Son dileği kızını bir defa daha görmekti…
Paradise’deki kahramanımız da Syberia’da olduğu gibi bir bayan; ismi ise Ann Smith (oyunun ilerleyişinde ise gerçek adının Karen Crown olduğunu öğreneceğiz). Ann, Afrika’nın ortasında yer alan Maurania adlı ülkenin Rodon adındaki diktatör kralının kızı olarak karşımıza çıkıyor. Karakterimiz 10 yaşındayken Avrupalı annesi Rodon’dan boşanır ve Ann’i de yanına alarak İsviçre’ye gider. Babasının kötü olan itibarına rağmen kahramanımız babasını yıllar boyunca sevgiyle anıp sürekli özlemektedir. Büyüdükçe babasına olan sevgisi eksilmeden artan Ann, günün birinde babasının ciddi şekilde hasta olduğunu ve kızını son bir kez bile olsun görmek istediğini öğrenir. Bunun üzerine hiç vakit kaybetmeden babasına zamanında yetişmenin umuduyla Maurania’ya doğru yola çıkar. Ann’in gitmek üzere yola çıktığı Maurania’da ise tam bu esnada kaos bas göstermiştir ve halk Rodon yüzünden ayaklanmıştır. Halkın ayaklanması silahlı çatışmaya dönüşmüştür ve Rodon’a kendisinin bulunduğu gemide bile rahat vermemektedir. Tam da bu sırada olabilecek en kötü şey meydana gelir ve silahlar Maurania’nın semalarında babasının yanına gelmeye çalışan Ann’i hedef alır. Yere çakılan uçaktan sağ kurtulabilen kahramanımız bu kargaşa ortamında babasına gitmenin bir yolunu bulmalıdır; ama her daim devam eden aksilikler burada da Ann’in yakasını bırakmaz. Kahramanımız uçaktan sağ çıkabilmiştir; fakat bu kez de hafızasının bir kısmı yerinde değildir. Sadece pasaportunda yazdığı kadarıyla ismi ve İsviçre’deki yaşamından kesitler aklındadır. Bunun dışında aklında hiçbir şey yoktur ve hakkında herhangi bir şey bilmediği bir ülkenin topraklarında neden burada olduğunu ve buradan nasıl çıkılacağını bulması gerekir. Eh, tabii bir de babasının yanına son nefesini vermeden varmalıdır. Fakat böyle bir görevi olup olmadığı hakkında da hiçbir fikri yoktur.
Syberia cennetinden sonra şimdi Paradise’e yolculuk…
Oyunumuz Maurania’daki dört farklı yerleşim biriminde geçiyor. Hatırlayacak olursanız Syberia 1 ve 2’de de belli yerler üzerinde trenimiz duruyordu ve buralarda islerimizi hallettikten sonra yolumuza kaldığımız yerden devam ediyorduk, her ne kadar Syberia 2’de trenimizi kullanma sansını pek bulamadıysak da. Paradise’de ise az önce bahsettiğim gibi dört ana bölüm var. Ann’in kazadan sonra uyandığı ilk yer olan Madargane şehri ülkenin kuzeyinde yer alan bir yer. Ayaklanan halk ağırlıklı olarak kuzeyden saldırdığı için bu şehirde yasayan insanların çoğu buradan uzaklaşmaya çalışıyor. Kahramanımız ise bu şehirde yaşlı ve garip bir prens ile tanışıyor; prensimiz bizden siyah bir leoparı doğduğu yere geri götürmemizi istiyor. Madargane’da yalnızca bu isi gerçekleştirmekle kalmıyor, kim olduğumuz ve neden burada bulunduğumuz hakkında da birçok ayrıntı elde ediyoruz. Ayrıca leoparımız da bize burada katılıyor ve oyun boyunca fazlasıyla yardımı dokunuyor (bazılarınızın Oscar dediğini duyar gibiyim).
Burayı atlattıktan sonra Baboab ağaçlarında yasayan bir kabile ile karsılaşıyoruz. Bu kabilenin inanışlarına göre yerden gelen her şey bir tabu, yani yasak. Bu sebepten dolayı yer ile asla temasa geçmiyorlar ve ağaçların üzerinde yasayıp gidiyorlar. Üçüncü bölümde yeryüzünün oldukça derinlerinde yer alan bir elmas madenine yolumuz düşüyor, dördüncü ve son bölümde ise Rodon’un devasa gemisinde kendimizi buluyoruz. Oyunun E3’te gösterilen kısmında ağaçlarda yasayan Molgrave kabilesi bulunuyordu ve Paradise’ı merak eden fuar ziyaretçileri oyunun bu kısmını görebildiler. Az önce saydığım dört dünyadan ilk ikisi ise yapımcılar tarafından tamamlanmış bir vaziyette; son ikisi ise halen yapım aşamasında.
