Merlin'in Kazanı Merlin'in
Kazanı
Ön İnceleme

Rule of Rose

ANNE! ANNE! Çocuklay beni öldüymek istiyoy!!!

Rule of Rose
Çocuklardan korkar hale geldik. Hepsi Halka’nın yüzünden; o başlattı bu akımı. O ve onun sonrasında birazcık Cevapsız Çağrı ve Karanlık Sular, arada da ikinci Halka geldi geçti. Silent Hill furyası her ne kadar bir efsaneye odaklanmışsa da özünde yine bir çocuğun merkezinde dönüp dolaşıyordu; FEAR bile bunu kullandı. Ne gariptir ki bu söylediklerimin çoğu Japonya’dan kopup geliyor. Hadi tüm bu sanal denebilecek şeyleri bir kenara bırakın, gerçek hayatta da çocuklar, bilhassa da bebekler çok büyük bir korku unsuru olabilir; biraz zorlama bir örnek olacak ama ıssız ve karanlık bir sokağın başından diğer uçtaki bebeğin çığlık çığlığa haykırışlarını duymak kulağa pek hoş gelmez sanırım. İşte; oyunda ve sinemada böyleydi, realitede de farklı değil. İşin kötüsü böyle başladı böyle gidecek gibi görünüyor; yapımcılar çocukları karşımıza çıkardığında artık eskisi gibi onların bizi sevgi dolu, şirinlik dolu dünyalara götürmeyeceğini anlamalıyız.

Rule of Rose ise bambaşka bir çocuk oyunu(!). Tahmin edebileceğiniz gibi saklambaç oynayan çocukların arka fonu oluşturduğu görüntüde çiçekten çiçeğe konan rengarenk kelebekleri yakalamaya çalışan yavru kedicikler, yemyeşil çimenlerde tepinip duruyorlar. Onları seyreden güleç yüzlü altı aylık bebecik, annesi baloncunun yanındaki pamuk helvacıdan şeker alırken onların yanına gitmek istercesine arabasının içinde heyecanla çırpınıyor. Gökyüzündeki bulutlar yerini binbir renkte uçurtmalara bırakmış; her birinin ucunu sıkıca kavrayan onlarca çocuk kahkahalar atarak bir oraya bir buraya koşuşturuyorlar...

...mı?

