Merlin'in Kazanı Merlin'in
Kazanı
Oyun İncelemeleri

Splinter Cell: Chaos Theory

Sam Fisher'ın son macerası, gizlilik aksiyon türünde bir mihenk taşı.

İnceleme Özeti
Platformlar:
NDS, PC, XBox
İnceleme Platformu:
NDS
Çoklu Oyuncu:
Var
Oyun Türü:
Aksiyon
Splinter Cell: Chaos Theory kapak görseli
+

Artılar

  • Mükemmel grafikler. Başarılı ses sistemi. Yapay zeka çok başarılı ve yaratıcı. Haritalar yeteri kadar büyük ve kapsamlı.
-

Eksiler

  • Düşmanlar modellemeleri kendini tekrar ediyor.

Gizlilik ve aksiyon temalarını bir araya getiren oyunları düşündüğümüzde, 2003 yılına kadar aklımıza tek bir isim gelirdi; Metal Gear Solid. Gizli bir ajan olarak üslere sızmaya çalışan bu yegane kahramanımız ile sayısız macerada eşlik etmiş, pek çok entrika ile yüz yüze gelmiştik. Son zamanlarda sadece konsolda örneklerini gördüğümüz Metal Gear Solid serileri insanlara mükemmel atmosfer sunuyor olmasına karşın hep bir şeylerin eksikliğini hissettiriyordu. O da gerçekçilik olsa gerek. Metal Gear Solid oyunları gizlilik yönünde başarılı olsa da, gerçekçilik konusunda kimi zaman tıkandığı noktalar oluyordu. İşte böyle düşüncelere sahip olan oyuncuların derdine derman olan bir oyun Ubisoft’tan 2003 yılında geldi. Splinter Cell isimli bu gizlilik aksiyon oyunu gerek grafikleri, gerek gerçekçi mekan tasarımları, gerekse günümüz teknolojilerini kullanarak hazırlanmış orijinal senaryosu ile piyasaya çıktığı andan itibaren herkesin ilgisini çekti. Türün meraklılarına tam istedikleri gizlilik temasını sunan oyun, kısa sürede yılın hit oyunlar arasındaki yerini aldı.

Splinter Cell’in sessizlik ve karanlıkta saklanmanın önemini defalarca kafamıza işleyen oyun yapısı baştan sıkıcı gibi görünse de, askeri birimlerle donatılmış mekanlara fark edilmeden sızmanın gerçekçiliğini yansıtıyordu. Silah kullanmadaki becerimizden çok, karanlık köşeleri iyi kullanmamızın ve düşmanlarımıza arkadan yaklaşıp boyunlarına sarılarak sorgulamanın keyfine varmamızı sağlıyordu. Gerçeçilik konusunda her şeyin mükemmel olmasının yanı sıra inanılmaz kalitedeki grafikleri de pek çok insan için oyunun albenisini yükselten unsur olmuştu.

Sam Fisher’la yeniden

İkinci versiyonu büyük bir iştahla beklenen Splinter Cell, bu kez daha güzel grafikler, daha fazla entrika ile sarmalanmış senaryosunun yanı sıra ayrıca eklenen çoklu oyuncu modu ile dikkat çekti. Genel olarak çoğunluğun isteği; daha fazla bizi oyalayacak uzun oyun süresi olsa da, Ubisoft bize kısa bir oyun sunmuş güzel grafiklerle bezediği Pandora Tomorrow’u sanki çoklu oyuncu modunu da ekleyerek insanlara bir sus payı vermişti. Çünkü çoklu oyuncu modunu bir kenara atarsak Pandora Tomorrow’un ilkinden çok ötede bir yanı yoktu. Üstelik haritalar küçük olduğu gibi kısa sürede biten oyun, insanları tatmin etmemiş iştahlarının daha çok kabarmasına neden olmuştu.