Oyun sırasında Ann’in yanı sıra bazı bölümlerde leoparı da kontrol edebileceğiz. Bununla beraber oyun sırasında kahramanımız Ann ile leopar arasında tuhaf bir birliktelik bulunacak ve ikisi birbirine hikâye boyunca fazlasıyla bağlanacaklar. Zaten leopar ve onun kendi öyküsü oyunun arka planındaki ayrıntıları meydana getiriyor ve bunların epey dokunaklı olacağı da yapımcılar tarafından belirtilenler arasında.
Bana bir masal anlat baba…
Bunların tamamının da oyuna ekleneceğine dikkat edersek Maurania’nın ne kadar enteresan bir yer olduğunu anlayabiliriz sanırım. Benoit Sokal’ın oyunlarında yer alan bulmaca ağırlıklı olmayan; tam aksine hikâyeyi oyuncuya yaşatmayı tercih eden, bulmacaları ikinci plana atan oynanış ile Paradise’da da karsılaşıyoruz. Buna göre çok da zorlu bulmacalar ummak yanlış olur. Bunların neler olduğundan fazla bahsetmeyen Sokal’dan mantıklı ve oynanış düzenini bozmayan bulmacalar bekleyebiliriz. Kullanılacak müzikleri ise Syberia’dan hatırlayabileceğimiz Dimitri Bodiansky hazırlıyor. Paradise’e, daha piyasaya sürülmesine 4 aya yakın vakit varken, klasik olma potansiyeli çok yüksek bir adventure tanımlaması yapmak istiyorum. Birkaç gün önce ortaya çıkan bir haberle Ubisoft ile anlaştığını belirten White Birds Productions 2006 Şubat’ının başında oyunu piyasaya sürmenin hazırlıklarını yapıyor. Merakla ve heyecanla beklenen yeni adventure’lar arasında yer alan Paradise’ı yakından takip etmenizi kesinlikle öneririm.
Yorumlar (6)
advanture ın kralı FAHRENHEİT tir diğerleri palavra syberia yı bitirdim oyun zevk aldım ama pek değil herkese fahrenheit i tavsiye ederim(korkanlar hariç)
tebrikler yazı çok güzel
Syberia'da herşey harikaydi...karakter hariç:)odun gibi gülmez etmez,buzzzz gibi,robot gibi, bence oyuna isinmamaizi saglayan karakterin biraz insancil olmasi,eskileri hatirlayin,baska tür olmakla birlikte kim Duken Nukem'i sevmemistir..yada daha yakin zamandaki prince of persia'daki serefli prensimiz esprilerini eksik etmezdi..bence macera oyunlarinda da bunu yapip türle harmanlayabilirler, bu arada konuyla alakasiz olcak ama Fahrenheit'i bitirdim,bayildimm, tam bir macera oyunu, oyuncuyu yormadan konuyu merak ettiginden devam ediyorsun...
killedd adventure oyunları hakkında dediklerin doğru ama benoit sokal oyunlarından birisini oyna(syberia) gibi yorumlarını oynadıktan sonra yap bence UMARIM SENİ KIRMAMIŞIMDIR
killedd konuş bee kim tutar seni:)
BU KÖTUNUNDE OTESINDEKI OYUNUN KONUSU NE SON ZAMANLARDA CIKAN ADVENTURELERIN İRENÇ OTESI OLDUNU SOLEMELIYIMKI BENCE ancak şurda bi durum var benım tek hosuma giden adventure broken sword du ama bu adventureler cok deişti bana gore bu yuzden cok sacma ınsan kendını oyun oynuyormus gibi hissedmiyor boşa zaman harcıyormus gibi hissediyor ASLA AMA ASLA VOYAGE TÜRÜ OYUNLARA PARA VERMEM SAÇMA SAPAN OYUNLAR O TÜR OYUNLARI OYNAYAN İNSANLARI AKLIM ALMIYOR GERÇİ ZEVKLER VE RENKLER TARTISILMAZ BURDA YAPTIĞIM ELEŞTİRİ UMARIM FORUM SAYFALARINDAKİ BİR KAÇ ARKADAŞIMIZI KIZDIRMAMIŞTIR ÇÜMKİ NEDEN BİLMİYORUM AMA KENDİ GORÜŞLERİMİZİ BELİRTMEMİZ O ARKADAŞLARA COK KOYUYOR SANIRIM GERCEKTEN SORUN CIKARMAK İÇİN BAZI BAHANELER ARAYAN İNSANLAR VAR ANCAK BUNUN İÇİN BAHANE ARAMALARINA GEREK YOK SORUN İSTİYORLARRSA BEN BURDAYIM