İlk olarak Arda, yazısını bitirip diğerlerini beklemeye başladı. Sabırsızlığı her halinden belli olan Arda, kafasında Aykut’u farklı yenmenin planlarını yapıyordu. Çünkü geçmişinde yaşadığı bir Arjantin – Fransa maçı hezimeti vardı. 5-0 biten sonucun ardından Aykut Göker sevinen taraf olurken, Arda Gündüz yerin dibine geçiyor, kimseyle konuşmuyor, hayata küsüyor ve hatta çok sevdiği Half-Life-2’yi bile oynamak istemiyordu(!) Onun için tam bir yıkım olan bu maç sonrası, Arda için futbol artık bitmişti. Pes-4’teki jübilesini yapmaya hazırlanan Arda, günden güne kendini toparlıyor, Half-Life-2’yi oynamasa bile menüsüne bakıp kapatıyor, hatta bazen sokağa bile çıkıyordu! Bir kaç haftalık sessizlikten sonra Arda ofise geri dönmüştü. Tekrar Pes-4 oynamaya başlamış olan Arda Gündüz, 6. yıldızda kazanmadığı kupanın kalmadığını dile getirirken, Aykut Göker’den de maç talep ediyordu. Zaten Pes oynamak için bahane arayan Aykut Göker, bu teklifi havada kabul etmişti.
O gün gelmişti. Arda’dan bir kaç dakika sonra Metin Üner’de yazısını bitirip, beklemeye başladı. Eski bir Winning Eleven’cı olduğunu söyleyen Metin, avını bekleyen avcı kadar sessiz ve derin bir bekleyişe koyuldu. Bu sırada Aykut Göker yazıyor yazıyor yazıyordu... Fakat aklında, az sonra oynayacakları maç hakkında birçok soru dolaşıyordu. Acaba Arda Gündüz maça nasıl hazırlanmıştı? Daha önceki 5-0’lık skorun bir benzerini kendisinin yaşamasından korkan Aykut Göker, bir yandan da Pes konusunda, kapalı kutu olan Metin Üner’i merak etmekteydi!
Sabırsızlığı yüzünden okunan Arda Gündüz’e karşın Metin Üner, sakin tavrından hiç ödün vermiyordu. Futboluyla ön plana çıkamayan ve kapalı kutu olarak kalan 3. Dünya Ülkelerini andıran Metin Üner, acaba nasıl bir sürpriz yapacaktı? Duruşu, hali, tavrı, futbolu yerinde yani İngiltere’de öğrenmiş gibi görünüyordu. Kendine çok güvendiği her halinden belli olan Metin, her iki rakibininde aklını kurcalayan bir soru işareti haline gelmişti. Tam bu noktada yazısına son veren Aykut Göker, basit ama çok anlamlı olan ve tarih sayfalarında yer etmiş, şu kelimeyi söyledi: Oynayalım!
Arjantin - Fransa
İlk maçı iki ezeli rakip, Arda ve Aykut yapacaklardı. Yine bir Arjantin – Fransa maçıydı ve herhangi bir Cuma gününün öğleden sonrasında, İlkbahar rüzgarları dallardaki çiçekleri, adeta okşuyordu. Ofistekiler ise Mine Turgay Oktay’ın getirdiği “El Habibi” isimli CD’de “Ya Şükran” adlı parçayı dinliyorlardı(!) Arap havaları eşliğinde sahaya çıkan futbolcuların, bir türlü maça konsantre olamadıkları her hallerinden belliydi. Orta sahada sıklıkla yaşanan top kayıpları, hücuma çıkarken verilen hatalı paslar, hem Arda’yı hemde Aykut’u perişan etmişti. Fakat Arda, bu hatalardan daha az etkilendiğini göstererek, maçtaki ilk golü Arjantin filelerine gönderdi. Aykut, ilk dakikalarda gol yemenin şaşkınlığıyla, bir kaç dakika sonra ikinci golü ağlarında gördü. Genellikle ayağında top tutan takımın Arjantin olmasına karşın, Fransa’nın golleri bulması, Aykut’u hem kızdırmış hemde hırslandırmıştı. Güney Amerika futbolunun gerektirdiği gibi bireysel yeteneklere dayalı futbol oynayan Aykut Göker, Arda’nın oynadığı takım oyununa malup mu oluyordu?