Kısa süre içinde üçüncü versiyonunun duyurulması pek çok insan için sürpriz oldu denilebilir. Çünkü ikinci oyunun piyasaya sürülmesinden henüz çok kısa bir süre geçmişti ki üçüncü oyunun ekran görüntüleri Internet’te dolaşmaya başladı. Üstelik gördüğümüz görüntüler de ağzımızın suyunu akıtacak türdendi. Genelde tüm oyuncuların beklediği daha uzun oyun süresi ve daha iyi yapay zekâ olsa da, Ubisoft bundan çok daha fazlasını vadediyor, bildiğimiz Splinter Cell temasını epeyce ileriye taşıyacak olan yenilikleri getireceğini söylüyordu. Tarihlerin nisan ayını göstermesiyle birlikte Splinter Cell piyasadaki yerini aldı. İlk olarak Xbox versiyonunda karşılaştığımız oyun tek kelime ile muhteşem olmuş, beklentilerimizin çok ötesinde bir macera olduğunu hemen ilk dakikalarda müjdeliyordu.

Daha evvel olduğu gibi tüm oyun platformlarda duyurulan ve ilk olarak Xbox versiyonunu oynama imkanı bulduğum Chaos Theory’i genel anlamda tanımlamam gerekirse; sadece Splinter Cell oyunlarının en iyisi değil, Xbox tarihinin en iyi grafiklerine, en mükemmel seslerine, en başarılı yapay zekâ seviyesine sahip olduğunu ve bu güne kadar oynadığım en başarılı konsol oyunu olduğunu düşündüğümü söylemeliyim.

Büyük macera başlıyor

İlk olarak Gürcistan topraklarında maceraya atıldığımız oyun, bizi daha sonraki versiyonu ile Endonezya topraklarına götürmüş, sayısız politik entrika ile bir oyundan daha çok başarılı bir aksiyon gerilim filmini yaşadığımızı hissettiriyordu. Üçüncü oyunumuz ise Kore topraklarında büyük bir terörist planın işlemeye başladığı haberleri üzerine karakterimiz Fisher’ın olay yerine dahil olmasıyla başlıyor. Oyunun demosunu oynayanların hatırlayacağı manzara olan deniz feneri bölümü ile başlıyoruz. İlk dikkati çekenler şüphe yok ki grafiklerin inanılmaz derecedeki kalitesi oluyor. Xbox tarihinin en iyi grafikli oyunu olarak ilan edebileceğim Chaos Theory mükemmel ışıklandırma ve gölge efektleri ile gözlerimize bayram yaşatarak başlıyor. Küçük çaptaki bir kampa sızmak üzere sahilden giriş yaparken, önce küçük bir mağaradan geçiyor ve bu sefer de seslere hayran kalıyoruz. Çünkü oyun içinde ne zaman bu tür bir mağaraya ya da büyük boyuttaki kapalı alana girseniz harika yankı efekti ile bu sefer kulaklarımız bayram ediyor.

Yapay zekâda devrim

Biraz ilerledikten sonra ister istemez bu sefer düşmanlarımızdaki yapay zekâ gelişimlerini gözlemlemek istiyoruz. İlk karşılaştığımız askerler tipik Splinter Cell mantığı ile çevrede dolaşırken, duyduklarına ve gördüklerine karşı hayli hassaslar. Ancak yine her versiyonda olduğu gibi gizlice arkadan yaklaşıp, düşmanımızı boğazlıyoruz. Düşmanımızı her defasında sorguya çekmek iyi bir fikir çünkü ihtiyaç duyacağımız pek çok bilgiyi alıştığımız üzere bu askerlerden edinebiliyoruz. Fakat askerlerin daha evvelki oyunlara nazaran daha akıllı olduklarını söylemem gerek. Askerler artık çevredeki seslere ve görüntülere daha şüpheci yaklaşıyorlar ve işi şansa bırakmamaya özen gösteriyorlar.

