Brezilya dizisi
Sin Episodes duyurulduğu gibi ilginç bir fikirle çıktı. Yapımcılar, hep bildim bileli televizyonlarda olan Brezilya dizileri gibi, oyunu bizlere bölüm bölüm sunacaklar. Bu yüzden projenin adı Episodes olarak geçiyor. Hatta Emergence ise ilk maceramızın asıl ismi. İlk oyundan tanıdığımız ve son anda elimizden kaçan Elexis Sinclare, hain planları ile Freeport şehrine geri dönüyor. Elexis, yine SinTek şirketinin başında ve mutant’larını ortalığa yaymak istiyor. Bu yüzden Freeport şehrindeki karışıklıklardan ve kanunsuzluğundan yararlanarak, özel bir uyuşturucuyu insanlara satıyor. Aslında yapmak istediği, Freeport’u ele geçirmek ve yönetmek. Ortada derin bir konu olmasa da, devam yapımı için son derece yeterli.
İlk Sin’i mahfeden Half-Life faktörü, devam yapımında ise kurtarıcı olmuş. HL2’nin Source grafik motoru, Emergence’nin görüntülerini oluşturuyor. Genel olarak grafikler iyi durumda. Modellemelerden çevredeki kaplamalara kadar hoş bir ahenkte dans ediyorlar. Birçok yapımdan daha iyi görüntüler oyunculara sunuluyor. Fakat HDR ve birkaç yeni teknik kullanılmamış. Bu yüzden grafikler bazı oyunların yanında, ufak bir farkla geride kalmış. Efektler ve ışıklandırmalar en göz doldurucu etkiyi yaratıyor. Özellikle suyun yansıması çok güzel bir şekilde yapılmış. Çevrede patlattığınız variller veya yanan yerler iyi şekilde kotarılmış. Basit birer efekt gibi kalmıyorlar, kendilerini belli ediyorlar. Ana karakterlerin modellemeleri oyunda dikkat edilen kısımlardan biri olmuş. Seksi Elexis’ten, Viktor’a kadar hepsi başarılı bir şekilde canlandırılıyor. Çevredeki modellemeler ve düşmanlar da ayırt edilebiliyor, ancak ana karakterler kadar çok ayrıntılı değiller. Kaplamalar genel tarzda güzel ve göze batmıyorlar. Bazı yerlerde ufaktan bir iki hataları olsa da, genelde yeterliler.
Geri kalanlar
Sesler kesinlikle başarılı. Seslendirmelerden efektlere kadar hepsi oldukça iyi yapılmış. Karakterlerin konuşmaları üstünde durulmuş. Silah ve patlama efektleri kendilerini belli ediyorlar. Kulağınıza tok bir ses veriyorlar. Özellikle Steam ve Ritual’in forumlarında da oldukça sık bahsedilen ve benimde hoşuma giden ana menü müziği var ki, gerçekten muhteşem bir parça. Oyuna girmeden önce menüde çalıyor. Forumlarda diğer Sin oyuncuları, bu parçayı nasıl bulabileceklerini sormuşlar. iTunes üzerinden Sin’in Soundtrack’i satılıyor. İsteyen olursa oradan satın alabilir.
İşte Half-Life 2 teknolojisinin en faydalı kısmı karşımıza çıkıyor. Fiziklendirme, Sin’i belki de en eğlenceli kılan kısım olmuş diyebilirim. Oyun aslında eski tip FPS, yani Doom 3 ve Serious Sam gibi önüne geleni vur ve belli olan yoldan ilerle mantığına dayanıyor. Ancak etkileşim ve etkileşim sonucu oluşan alternatif öldürme teknikleri işin eğlenceli kısmını üstleniyor.