Arda ve Aykut görünürde maç yapıyor olmalarına karşın, akıllarındaki Metin’in belirsizliği ikisini de korkutuyordu. Özellikle Aykut bu düşünce ile meşgul olurken skor 1-3, 2-3, 2-4 ve 2-5 olarak Arda’nın lehine sonuçlandı. Ardı arkası kesilmeyen gollerin ardından Aykut Göker yıkılmıştı. Ofisteki herkes, bir futbol imparatorluğunun çöküşüne tanık oluyordu(!) Metin dayanamayıp şöyle dedi; Bir maç daha yapın!
Juventus - Valencia
Hemen takımlar seçildi, Arda ve Aykut yerlerini aldı ve Juventus – Valencia maçı, hakemin düdüğü ile başladı. Aimar ile çalımlanmadık adam bırakmayan Valencia atakları bir türlü gol olarak değer kazanmıyordu. Bu sırada Juventus’un golü ile Arda sevinirken, Aykut ise yapacağı jübilesinin gelirinin kendisine nasıl kalacağını planlıyordu(!) Morali bozulan Valencia’lı futbolcular, sürekli top kayıpları yapıyorlardı. Artık iyiden iyiye demolize olmuş takımı, Aimar’ın şık çalımlarla ceza sahasına girip, kalecinin üzerinden topu ağlara bırakması, bir nebze olsun toparlamıştı. Şimdi skor 1-1’di.
Bu sırada Winamp’ta meydana gelen bir aksaklık sonucu olduğunu tahmin ettiğimiz bir şekilde “El kitabi” parçası yarıda kesilip, yerine Rocky Soundtrack albümünden “Hearts on Fire” çalmaya başlayınca; “acaba Mine Turgay Oktay’a birşey mi oldu” diyerek, herkes başını onun masasına çevirdi. Gördüklerine inanamayan yazar kadrosu, şaşkındı. Mine Turgay Oktay yerinde yoktu. Masasına bıraktığı not’ta ise; “Lütfen” yazıyordu. Güncel bir gönderme ile karşı karşıya olduğunu anlayan ekip, kendilerine geldiklerinde Arda’nın skoru 2-1 yaptığını gördü. Bunun bir tezgah olduğunu düşünen Aykut, maçta kural hatası olduğunu savundu(!) Maç bittiğinde Arda’dan bir yenilgi daha alan Aykut Göker, klavyeye dokunamıyor, monitör ekranına bakamıyor ve hatta Pes-4 yüklü makinalara yaklaşamıyordu(!) Tamamen bozguna uğramış olan Aykut Göker, bir süre için teknik direktörlüğe terfi edip, Arda ile Metin arasında yapılacak maçta, Metin’e taktik verecekti.
Bu sırada Murat Oktay, Unreal oynamasına karşın, gözü hep Pes-4’teydi. İçten içe yazarların arasına katılıp, futbola doymayı planlayan Murat Oktay, dayanamayıp; “bu maçtan sonra turnuva yapalım” dedi! Koşulsuz herkesin kabul ettiği turnuva teklifi, Arda için: “Aykut’u bir de turnuva da yenip, Pes kralı olurum” şeklinde yorumlanırken, Metin için: “Şut tuşunu öğrenseydik iyi olacaktı” Aykut’un aklında ise: “Bu turnuva yeni bir başlangıç olabilir! Arda’yı şöyle evire çevire bir yenip, tüm oyun camiasına rezil edeceğim!” vardı.
Herkes bir yandan turnuvayı düşünmesine karşın, sıradaki maç Arda Gündüz ve Metin Üner arasında cereyan edecekti. Metin’in komuta ettiği Man UTD’nin teknik direktörlüğünü Aykut Göker yapıyordu. Juventus için ise Arda herşeydi.
