Madde 1: Post-apokaliptik diyarlar
Her şeyin güllük gülistanlık olduğu, insanların aralarında barış içerisinde yaşadığı ortamlar, oyuncuları pek çekmiyor olsa gerek. Zira oyunlarda sıklıkla, düzenin altüst olduğu, geçmişinde büyük bir felaketin yaşandığı diyarlarla karşılaşıyoruz. Buna da verilebilecek en güzel örnek şüphesiz ki Fallout dünyası olsa gerek. Yapımcıların bu tür bir kurguyu tercih etmesinin en önemli nedeni, güncel dünyanın gerçekliğinden sıyrılıp, daha özgür senaryolar hazırlayabilmelerinden başka bir şey değil. Yani günümüz New York’unda, her köşe başını silahlı adamlar ile donatmak pek mantıklı gelmiyor kulağa ama tamamen kurgusal bir dünyada bunlar gerçekçilik hissi verebilir. Bir klişe ama biz Mad Max dünyasını seviyoruz.
"Sıradışı araçlar, her biri nevi şahsına münhasır tipler... İşte Mad Max dünyası!"İşte tam bir klişe! Oyuna başlarsınız, doğru düzgün silahınız yoktur, zırhınız azdır, yetenekleriniz sınırlıdır... Bölümleri ardı ardına geçersiniz, zırhınız tamamlanır, yetenekleriniz katlanır ve tahribat gücü birbirinden yüksek silahlar ile tam manasıyla cephanelik gibi dolaşmaya başlarsınız. Her şey çok güzel giderken, kader ağlarını örer. Bir ara video girer, ya düşmanlara yakalanırsınız ya da bir yerden düşüp, üzerinizdeki tüm teçhizatı kaybedersiniz. Kontrol yeniden size geçtiğinde tam manasıyla sıfırsınızdır. Bu isyan tanıdık gelecektir: “Off, bunca silahı, mermiyi, bombayı, zırhı şimdi kim toplayacak?”. Yapacak bir şey yok, paşa paşa devam edip, hızlıca eski mühimmatlarınızı tamamlayacaksınız. Muhtemelen yapımcılar da deri koltuklu ofislerinde oturmuş, bizim bunları yaparken eğlendiğimizi farz ediyorlar.
"Maalesef biz Rambo değiliz ve oyunlarda muhakkak silaha ihtiyacımız var!"Tamam, biliyoruz, bayanlar son derece estetik varlıklar. Onların oyunlardaki duruşlarından da memnunuz fakat artık şu açık saçık giyinme işi abartılmadı mı? Aşağı yukarı her oyunda bir yarı çıplak hatun bulunuyor. Devil May Cry IV’ü ya da Prince of Persia: Warrior Within’i hatırlayın. Özellikle ara videolarda ekrana yapışmadınız mı? Bu kadınların ortalarda dolaşması aslında hikaye için pek mantıklı değil. Zira çevrenizde öyle bir kadın varken, asıl konuya odaklanamazsınız ki. Kimse sizden kahramanlık filan beklemesin o zaman. Düşmanlar için de böyle bir dişinin karşılarında ya da yanlarında salınması hiç iyi değil. Uzun lafın kısası, toplu halde bir konsantrasyon sorunu ortaya çıkacak, ne iyiler ne de kötüler bu işten ekmek yiyemeyecek(!)
"Bu giyim tarzı hangi yılın modası acaba? Bir savaşçı için fazla zırhsız değil mi?"En olur olmaz yerlerde karşınıza çıkan kilitli kapılardan bıkmadınız mı? Tam ulaşmanız gereken yere varmışsınız. Arada yalnızca bir kapı kalmış. Yanına gelip ilgili tuşa basıyorsunuz fakat bir hareketlilik yok! Niye, çünkü kapı kilitli. Onca teçhizatla dolaşıyorsunuz, yanınızda roketatardan el bombasına kadar bir yığın silah var ama siz kilitli bir kapının ardında çaresizsiniz. Sırf bu yüzden, havalandırma kanallarının aslında gidilecek yere alternatif birer güzergâh olduklarını öğrenmedik mi? Şimdi soruyorum size, kaç tane oyunda havalandırmalarda debelenip durdunuz? Yanıt için son yıllarda oynadığınız FPS’leri gözünüzün önüne getirin. Maalesef bütün bu uğraşılar, oyunlarda karşılaşıp da açamadığınız kilitli kapılar yüzünden cereyan ediyor.