Mesela karanlık bir köşede düşmanların dolaşma tekniklerini izlerken ses çıkarttınız ve birinin yanınıza gelmesini sağladınız. Eğer karanlık noktada kıpırdamadan beklerseniz; haliyle düşmanınız sizi görmeden dolaşıp, “sanırım yanlış duydum” diyerek tekrar eski noktasına gidiyor. Eğer aynı hatayı bir kez daha yapar ve ses çıkarırsak bu sefer düşmanımız sesin çıktığı yeri kontrole elinde bir ışık kaynağı ile geliyor. Kimi zaman el feneri ile kimi zaman ise bir meşale ile araştırmaya başlıyor. Elinde ışık kaynağı olunca sessiz bir şekilde kıpırdamadan beklememiz hata olduğundan yer değiştirmemiz gerekiyor. Belki uçuk bir örnek olacak, ama bir kez daha ses çıkartmamız ya da görünmemiz durumunda bu sefer düşman yalnız değil yanında birisi ile geliyor ya da genel alarm çalmaya başlıyor. Söylemeden geçemeyeceğim bir unsur da düşmanların bizimle çatışmaya girdikten sonra yerimizi tam olarak tespit edememelerine karşın gene de ateş etmeleri. Bu çok iyi düşünülmüş bir korkutma yöntemi aslında. Paniğe kapılan askerler bizim tahmini olarak durmamız gereken yerlere rastgele ateş ediyorlar. Bu durumda ara sıra denk gelse de yara alabiliyoruz.

Yapay zekâdaki gelişimi güzel örnekleyen bir enstantane de oyunun videolarında izliyor, benzer durumu yüksek zorluk seviyelerinde oyunun içinde yaşayabiliyoruz. Sözgelimi bir düşmanı etkisiz hale getirip, öldürdünüz ve ışığı kapatıp çıktınız. Bir sonraki odanın ise kapısını kapatmaya vakit bulamadan kaçtınız. Biraz sonra devriye gezen bir asker kapının açık olduğunu fark edip içeriye, herşeyin yolunda olup olmadığını kontrol için giriyor. Ardından bir sonraki odanın ışıklarının kapalı olduğunu görüp, tekrar şüpheye düşüyor ve içeri girip, ışıkları yakıyor. Tüm bu zircirleme yapay zekâ oyunlarının sonucunda ışıkları yakan asker yerde duran cesedi görünce, hemen genel alarmı çalıyor ve siz haritanın bambaşka yerinde gizlice ilerlerken aniden alarm çalması herşey berbat edebiliyor.
Yapay zekâya karşı kullanacağımız oyuncaklarımız

Sam Fisher’ın her oyunda kullandığı teknolojik oyuncaklarına bu macerasında da yenileri eklenmiş durumda. Karanlık ortamlarda dolaşırken en yakın dostumuz olan gece görüş gözlüğümüz, sisli ve görüş alanının sıfır olduğu yerlerdeki ısı ile düşmanlarımızı fark edeceğimiz ısı görüşümüze ek olarak, yeni bir görüş aparatımız daha var. Elektonik aletlerin yerini tespit ettiğimiz bu yeni aletimiz sayesinde, hem laser ışınlarını, hem de sağda solda başımıza bela olan kameraları kolayca fark edebiliyoruz.

Her zaman karşımıza çıkan şifreli kapılar, iki farklı şekilde açılabiliyor. Çevredeki askerleri sorguya çekip öğrenebileceğimiz gibi, bilgisayarlardaki maillerden ipucu bularak kapı şifrelerini alabiliyoruz. Fakat bunların mümkün olmadığı durumlarda kapılardaki şifreleri yanımızdaki bir alet sayesinde kırabiliyoruz. Yaklaşık yirmi saniyelik süre içinde şifre kırabilmek için minik bir zekâ oyunu oynuyoruz. Karşımıza karışık numaralardan sıralanmış 20’ye yakın sayı kombinasyonu geliyor ve bunların içinden doğru olanı bulmak için hemen yan tarafta aletimiz bize ipuçları veriyor. Bu ipuçları; “ilk iki rakam 92” ya da “son iki rakam 34” gibi ayrıntılar oluyor. Süre bitmeden doğru olan sayı kombinasyonunu tahmin edebilirsek kapı açılıyor. Kapıyı açmamızın son metodu ise kırmak. Tekmeyi basıp kapıyı kırar ve içeri girersek, kapı asla kapanamayacağından, olay yerine daha sonra kontrole gelen bir asker alarm çalacağından pek kullanışlı değil.

Fisher artık daha yetenekli

Chaos Theory’de sadece elektronik oyuncaklarımız ile değil, pek çok atletik yeteneğimiz ile de düşmanlarımızın üstesinden geliyoruz. Bunların başında benim en çok hoşuma giden kapı açma şekillerimiz oldu. Normalde bir kapıyı açmadan evvel mutlaka minik kameramız ile kapı altından bakar odayı kontrol ederiz. İçerdeki askerin durumuna göre içeriye giriş şeklimizi ayarlarız. Chaos Theory’de kapıyı ister yavaşça, istersek de aniden tekme atarak açabiliyoruz. Eğer kapının arkasında bir asker duruyor ise; kapıyı aniden açıp askeri etkisiz hale getirebiliyoruz. Ya da ses çıkartmadan girmemiz gerekiyorsa; yavaşça açabiliyoruz.