Takımlar sahaya çıktıklarında Aykut Göker’in aklında; ”acaba Metin, Arda’dan iyi oyuncu mu?” sorusu dolaşırken, Arda Gündüz belli etmese de rakibinden çekiniyordu. Artık maç başlamıştı. İlk dakikalarda Man UTD’nin top kayıpları, Metin’in tuşlara alışamadığına bağlanmış olsa da, seri halde gelen goller Metin Üner’den çok diğer yazarları şaşırtmıştı. Skor kısa sürede 1-0, 2-0, 3-0 Arda Gündüz lehine geçerken, Aykut Göker hemen teknik direktörlük görevinden istifa edip; “acaba spor yazarlığını mı düşünsem?” diye iç geçiriyordu. Adeta hayalleri yıkılan Aykut Göker, Metin’in yediği golleri gördükçe şaşkınlığını gizleyemiyordu. Öyle ki Arda, ilk yarıyı 6-0 önde kapatmıştı. Metin Üner’de ise hiç utanma sıkılma olmadığı gözlenirken, gözleri ofisin elektrik şalterindeydi. İçten içe şalteri indirip kaçma planları yapan Metin, kafasına düşen Speaker’ın ardından, bu düşüncesini gerçekleştiremeyip, kendini ikinci yarı da buldu.
Henüz rakip yarı sahayla, herhangi bir şekilde karşılaşamamış olan Metin Üner, kendini şöyle bir Juventus’un yarı sahasına bıraktı. Tabii takım halinde savunmayı son derece iyi yapan Arda Gündüz, kısa sürede topu alıyor ve gol üzerine gol atıyordu. 80. dakikaya 8-0 önde giren Arda, skoru daha da arttırma çabası içerisindeydi. Bu sırada Metin’in ilk şut girişimi taçla sonuçlanınca(!), Arda bir sonraki atağında skoru 9-0’a taşıdı. Artık uzatma dakikalarına girilmişti. 10. golü yememe mücadelesi(Lafın gelişi mücadele) yapan Metin Üner, sık sık faul yapıp, zaman geçiriyordu. Fakat nereden bilebilirdi ki, o faul atışlarından birinin onun cezasahasında, topu Trezeguet’le buluşturacağını? 10-0’lık skorla, az sonra yapılacak turnuva için büyük moral toplayan Arda, Aykut Göker hariç, herkesin aklında bir numaralı favori olmuştu! Çünkü Aykut Göker, gizli silahı olan Inter Milan’ı devreye sokacaktı!
Ve turnuvanın ilk maçı: Real Madrid – Manchester UTD.
Öncelikle eşleşmeler ayarlandı. Oyunu iyi derecede bilenler olarak Arda Gündüz ve Aykut Göker yarı finalde eşleşti. Yarı finalin diğer ayağı ise Metin Üner ve Murat Oktay arasında olacaktı. İlk maç makinasının başından ağır ve kararlı adımlarla kalkan Murat Oktay ve Metin Üner arasında cereyan edecekti. Murat Oktay’ın “Yenilirsem Kovuldun(!)” tehdidinin işe yaramasına gerek kalmadan, Metin Üner üst üste golleri kalesinde bulmasına karşın, sıklıkla da gol kaçırıyordu. Skorun 2-0 olması Metin Üner’in istikrarlı futbolunu bozmamıştı. O yine gol yemeye devam etti ve sonuç 4-1, Murat Oktay’ın lehine sonuçlandı. Arada Metin’in nasıl gol attığı konusunda kimsenin bir fikri olmadığı gibi, kendi golünü Metin’de hatırlamıyordu. Acaba futbolda bir şaibeyle daha mı karşı karşıyayız diyerek, hemen bir inceleme komisyonu kuruldu(!) Maçtan sonra izlenen gollerde, Metin’in Real Madrid defansının arasından sıyrılıp, kaleciyi de çalımlayıp, gol attığı gayet net şekilde görülüyordu. Fakat işin ilginç yanı, Metin bu golü nasıl atmıştı? Hala üzerinden sır perdesi kalkmamış, ilginç bir gol olmasına karşın, Metin golü şöyle değerlendirdi; “O gol Metin’in değil, futbol tanrısının golüydü(!)” Sanki Maradona’dan (alıntı değil)çalıntı yapan Metin’in bu açıklaması, futbol çevrelerinde geniş yer bulacaktı(!)