IQ
Düşman yapay zekâsı bir acayip çalışıyor. Sizi bazı zamanlar zorlayabiliyorlar, ancak bazı zamanlar da ördekleri oynuyorlar. Attığınız bir el bombasından kaçıyorlar. Bazı zamanlarda el bombasının yanında durup öylece bekleyen, bolca salak tipler de var. Mermilerinizden saklananlar veya önüne atlayanlar da çok var. Düşman olarak normal askerler, mutant’lar, Jetpack’li tipler, ağır makineliye sahip kişiler, oyunun ortasında ve sonunda çıkan büyük yaratığımız ve asıl boss, Viktor’un kendisi yer alıyor. Normal askerler ve mutant olan düşmanlarımız, üstünüze tekmeyle kutu, fıçı, teneke parçası vs… fırlatabiliyorlar, bunlar canınızı acıtabiliyor. Eğer bir yere saklandıysanız, hemen oraya gelip sizi bir güzel mıhlamaya çalışıyorlar. Yalnız Sin’in ortasında ve sonunda çıkan koca mutant yaratığın pek bir özelliği yok. Etrafı yıkıp dökmek, üstünüze enerji dalgası göndermek ve yanınıza gelip size vurmaktan başka bir şey yapmıyor. Zaten sıkı bir FPS oyuncusuysanız, bu yaratığı kolayca geçebilirsiniz. Aynı şekilde son boss olarak karşımıza çıkartılan, Viktor Radek’in de pek bir numarası bulunmuyor. Helikopterden size karşı iki adet roket ve makineli tüfekle ateş etmekten başka bir şey yaptığı yok. Genelde yapay zekâda bazı zamanlar sakatlıklar olsa da, bolca düşmanı üstüne ekleyip, oyuncuyu iyi oyalıyor ve zaman geçirtiyor. Bazı kısımlarda yanımızda savaşan Jessica’nın da yapay zekâsı da gidip geliyor. Arada ateş edip, bazı zamanlar size hiç yardım etmediği anlar oluyor.
Sin Episodes içinde silah yelpazesi ne yazık ki çok az. Toplam da üç silahla idare ediyoruz, bunların yanında artı olarak el bombası bulunuyor o kadar. Judge Dredd’in silahına benzer bir magnum, pompalı tüfek ve bir adet makineli tüfeğimiz mevcut. Üç silahın da ayrıca alternatif atış mod’ları da bulunuyor. Magnum düşmanları tek bir atışta bile öldürebilecek özel bir mermi ateş ediyor. Pompalının ikinci atışında sarı bir ateş efekti eşliğinde güçlü bir saçma atıyor. Makineli tüfeğin alternatif mod’unda ise patlayıcı bomba atabiliyor. Her silahı farklı yerlerde kullanacaksınız. Normal tabancanızın ateş gücü çok kuvvetli olmasa da, sıkıştığınız zamanlar da size oldukça yardımcı olacak. Pompalı klasik olarak yakından kuvvetli, ancak uzaktan vuruş derecesi düşük. Makineli tüfeğin ise detayı da var. SWAT oyunundan hatırlayacağımız gibi, makineli ateş ettiğimiz zaman yukarı doğru istem dışı kalkabiliyor. Kısaca buna silahın tepkisi diyoruz. Silahlarda Zoom yapma imkânımız var. Pompalı ve normal tabancamızda, bu olay sadece nişan yeri tam göz hizamıza geliyor. Makineli tüfekte ise bir adet dürbün karşımıza çıkıyor. Böylece uzakta bulunan düşmanlarımızı çok rahat bu şekilde avlayabiliyoruz. Makinelide ateş ederken, kesinlikle sürekli olarak ateş etmeyin.
3D Mark
Yapımda belli stats’larımız oluyor. Bunlar hangi silahı ne derece, ne kadar kullandığımızı, ne kadar hit yaptığımızı, kaç sağlık ile çatışmalara girdiğimizi, oyundaki bulduğumuz gizli yerleri vs… kısaca tüm detayları size gösteriyor. Bunları grafik ve yazımsal olarak önünüze sunuyor. Grafik olarak sanki bir donanım parçasının, performans testini gösterir gibi bir hali var. Belli bir puan alıyorsunuz ve isterseniz bu puanı Valve’nin server’larına upload edip, sıralamaya da girebilirsiniz. Sin’i oynayıp bitirdikçe, bu puanlama da değişiyor çünkü yaptıklarınız her yeni oyunda faklı oluyor. Belki çok iyi belki de çok kötü oynayabilirsiniz; Artı, seçilen zorluk seviyesi de bunları etkiliyor. Bu puanlama sistemi E3 fuarında tanıtılmıştı. Yapımcıların amacı bu sistem ile farklı puanlar kazandırmak, oyuncunun yeteneklerini sınamak ve Emergence’yi, yeniden oynatabilmek. Açıkçası detayları ile neler yaptığınızı görmek oldukça güzel, ancak yeniden oynatabilirliği, işte orası tartışılır.
