirvanaya ulaşıyorduk. Şarkıların tam listesi sırası ile şu şekilde idi.
Konser bitmişti ve heryerde pestili çıkmış gençler vardı. Bir çoğu –ki içinde bizde vardık- büyük gruplar halinde Taksim’e doğru gidiyordu. Herhalde Taksim’de hiç bu kadar “Rocker” bir arada görülmemişti. İnsanlar ya evlerine ulaşmaya ya da geceye devam edebilecekleri iyi bir mekan bulmaya çalışıyorlardı.
Biz arkadaşlarım ile bir şekilde bizim eve ulaşıp, bir an önce dinlenmeyi tercih edenlerden idik. Zor olsada bir minibüse kendimizi tıkıp eve doğru yola çıkmıştık. Birbirimizi anlamamız zordu. Kimse diğerini duyamıyordu. El kol hareketleri ile “Tarzan Jane” sistemi ile anlaşıyorduk. Eve vardığımızda fark ettik ki konser bizim için daha bitmemişti ve bitecek gibide gelmiyordu. Müzik setine Metallica’nın CD’sini koyup dinlemeye başladık. Sanırım ses o kadar yüksekti ki, alttaki komşumuz tavana vurmak zorunda kalmıştı. Müzik setinden gelen seslerin hiçbiri bize o konseri devam ettiremedi ne yazık ki. En azından biraz durulmamız ve uyuyabilmemiz için fırsat yarattı.
Şimdi geçmişe bakıp da kendime “Sahiden bende orada mıydım?” diye sormadan edemiyorum. İçimizde bu konseri kaçıran birçok kişi oldu. Bu deneyimi yaşamak için bir fırsatınız daha olabilir. Rock’N Coke’un web sitesinde (www.rockncoke.com) 2006’da gelecekler seçiliyor. https://www.questionpro.com/akira/TakeSurvey?id=337969 adresine girip istediğiniz gruplar için oy kullanabilirsiniz.
Dedim ya, konseri değil, öncesinde ve sonrasında yaşadıklarımızı anlatacağım, elimden geldiğince size o gün yaşadıklarımızı aktarmaya çalıştım. Sürçi lisan ettiysek affola.
Yorumlar (6)
Ya aynen..Ama ikinci gelişlerini çok iyi hatırlıyorum onada gitmedik..Şimdi deli gibi bekliyoruz gelmelerini
yaşım dolayısyla gidemedim o konsere. ama bir daha gelirseler 80 yaşında bile olsa mgideceğim. ben de çoğu kişi gibi anlamıştım MetallicA olduğunu:) ...And justice for all..
Yerden göğe kadar sana hak veriyorum.
O senelerin tadını hiçbir şekilde alamayız orası kesinlikle doğru.Ama şu dünya gözüyle bir kez göreyim şu adamları isterse çıksın müslüm gürses gibi söylesin ben razıyım:)
Ahhha aahhhh. Keşke gidebilse idin. Kelimeler, o gün yaşadıklarımı anlatabilmem için yeterli değil. Sonra geldiklerinde aynı tadın yanına yaklaşmadılar bile. Ama olsun. Onlar bu işin gelebileceği son noktadalar.
Yok gidememiştim ama ilgili bütün detayları biliyordum.O sırada bekleme eziyetlerini falan okumuştum:)Ama o güne dönüp izleyebilmek için o konseri herşeyimi verirdim..Benim umudum yeni albüm turnesinde gelirler...Tabi bir zengin elini cebine atıcak:)Lars artık 3-5 tane daha halı alır Türkiye'den James'e acılı lahmacun yediririz:))