Merlin'in Kazanı Merlin'in
Kazanı
Oyun Makaleleri

Oyunlardan Hafızamıza Kazınan Anlar

Oyunlardan Hafızamıza Kazınan Anlar

ED Erman Demirci Editör 26 Mayıs 2010 Okuma süresi: 13 dk
Oyunlardan Hafızamıza Kazınan Anlar
Bilgisayar oyunlarının iyice kendini geliştirdiği ve bize “vay anasına sayın seyirciler, nereden nereye” dedirttiği zamanlardayız. Eskiden sadece zaman öldürmenin bir alternatifi olarak görürken oyunları, artık profesyonel turnuvalar düzenleyerek hediyeler dağıtıyoruz. Bir yandan da “bilgisayar oyunları zekâyı köreltir” veya “bilgisayar yüzünden çocuğum ders çalışmıyor” tarzı ağlamaların arasında da debeleniyoruz. Son zamanlarda muhabbeti geçen bazı online oyun yasaklamalarına -at gözlüğü tabanlı karar alma yeteneğine örnek- bakarak, ne kadar acınası olabileceğimizi görüyoruz. Bu beni sinirlendiriyor ve bir o kadar üzüyor. Birini seçmem gerekiyorsa, sinirlendiriyor. Eğer gerçekten çocuğun bilgisayar başında günde 8 saat oturuyorsa önce anne-babaların oturup düşünmesi gerekir ben çocuk yetiştirmeyi biliyor muyum diye, ikincisi eğer bir olayı kötü görmek istersek o kadar çok bakış açısı yaratabiliriz ki aklınız almaz. Tıpkı içerik zenginliği hakkında fikri bile olmayan birinin bir kitaba bakıp “bunları niye okuyorsunuz, zaman kaybı” demesi gibi. O yüzden karar verdim ki; oyunlara karşı bu kadar güçlü bir muhalif kitleye yanıt olarak oyunların bizden aldıklarını değil bize kattıklarını, bize unutturamadıklarını, bazen da kafamızda bir ampulü yakarak hayatımızda doğru yolu bulmamızı bile sağladıklarını anlatacağım.

Çok zor bir seçim olduğunu baştan söylemek istiyorum. Elimden geldiğince objektif olmamın yanı sıra, elimden gelemeyecek ölçüde de öznel olacağım maalesef. Mümkün mertebe her türe de değinmeye çalışacağım (FPS, RTS, Advanture…). Eminim ki, bu yazı yayımlandıktan sonra aklıma başka şeyler gelecek ve “lanet olsun bunları nasıl unuttum” diyeceğim. Bana kalsa bu liste biraz daha değişik olabilirdi, kimi yerde çoğunuzun adını bile duymadığı şaheserlerden alıntı yapabilirdim, ama yapmayacağım. Bu liste olabildiğince herkesin genel olarak tanıdığı oyunlardan oluşacak. Bununla birlikte bu benim listem, katılıp katılmayacağınız konular kesinlikle olacaktır. Mesela Monkey Island gibi bir oyundan kim bilir kimin aklında neler kalmıştır veya Oblivion gibi bir oyundan ne gibi hatıralar çıkar. Lâkin listemde hepinizin kalbine dokunacak oyun anları bulacaksınız, emin olduğum bir diğer konu da bu. Neyse demin iki tane oyundan bahsettik madem 18. numaradan devam edelim. Son bir not, Spoiler çok fazla (e doğal olarak) dikkat edin. Keyifli okumalar, geri sayım başlasın…