Bunca zamandır izlediğimiz videolarda ya da ekran görüntülerinde şahit olduğumuz iki duvar arasında durabilme gibi yeteneğimiz ya da dolaşan askerin üzerindeki boruda asılı dururken eğilip askeri boğabilmek en güzel akrobatik hareketlerimizden bazıları. Bunların yanında çevredeki cisimlerin hangi maddeden yapılmış olduğu ile ilgili olarak bazı yeteneklere de sahip oluyoruz. Mesela kesilebilen materyalden yapılmış maddeleri (Çadır veya bir odayı kapatmak için kullanılmış şeffaf plastikleri) bıçağımızla kesebiliyor ve içeri girebiliyoruz. Ayrıca bu tip kolay aşılabilir materyallerin ardındaki düşmanlarımıza kolayca ateş edebiliyor, onları gafil avlayabiliyoruz. Tabi bu tip engeller ardındaki düşmanları görebilmek için ısı gözlüğümüzü kullanıyor, öyle nişan alıyoruz.

Kontrol konusunda da minik ayrıntılardan bahsedersek; her oyunda olduğu gibi analog kolların hassasiyeni kullanarak yavaş ve hızlı yürümemizi ayarlayabiliyoruz. Normal kontrol tuşları ile görüş aparatlarımız kullanırken benim hoşuma giden bir özellik de silahı istediğimiz taraftan tutabilmemiz. Düşmana nişan alıp, sol analog tuşa basarsak sol omzumuzdan izleyen kamera sağ tarafa geçiyor böylece duruma göre en iyi açıyı yakalayabiliyoruz. Bunun haricinde oyunu her an hızlı kayıt edebiliyor olmamız hayati derecede önem taşıyor. Splinter Cell gibi her an tehlike ile karşılaşacağımız ve bölüm geçmenin saatler srüdüğü bir oyunda hızlı kayıt en çok başvuracağımız unsur.
Seslerin gizemi

Chaos Theory’de hepimizin hoşuna gideceği bir diğer yenilik de sesler konusunda. Bu kez hareket ederken görünmemeye, olduğu kadar sessizliğe de epeyce önem vermemiz gerekiyor. Görünürlük oranımızı gösteren çubuğun hemen altında çıkardığımız sesi gösteren bir bölüm daha var. Burada küçük kare şeklinde bir de çevrenin ses düzeyi belirtiliyor. Eğer bizim çıkardığımız ses, ortamın sesini (yani küçük kareyi) geçerse; en yakın asker tarafından fark ediliyoruz. Bulunduğumuz ortamın ses düzeyinin belirlenmesi ise oyun adına bir başka gurur kaynağı. Mesela bulunduğumuz mekanda müzik dinleyen birisi varsa sesi açtığı düzeyde bize ses çıkartma avantajı sağlıyor ve hiç çaktırmadan ortamdan koşarak bile geçebiliyoruz. Ancak bir iki küçük ayrıntıya dikkat etmemiz gerekiyor. Mesela askerin dinlediği bir kaset değil de radyo kanalı ise bu sesler arasıra azalıp yükselebiliyor. Eğer çalmakta olan şarkı biter de araya dj’in konuşması girerse ses düzeyi aniden azalacağından koşarken fark edilebilir konuma geliyoruz. Son bir örnek de helikopter için vereyim. Diyelim ki çatısında helikopter olan binaya vardınız, helikopterin ses düzeyi o kadar yüksek oluyor ki; dilediğiniz gibi ses çıkarabiliyorsunuz.

