Burası neresi? Neredeyim ben?
İlk görevimize başlamadan önce, güzel bir video izliyoruz. Hastaneye kaldırılmış. Sedye de ağır yaralı bir şekilde yatarken, çevremizdeki konuşmaları duyuyoruz. Fakat sesler hep yankılı olarak geliyor. Gayet güzel düşünülmüş bir ayrıntı. Kendimizde olmadığımız basitçe belli oluyor. Doktorun uyuşturucu iğne yapması ile videoyu kapatıp, oyuna geçiyoruz. Aradan ne kadar süre geçtiğini bilmeden uyanıyoruz ve gözlerimizi açtığımızda, üzerimizde bir gariplik olduğu belli oluyor. Hemen ellerimizi yatağa bağlayan bantlardan kurtulup, ayağa kalkıyoruz. Bu noktadan sonra kontrol bize geçiyor...
İlk gözümüze çarpan, her yerimizde darp izi olduğu. Nitekim mumya gibi sargılar içinde dolaşıyoruz. Oyun içi video da aklımızdan kalan ilginç durumun ne olduğu kısa süre içinde ortaya çıkıyor. Ölümden dönmemizin mucize olmuş olması yetmiyormuş gibi doğa yasalarıyla açıklanamayan bir yeteneğe sahibiz! Telekinesis isimli bu özellik sayesinde nesnelerle uzaktan iletişime geçebiliyoruz. Fakat bu durum şuan için sadece, bir cismi kaldırıp, havada tutmak veya sürüklemekten ibaret. Bulunduğumuz odanın kapısı dışarıdan kapanıyor. Bizde içerde olduğumuz için yapılacak tek şey kalıyor. Mouse’un sağ tuşuna basılı tutup, sol tuşa basmak. Böylelikle kapıyı açacak mekanizma ile etkileşime geçip, odadan ayrılıyoruz.
Gördün mü? Ne yaptı!
Telekinesis adı verilen özelliği kullanmak oldukça eğlenceli. Girdiğimiz odalarda epey etkileşime geçebileceğimiz cisim bulunuyor. Sizde ister istemez onlarla oynamaya başlıyorsunuz. Özellikle takıldığınız bir yer oldu mu; başlıyorsunuz çevredeki monitörleri bozmaya, kutuları döndürüp çevirmeye...
Telekinesis’in düşmanlar üzerindeki etkisi de bir hayli ilginç ve gerçekçi. Düşünün; biri karşınıza geçmiş, önünüzde duran sandalyeyi, hiçbir fiziksel temas olmadan havaya kaldırıyor! Ürkütücü bir durum değil mi? İşte oyundaki düşmanlar da, sizi görünce aynen bu şekilde ürküyorlar ve korkudan yere çömelip koşuşturuyorlar. Yalnız bu durum çok uzun sürmüyor. Geri geldiklerinde hiç birşey olmamış gibi davranıyorlar. Eğer onların karşılarında tekrar telekinesis özelliğinizi kullanmazsanız, size hemen saldıracaklardır. Böyle durumlarda korkan düşmanlarınızın arkasından yaklaşıp, “space” tuşu ile onları yakalayıp, öldürebilirsiniz.
Doğa üstü yeteneklerimizi kullanmamızın da bir sınırı var elbet. Sağlık durumumuzu gösteren kırmızı bar’ın altında mavi bir bar bulunuyor. Biz insan üstü yeteneklerimizi kullandıkça azalan bu mavi bar, merak etmeyin kısa sürede doluyor. Bu özellik sayesinde, ölmemizin neredeyse imkansız olmasını belirtmem gerek. Ölmek üzereyken, saklanacak bir yer bulup, kolaylıkla sağlığımızı tamamlayabiliyoruz. Böylelikle, teknolojiye meydan okuyan, durdurulamaz bir güç haline geliyorsunuz. Ayrıca bir ayrıntıda, vurulduğunuzda karakterinizin yürüşü ve duruşu değişmesi. Sağlığınızı toparladığınızda ise tekrar eski haline dönüyor.
Hatırlar gibiyim!
Genellikle oyunların ilk bölümleri “traning” olarak geçer. Aslında basitliği dolayısıyla Second Sight’ın da ilk bölümü alıştırma sayılabilir. Fakat 2. bölüm, gerçekten bir antrenman bölümü. Hikayenin parçaları oluşmaya başladığını gördüğümüz 2. bölüm, ilk bölümden yaşananlarda 6 ay öncesinde geçiyor. John Vattic isimli bir doktoru kontrol ettiğimizi öğreniyoruz. Sibirya’da geçecek, gizli bir operasyona dahil olmuşuz. Bize askeri bir temel eğitim verileceği söyleniyor. İşte bu noktada 2. bölüm başlıyor. İlk bölümdeki kel, yara bere ve sargılar içindeki karakterden eser yok. Spor giyimli, gözlüklü ve hatta saçları olan biri John Vattic! Peki 6 aylık süre zarfında neler oldu? İşte oyun, geriye dönüşlerle bize hem bunu aktarıyor, hemde kazandığımız yeteneklerle, 6 ay sonrasını oynuyoruz.