#18 - Prince of Persia 4’ün sonu:
Şu an filminden geldiğim için aklıma ilk gelen bu sanırım, o yüzden bununla başlıyorum. Bulmacaya ve akrobasiye alıştıktan sonra dördüncü oyun bize daha çok masal gibi gelmişti. Kafamızı yormamış ama gözümüzü ve ruhumuzu dinlendirmişti bu oyun. İlk saniyeden beri esrarengiz bir anlaşma yapmışçasına bizi kabullenen büyülü prensesimiz Elika, oyun boyunca bin bir kötülükten yakamızı kurtarmış, her düştüğümüzde elimizden tutup yukarı çekmişti. Karanlık güçleri hapseden kutsal ağacı koruma pahasına hayatını feda etmişti. Nasıl olur da koruyucu meleğimin ölmesini kabullenebilirdim? Yapılacak bir şeyler olmalıydı. Oyun sona ermişti ve kollarımın arasında ölmüş bedenine eşlik eden Credits de akıp bitmişti ekrandan. Yine de yapılacak bir şeyler aramıştım. Yavaş yavaş yürüyerek Elika’yı sunağa koymuş, inat edip oyun boyunca diriltmeye çalıştığım her şeyi kafamdan silerek dört hayat ağacını kesmiştim. Ve oyun bitse de inatçı kişilikler için alternatif oluşturan bu sonda, dünyaya yayılacak kötülüğü kabullenmek ile sevmeye başladığım kadın arasında çok da zor olmayan bir seçim yapmıştım. Kadınımı seçmiştim.
#17 - D2’de ilk kez Diablo’yu kesişim:
Kimimiz yıllarca oynadık kimimiz bitirip tozlu raflara kaldırdık. Ama sevenler olarak gözümüzü “item” bürüdü bu oyunda. Oyunu öğrendikçe yeni karakterler açtık, verdiğimiz yetenek puanlarını geri alamadığımız için trainer’lar indirip hileler yaptık. Bazen de bir eve 7 arkadaş toplanıp, bilgisayarları getirip, hub alıp -ki o zamanlar pahalıydı yahu- 7 necromancer açıp, 7 puanı da iskelete verip mağaralarda sıkışıp kaldık (evet bunu yaptık :)). Fakat Diablo deyince aklıma ilk gelen şey kesinlikle Diablo’yu ilk kesişimdir. En ortada olduğu için barbar açmam ve Bash’a 5-6 tane, Leap’e ise 6-7 tane vermem ne kadar komikse, Diablo’yu kesişim de bir o kadar unutulmazdı. Ateş yüzünden karton kağıt edasıyla ölmekten baymamın ardından yeni çözümler aramaya başlamıştım (henüz Level 28’im, biraz erken geldim ama Xp az geliyordu versiyon 1.00’da :)) . Ve o efsaneyi yaptım, evet, Diablo’yu Barbar olarak crossbow ile yaklaşık 20 dk’lık “koşuşturma-şehre gidip can iksiri alma-geri gelip ne olur ne olmaz diye yeni kapıyı açıp dalma” üçgeni arasında kestim. Eminim ki daha kötüleri vardır.

#16 - F.E.A.R.’da ödümün bir yerime gelmesi:
Oyunlarda “böö” tarzı korkutmayı sevmesem de eminim Fear oynayan herkes benim gibi düşünecektir, bu oyun insanı daraltıyor. Bu oyunu zaten tek başıma oynayıp 10 dk dayanmıştım ve takip eden 30 dakikada ışığı açarak komedi dükkanı izlemek zorunda kalmıştım. Bunu bilen arkadaşlarım beni gazlamıştı ve bir gece yarısı başlayarak sabaha kadar 3 kişi değişmeli olarak 8 saatte oyunu bitirmiştik. Asansörde yanımıza gelmesi, sarılmak için üzerimize robotik hareketlerle yürümesi, havalandırmada yerden yerden sinsice yaklaşması, hepsi çok daraltıcıydı. Aklıma çok fazla sahne geliyor ama unutulmaz olanını sorarsanız… Alma’nın kanalizasyonda önümüzden gülerek geçmesi. Farelerin kaçışmasından anlamalıydım bir terslik olduğunu… Lanet olsun.

#15 - Mario’da prensesi kurtarmak:
Şimdi bana maval okumayın, bunun ne işi var burada diye. Ee arkadaş biz karakutuyla, atariyle başladık bu işe. İlk defa kendimi bir oyunda başarılı hissetmemi sağlayan oyun da Mario’dur (bir de Volfied). Uzun bir periyodun ardından 8-4’ündeki kaleyi geçip de oradaki ödülümüzün de mantar kafalı bir tip olmadığını ilk defa gördüğümde “oh be” demiştim. Aslında PoP’un ilk oyunu olan iki boyutlu versiyondaki prensesi kurtardığımda daha bir keyfe gelmiştim. O da hakkaten zordu yahu.