"Sakın bana anahtarı unuttum deme!"Kahramanlık yapmak için sağlam bir nedenimizin olması gerekir değil mi? Yapımcılar, loş ışıklı dev toplantı odalarında, geniş çaplı bir beyin fırtınası gerçekleştirerek kararı veriyor; “Oyundaki kahramanımız, kaçırılan prensesin peşinden gitsin!”. Aman ne yaratıcı! Prince of Persia’dan Mario’ya kadar sayısız türden, birçok yapımda bu hikayenin kahramanı olduk zaten. Hele ki Mario’da prenses hakkında şahibe bile çıkardık(!) Bu nasıl savunmasız bir prensestir ki, ikide bir kaçırılıyor? Bunu koruyan kollayan yok mu? Bizce kendi gidiyor olmalı, onun gönlü yok Mario’da(!) Kaçırılan prenseslerin bir başka versiyonu da, kaçırılan kız arkadaşlardır. Görünen o ki, daha çok ömrü bunların peşinde çürüteceğiz.
"İşte dünyanın en savunmasız prensesi. İkide bir kaçırılıyor kendisi."Haritanın dışına çıkmayalım diye yerleştirilen ve üzerinden atlayamadığımız küçük yükseltilerden hepimiz muzdaribiz. En yüksek platformlara zıplayıp çıkabiliyorken, minicik bir çitin üzerinden atlayamıyoruz! Öyleyse bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Çevremize örülen görünmez duvarlar kaldırılsın istiyoruz ya da yerlerine daha mantıklı engeller döşensin. Tamam, çok büyük bir harita modellememiş olabilirsiniz. Bunu da sırf oyuncuları düşündüğünüz için, düşük sistemlerde performans problemi yaşanmasın diye yapmış da olabilirsiniz. Ancak engelleri koyarken biraz mantıklı olalım, yan yatmış bir sandalyenin üzerinden atlayamamak pek iyi hissettirmiyor. Özellikle F.E.A.R. ve SWAT 4 gibi yapımlar, bu probleme örnek teşkil ediyor.
"Koyunlar bile çitleri aşabiliyorken biz oyunlarda neden bunu başaramıyoruz?"Belki her şey biz oyuncuların sanal dünyadaki yaşamını korumak adına yapılıyor fakat keşke yapımcılar ne ile karşılaşacağımızı bu kadar hissettirmese. Okuyunca gözlerinizde canlanacak, hemen hemen her türlü aksiyon oyununda, kalabalık bir düşman ordusuyla karşılaşmadan önce muhakkak bir mermi deposuna denk gelirsiniz. Zaten o anda anlarsınız ki, az sonra ortalık cehenneme dönecektir! Maalesef kurguyu bu denli belli etme hatasına birçok yapımcı düşüyor. Buna acil bir çözüm bulunmalı yoksa biz kullanıcılar, organize olup oyun oynamama grevine gideceğiz. Neyseki fantastik öykülere sahip yapımlar, bu görünmez duvar işini kendi içerisinde mantıklı bir şekilde hallediyor. Geçemeyeceğiniz bir yerde, ışıklı bir duvar peyda oluyor.
"Eğer bir oyunda bunun gibi bir şeyle karşılaşırsanız, az sonra ortalık panayır yerine dönecek demektir."Mutlaka karşılaşacağınız bir oyun klişesi de, olur olmaz yerlerde sağlık paketi bulmaktır. Bombalar atılmış ve ortalık cehenneme dönmüştür, hatta bambaşka bir gerçekliktesinizdir fakat o sağlık paketleri hâlâ sağda solda durmaktadır. Hadi ofis gibi ortamlarda bir nebze de olsa mantıklı, peki ya merdiven altlarında neden sağlık paketi bulunur? Bizler genelde merdiven altlarını, en az kullanacağımız eşyalarla doldururuz. Hatta mevsimi geçen şeyler bile oralara kaldırılır ama hiçbir zaman sağlık elipmanlarını oraya koymayız. Aranızda sargı bezlerini merdiven altından getiren var mı? Sanırım yapımcılar herhangi bir yaralanma anında, soluğu ilk olarak merdiven altında alıyor olmalı. Birilerinin çıkıp da onlara bunun çok saçma olduğunu söylemesi gerek.