Rule of Rose’un konusu 1930’lu yıllarda kendilerine “Red Crayon Family” diye hitap eden bir grup kızın kontrol ettiği garip bir dünyada ve Jennifer adındaki genç bir kız ile oyunun başında, Jennifer otobüse bindiğinde kendisine bir dergi verip aniden kaçarak uzaklaşan küçük bir erkek çocuğun etrafında geçiyor. Jennifer’ın bindiği otobüs ıssız bir yerde duruyor ve kahramanımız orada inerek etrafı gezmeye başlıyor; biraz sonra da Rose Garden adlı bir malikaneyle karşılaşıyor. Anlaşılan Rose Garden sakinleri Red Crayon Family davetsiz misafirleri pek hoş karşılamıyor. Kızlar, yani tüm Red Crayon Family üyeleri Jennifer’ı yakaladıktan sonra Rose Garden’ın derinliklerinde onu hapsediyorlar ve kahramanımızın asıl macerası işte tam burada başlıyor. Rose Garden bu çocukların ve uçan bir balinanın mekanı. Evet; uçan bir balina! Sevimli görünümlü bu kızlarımızın Rose Garden’da kendi aralarında kurduğu bir hiyerarşik yapıları ve kendi kuralları var. Jennifer neden burada olduğunu bilmeksizin onların kurduğu bu korku dolu dünyadan çıkmak istiyorsa, Rose Garden’ın düzenine riayet etmesi ve seçimlerini ona göre yapması lazım. Yoksa akılları çok fazla şeye ermeyen bu kızlar onun sonunu getirebilir.
Rule of Rose, ilk bakışta gerek grafik, gerekse de oynanış açısından Silent Hill’e fazlasıyla benziyor; yalnız burada kontrolümüz altındaki karakter tüm Silent Hill oyunlarındakinden çok daha normal, Heather göze alındığındaysa çok daha sade bir kişilik. Atmosferin yoğunluğu da bunun böyle olacağını doğruluyor; ana karaktere zıt, fazla karanlık ve ürkütücü bir ambiyans tüm oyun dünyasına hakim. Oyunun bu özelliğini göze alarak yapımcılar bizi fazla baskı altında tutmamak için yanımıza bir de köpecik kondurmuşlar. Adı Brown. Hareketleri gerçek bir köpek gibi; sizi korumaya çalışıyor, bazı bulmacalarda size yardımda bulunuyor ve bazı cisimleri onun sayesinde fark edebiliyorsunuz. Örneğin herhangi bir yerde ilerlerken Brown ileride bir cisim fark ettiğinde sizden ayrılarak orayı koklamaya başlıyor. Düşmanlarla karşılaştığınızda da atılarak yapabileceğinin en iyi şekliyle zarar vermeye çalışıyor. Bunun yanı sıra sizin köpek üzerinde doğrudan bir sorumluluğunuz bulunmuyor, yani onun ölmesi gibi ihtimaller konusunda endişe etmenize gerek yok; bununla beraber Brown kontrol edilebilir bir karakter de değil, sadece yanınızda gezip duruyor. Onun bu yardımları oyunun adventure kısmını biraz kolaylaştırmış gibi görülebilir; lakin bu noktada yapımcılar oyunun aksiyon değil, adventure tabanlı bir oynanış sunduğunu belirtiyorlar. Genel mantık bulmacalar çözerek ilerlemek ve hikayenin akışını derli toplu tutmak olarak belirtilmiş; ama bölümler boyunca önümüze çıkacak garip yaratıklara karşı çeşitli silahlarla mücadele etmeyecek de değiliz. Lakin oyundaki görüntüler genelin böyle olduğunu yalanlar cinsten. Yapımcıların beyanlarının aksine oyun aksiyon üzerine daha çok kayacak gibi görünüyor. Oyun içi videolarda Silent Hill’i fazlasıyla anımsatan ilerleyiş ve silah alternatifleri dikkat çekiyor. Buna göre oyundan bir Silent Hill klonu, fakat kaliteli olanından diye bahsedebiliriz.

Çocuklar hep acımasız değiller midir zaten?

Oyunun hikayesi sırasında bahsettiğim Red Crayon Family’nin üyeleri çok garip kişilikler. Diana, Meg ve Amanda başta olmak üzere Elenor ile birlikte Wendy birer şirinlik muskası görünümünde olsalar da, bir araya geldiklerinde demek ki korkutucu oluyorlarmış; Japon’lar bu işte ustalar. Her ne kadar onlara, yani Japon’lara duacıysam da Japonca’m pek iyi olmadığından ve oyuna dair bulabildiğim bilgilerden bu çocukların ne kadar manyakça işler çevirebildiklerini çözemediğim için Rose Garden’ın geçmişinin temiz olup olmadığına dair pek yorum getiremiyorum. Red Crayton Family’nin Rose Garden’ı sahiplenmesindeki nedeni ve durup dururken kötü çocuk olmalarının altında yatanları da yorumlayamıyorum. Ayrıca “Uçan Balina” efsanesi de son zamanlarda Delaware St. John’daki The Hunter’dan sonra bende en çok merak uyandıran yan gelişmelerden biri oluverdi ansızın; yalnız Hunter’ın olayı çözüleli çok oluyor, şimdi Flying Whale merak edilenlerden. Gülün Kuralı adı altındaki “Gül”ün bu efsanevi balina, onun genç müritlerinin de bu kızlar olabileceğine dair bir komplo teorisi gelişti aklımda. Kim bilir, belki bu teorimin ucunda Prenses, Kontes ve Düşes’ler de anlam kazanıyordur; zira bu bahsettiğim unvanlar oyundaki kahramanlara ait.
Görsellik açısından da Silent Hill ile oldukça büyük benzerlikler barındırıyor Rule of Rose. Grafikler çok güzel ve ışıklandırmalar oyunun en büyük artıları arasında olacak gibi. Kontrolümüzdeki Jennifer ve diğer bütün düşmanlarımız, oyun içi videolarda göründüğü kadarıyla çok iyi modellenmişler. Ayrıca verdikleri tepkilere göre yüz mimikleri de o anki ruh hallerini de başarıyla oyuncuya yaşatabilecek. Jennifer hariç hepsi de 16 yaşından küçük düşmanlarımız çocuk olmalarının verdiği tepkileri mükemmel yansıtıyorlar. Oyunun sahip olduğu atmosfer ise etkileyici kelimesinden fazlasını hak ediyor; trailer’lardaki müzikler ve ses efektlerinin bu konudaki desteği insanı mest eder türden.

