Merlin'in Kazanı Merlin'in
Kazanı
Ön İnceleme

Tom Clancy's Splinter Cell: Chaos Theory

Sam Fisher'le macera bitmeyecek gibi görünüyor.

Tom Clancy's Splinter Cell: Chaos Theory

Herkesin beğendiği ve soluksuz oynadığı (abartayım biraz) bir oyunu sürdürmek yapımcı şirket için çok zordur. Sıradaki oyunun öncekinin gölgesinde kalması yapımcı firma açısından harcanan paraların ziyan edilmiş olması anlamına gelir ve tam anlamıyla bir hüsrandır, hele ki ilk oyunun tirajı milyonlara ulaştıysa. Devam oyunu yapılacağında bunun bilincinde davranılır; ama, hep bir “ama” vardır zihinlerde. Yapılanları gözlemleyen bir eleştirmen veya o oyuna gönül veren bir oyuncu için ise gelişmeler bunun tam tersidir. Çünkü o kişi yenilikler görmek, başka bir deyişle en azından farklı bir şeyle karşılaşmak ister. Kendisi de son kullanıcı olduğundan dolayı işin zorlukları onu o kadar alakadar etmez; böylelikle dişe dokunur yeni bir şey görülemeyince oyun yerden yere rahatlıkla vurulabilir.

Gizlilik ve Aksiyonun Anlamı Splinter Cell...

Splinter Cell de bu kıstasların içerisindeki sayılı önemli oyunlardan birisi. Doğum tarihi olan 2003 yılında kuşkusuz en sağlam oyunlar arasındaydı ve stealth aksiyon oyunlarına getirdiği yeni soluklar ışığında bence bir devrin kapanıp bir yenisinin açılmasını sağladı. Sam Fisher’ın bizimle çıktığı ilk yolculuk olan Gürcistan macerası olayların konusunu kaçıranlar için görselliğiyle, onu kaçıranlar için de atmosferiyle inanılmaz bir kitleye hitap etti. Ubisoft’un serinin devamını yapması kaçınılmazdı, nitekim fazla da gecikmedi. Yeni oyun ilkinin piyasaya çıkmasından yaklaşık 1,5 yıl kadar sonra duyuruldu, fazla bekletmeden de kendisi çıkageldi. Bu kez de Endonezya’nın sık ağaçlı topraklarına ayak bastık. İki oyunda da ortak olan ve gözlerden kaçmayan bir özellik; mevcut konuların derinliği ve yaşananların siyasi boyutuydu. Tabi oyunun sadece “Splinter Cell” olarak algılanmasından rahatsız olan ben, bu noktada oyunun isminin üzerindeki küçük harflerle yazılı olan “Tom Clancy” ismine değinmek istiyorum. Kendileri inanılmaz bir askeri (savaş, politika,,, ne derseniz artık) roman üstadıdır; zaten ilgilenenlerin de adını duymaması imkansız. Oyun dünyasında ise Splinter Cell’den önce Rainbow Six serisi ile adını beynimize kazımıştır. Yani senaryomuz hep emin ellerdeydi, serinin üçüncü oyununda da bu böyle olacak. Bu konudan da kısaca bu şekilde bahsettikten sonra Splinter Cell 3’te bizi nelerin beklediğine gelin bir göz atalım. 

Bu oyundaki konunun mimarı da önceki oyunlarda olduğu gibi Tom Clancy (kimi bekliyordunuz, Mandrake’yi mi?). Yine o büyük hayal gücünü inanılmaz biçimde kullanarak oyunun hikayesini çiziyor kendileri. Bu kez kendimizi biraz daha uzakta, Kore’de buluyoruz. Tarih 2008’e sarılmış ve yaşananların boyutu evrensel boyutlara genişlemiş. Dünya, eğer durdurulmazsa, bir kaosa ve geniş çaplı bir savaşa sürüklenmenin eşiğinde. Bütün olanların merkezindeki kişiler ise yasadışı Koreli bir grup terörist. Bu suç örgütünün başındaki zatı muhterem şahıs da yer altı suç örgütlerine, kodaman görünümlü pis işlerle alakalı iş adamlarına ve belki de gizli yollarla devletlere nükleer silah sağlayan bir mahluk. Durdurulmazsa da bu adamın sağladığı silahlar ile birlikte dünyanın hakimiyetini ele geçirmek isteyen kötü niyetli kişilerin çatışmaya girmesi olasılık dahilinde. Bundan etkilenecek olanlar da dünya üzerindeki günahsız insan topluluğu ve en önemlisi dünyanın ta kendisi olduğundan çıbanın başını ezmek için NSA’nın gizli ve başarılı ajanı Sam Fisher tekrar göreve çağırılıyor. Ardından da bu suçluların peşine, Kore’ye gidiyoruz.