İkinci bölümde, az önce de bahsettiğim gibi askeri eğitimden geçiyoruz. Atış taliminden saklanmaya kadar bir çok alıştırma yapacağımız bölüm sonunda, tekrar 6 ay sonraya dönüp hastanede kendimizi buluyoruz. Bölümler boyunca ilerledikçe yeni yetenekler kazandığımız oyundaki en etkili saldırı güçlerinden biri Psi Attack! Bu özellik 3. bölümde kazanılıyor ve doğa üstü güçleri kullandığımızda azalan mavi bar’ı, maalesef çok kısa sürede tüketiyor. Aynı bölümde görünmezlik özelliği de kazanıyorsunuz. Stratejik anlarda oldukça etkin bir yetenek bu.
6 ay önce 6 ay sonra...
Aslında oyunun iki yüzü var. Hastanede uyandığımız, psişik güçlerimizin bulunduğu bölümlerde, oyun taktiksel aksiyon olarak ilerlerken, 6 ay önceye dönüp, John Vattic’i kontrol ettiğimiz görevlerde ise salt aksiyon türünde ilerliyoruz. Açıkcası bu noktada oyun bir ikilem yaratıyor. 6 ay önceye gittiğimizde oyun sıradan bir aksiyondan fazlası değil. Hatta oynanabilirlikte bazı sorunlar yaşatıyor. Çünkü hedef alma sistemi otomatik ama direk hedefin üzerine kilitlenmiyor. Bunun yerine içerisinde düşmanın da bulunduğu bir çerçeveye kilitleniyoruz. Sonrasında hedefi hareket ettirerek, düşmanı tutturmamız gerekiyor. Açıkcası çok fazla karşılaşılan bir sistem olmamakla birlikte, pek kullanışlı da olmamış. Ayrıca bir hedeften bir başkasına geçmekte oldukça zor oluyor. Otomatik kilitlenme olduğu için tam karşınızda fakat uzakta olan elemana direk sabitlenirken, çok daha yakınınızdaki fakat kenarda kalmış bir düşman sizi vurabiliyor. Böyle durumlarda hedefi değiştirmek epey uğraştırıyor.
Birde düşmanların görme kabiliyetinin zayıflığı var. Neredeyse yanındasınız fakat sizi görmüyor. Aynı şekilde uzakta olan bir düşmanın tam karşısında bile dursak bizi göremeyebiliyor. Hatta bir bölümde ofis sahnesi var ki içler acısı. Düşmanlar güya kısa ofis duvarlarının arkasında saklanıyorlar. Fakat hepsi gözüküyor. Ayrıca aralarından birini silahla öldürdüğünüzde bile, sesi duyupta bakan olmuyor. Maalesef yapay zekadaki hatalar, oyunun puanını epey düşürüyor.
Müziklerine geldiğimizde gayet başarılı olduğunu görüyoruz. Gerilimli müzikler, aksiyon anlarında değişip, daha tempolu bir hal alıyor. Hatta gizlenmeniz gereken bazı anlarda, müzikler sayesinde düşman tarafından görüldüğünüzü anlıyorsunuz. Çünkü birden bire değişiveriyorlar. Oyunda zor sayılmayacak bulmacalarda var. Yani bir kapıyı açmak için birinin kartını bulmanız gerekiyor. Eğer böyle durumlarda çok vakit kaybederseniz, hep aynı müzik bir süre sonra oldukça sıkıcı bir hal alıyor. Bölümü geçtiğinizde veya farklı bir ortama girdiğinizde yine değişiyorlar. Yalnız takıldığınız yerlerde kendini tekrar etmesi oldukça sıkıcı. Ses efektleri pek başarılı olmayan Second Sight’ın, silah sesleri biraz boğuk çıkıyor. Bu yüzden pek inandırıcı değiller. Ayrıca elle tutunarak geçtiğiniz yerlerde, elinizi her atışınızda, sanki metal bir plaka üzerine su damlatıyormuşsunuz gibi alakasız bir ses çıkıyor.
Genel olarak Second Sight hatalarına rağmen oynanabilecek bir oyun. Geçmişe döndüğümüzde sıradan bir aksiyon oyunundan öteye gidemesede, şimdiki zamanda oyuna eklenen taktiksel öğeler, yapımı bir nebze olsun sırtlıyor. Eğer 3. şahıs bakış açısıyla oynanan aksiyon oyunlarını seviyorsanız, denemenizde yarar var. Fakat türün müdavimi değilseniz, fazla birşey kaybetmezsiniz. Oyuna dalıp gerçek hayatı unutmayın...
Yorumlar (6)
Bu oyunun senaryosu mükemmel yahu. Oynanışı falan da iyiydi bence ama cidden işlevsiz bazı öğeler olsa da senaryosu yüzünden oynadığım en iyi oyun.Bu oyundan sonra bir daha hiç oyun oynamadım. Bunun ikincisi çıksa (ki aradan geçen zamana baktığımızda bu pek mümkün görünmüyor.) uçarım herhalde.
türkçe yamasız oynanacak oyun değil kanımca
Suan Indırıyorum Torentte 74.6 :)
senaryosu en iyi oyunlardan.
sabahtan beri uğraşıyorum şu conspery midir nedir o bölümü geçen allah için bi yarım atsin
aa şimdi anılarım canlandı ne ilginç oyundu bu