Hangi alternate bu?! HMM???

Oyunun Silent Hill ile benzerliklerinden söz ettik durduk. Silent Hill’in efsanesi sayfalara döküldüğünde okudukça insanı sıkabilir, nedeni muhtemelen uzun olmasından kaynaklanacaktır; ama bu arada gerçekliğine sizi inandırır. Rule of Rose’da önümüzde ne var? 19 yaşında hoş bir kız rutin bir şekilde otobüse biniyor ve eline, yüzünü göremediği küçük bir çocuk tarafından üzerinde “The Princess” yazılı bir tomar kağıt tutuşturuluyor; bir süre sonra yere ayak bastığında karşısında Uçan Balina’nın gölgelediği bir malikane ve içerisinde de deli manyağı bir grup kızla karşılaşıyor. Arada bir efsane olduğu bariz; o olmasa ne Uçan Balina olayı açıklığa kavuşur, ne de oyunun bir konusu olur. Bunların tamamını öğrenmek için bir süre beklememiz gerekecek(hadi be?). Rule of Rose şimdilerde Japonya’da piyasada; lakin oyunun Amerika veya Avrupa çıkışı hakkında herhangi bir gelişme mevcut değil. Oyunun videolarında yer alan İngilizce seslendirmeler oyunun bu konuda bir süreç içerisine girdiğinin göstergesi olabilir; nitekim Japon eskisi oyunları PS2 ve diğer konsollarda farklı coğrafya insanı olarak karşılamaya alıştık. Farklı bir açıdan bakıldığındaysa oyundaki kahramanların Japon’a benzemediğine dikkat çekmek istiyorum; buna göre Rule of Rose’u bir zaman mutlaka bizim de oynayabileceğimiz ihtimali yüksek gibime geliyor(bunları oyun Avrupa veya Amerika’da resmen duyurulmamışken söylüyorum). Oyunun bize verebileceği genel duygu ise şahsi kanaatimce Silent Hill’i zorlayabilecek; fakat onun altında, Forbidden Siren ile Fatal Frame ayarında veya onlardan biraz üstte seyredecek gibi. Benim fikrimi soracak olursanız Rule of Rose kalbimi kırdı; karakterleri, gerilimi ve müzikleriyle kendine aşık etti diyebilirim.
Okur Tepkisi Bu içerik sende ne uyandırdı? İlk tepkiyi sen bırak

Yorumlar (6)

Yorum yap, MK Puanı ve Enerji kazan

Topluluğa katılmak için giriş yap. En az 20 kelimelik onaylanan yorumlar 3 MK Puanı ve 3 Enerji kazandırır.

MO
MK Okuru

3 yapraklı yoncayı bulamıyorum ben oyunda nerede bulacağım bilgisi olan var mı

0 puan
MO
MK Okuru

yalnız o the princess deil little princess

0 puan
MO
MK Okuru

arkadaş rose gül prensesi, kurallar da bu kız yada oyunun başlarında önümüze erkek olarak geçiyor ki oyunun sonunda o erkeğin gül prensesi oldunu anlıyoruz, o gül prensesinin jenifferde uyguladığı kurallar altında bu oyunda oynanması. bu oyun bayyaaaaa sürükleyici.

0 puan
E
emremsn Çırak

yaa arkadaşlar oyunu aldımda başlar başlamaz bir elektrik direğ i var sağa sola gidiyorum sadece bu direk çıko karşıma ne iş anlamadım başilayamıyorum bi türlü yardımcı olurmusunuz

0 puan
S
Samurai Çırak

Bekleyelim bakalım Silent Hill 5'i beklemekten sıkıldık...Hiç olmassa bu oyunda yeni yerler edinmeye çalışalım [:)]

0 puan
C
can_dogan Çırak

Maruhana arkadaşım Bir Oyunu Unuttun Anlaşılann [Dragon Ballz Budokai 3 veya tEnkaichi Demedin] [8)][;)]

0 puan