#14 - Medal of Honor’daki Normandiya çıkarması:
Alın bir efsane daha. Call of Duty gibi oyunların, oyuncuları getirdiği yeri biraz da bu yaşlı kurtlara borçluyuz. Bizdeki İkinci Dünya Savaşı açlığının yarattığı ateşi söndürmede ilk adımlardan biriydi MoH. Ve tabiî ki Normandiya çıkarmasındaki bir askerin gözünden o kumsallara ilk ayak bastığımızda, o dumanı ilk içimize çektiğimizde kendimizi rüyada sandık. Yavaşlarsak ölebilir, kafamızı gösterirsek ölebilir, hareket etmekte geç kalırsak ölebilirdik. Tanklar çıkamadığı için sahili temizleyecek öncü birlik bizdik ve Nazi doğramaya gelmiştik. 1998 yapımı olan “Er Ryan’ı Kurtarmak” adlı filmden, “Abi Medal of Honor’ın filmini izledin mi” diye bahsettik bu oyundan sonra, 2002 yapımı bu oyunu baz alarak.
#13 - World of Wafcraft’ta Kel Thuzad’ın ilk defa ölüşü:
Eminim her WoW oyuncusunun kendine has çok ilginç deneyimleri olmuştur. Klasik WoW zamanında 60. seviyeye gelmek bile başlı başına unutulmaması gereken bir andır :). Fakat Burning Crusade’den önceki son yeni zindan olarak gelen Lvl60 Naxxramas’ının son boss’u Kelthuzad’ın dünyada ilk defa kesilmesi ve sonrası görülmeye değerdi. Şansıma ben de Magtheridon’da oynuyordum ve Nihilum’un kesmesinin haberi ardından yaklaşık 5000 tane LvL1 oyuncu server’a gelmişti. Bu 1 level arkadaşların infernallerden kaçışı işe apayrı bir görsel şölendi.

#12 - Syberia2’de Oscar’ın kendini feda etmesi:
Bu sahne gözümün önünden gidememişti uzun süre. İlk oyundan beri karşılıksız bir sadakat ve otomotonlara özgü inatçı doğrucu kişilik yapısıyla yanımızdaydı Oscar, ta ki yaratıcısı ve sahibi Hans’ın uyuduğu uykudan uyanması için kalbini feda edene kadar. Hans’ın çocukluğunda söylediğine göre eğer o gün gelirse ve gerekirse, kalbini açacaktı. Bu sözleri duymasının ardından bizi tanıdığı için çok mutlu olduğunu ve bu yolculuğun kendisi için çok güzel geçtiğini söylemişti bize Oscar. O anda bir robottan, bir insanın söylediği takdirde bile bu kadar bizi etkileyemeyeceği bir sıcaklık duymuştuk. O yapması gerekeni biliyordu ve gözünü kırpmadı. Demirden kalbinin şifresi ise 7:15 di, acılı bir oğlun koyabileceği kadar masum bir şifre. Sevgisini bir türlü kazanamadığı babasının, kendinin üzerine fabrikayı tercih etmesi ve her gün 7.15 de evden çıkması… İskeletini Hans’ın kullanması için tamamen açmıştı… Oscar, kalbimizdesin.


#11 - Bioshock’taki büyük tokat:
Şimdiye kadar en hayran kala kala oynadığım oyunlar listesinde en başlarda gelir Bioshock. Sırf bu oyundan Top20 listesi yazabilirim ama en unutulmaması gereken an bence Andrew Ryan ile karşılaşmadır. O anda anlıyoruz ki hatıralarımız bile kendimizin değil, bu yüzden arada bir halisülasyonlar görüyoruz, zihnimiz huzursuz. Ülküsü uğruna yenilgiyi kabullenen Ryan, “Would you kindly…” ile başlayarak cümlesini kuruyor ve robot gibi isteğini yerine getirerek onu öldürüyoruz. En baştan beri denekmişiz. Uçak kazası bile şans eseri değilmiş, her şey yalanmış. Halkın kahramanı, direnişin simgesi olan ve bize bu kısa yolculuğumuzda klavuzluk eden Atlas ise Frank Fontaine’den başkası değilmiş. Hayatımda ilk defa sadece sesten oluşan bu kadar ağır bir kişiliğe tanıklık etmiştim. Ama artık av başlamıştı, ben geliyorum Fontaine.

