İsmim de ne ki?
Yukarıdaki paragrafta, bildiğimiz ismiyle Ann Smith’in düşüncelerine yer verdik. Bildiğimiz ismiyle diyoruz çünkü ismini oyunda başladıktan sonra karşılaştığımız ilk insandan öğreniyoruz. Bize verilen bir kitapta bu isim kullanılmış ama yine de hiçbir şeyden emin değiliz. Kendimizi Marania isimli ülkede, gizemli bir prens tarafından yönetilen sarayda buluyoruz. Amaçlarımız o kadar fazla ki, içlerinde kim olduğumuzu öğrenmek bile var. Bunu yapmak hiç de kolay olmayacak.
Paradise, son derece basit bir oynanabilirliği olan, point-and-click adventure dediğimiz türde bir yapım. Yani, etkileşime girmek istediğimiz eşyalar üzerinde imlecimizi getirip tıkladığımız türden. Afrika’da geçmekte olan yapımda, kıtanın tüm atmosferi son derece güzel yansıtılmış ve özellikle çevre üzerinde kullanılan detaylar bunu fazlasıyla göstermekte. Dünyadan bihaber biçimde başladığımız maceramıza,saray içerisindeki insanlarla konuşup, çeşitli bulmacaları çözdükçe yön veriyoruz. Yalnız, bulmacalar gerçekten bizleri çok şaşırttı. İlk başta, karşıma Broken Sword serisindekilere benzer bulmacaların çıkacağını düşünüyorduk, ancak yanından bile geçmiyorlar. Kesinlikle hepsi daha zor ve mekanizmalarla ilgili bulmacaları çözmek için hazırlıklı olmamız gerekiyor. Tabii çevreden alet edevat toplayıp bunları uygun yerlerde de kullanmamız gerekiyor ancak bu düzenekli bulmacaların sayısı oldukça fazla. Yalnız bulmacaları çözmek için keşfetmemiz gereken püf noktalarını bulmak son derece zor, bu konuda oyuncular zor durumda bırakılmışlar ve bir mantığı çözene kadar uzun zaman geçebiliyor ve ufaktan sıkılma durumları oluşmaya başlayabiliyor. Konuyla ilgili daha fazla ipucu verilse, daha zevkli ve şevkli biçimde çözmeye çalışabilirdik.
Kontroller son derece rahat ve aslında üzerinde çok da konuşulacak bir şey bulunmaya bir konu. İstediğimiz eşyalar ve insanlar üzerine tıklayıp etkileşime girebiliyoruz. Hatta, imlecimiz buna göre değişiyor ve orada ne yapılması gerektiğini daha rahat anlayabiliyoruz. Ekranın istediğimiz kısımlarına tıklayıp hareketimizi sağlayabiliyoruz, iki kere tıklama yaptığımızda koşabiliyoruz. Mouse’umuzun sağ tuşunu kullanarak inventory ekranını açıyor ve burada istediğimiz eşyalar hakkında bilgi alıp gereken yerlerde kullanabilmek üzere aktif hale getirebiliyoruz. NPC’ler de önemli bir rol oynuyorlar. Sonuç olarak kaybetmiş olduğumuz hafızamızın bir kısmını geri almak için onlarla konuşmaya ve bilgi almaya çok ihtiyacımız var. Enteresan bir özellik şu; onlara çok üsteleme yaptığımız ya da çok soru sorduğumuz zaman sıkılıp bir süre muhabbete ara vermek isteyebiliyorlar. Ann Smith oyunun başlarında özellikle prense görüşmek istediğini birçok defa dile getiriyor ve olumsuz yanıt alınca üstlerine daha fazla gidiyor, bu da diğerlerini sıkabiliyor tabii.
Görsel olarak Paradise gerçekten ilgi çekici gözüküyor. Arka planda önceden render edilmiş grafikleri görebiliyoruz. Bu yapılırken, obje detaylarına da son derece önem verilmiş ve ortaya çok güzel arka planlar çıkmış. Saray içerisinde gezdikçe bunu daha da iyi görecek ve anlayacaksınız. Kendimizi bir ara turist gibi hissedebilir ve çözmemiz gereken bulmacaları unutup kale içerisinde yolculuk yapmaya devam edebiliriz. Yalnız, arka plan üzerinde dolanan, ana karakterimiz dahil tüm karakterler birazcık sırıtmaktalar. Tasarımları arka plandaki güzelliğe tam olarak uyum sağlamamışlar ve bir garip duruyorlar. Yine de bunun üzerinde aşırı olumsuz konuşmaya gerek yok çünkü görüşümüz üzerinde herhangi bir dezavantaj oluşturmuyorlar. Paradise’ı renklendiren diğer bir öğe ise, ileride kısa bir süreliğine prensin siyah leoparını da kontrol etme şansına sahip olmamız. Çok uzun sürmese de bir renklendirici görevi görüyor.
Yok böyle ülke
Oyun içerisindeki sesler de atmosferi sonuna kadar yansıtan cinsten. Özellikle müzikler derin bir his veriyorlar ve kendimizi bu fantastik havaya aniden kaptırıveriyoruz. Şahsen Arap ezgilerini seven bir kişi olarak, burada kullanılan ezgiler de son derece hoşuma gitti. Bizi direkt olarak Afrika havasına sokuyor. Paradise, klişe bir hikaye sunuyor olmasına rağmen, bize yaşattığı atmosfer ve güzel mekanları ile alkışı hak etmekte. Bir de bulmacalar biraz daha anlaşılır ve karmaşık yerlerde olmasaydı daha da iyi olurdu ama olsun, buna da şükür diyerekten, Paradise yapımcılarına içten bir teşekkür ediyoruz.
Yorumlar (6)
Paradise aslında bir çok adventure severin özellikle sokalın syberiadan sonra yapacağı işi merak edenlerin hevesini kursağında bıraktı ve bence bir çok oyuncuyu da hayal kırıklığına uğrattı.Sokalın kendine has muhteşem grafikleri tamam ama syberianın çok çok gerisinde hikaye ve kurgu bir de zırt pırt karşımıza çıkan bulmaca ve grafik hatalarıyla iyice çekilmez hale geliyordu ki allahtan yaması çıktı sorun ortadan kalktı.Açıkçası oyunun içine girmekte zorlandım ve yer yer de çok sıkıldım.Olmamış sokal[:(]Artık önümüzdeki maçlara bakacağız!![:D]
syberia gibi.çok ilginç almak lazım.[;)]
Dreamfall a adventure oyunu demeye dilim warmıyor...
bence harıka otesı bır oyun
Dreamfall kadar guzel degil acikcasi.
uzun zamandır beklediğim bi oyundu ne diim[:)] ve bu MÜKEMMEL oyunu hemen almayı düşünüyorum