
O günlerden bugüne dek geçen 20 yılda oyun sektörü tahmin edilemeyecek şekilde değişti. Teknolojik ivmelenmeyle beraber oyunların içeriğinin kalitesinin önemi yerini çok uzun bir süre grafiklerin önemine bıraktı, bölüm tasarımları bambaşka noktalara ilerledi. Öyle ki, oyuncuların da isteği bu yönde oldu her zaman. Ama bu ekip günümüze kadar oyun yapmaya devam etti. Fakat bu süreç içinde çıkan hiçbir oyunları Maniac Mansion ve Monkey Island'ın etkisini yapamadı. Oyunlar kötü değildi, otoritelerden her zaman yüksek notlar aldılar; ama niş bir kitleyle kısılı kaldılar. Kim unutabilirdi ki Grim Fandango'nun son sahnesini?
Ron Gilbert ve Tim Schafer, LucasArts'tan ayrıldıktan sonra Double Fine firmasını kurup bugüne dek Psychonauts, Brütal Legend, DeathSpank başta olmak üzere bir çok başarılı oyuna imza attı. Ama ne yazık ki ticari olarak beklenilen başarıya asla ulaşamadılar. Herkesin çok sevdiği ama kimsenin alıp da oynamadığı oyun olarak kaldılar her zaman. İster pazarlama hataları deyin, ister oyun sektörünün değişimine bağlayın ama bu ikilinin oyunları her zaman 25 yıl önceki o ruhu devam ettirdi. Tabi Kinect Party gibi ticari amaçla yaptıkları oyunları saymıyorum.

Disney, LucasFilm'i satın aldığında Ron Gilbert'ın attığı tweet'i içimi oldukça burkmuştu: "Sizde bana ait olan bir şey var onu mahvetmenizi istemiyorum. Param yok ama onu sizden geri almak istiyorum." Monkey Island başta olmak üzere isim hakkı Lucas'ta olan tüm oyunlarından bahsediyordu, yani oyun tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı oyunlarından bir kaçı. Ama neyse ki Double Fine firması adı altında yaptıkları oyunlar Disney'e giden oyunlar değildi. Ve işin sevindirici bir yanı vardı: Ron Gilbert ve Tim Schafer'in yeni oyunu The Cave'in çıkmasına bir kaç ay vardı.
The Cave, Telltale Games tarafından tekrar hayata döndürülen Monkey Island'ın yeniden yapımından beri, o tasarım kalitesine en çok yaklaşan oyun olmuş. Mekanikler açısından değil kesinlikle, incelemenin ilerleyen paragraflarında oyunun mekaniklerine yahşi yerden sert vuracağım. Ama konsept ve metinler açısından bakarsak, 32 diş gülerek oynuyorsunuz oyunu. Huyu da güzel, kendi de güzel, munis, tatlı.

Yaşayan bu mağarada anlatılan hikayede yedi kahraman bulunuyor ve bunlardan üç tanesini seçerek oyuna başlıyoruz. Yedi kahraman her birinin farklı bir gücü var ve bu da farklı oyun dinamikleri anlamına geliyor. Şövalyemiz kısa bir süreliğine hasar almaz hale geliyorken, Keşiş karakteri zihin gücüyle ulaşılamaz objeleri duvarların arkasından elde edebiliyor, Zaman Yolcusu duvarların ardına ışınlanabiliyorken, Maceracı ablamız Indiana Jones gibi tutunabileceği yerlere ip atarak büyük uçurumlardan zıplayabiliyor. Burada önemli olan nokta, seçeceğiniz üç kahramanın güçlerinin varyasyonlarını nasıl kullanacağınız. Çoğu zaman her kahraman her bulmacayı çözebiliyor olsa da, her kahramanın kendine has hikaye bölümleri var ve oralara sadece onlarla girebiliyorsunuz. İşte bu noktada oyunun hem artısı hem de eksisi olan bir oyun mekaniği ortaya çıkıyor.

Oyunun içeriğinin yüzde yüzünü görmek için her karakterle oynamalısınız anlamına geliyor, bu da oyunu tekrar tekrar oynanabilir kılıyor. Yedi kahraman olduğunu düşünürsek en az üç iterasyonda oyunun içeriğinin tamamını görebiliyorsunuz. Fakat gelin görün ki, ortak hikaye alanları yeterince uzun olduğu için, oyunu 100% bitirmek gibi bir derdiniz varsa aynı şeyi üç kere oynayacaksınız demek oluyor bu. Çoğu oyuncu ana hikayeyi oynayıp bırakmak isteyebilir, ama unutmamak lazım ki bu bir Double Fine oyunu ve senaryodaki her satır birbirinden güzel ve eğlenceli. Vaktiniz varsa ve sıkılmayacaksanız her kahramanın hikaye bölümleri için oyunu tekrar tekrar oynamalısınız. İlk seferinde oyunu bitirmek benim yaklaşık 4-5 saatimi aldı, sonraki iterasyonda ise bulmacaları bildiğim için üç saat sürdü.