#10 – World of Goo’da geri dönüşüm kutusuna yolculuk:
Burası biraz hüzünlü. Böyle bir oyundan bekleyebileceğiniz maksimum hikâye desteği ve kurgu en sonunda gerçek bir amaca bürünüyordu. Eski bilgilerin saklı olduğu unutulmuş bir geri dönüşüm kutusu vardı ve onu bulmalıydık. Bu zorlu son yolculuğumuz ardından MUM’ı bulmamız ve aramızda geçen o sıcak konuşma bizi bu dünyadan bir parça daha koparmıştı. Yenisi gelince kendisine gerek kalmadığı için orada olan MUM, böyle bir oyun için sonda görmekten mutlu olacağım tek şeydi.
#9 - Jedi Knight 2: Jedi Outcast ve Kyle Katarn
Jan ile birlikte aksiyon ararken belamızı bulmuştuk ve hanım arkadaşımızı Sith’in elinden kurtarmak için çaresizce tabancamızla sıkmıştık. Ama artık çok geçti ve Jedi şövalyesine yakışmayacak şekilde gözümüzü intikam bürümüştü. Luke Skywalker’ın ısrarıyla forma girmek için Force kullanımıyla alakalı birkaç ısınma testinden geçmiştik ve orada, az ileride parıl parıl parlayan el kadar bir çubuk vardı. Işın kılıcımızı aldığımız anda artık biz, o eski biz değildik.

#8 – Mafia’daki selamın aleyküm:
O harika oyunun bu kadar kolay teslim olmayacağını bildiğimiz için sonunda ters köşe bekliyorduk ve içimizde de bu ters köşenin nasıl olduğuna dair kötü bir hisle karışık fikir vardı. Mafya’dan bu kadar derinlemesine içine girdikten sonra çıkmak hiçbir zaman kolay değildi, olmayacaktı da. Thomas “Tommy” Angelo, öldürülmesi emredilen Frank’e kıyamayıp serbest bırakmış, otel odasında delil olduğu için susturulması gereken bir kadına git bir daha gelme bu şehirde ölüsün demişti. İyi niyeti Karma Felsefesi olarak ona hayat tarafından geri döndürülmemişti. Babanın selamını almadan önce suladığımız çiçekler gördüğümüz son çiçekler olup, mezarımızdakilerden daha parlaktı.

#7 – Call of Duty 4: Modern Warfare’in sonundaki Imran Zakhaev’i öldürüşümüz
Oyun boyunca damardan adrenalin alıp bir oraya bir oraya koşturmuştuk. Önce Al-Asad temizlenmişti, sonra da babasına ulaşmamız için oğlu. Sırada 15 sene önce Yüzbaşı Price’ın işini bitiremediği tek kollu Imran Zakhaev dişe diş kana kan diyerek füzeleri yollamıştı Amerika’ya. Propagandayla karışık bir “dünyayı kurtarma” operasyonu daha görmüştük bu oyunun sonunda ve kaçarken köprüde sıkıştığımız anda Price’ın attığı silahla nefesimizi tutup gâvura sıkar gibi sıkmıştık. Bu kadar hızlı geçen bir oyunun bu kadar anlık ve “slow-motion” şeklinde bitmesi ironik ve hoş bir tat bırakmıştı damaklarımızda.


#6 – Simcity’de ilk defa para kazanmak
İşin en zevkli kısmıydı maksimum para ile başlayıp gönlümüzce sanatsal yapılar dikmek, her tarafa karakol itfaiye doldurmak, okullar parklar yapmak. Boru döşemek veya elektrik çekmek bile eğlenceydi. Ama sekme “Pause”dan “Play”e kayınca işin şekli değişiyordu ve eksi değerleri görmek 3-4 dakika sürüyordu. Anlamak zordu niye kâr edemediğimizi. Sizi bilmem ama ben bulmuştum zamanında çözümü. Dayayın köylüleri ve fabrikaları, karakol okul falan dikmeyin. Size ne kadar “çocuklarımız mal gibi yetişiyor” diye ağlamalar gelse de, kesemiz doldukça yüzümüz de yayılacak.

#5 – GTA3’de ilk defa şehirde turlama:
Var mı delikanlı, ben sadece görev yaptım hiç gezmedim sağı solu diyen? İlk defa, evet ilk defa özgür oynanışı hissetmiştik. Artık bütün oyunların böyle olmasını istiyorduk, arada bir gidip sahile arabayı çekip radyoyu açıp dinlemek istiyorduk. GTA3, oynanış olarak sana çok şey borçluyuz ve ilk olarak arabaya atlayıp gazladığımız anı unutmayacağız.
#4 – Baldur’s Gate 2’de Drizzt Do'Urden ile omuz omuza savaşma:
Baldur’s Gate2 gibi epik anlarla dolu oyundan bir şeyler çıkmalıydı… Vampirlere ve onların lideri Bodhi’ye karşı savaşmak için Radiant Heart Paladinlerden, Shadow Thief guildinden ve Elf’lerden yardım istemiştik. Bu sırada beklenmedik bir şekilde Forgotten Realms’in en efsanevi karakterlerinden biri olan Drizzt ile karşılaşmıştık ve bir kerecik bile olsa onunla omuz omuza savaşma şansını yakalamıştık. Okurların ancak yazılanlar kadarıyla hayalini kurabildiği bu Drow ile silah arkadaşı olmak, emin olun unutulacak cinsten değil.