Teknik açıdan türünün en iyisi

SC: Chaos Theory, teknik açıdan Xbox konsolunun bu güne değin yayınladığı oyunların kesinlikle en iyisi. Grafikler mümkün olan en üst düzeyde diyebilirim. Oyun boyunca göreceğiniz kaplamaların hiç biri bir daha kendini tekrar etmiyor. Haritalar günlük hayattan kopup gelmiş denilecek kadar gerçekçi. Ayrıca her bölümün büyüklüğü de son derece doyurucu. Özellikle serinin ikinci oyunu ele alındığında Chaos Theory çok daha büyük oyun alanı sunuyor. Yağmurlu havalarda karakterlerin ve cisimlerin ıslanması mükemmel olduğu gibi karakter tasarımları ve animasyonları da inanılmaz derece de başarılı. Grafiksel olarak tek eksi yön, aynı düşmanlarla fazlasıyla karşılaşıyor olmamız olabilir, ama onlar da o kadar detaylı yapılmışlar ki; her birinin olaylara karşı verdikleri tepkileri dahi hissedebiliyoruz.

Unutmadan eklenmesi gereken özellik ise; oyunun ikinci versiyonda olduğu gibi çoklu oyuna izin vermesi. Xbox konsoluna sahip olan arkadaşlarınızla birlikte hem ethernet ile hem de online olan Xbox Live! sistemi ile oynayabiliyoruz. Üstelik hem co-op yani aynı anda yapay zekâya karşı oynayabildiğiniz gibi hem de ajanların birbirlerine karşı mücadelesi şeklinde de oyun modları mevcut. Bunların arasında haritanın içine serpilmiş cd’leri toplama gibi orijinal görevler de mevcut.

Chaos Theory hangi açısından ele alınırsa alınsın anlatmakla bitecek gibi bir oyun değil. Her oynadığınız bölümde yeni bir ayrıntı keşfediyor, teknolojik ve politik entrikaların içinde ayakta kalmaya çalışan bir ajanı yönetirken kendnizi resmen olayın tam içinde hissediyorsunuz. Hem teknik açıdan hem de atmosfer açısından Xbox’ın en iyisi olduğu gibi diğer platformlarda da en az burada olduğu kadar mükemmel olduğunundan eminim. Xbox’a sahip olan tüm oyuncuların gözü kapalı alması gereken oyunlar listesinde en başta kesinlikle Splinter Cell: Chaos Theory olmalı.

Not: Oyunun PS2 sürümünü de test etmiş biri olarak açıkça söylemeliyim ki; Xbox versiyonu görsel yönden çok önde. Daha oyuna başlar başlamaz hemen yanınızda duran bota baktığınızda iki konsolun arasındaki fark ciddi biçimde kendini belli ediyor. Bunun dışında diğer kaplama ve dokularda da Xbox, PS2'den bir adım önde. PS2 versiyonunda da bazı bölümlerin kısıldığı gözden kaçmayan bir diğer ayrıntı.

Oyun Bilgileri

Yapımcı
Ubisoft
Yayıncı
Ubisoft
Platformlar
NDS, PC, XBox
Oyun Türü
Aksiyon
Okur Tepkisi Bu içerik sende ne uyandırdı? İlk tepkiyi sen bırak

Yorumlar (6)

Yorum yap, MK Puanı ve Enerji kazan

Topluluğa katılmak için giriş yap. En az 20 kelimelik onaylanan yorumlar 3 MK Puanı ve 3 Enerji kazandırır.

MO
MK Okuru

neden acilmiyor

0 puan
MO
MK Okuru

mükemmel bi oyun ya. bayılıyorum böyle gizlilik oyunlarına...

0 puan
MO
MK Okuru

yahu bu bi bölümde uçakdan düşen 2pilotu alıp dar bi yere taşıyoruz ondan sonra nabıcaz kafayı yicem ?

0 puan
MO
MK Okuru

`güzel bir oyun herkese tavsiye ederim

0 puan
A
acoskun1971 Çırak

7,bölümdeolsa gerek japonya bölümü takıldım 1.adamı öldürdüm zekeriz denen adamı bir diğeri öldürüyor ben çatıya çıkınca yetişemiyorum adam öldürüp kaçıyor hemen helikopter geli onuda bulamadım küçük delikten inince başladım yere geliyorum ben adamı kurtaracamı acaaba

0 puan
E
ereteye Çırak

hepinize günaydın ben bu oyunu pc de bitirdim ama sanırım konsoldada pc dede aynı bölümler var isteyene yardım edebilirim

0 puan