"Olur olmaz yerlerde karşımıza çıkıp hayat kurtaran şu kutular olmasa, kaç oyunu bitirebilirdik ki?"İşte hikayeyi kurtarmak için ortaya atılmış ve defalarca kullanılmış bir klişe daha. Puslu bir kasabada, ürpertici bir akşamüstü uyanırsınız ve hiçbir şey hatırlamıyorsunuzdur! Akıl hastanesinde gözlerinizi açarsınız, başınızın ardında bir barkod ile koşturup durursunuz, zira geçmişinize dair hiçbir şey hatırlamıyorsunuzdur... Örnekleri çoğaltmak mümkün. Hem bir gizem yaratan hem de başlı başına bunu bir hikaye haline getiren oyunların sayısı hiç de azımsanacak gibi değil. Başlarda çok güzel bir tat bırakan bu hafıza kaybı numarası, maalesef artık zaman aşımına uğradı. Mümkünse bir süre bu hikayeye sahip oyun geliştirilmesin. Zira bilinmezler içerisinden çıkıp gelen kahraman masallarına biraz ara verilmeli, yoksa bıkacağız.
"Kel kafalı usta bir suikastçı olan kahramanımız, geçmişini hatırlamıyor."Canınız İkinci Dünya Savaşı temalı bir oyun mu oynamak istiyor? Her 2-3 RTS’den birinin bu gerçekliği temel aldığını düşünürseniz, aradığınız oyundan ortalarda bir hayli fazla olduğunu anlayacaksınız. Sadece RTS değil, artık FPS’ler ve üçüncü şahıs görünümlü aksiyon oyunları da İkinci Dünya Savaşı cephelerinden çıkmaz oldu. Bu kendini tekrardan yorulan yapımcılar, müthiş parlak bir fikir ortaya atarak, alternatif savaş senaryolarıyla karşımıza geldiler. İkinci Dünya Savaşı’nda hiç kullanılmamış silahlar ve teknolojilerle bu korkunç savaş, tam bir kaos halini aldı. Hatta işin içine iblisler, yaratıklar karıştı. Ancak gelin görün ki bu yeni deneyim de, kısa süre sonra birçok yapımcı tarafından tekrar edilen bir klişe haline geldi.
"Eğer şu üstü başı kanlı olan doktor ise, ben bu deneyde yokum." Sonuç
Biliyoruz ki, bunca klişeyi aradan çıkarırsak ortada oyun namına pek bir şey kalmayacak? Ancak bu demek değil ki, bu basmakalıplardan da şikayet etmeyeceğiz. Elbette şikayetçiyiz. Defalarca aynı olayları yaşamak istemiyoruz, farklı oyunlarda aynı enstantanelerle karşılaşmaktan bıktık. Biz oyuncuyuz ve daha fazlasına layığız.
Yorumlar (6)
10'da 10 katılım ,bir kaç + da benden ; Bu adamlar yaşalasalar bizim için rutin olan oyunlar ütopyaya dönüşürdü. Oyun içi diyalog tarzları , seslendirme stili son derece klişe.Asi karakterlerin öfkeli küfürleri ve benzeri esprileri , merkez telsiz bağlantısında ki cızırtılı genelde 30'lu yaşlardaki kadın sesi , puro içen 60 yaş üzeri dayılar...tek gözleri kör , sanki alayı ''Nick Fury'' Kirpi Sonic modeli saçlar... hiç kimse 'bioxcin' kullanmıyor mu kardeşim dedirten cinsten. Bir kahinin çıkıp gelecekten haber vermesi ve bunla yetinmeyip ''Sen büyük savaşçısın , bizi ancak sen kurtarabilirsin'' demesi.Sıradan çatışma ve bir bakmışsınız başka bir boyuttasınız...UFO , İblis , İyi Kötü ve Çirkin Ruhlar , manyetik etki yaratan cinler&periler hatta milyonlarca yıldır evrim geçirmemiş böcek/örümceklerin dev halleri...sizi abluka altına alır. Her açılan kapının ardında bir şey varmış gibi , beklenmeyen anda pat diye çıkan ses/görüntü.Aslında bir çok madde daha çıkabilir , belki uğraşılsa 10 değil...keskin 100 ayrıntı yakalanır. Yaşasın ayda yılda bir oyun oynamak , öte ki benzerini unutarak :)
Bölüm sonu ölmeyen yaratık klişesini yenmiş bir oyun geldi aklıma doom3. Genel yapı itibari ile genelde ne oyunu olursa olsun tüm zaman boyunca atlarız,zıplarız, arkadan dolaşırız tuzak kurarız ve oyunun sonuna geliriz ve son boss da oyun içerisindeki bütün yetenegimizi tek hedef için gösteririz. Gösterirdik diyeyim doom 3 bitiren arkadaşlar hatırlayacaklardır. İsviçre çakısında bozma ruh bataryalı bumerang sistemli silahımızla koskoca yaratık ne kadar çabuk ölmüştü. Kesen biçen ama video girince şok olmuştum bu mudur diye ama şimdi düşünüyorumda adamlar çok büyük bir klişeyi yenmiş megerse :D Bu arada yazı harkulade olmuş arkadaşı tebrik etmek isterim tesbitleri çok yerinde aslında o kadar klişe varki yazacak. Kim bilir belki Aykut Göker yazının devamını getirir. Part:2 kendi adıma merakla bekliyorum...