Zorluk seviyesi iki kısımdan meydana geliyor. Biri normal zorluk seviyesini seçme, diğeri ise oyunun size karşı biraz daha insaflı olması ve yardım etmesi. Ritual firması zorluk seviyesi ile kullanıcıların yeteneklerini ölçeceklerini vurguluyorlar. Casual, en kolay ve Extreme, en zoru seçip yapay zekânın hiddetini belirleyebilirsiniz. Artı olarak size olan yardımı hızlı veya hiç olarak ayarlayabilirsiniz. Yapay zekâ bazı zamanlar dengesizlikler yapsa da, artan zorluk seviyesi ile gücü, dayanıklılığı da artıyor. Bu yüzden oldukça can yakabiliyorlar. Sin’i bir kere bitirdiğiniz zaman artı olarak açılan iki seçenek daha var. Bunlardan biri oyunu hiç save etmeden oynama, diğeri ise sinematikleri es geçmek. Artık bunları seçip seçmemek size kalmış.
Oyundaki ana karakterle ile hemen maceranızın başında tanışıyorsunuz. Zaten baygın, kendinizi yatmış bir vaziyette buluyorsunuz. Başınızda kendini her şeyiyle belli eden Elexis ve onun kankası Viktor bulunuyor. Onlar sizle konuşurken içeriyi Jessica basıyor. Onunla da burada tanışıyorsunuz. Binadan çıkıp arabaya bindiğiniz vakit, Jessica size olanları anlatıyor. Dadam! arabadaki ekranda sizinle bağlantıya geçen J.C.’de karşınızda hazır duruyor. Bundan sonrasında ise bu dört ana karakterle de oyun içinde muhatap oluyorsunuz. Jessica ile zaten içli dışlı olacaksınız. Belli bölümlerde size yardım edecek ve en çok onunla diyaloğa gireceksiniz.
Negatif kutup
Sin Episodes: Emergence hoş ve eğlenceli bir oyun. Ancak yapımın eksileri ve tartışılabilir bir yanı bulunuyor. Bazı oyuncular, Sin’in oynanış süresinin kısa olduğunu belirtiyorlar. Oyun bana göre de kısa geldi. İyi bir FPS oyuncusu, Sin’i kolay bir lokmada bitirebilir. Zaten oynanış olarak eski tip FPS mantığına sahip. Ancak Steam, Ritual ve Half-Life.net’in forumlarında kısa süre ile ilgili bir savunma bulunuyor. Bazı kullanıcılar, projenin dizi gibi yayınlanacağı için bu sürenin normal olduğunu söylüyorlar. İşte yapımın bu kısmı tartışılabilir. Ancak kanımca bana kısa geldi, biraz daha uzatılabilirdi. Oyundaki en büyük eksiklik yeniden oynanabilirlik. Yapım çizgisel ve belli yollardan ilerliyor. Sin’de alternatif yollar olsaydı, biraz daha iyi olabilirdi.
Finish him
Oyunda Health Pack’ler yardımı ile sağlığımızı koruyoruz. Bunlar ölen düşmanlarımızdan, sağda solda bulunan kutulardan ve çevreden bulunabiliyor. Düşmanlardan çıkan ufak sağlık tüpleri direk olarak düşen yaşam gücümüzü arttırsa da, normalde Health Pack’leri bir makine içine koyuyoruz ve onu kullanarak canımızı arttırıyoruz. Normal olan sağlık tüpleri bu şekilde işliyor. Ancak çevrede gerekli makine yoksa, bir kere ateş edip onları kırın. Böylece içindeki iyileştirici gaz dışarı çıkacaktır. Siz de o gazın içinde durun ve düşen sağlığınızı öylece arttırın. Secret Level’lar da yani gizli yerlerde 100 olan canımızı 200’e çıkartan devasa sağlık paketleri de var. Ancak onları bulmanız gerekiyor.
Sin Episodes: Emergence güzel ve üstünde emek harcanmış bir yapım. Zaten dizi gibi olacağını biliyorduk Jessica’ya verilen ilaç ile sağlık durumunun kötüye gitmesi ve oyun içinde iki kere karşılaştığımız o dev yaratıkların şehri istila etmesi, ikinci bölümde oldukça işlerin sarpa saracağını özetliyor. Heyecanlı bir son ile ilk bölümü bitirdik. Sin’nin eski tip bir anlayışı olsa da, oldukça eğlenceli bir oynanışı var. Fizik modellemesi, hoş grafikleri ve iyi sesleri ile ön plana çıkıyor. Ancak yeniden oynanabilirliği için, işte orada yavan kalmış durumda. Kısa süresi ve Multiplayer’ın olmayışı en büyük iki eksikliği olarak göze çarpıyor. Birde Source grafik motoru ve bazı mekânların Half Life 2’ye benzeyişi yüzüne, arada sırada “Ben Half-Life 2 mi oynuyorum” havasına girebilirsiniz. Ancak bu bir eksi özellik değil, sadece aynı teknolojinin kullanılmasından dolayı bir benzeyiş. Her şeye rağmen Sin’i, Steam üstünden satın alabilir ve oynayabilirsiniz. İlk Sin oyunu da yanında bedava olarak dağıtılıyor. Multiplayer şimdilik olmadığı için bir dezavantaj. Ancak yapımcılar daha ileri ki bölümler de, Sin’in içine Multiplayer'ı dâhil edecekler. Silah sayısı da artacaktır, o zaman oyunun eksileri artıya dönüşür. Şimdilik bunlar olmadığından, oyunun puan hanesinden eksileri düşürüyorum. İkinci bölümde görüşmek üzere.