#3 – Braid:
Bazı hatalar geri alınamaz. Bu oyun bize bunu çok güzel gösterdi. Zamanı geri aldığımızda değişmeyenler bu yapılan hataları, kırılan kalpleri hatırlattı. Değişenler ise hala umut olduğunu. Yavaşlayan zaman acının göreceliliğini, sizinle birlikte hareket eden zaman ise etrafımızda dönen küçük dünyamızı özetledi. Ama o son bölümde oyun boyunca aradığımız “Prensesimizi” bulduğumuz an ve tersten oynayınca aslında bizi kurtarmaya çalışan değil bizden kaçmaya çalışanın kız arkadaşımız olduğunu anladığımız an boğazımızda bir acılık oluştu. Delikanlı olarak görüyorsak kendimizi ağlamadık belki ama gözümüz boş boş baktı uzun süre monitöre.

#2 – Warfraft3:
Böylesine kusursuz bir oyunda o kadar çok değinilecek karakter var ki… Zaten WoW gibi bir oyunun temelini oluşturmasının nedeni epik senaryosu ve karakter zenginliğidir. Kimden bahsetsem ki… World Tree’nin koruyucusu ve Elflerin kudretlisi Furion Stormrage’den mi… Maiev’den mi, Sylvanas’dan mı, Cairne’den mi, Uther’dan mı, Kel Thuzad’dan mı, Muradin’den mi, Thrall’dan mı, Tyrande Whisperwind’den mi… Arthas’ın Frostmourne’u aldıktan sonra babasını öldürmesinden mi, Grom’un hatasından dolayı tehlikeye attığı Orcların özgürlüğü için kendini feda etmesinden mi, Illidan’ın özgür kalır kalmaz güce yenik düşmesinden mi… Çok çok çok… Ama bir tanesi var ki hepsinden önemli. Scourge’ün son büyük saldırısı ve onlara karşı birleşen Elf-İnsan-Orc dayanışması. Herkesin canını kanını ortaya koyması ve “son duruş” niteliğindeki savunmaları. Elflerin son bölümü olan 45 dakikalık ter damlatan bölümü ve oyun sonu videosunu unutmak mümkün değil.


#1 – Half-Life:
Oyunlardaki unutulmaz anlar listesinin bir numaralı maddesine geldiğimde, listenin adını “unutulmaz oyun anlarına sahip oyunlar” olarak değiştirmek istiyorum. Çünkü bu oyunda o kadar yoğun saniyeler var ki. İlk defa üç kafalı yeşil yaratığı görüşümüz, levyeyi ilk elimize alışımız, ilk defa bir FPS’de hikâye öğesine tanık oluşumuz, Xen’e ışınlandığımız an, Nihilant’ı kestiğimiz an, G-Man’in bizimle yaptığı doğru/yanlış ve seçimler hakkındaki o efsane konuşmalar, ikinci oyundaki Citadel’e adım adım yaklaşma, metal tabutun içinde Dr. Breen’e kadar gitme… Ama mecburen birini seçeceksem, o da sembolik olarak oyunun başı, her şeyin başlangıcı olan “Resonance Cascade” patlaması. Henüz doktoramızı yapmışız, 27 yaşındayız ve ilk deneyimizde ortalığı toz duman yapıyoruz. Hâlbuki önceden planlanmış bir komplo olduğunu sonradan öğreniyoruz bu patlamanın ve askeri kuvvetler görgü tanığı olmamızdan dolayı peşimize düşüyor. Böyle bir oyun yarattığı için sonuç olarak, o yeşil taşı ite ite ışının altına sokmaktan dolayı çok mutluyum. Tekrar olsa, tekrar yaparım.