ben bir oyun yapmış olsaydım ki tüm oyun dalları için değilde sadece aklıma gelen ilk oyun Nfs için söylüyorum arabayı al yarış yap yap para biriktir modifiye et sonuna gel daha yarış kalmasın ot gibi modifiye yapılsa ne olur yapılmasa ne olur arabalar değilde... ne bileyim arabayı aldığında insan Tokyo Drift teki gibi bir otoparka gitmek istiyor Porche Lombardini Mercedes CLK bu arabalar gereksiz 1o6 gti honda vtec civic Bmw e30 306 Ford Rs s2000 gibi bu tarz arabalarla böyle bir ortama girip çıkmak sen oyunun sound sesini kıssan dahi o ortama girdiğinde diğer insanlarin ses tesisatının yeri göğü inletmesi parasına yarışlar seni öldürmek için peşinden dolanan araçlarki silahlar gerçek hasar bırakmalı hakiki damagaler ki en beğendiğim burnout oyunundaki gibi bile olsa razıyım. Team kurmak aynı Juiced 1 deki gibi.... Ondan sonra arabada sürekli olmaktan bıkıyor insan arabadan inip özgürce sokakta yürümek istiyor insan gta daki kadar olmasada... Daha sonra sürekli internetten update çıkta yeni yeni bosslar gelse yani uzun düzlüklerde bir aracı geçmek hiç zevk vermiyor akşamları takımı toparlayıp soygunlara gitmek yada bu takımın içerisine girmiş sivil polis olmak... ortada bir manita olması ama manyak bir hatun olmalı onun gözüne girip onu elde etmek... Yani bu gibi şeyler insanı oynarken oyuna bağlar ve bir efsana olmasını sağlar. Oyun bence onda seni anlayan ve anlatan sende bırakabileceği bir anı varsa hafızana kazınır... ki bu durumda gradiklere bakmaz insan yada eksik aksak hususlara Lfs oyunuda dediğime yakın ama alakasız bir örnek :) Demek istediğim motor sesi ve bilgisayarın sana sanki gerçek bir insan gibi yamuk yapışına cevap verebilmek o oyunu Dünyanın en iyi oyunu yapar gözümde... Nfs2 den sonra araba yarışı oynamadım. hayal kırıklığına uğrattı beni Eagames. Hala Nfs 2 nin havaalanı yolunda en uzun düzlüğünde evde 4 arkadaş Mazda rx-7 miz rx-8 honda civic nissan 350z Mustang la drag yarışı yapıp defalarca run yapıyoruz. Ben oyun yapsaydım bu kiriterler ön planda olur ama ülkemizde sizi keşfedecek br alt yapı daha doprusu yapı yoq :=) ben bi oyun yapsaydım müthiş zevk alirdiniz.
Aiberg: *o_saral*'ın da dediği gibi "Bir de sanırım 6.Maddenin son cümlesi 7. maddeye kaymış. Çok önemli bir hata değil tabi ama yine de belirtmek istedim."
güzel bir yazı olmuş . bir klişede benim aklıma geldi çağın mesleği . büyücülük . arkadaş oyunların %80 inde büyü yapılıyor .
bide gta,cod,far cry gibi oyunlarda sizden başka herkesin bi kopyası var mesela gta oynarken turunculu bir kadın görüyorsunuz kadının arkasından aynı kadın yürüyor bu çok saçma