Üçüncü oyunun yapılmakta olduğu haberi, bu yılın E3 fuarında düzenlenen özel Splinter Cell 3 gösterimi ile gerçekleştirildi. Bu özel gösterim ve ardından yayınlanan ekran görüntüleri ile videolar, zaten neredeyse muhteşem olan bir oyunun daha ne kadar yükseltebileceğine dair bizlere ipuçları verdi. Geliştirilmiş grafik sistemi ve yapay zekanın sıradaki oyunda karşılaşacağımız gelişmelerden sadece ikisi olduğunu yapımcılar belirtmekteler. Tabi bunların yanında Sam Fisher’in sınırlı hareketlerine yapılan eklemeler de unutulmadan belirtilmeli. 

Yeni Taktikler, Yüksek Yapay Zeka...

Özellikle gizlilik gerektiren bir infazda kullanılması gereken birinci silah olma hüviyetindeki bıçağı, serinin önceki oyunlarından beri burada ilk kez elimize geçireceğiz. Önceki oyunlarda bıçağın olmayışı çok ince bir noksanlık olarak görünebilirdi; ama, zaten Sam’in gerçekleştirdiği boyun kırma hareketi bize yeterince sessizlik ve gizlilik sağlıyordu; açıkçası yanımda bir bıçağın olmayışını hiç de aramamıştım oyunu oynarken. Silah envanterimize yeni bir parçanın daha eklenmiş olması yine de iyi olmuş. Belki oyun esnasında o bıçağı fırlatma imkanını da bize sunarlar. O zaman gayet hoş olur; ama, şu anda böyle bir güzelliğin olup olmadığını bilmiyoruz. Bu olmasa bile karakterimize kazandırılan yeni hareketler ile karşımızdakinin ecelini daha çarpıcı biçimde gerçekleştirebileceğiz. Mesela Sam, düşmanının başının üzerinden devam etmekte olan boru sisteminden tutunarak bacakları ile kurbanının başını kavrayıp boynunu kırabilecek yada bu size zor geldiyse “sadece” omurgasını ikiye ayırabilecek. Biraz daha kasarsanız karşınızdakinin beyniyle menemen bile yapabilirsiniz; ama, anlaşılan bu özelliği de dördüncü oyuna saklıyorlar. 

Bunun dışında kapıları tekmeyle kırarak içeri girme, parmaklıları bıçakla parçalama ve daha atletik stillerle hareket etme olanakları sayesinde hem oynanış körüklenecek, hem de aksiyonun dibine vurulacak. Düşmanlarımızın elleri de bu arada armut toplamayacak tabi ki. İlk iki oyunda eğer düşmanlarınızın sizi zorlaması bakımından canınız sıkıldıysa şimdiden taktik çalışmaya başlayın derim. Çünkü bu oyunu oynarken öncekilerden çok daha fazla çaresiz kalmanız söz konusu olacak. Düşmanlarınız daha da zekice hareket edecekler ve etraflarında olan bitenlere karşı çok daha duyarlı davranacaklar. Belki gölgelere güvenebilirsiniz; ama, artık onlar da fani bedeninizi gizlemek için çok da yeterli değiller. En ufak bir çıtırtı karşısında bütün ışıkları gözlerinizin içinde yanarken bulacaksınız ve eğer düşmanınızla baş başa kalırsanız karşınızdaki kişi elindeki fener gibi aydınlatıcı unsurlar ile bulunduğunuz yeri gündüze çevirecek. Kahraman olmaya niyetleri de olmadığı için yetersiz kaldıkları durumlarda yardım isteyecekler ve kalabalık bir topluluk size gerekli muameleyi yapacak. Oyun içerisinde bunların nasıl görüneceğini tahmin bile edemiyorum.