Şimdilik bu listeden bu kadar. Şu yazının bittiği anda aklıma Max Payne’de karımızın öldürülüşü, Sanitarium’daki oyuncak ayı hadisesi, Serious Sam’in son bölümünde piramitlerdeki muazzam savaş, Fallout2’de ilk defa Power Armor giyme gibi efsane anlar tek tek gelmeye başladı. Ama böyle iyi, ellemeyeceğim. Boş ver yahu, hepsini yazsaydım 100 sayfa olurdu, onu da ne siz okurdunuz ne de başkası. Adı geçmeyenleri unutmadık meraklanmayın, bir sonraki listemizi de onlardan oluştururuz. Yazılanları silmek istemiyorum, ayrıca devşirme liste havasına da sokmak istemiyorum sonradan eklenti yaparak. Bana yapılan bazı şeylerin geri döndürülemeyeceğini hatırlatıyor Braid’deki gibi. Aynı hatalarınızın vicdan defterinizdeki bazı izlerinin hiç silinmemesini istemeniz gibi. Oyunlar bize çok şey katıyor, anlasak da anlamasak da. Kimi bilinçaltımıza işliyor, kimi bize utandığımız şeyleri hatırlatarak doğru kararı almamızı sağlıyor. Oyunlar hayatımızın her yerinde, onları unutmayın. Esen kalın.
Okur Tepkisi Bu içerik sende ne uyandırdı? İlk tepkiyi sen bırak

Yorumlar (6)

Yorum yap, MK Puanı ve Enerji kazan

Topluluğa katılmak için giriş yap. En az 20 kelimelik onaylanan yorumlar 3 MK Puanı ve 3 Enerji kazandırır.

MO
MK Okuru

Need for speed most wanted oyununda kaptırdığımız bmw yi almak için girdiğimiz amansız yarışlar, bounty, nitro, her tip araca sahip polislerden kaçmak, kara listenin son adamı razorla kapışmak ve mia adındaki gizemli dostumuz.

0 puan
MO
MK Okuru

max payne 2nin rüya bölümleri,maxin wintersonı vurduğu sahne,vladın ölümü GoW CoO ta kratosun kızından ayrıldığı sahnede ağlayasım geldi PoP rival swordsda prensesin öldüğü an MGS Peace walkerın sonu MGS4 big bossun ölümü

0 puan
MO
MK Okuru

Devil May Cry 4 te Nero'nun sevdiği kız Kyrie'ye tam ulaştığı anda kaçırılması ve o hırsla etrafını kılıçsız dağıtıp Kobe Brynt tarzı sıçramayla sevdiğini yakalamaya çalışması ve de bu sahnede o zıplamanın kendisine kalan tek şeyin kıza aldığı kolye olması çok etkileyiciydi..Ağlayasım gelmişti valla.. :)

0 puan
MO
MK Okuru

-God of War 3 Zeus'la kapışma sahnesi...... -Shadow of the Colossus'ta ilk defa devle karşılaştığım an..... -Silent Hill 3'te aynalı odaya girdiğimde aynadaki yansımamın ve odanın korkunç bir hal alması(girdiğim kapıdan tekrar çıkmaya çalıştığımda çıkamamış ve ben daha çok telaşlanmıştım) -yine silent hill 2'de koridorun içindeki parmaklıkların arkasından hıç kıpırdamadan bana bakan pyramid head daha çok gerilmeme neden olmuştu) -Psone'daki crash bandicoot 1'de her tarafı sisli bi alanda köprüden karşıya geçmeye çalışıyorduk oradaki köprünün bazı tahtaları yerinde yoktu ve en ufak hatada aşağıya düşüyorduk,o bölümü geçerken şapır şapır terlemiştim...... -sega megadrive'daki sonic 1'in deniz'li bölümü(özellikle bu bölümün boss beni çok germişti,oynayanlar bilir) ve son bölüm olan fabrika bölümü her yerden bişeyler çıkıodu ve ben her hareketime dikkat etmek zorundaydım....................

0 puan
MO
MK Okuru

Benim ilk 3 üm 1-Kotor 1 de darth revan olduğumuzu öğrendiğimiz sahne ekrana yarım saat baktım öyle 2- warcraft 3 te arthas ın babasını öldürdüğü sinematik 3- fallout 3 te babamızın köpek olduğu yapay evren

0 puan
MO
MK Okuru

hacılar takmışsınız kafanıza bir oyun, niye yok diyorsunuz sürekli. bence bu listeden "bu kesinlikle çıkarılmalı, çok alakasız" denilebilecek bir oyun yok ki, olsa tamam diyecem onu çıkar onu koy. o yüzden, keyfinize bakın. adam demiş zaten sonradan aklıma bir sürü geldi onları da yazarım diye :) sıkmayın canınızı, oyun bunlar

0 puan