Ailesini vahşi bir şekilde öldürmekle suçlanan kahramanımız Torque, ilk oyunun sonunda hapishaneden zar zor çıkabilmiş, Baltimore’a doğru yol almaya başlamıştı. Binbir türlü “ucubeyle” baş edip açık havaya çıkan kahramanımızı, sevgili yaratıklarımız bu sefer de yalnız bırakmıyor, aksine çok daha zorlu bir şekilde karşımıza çıkıyorlar.
İkinci oyun, Torque’nin hapishaneye ilk geldiği günlerden, tam 5 yıl öncesinde başlıyor. Bu bölüm oyunun tutorial bölümü olarak da adlandırılabilir. Etrafınıza bakınmak, ateş etmek, eğilmek gibi hareketleri kısa bir süreliğine tekrarlıyoruz. Bu kısa bölümden sonra kendimizi Baltimore’a doğru bir botla ilerlerken buluyoruz. İlerlerken Torque, karısının hayalini görüyor. Baltimore’a geri dönmenin hiç bir şeyi değiştirmeyeceğini, hatta işleri daha da kötüleştireceğini söyleyen karısı, Torque’nün aklını daha da karıştırıyor. Karısının söylediklerine anlam vermeye çalışan kahramanımızın hapishaneden kaçışıda başarılı olamıyor, her ne kadar kaçmaya çalışsak da, yakalanıyoruz. Göz altına alınan Torque’nün şansı bu sefer yaver gidiyor, tekrar bir yaratık saldırısına uğruyoruz, yanımızdaki denetçiler ölüyor ama biz hayatta kalıyoruz. Oyunumuz bu sahneden sonra tam anlamıyla başlamış oluyor. Evet, artık önümüzdeki 15 saat boyunca Blackmoore denen kişinin kim olduğunu, karımızı neden tehdit ettiğini, neden peşimizi bırakmadığını bulmaya başlayabiliriz.
Suffer!
Bu arada unutmadan söyleyeyim, ilk oyunun kayıt dosyalarını hala Playstation’ınızda tutuyorsanız, Midway’in size bir sürprizi var. Evet, ilk oyunu hangi sonla bitirdiyseniz, ikinci oyuna da o şekilde başlayabiliyorsunuz. İlk oyunu kötü sonla bitirdiniz diyelim mesela, yani acımasız, tam bir ölüm makinesisiniz, ikinci oyuna da bu şekilde başlayabiliyorsunuz. Tabii, ikinci oyunda bu kötülük-iyilik dengesini değiştirebiliyorsunuz. Bende ilk oyunun kayıt dosyaları yok, peki ben nasıl başlayacağım diyorsanız, bu kötülük-iyilik dengesinin tam ortasında bulunan bir karakter olarak başladığınızı söyleyebilirim.
Oyunumuz bu sefer açıkhavada geçtiğine göre, çok daha fazla insanla karşılaşağımızı tahmin edilebiliyor. Daha oyunun başından itibaren birçok insanla karşılıp, onlarla beraber yaratıklara karşı koyuyoruz. Bazen çelimsiz, ne yapacağını bilemeyen kişiler karşımıza çıkarken, bazen de elinde pompalı tüfekleriyle bizden bile vahşi ve güçlü insanlar karşımıza çıkabiliyor.
Pain!
Kontrollerin ilk oyundan pek bir farkı yok. Sadece ilk oyundaki karakterimizin hantallığı bu oyunda biraz daha iyileştirilmiş. Onun dışında, ilk oyunda bulunan FPS özelliği ikinci oyunda da bulunuyor. Her ne kadar FPS kamerası da iyi olsa da, Playstation sahiplerinin TPS kamerasını tercih edeceğini sanıyorum.