Arda Gündüz ve Aykut Göker ezeli rekabetinde, bilmem kaçıncı randevularındaydılar. Gizli silahı Inter Milan’ı kullanan Aykut Göker, maçtan önce formasyon ekranında bir kaç değişiklik yaptı. Bu durum her zamanki gibi Arda Gündüz’ün tepkisini çekmişti. Çünkü Arda Gündüz yedek kulübesine hiç bakmadan sahaya çıkan bir oyuncuydu. Buna karşın Aykut, ince eleyip sık dokur, en formda en iyi oyuncuları oynatmaya çalışırdı. Bu maçta da öyle yapacaktı. Valencia ve Arjantin milli takımı ile tek forvet oynayan Aykut, bu sefer istediği hücum futbolunu 3 forvetle sergilemeyi planlıyordu.
Daha maçın ilk dakikalarında, Arda’nın oynadığı takım oyunu meyvelerini vermeye başlamıştı. Öyleki Del Piero ile Inter defansının bir anlık gafletinden yaralanılarak atılan gol, Aykut’u bir kez daha yıkmıştı. Oyun disiplininden kopmayan Aykut, yine bireysel yeteneklerini ön plana çıkartmayı başarıyor ve pozisyon üzerine pozisyon buluyordu. Bir türlü kaleciyi geçemeyen Inter, ilk yarının son dakikalarında golü Adriano ile kalecinin üzerinden aşırtarak buluyordu. Böylelikle ilk yarının skoru da, tahin edilmiş oluyordu. Artık iki takımda maça ortaktı. Arda takım oyununu ön planda tutup, kısa paslarla Inter defansını yıpratırken, Aykut bireysel yeteneklerini gayet başarılı kullanarak, sık sık adam eksiltme yolunu tercih ediyordu. Böylelikle iki farklı futbol anlayışının mücadelesine sahne olan maç, bir yarı final maçından çok, finale yakışır bir şekilde oynanıyordu. Güney Amerika’nın tüm futbol anlaşını bünyesinde bulunduran Aykut, Avrupa’nın çağdaş futbolunu kendine ilke edinmiş Arda’ya karşı her zamankinden daha istekli bir biçimde golü düşünüyordu. Öyleki Vieri, Adriano ve Recoba ardı arkasına golleri kaçırmalarına karşın, her an gol atacaklarmış hissi uyandırıyorlardı. Bu sırada Juventus’un çıktığı kontra ataklar, muhteşem iki defansif ortasaha oyuncusu olan Davids ve Veron tarafından kesilip, tekrar geri püskürtülüyordu. Saate baktığımızda dakikaların 70’i gösterdiği bir anda Inter Milan’ın etkili baskısı sonuç verdi! Sonunda skor 1-2 Aykut’un lehine geçmişti. Böylesine güçlü bir rakibin karşısında yenik duruma düşmenin şoku Arda’nın yüzünden okunuyordu. Geriye az zaman kalmıştı. Artık iki takımda iyiden iyiye çekişmeli bir mücadele sunuyorlardı. Son dakikalarda Arda’nın giripte atamadığı gol pozisyonları, Aykut’un kalecinin üzerinden atmaya çalışıp, auta gönderdiği toplar, hiç şüphesiz izleyenleri hop oturtup hop kaldırıyordu. Uzatma dakikalarına girildiğinde Inter’in etkili presi sayesinde oyun ortasaha mücadelesi şekline dönüşüyordu. Juventus ne kadar etkili olmaya çalışsa da, bir türlü Inter üzerinde etkili olamayınca, skor Aykut’un lehine 1-2 sonuçlanıyordu. Böylelikle Arda’yı turnuvadan eleyen Aykut, adeta kendine gelmişti. Yaşadığı sevinç, göz yaşı olarak suratından tıpkı bir kar tanesi gibi süzülürken(!) bir yandan da çevresindekilere; “gözüme bir şey kaçtı” diyordu(!) Artık finalin adı belli olmuştu: Aykut Göker – Murat Oktay
Emre: Biliyoruz çok zor bir maçtan çıktın ama ne söylemek istersin?
Aykut: Konuşmak istemiyorum(!) Hem sen nereden çıktın? İzinli değil misin bugün?
Emre: Aykut adamın asabını bozma söyle birşeyler! Yoksa Murat abiye geçenlerde inceleyecem deyipte incelemediğin oyundan bahsetmemi mi istersin??
Aykut: Sende buram buram karanlık tarafı hissettim Emre. (Alnından koca bir damla ter akarken) Tamam yaw ne kızıyorsun şaka yaptım şaka..