Çok Oyunculu Sistem Bir Harika...

Oyunun multiplayer özelliği ise bahsedeceklerim arasındaki altın noktayı oluşturduğundan bunu en sona bırakmayı yeğledim. Pandora Tomorrow ile getirilen multiplayer özelliklerinin oyunun oynanışına en büyük pozitif etkiyi getirdiği aşikar. İkinci oyundaki karşılıklı mücadelenin yanında Chaos Theory’de oyuna eklenen “CO-UP” modu sayesinde aynı anda aynı görevi arkadaşınızla beraber oynayabileceksiniz. Bu özellik gerçekten de E3’te oyun hakkında üzerinde durulan en büyük özelliklerden biriydi. Gerçekten de LAN üzerinden veya internet’ten bir arkadaşımla bu muhteşem görsel şölene ortak olmak için heyecanlanmıyorum dersem yalan söylemiş olurum. Grafikler ise olması gerektiği gibi serinin en iyisi. Ama sadece serinin en iyisi değil, yapılabilecekler arasında belki de üst limit. İzlediğimiz videolara bakılırsa özellikle ışıkların, dolayısıyla gölgelerin ilk göze çarpanlar arasında olacağı belli. Çizimlerdeki ayrıntılardan bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum. 

Klasikler Arasına Bir Bölme Daha Açın!..

Görünen o ki, sene sonuna doğru çıkması planlanan Splinter Cell: Chaos Theory yılın bomba oyunlarından birisi olacak. Biz daha Pandora’nın etkisinden kurtulamamışken üçüncü oyunun bu kadar iddialı ve gerçek manada da bu kadar etkileyici olması şaşılacak iş. Bir sorun olmazsa ikincisiyle aynı yıl içerisinde piyasaya sürülmesi gündemde olan SC3 için gerçekten de gelişmeler olumlu yönde. Hali hazırda oyunun E3’te gösterilen versiyonu bizi bu kadar etkilediyse üçüncü oyunun büyük ihtimalle Kasım ayında gerçekleştireceği yıkımı hayal bile edemiyorum.

Okur Tepkisi Bu içerik sende ne uyandırdı? İlk tepkiyi sen bırak

Yorumlar (6)

Yorum yap, MK Puanı ve Enerji kazan

Topluluğa katılmak için giriş yap. En az 20 kelimelik onaylanan yorumlar 3 MK Puanı ve 3 Enerji kazandırır.

P
Patryn_haplo Çırak

abi ben splinter cell pandora tomorrowı bitirdim ama splinter cell birin son bölümünü bitiremedim nasıl bitircem kaldığım yer asansörle çıkrıktan sonra sürekli special forceların geldiği yer yardım ederseniz sevinirim

0 puan
V
viper Çırak

Splinter Cellin 3. oyunu manyak olacak videoları izledim değişik etkisiz hale getirme teknikleri var ve bıçağınız var adamı balkondan aşağı atabiliyorsunuz uçuromda yuvarlıyorsunuz asıl bomba 3. 2. yemdi üçü bekleyin

0 puan
A
asabi_ragip Çırak

Yapılsın... Her ay yenisi çıksın, oynayalım....

0 puan
A
alphamaslak Çırak

Bu konuda haklısın kardeşim.

0 puan
A
alkan_adakaner Çırak

Abi bence de PAndora tomorrow çok sıkıcıydı.. 3. oyunda sıkıcı olacak gibi görünüyor. devam oyunu bu kadar çabuk yapılmamalıydı.

0 puan
T
transacoustica Çırak

bence pandora tomorrow tamamen bi hata. bölümler sıkıcı ilerliyo ve artık büyüsünü kaybetmiş gibi. pandora tomorrow da grafiklerle durumu kurtaracak. yine çetrefilli konu, yine bayık diyaloglar. gerçekten fena baymışım ben oyundan :)

0 puan