Son iki paragrafta saydığım bu durumlar aslında sizin ne tür bir oyuncu olduğunuza göre değişir. Eğer oyunları "bitirmek" için oynamıyorsanız, Double Fine ekibinin yazdığı her nokta size ilaç gibi gelecek ve sıkmayacak. Açıkçası ben, oyunlar konusunda eski kafalı bir adam olduğum için bu durumdan hiç rahatsız olmadım. Cümlelerdeki kıvraklık, hikayedeki espriler, mizah anlayışı, mağaranın size söylediği sözler ve kahramanlarla dalga geçişi "kedi canını senin" dedirtiyor Ron Gilbert'a. Sırf ben değil, oyunu oynarken yanımda izleyen herkes oyundan zevk aldı. Öyle ki, ekrana iki saniye bakan ofis ahalisi üyeleri bile "aa ne güzelmiş, hangi oyun bu" diye sordu. Bu da oyunun grafik sunumunun ne kadar başarılı olduğunu anlatıyor.

Animasyonlar oldukça samimi. Samimi diyorum çünkü şirin dersem tam olarak aynı anlama gelmeyecek. Şirin olması hedeflenen oyunlarda bile böylesine güzel animasyonlar ve karakter tasarımları ve görsel tasarım göremiyoruz. Özellikle etraftaki eşyalarla etkileşime giremediğimiz durumlarda kahramanların ekrana dönüp "ben bunu yapamıyom ki :(" tepkileri çok güzel. Tabi o eşyaların isimlerinin eğlenceli isimleri de gülücüğe gülücük katıyor. Karakter tasarımları da her Double Fine oyununda olduğu gibi kendine münhasır güzellikte.
Son zamanlarda daha masum, daha samimi bir oyun oynadığımı hatırlamıyorum. Oyunun sadece 15$ olduğunu düşünürseniz, parasının hakkını tam tamına veriyor The Cave. Eğer sükunet içinde, o aksiyon senin bu aksiyon senin diye koşturmayıp, kıvrak zekalı ve eğlenceli bir maceraya atılmak istiyorsanız The Cave ilaç gibi gelecek.
Yorumlar (6)
oyunu bitirdim şimdi yeni zeka oyunları arıyorum :(( keşke biraz daha uzun olsaydı
<center><table bgcolor=#fbfbfb style="border:1px solid #c0c0c0" cellpadding=1 width=100% cellspacing=1><tr><td align=left><font style="font-size: 9pt" face=arial color=#444444><b>03.02.2013 01:37:00 - unseen demiş ki:</b><br>3 karakteri tek tek yönetmek oyunu açıkcası bozmuş ve çabuk sıkıcı hale getiriyor. Tek bir karakter seçip sadece onu kontrol etsek daha iyiydi.</font></td></tr></table><br></center> katılıyorum. oyun içinde ilk oynanış icin nereye gidecegimiz ve ne yapacagımızı kestiremiyor insan. butun karakterleri yonetsek anca oyun biter. yardımsız bu oyunu bitiren cok az insan vardır. bitimek için ıq en az 200 olması gerek.
<center><table bgcolor=#fbfbfb style="border:1px solid #c0c0c0" cellpadding=1 width=100% cellspacing=1><tr><td align=left><font style="font-size: 9pt" face=arial color=#444444><b>25.01.2013 11:05:00 - MK Okuru demiş ki:</b><br>İtarasyon ne demek??? </font></td></tr></table><br></center> yineleme,tekrar,ardışık işlem
Yazı içinde ufak bir hatayı düzeltmek isterim. Deathspank oyunu Ron Gilbert'in Double Fine'ye katılmadan önce kendi stüdyosu olan Hothead'dan çıkmış bir oyundur. Yani oyunun Double Fine ile bir alakası yok.
<center><table bgcolor=#fbfbfb style="border:1px solid #c0c0c0" cellpadding=1 width=100% cellspacing=1><tr><td align=left><font style="font-size: 9pt" face=arial color=#444444><b>02.02.2013 16:00:00 - MK Okuru demiş ki:</b><br><center><table bgcolor=#fbfbfb style="border:1px solid #c0c0c0" cellpadding=1 width=100% cellspacing=1><tr><td align=left><font style="font-size: 9pt" face=arial color=#444444><b>28.01.2013 10:26:00 - MK Okuru demiş ki:</b><br><center><table bgcolor=#fbfbfb style="border:1px solid #c0c0c0" cellpadding=1 width=100% cellspacing=1><tr><td align=left><font style="font-size: 9pt" face=arial color=#444444><b>26.01.2013 17:52:00 - MK Okuru demiş ki:</b><br>oyun berbat ötesi değil ama mükemmel yine de denenebilir</font></td></tr></table><br></center> ne olur yorum yapma...</font></td></tr></table><br></center> bu ne çelişki ya oha :D</font></td></tr></table><br></center> rahmetli Mehmet Ali Birand la akraba sanırım arkadaş :)
3 karakteri tek tek yönetmek oyunu açıkcası bozmuş ve çabuk sıkıcı hale getiriyor. Tek bir karakter seçip sadece onu kontrol etsek daha iyiydi.