Oyunun en büyük artısı, ilk oyunda da olduğu gibi gene muhteşem atmosferi kanımca. Arkaplandan gelen çığlıklar, gördüğünüz flashback’ler, puslu grafikler gibi bir sürü özellik oyunun atmosferine inanılmaz bir katkıda bulunuyor. Fakat söylemeliyim ki, oyun beni ilki kadar korkutamadı. Gene yaratıkların ani çıkışları bulunuyor ama nedendir bilinmez, ilk oyundaki korkuyla aksiyonun başarılı birleşimi, ikinci oyunda pek tatmin edici sayılmaz. Bir süreden sonra saf bir aksiyon oyununa dönüşüyor oyun.
Yeni oyunla birlikte yeni yaratıklar da karşımıza çıkıyor. Bunlar arasında yerin altına girip ilerleyebilenlerden tutun da, her yerine şırınga saplanmış yaratıklara, hatta köpekler bile bulunuyor. Birde artık ne olduğu iyice belirsizleşmiş olan “kocaman” yaratıklar var, onlar da ancak Torque’nin yaratık haliyle öldürülebilen düşmanlar. Bu sefer düşmanlarımız arasında insanlarda bulunuyor. Evet, oyun boyunca sürekli bizi ele geçirmek istiyen gizli bir birliğe karşı da, bazı bölümlerde karşı koyacağız.
Torque’nin acısını dindirin
Ties That Bind’ın görsel yönden ilk yapımdan pek bir farkı olmadığını üzülerek söylüyorum. Maalesef oyun bu yönden yeni nesil oyunların gerisinde kalmış. Özellikle Torque ve diğer karakterlerin modellemeleri oyun içi videolarda sırıtıyor. Mekanların kaplamalarının ise ilkine göre daha detaylı olduğunu söyleyebilirim. Gönül isterdi ki, oyunda fizik motoru da bulunsun, çok daha iyi ışıklandırmalar ve fizik modellemeleri olsun...
Sonuç olarak, The Suffering: Ties That Bind kötü bir oyun değil, ama ilkinden senaryosu dışında pek bir farkı da yok. İlk oyunu sevip bir çırpıda bitirdiyseniz, Ties That Bind’ı da bir çırpıda bitireceksiniz, bundan kuşkunuz olmasın. Ancak ilk Suffering’i oynamadıysanız, bunu da oynamanıza pek gerek yok.
Yorumlar (6)
-------------------------------------------------------------------------------- s.a. arkadaşlar bilen varsa lütfen yardım suffering 2 oynuyorum ve tekrar hapishaneye döndüm kütüphanedeki tombulları geçtim ilerleyerek bir koridora girdim iki kapı çıktı biraz hayalden sonra (çocukları ve karısı geldi konuşt
Evden çıkamayanlar dolaptan notları alın sonra 2 ile menüye girin ardından pc normalse sağdaki tuş takımı 4 ile laptopsa num lk u açın ve klavyedeki renkli (küçük altsimge) 4 e basın gelen ekranda iki not var ikisinide okuyun kız gelicek ve çıkacaksınız..:)
oyun sırasında yaratığa nasıl dönüşüyoruz. Oyunun bir yerinde cephanem bitmesine rağmen üzerime gelen yaratıklar çoğalmaya başladı. Sopa ve borularda işe yaramıyor. Yaratığa dönüşmeliyim ekstra ne yapmalıyım
arkadaşlar hevesle aldım bu oyunu.ilkini bitirdim.ikinciyide yükledim.oda ne 2. oyunun 4. bölümünde evden çıkamıyorz:(
oyun sonu getidim ama anlamadın ne soldu sonunda
bi yerde takıldım ben mavi zincirli yaratık olabiliyorum.adamın birini yaratıklardan kurtardım sonra bi gibi biyere geldik orada bi oda içinde birkaç kişi sanki eroinman gibi sonra dışarı çıkıyorum biri peşimde devamlı amin gibi laflar ediyor sonra kapı kapanıyor.yanımdaki adamın kafası durup dururken kopuyor sonra bir kahkaha sesleri .kapının yanına gittiğimde içeriden yaratık sesleri geliyor ben içeri giremiyorum başka bi yolda bulamadım bilen varsa yardım etsin.ltf.