Emre: Heh şöyle! yoksa incelenmeyi bekleyen oyunların hepsini sana yıkarım!
Aykut: Senin bir Sith Lord’u olduğunu unutmuştum. Hatırlattığın iyi oldu(!)
Emre: Konuş huleyn!
Aykut: Tamam be tamam. Açıkçası rakibimiz çok iyi oynadı. Bizde çok iyi oynadık, alan daralttık. Sonuç olarak iki takımı da tebrik ediyorum. Biz kazandık. Artık bizim için bu maç bitti. Kalan tüm maçlar bizim için final maçı havasında(!) Artık önümüzdeki maçlara bakacağız... Teşekkür ederim.
Emre: Hadi ikile(!..)
Ve final: Malaga – Real Madrid
Murat Oktay’ın kibarca; “Eğer kazanırsan, kendini kapıda bulursun(!)” ricası üzerine Aykut, hayatında ilk defa Malaga’yı alarak maça başladı. Karşısında Real Madrid gibi güçlü bir rakip olmasına karşın, ilk golü kısa sürede bulan Aykut’un bir gözüde Murat Oktay’ın üzerindeydi. Herhan kafasına klavyeyi yiyebileceği muhtemel olan Aykut, bu korku içerisinde bir gol daha attı. Hatta, Metin ve Arda’nın şaşkın bakışları altında Aykut, atılan golden sonra bir de sevinmeye kalktı! O anda Murat Oktay ile göz göze gelerek hemen yerine oturan ve hatta yerine gömülen Aykut Göker, maçın geri kalanında dikkat çekmeden oynamak zorundaydı(!) Öyleki Murat ağabey her kaptırdığı toptan sonra; “çabuk topu geri ver!” diyerek kükrediği için Aykut iyice sinmişti. İlk yarıyı bu skorla kapatmaktan çok, hayatta kaldığına sevinen Aykut 2. yarıya daha da sıkıntılı başladı. Hali hiç de kupa alacak biriymiş gibi görünmeyen Aykut, kazanan birinden çok, hayati tehlike altında biri gibi görünüyordu(!) Böylesine bir maçta 1 gol daha atma gafletini gösteren Aykut için, diğer yazarlar dua etmeye başlamıştı. Ellerini havaya kaldıran Metin; “Allahım ne olur beni buradan sağ sağlim çıkar. Bitmemiş testlerime kavuştur beni tanrım” diye dua ederken, Arda; “Yeni aldığım gitarı bir daha görmek nasip olmayacak mı? Hadi burada can vermek Aykut’a müstahak ta ben ne yaptım Allahım?” diyerek dua ediyordu(!) Bütün bunlardan habersiz, kendisi için dua edildiğini zanneden Aykut, dayak yerken Murat ağabeye “bir yanlışlık” olarak nitelendirdiği bir gol daha attı. 4-0 olan skorun ardından akan göz yaşları sanıyoruz ki sevinçtendi(!)
Monitörün kafasına inmesiyle iyice sersemleyen Aykut, 4-0’dan sonra maça ağırlığını haliyle veremedi. Bu noktadan sonra Murat Oktay’ın organize olmayan atakları golle sonuçlanmayınca, kupa Aykut Göker’in oldu! Gerçi kupa törenine, hastaneye gitmek zorunda kaldığı için katılamadı ama çıktığında bir kutlama yapılacağı ümidiyle hastane odasında halen yatıyor(!)
Arda Gündüz: Turnuvayı kaybetmesinin ardından, uzunca bir müddet ortadan kayboldu. Defalarca aranmasına karşın hiç bir telefonu açmadı. Ümitlerin tamamiyle kesildiği bir anda gelen mektup, bir nebze olsun Team One’ı sevindirdi. Mektupta Tibet’e gittiğini ve aradığı iç huzuru orada bulduğunu yazmıştı(!)
Aykut Göker: Hastaneden doktor kontrolü ile Star Wars’ı izleyemeye götürüldü. Filmin, Aykut üzerinde olumlu etki yaptığı sanılırken, yolda birden kendini Sith Lord’u sanıp, doktorların üzerine yürüdü. Şimdi ofiste. Bu sefer kendini Obi Wan Kenobi sanıyor! En son görüldüğünde, internetten harıl harıl; “Işın kılıcı alana promosyon hediyesi olarak 2006 Dünya Kupası bileti” veren site arıyor(!)