Oyunda Health Pack’ler yardımı ile sağlığımızı koruyoruz. Bunlar ölen düşmanlarımızdan, sağda solda bulunan kutulardan ve çevreden bulunabiliyor. Düşmanlardan çıkan ufak sağlık tüpleri direk olarak düşen yaşam gücümüzü arttırsa da, normalde Health Pack’leri bir makine içine koyuyoruz ve onu kullanarak canımızı arttırıyoruz. Normal olan sağlık tüpleri bu şekilde işliyor. Ancak çevrede gerekli makine yoksa, bir kere ateş edip onları kırın. Böylece içindeki iyileştirici gaz dışarı çıkacaktır. Siz de o gazın içinde durun ve düşen sağlığınızı öylece arttırın. Secret Level’lar da yani gizli yerlerde 100 olan canımızı 200’e çıkartan devasa sağlık paketleri de var. Ancak onları bulmanız gerekiyor.
Sin Episodes: Emergence güzel ve üstünde emek harcanmış bir yapım. Zaten dizi gibi olacağını biliyorduk Jessica’ya verilen ilaç ile sağlık durumunun kötüye gitmesi ve oyun içinde iki kere karşılaştığımız o dev yaratıkların şehri istila etmesi, ikinci bölümde oldukça işlerin sarpa saracağını özetliyor. Heyecanlı bir son ile ilk bölümü bitirdik. Sin’nin eski tip bir anlayışı olsa da, oldukça eğlenceli bir oynanışı var. Fizik modellemesi, hoş grafikleri ve iyi sesleri ile ön plana çıkıyor. Ancak yeniden oynanabilirliği için, işte orada yavan kalmış durumda. Kısa süresi ve Multiplayer’ın olmayışı en büyük iki eksikliği olarak göze çarpıyor. Birde Source grafik motoru ve bazı mekânların Half Life 2’ye benzeyişi yüzüne, arada sırada “Ben Half-Life 2 mi oynuyorum” havasına girebilirsiniz. Ancak bu bir eksi özellik değil, sadece aynı teknolojinin kullanılmasından dolayı bir benzeyiş. Her şeye rağmen Sin’i, Steam üstünden satın alabilir ve oynayabilirsiniz. İlk Sin oyunu da yanında bedava olarak dağıtılıyor. Multiplayer için şimdilik olmadığı için eksi düşünüyorum. Ancak yapımcılar daha ileri ki bölümler de, Sin’in içine dâhil edeceklermiş. Silah sayısı da artacaktır, o zaman oyunun eksileri artıya dönüşür. Şimdilik bunlar olmadığı için, oyunun hanesinden eksileri düşürüyorum. İkinci bölümde görüşmek üzere.
Yorumlar (6)
şu victorun olduğu yerde takıldım kilitledi beni konuşuyo ardından hiç bir şey olmuyo ne yapıcam ?
abi bırakın ya! beş para etmez bir oyun.
Bu formu açan biri olurda yardımcı olsun lütfen .barisgc arkadaşın baksettiği yerden oyun devam etmiyor.Büyük ihtimal yapay zeka olayı orada bitiyormudur nedir ölebişey olsa gerek oyun devam etmiyor.Yada yapılacak bişi varda ben çözemiyorum ki zannetmiyorum bilipte söylemek isteyen bi arkadaş olursa çok memnun kalacağım.Hayır oynayacak oyunda kalmadı o yüzden.
bu oyun HL2'nin yavrusu gibi bir şey.Oyunu oynarken gerçekten HL2 oynuyormuş gibi hissettim kendimi[:)]
ne abi ya 32 mb ekran kartında calısıyo 256 ramla de ucar
barisgc'nin dediği yerde bende takıldım bi yardım etsenizde geçsek.