Emre Günen: Ofise ne zaman gelip ne zaman gittiği belli olmayan Emre, o günden sonrada şantajla röportaj yapmalara devam etti(!) İlerleyen günlerde yerel bir haber ajansında iş bulan Emre, ilk röportaj denemesinden sonra kovuldu! Hırsını alamayan Team One yazarı, bir ara, ayna karşısında kendisiyle röportaj yaparken yakalandı(!) O gün bugündür ofiste masasının başında oturan Emre, MSN’den Darth Vader ile chat yapıp, gününü gün ediyor...
Metin Üner: Turnuvanın sürprizi, PES-4’ün medar-ı iftiharı(!) Metin’de, turnuvadan bir nebze olsun etkilendi. Gerçi kendisi; “bir şeyim yok” desede, kendisini elinde futbol topu ile boğaz köprüsünde görmüşler(!) Hatta; “yaklaşmayın elimdeki topu keserim” diye naralar atan Metin, çevredeki insanların yardımıyla sakinleştirilmiş.
Ve Mine Turgay Oktay: Mısır’a geri döndü. Yeni bir CD almasından endişe ediliyor(!) Eğer korkulan şey başa gelirde, Mine Oktay yeni bir CD ile ofise geri gelirse, Team One ekibi greve gitmeye karar verdi (!) Yalnız; açlık grevi mi? yoksa oyun oynamama girevi mi? henüz kararlaştırılamadı. Karar verildikten sonra size yine bu sayfalarda döneceğiz(!)
Ve Murat Oktay: Finalde kaybetmenin şokuyla PES-4 oynamayı bırakıp, tekrar Unreal Tournament’a başladı. Artık gazetelerin spor sayfalarına bakamıyor, nerede bir futbol muhabbeti olsa oradan uzaklaşıyor, televizyonda futbol maçı gördüğünde direk yüzünü çeviriyor. Ancak Mine Oktay’dan aldığımız gizli bilgilere göre evde gizli gizli PES-4 çalışmaktaymış! Hatta bir başka rivayete göre PES’i bizzat Japonya’da, Konami’nin merkezinde öğrenecekmiş!
The End
Acısıyla tatlısıyla bir turnuva daha sonuçlandı. Neredeyse her anı Fair Play çerçevesinde geçen turnuvada en önemli etken, sahada oynanan futbolun izleyenler tarafından beğenilmesi oldu. Açıkcası biz Team One olarak, hakem yorumcularına iş düşürmediğimiz için memnunuz(!) Umarız yazıyı okurken, sizlerde bizim ne kadar eğlendiğimizi, aklınızda biraz olsun canlandırıp, keyifle okumuşsunuzdur...
Yorumlar (6)
süper ya koptum....
gülmekten ölecektim ya ne adamlarsınız ya süpersiniz :D
pes en iyi pc de oynanıo bence ya ben de playstation joypad i war 2 tane görüntüler zaten pc de...ha turnuvaya gelince biz de yapıoruz 5-0 turnuva ortalamam war...rakip herkesi beklerim walla :)
ben bu oyunun 5 yıllık oyuncusuyum benim rekorum 15dk 20-0 dır karşımdakide normal oyunculardandır(acemi değil yani)
Skaterboy arkadaşıma katılıyorum. Valla acayip keyif aldım[:)]Ben daha 15 yaşındayım geçen gün bir turnuva yaptık. Toplam 4 kişiyiz ama hepsi de benden büyükler. En küçüğü 20 yaşında. Bana küçük gözüyle bakıyolardı. Kendilerini de iyi oynuyo sanıyolardı. Hepsini yenip turnuvada birinci oldum[:D]Valla ben de azcık şaşırdım. Ama doğduğumdan beri oynuyorum bu oyunu[:)]Beni tanıyanlar arasında WE ya da PES adı geçtiğinde herkes bana bakar en önce oynamaya başlayan ve beni tanıyanlara öğreten benim[:D]
Abi M.K. da okuduğum en eğlenceli yazı. Bizde arkadaşlarla CS : Source turnuvaları yapıyoruz. Çok eğlenceli oluyor...