Merlin'in Kazanı Merlin'in
Kazanı
Oyun Makaleleri

Başta Eleştirilen Ama Sonradan Başyapıt Olan 8 Bilim Kurgu Filmi

Bu bilim kurgu filmleri, ilk çıktıklarında eleştirmenleri ikiye böldü. Bazıları gişede zorlandı ama yıllar içinde sinema tarihindeki yerini sağlamlaştırdı.

Başta Eleştirilen Ama Sonradan Başyapıt Olan 8 Bilim Kurgu Filmi

Bilim kurgu sinemasının garip bir huyu var: Bazen zamanının biraz fazla önünde gidiyor. Seyircinin alışık olmadığı bir anlatım, fazla karanlık bir ton, cevapsız bırakılan sorular veya dönemi için tuhaf görünen fikirler bir filmi ilk gösteriminde kolayca hedef haline getirebiliyor. 1982 yazı bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Aynı ay içinde vizyona giren Blade Runner ve The Thing, bugün türün zirveleri arasında gösterilmesine rağmen ilk dönemlerinde oldukça soğuk karşılandı. Üstelik yalnız değiller. Sinema tarihinde ilk tepkileri karışık veya doğrudan olumsuz olup yıllar sonra yeniden değerlendirilen pek çok bilim kurgu filmi var. İşte zamanın eleştirmenlerden çok daha iyi davrandığı sekiz yapım.

İlk Başta Eleştirilen Ama Sonradan Başyapıt Olan 8 Bilim Kurgu Filmi

The Thing

Bilim Kurgu Filmi - 1

John Carpenter'ın The Thing filmi 1982'de vizyona girdiğinde bugün sahip olduğu itibardan oldukça uzaktaydı. Eleştirmenlerin bir kısmı filmin grotesk yaratık tasarımlarını, yoğun şiddetini ve fazlasıyla karamsar atmosferini eleştirdi. Finalde kimin gerçekten insan olduğunun açık biçimde söylenmemesi de bazı izleyiciler için tatmin edici değildi. Carpenter daha sonra filmin ticari ve eleştirel başarısızlığının kariyerini ciddi biçimde etkilediğini anlatacaktı.

Aradan geçen yıllar ise neredeyse eleştirilen her unsurun filmin gücü olduğunu gösterdi. Rob Bottin'in pratik efektleri hâlâ etkileyici görünüyor ve Antarktika'nın izole ortamı, kimsenin birbirine güvenemediği mükemmel bir paranoya hikâyesine dönüşüyor. Belirsiz final de artık filmin eksikliği değil, en güçlü yanlarından biri olarak görülüyor. The Thing'in yıllar sonra bu kadar sevilmesinin nedeni, seyirciye rahatlayabileceği tek bir an bile vermemesi.

Interstellar

Bilim Kurgu Filmi - 2

Interstellar, 2014'te çıktığında kötü karşılanmış bir film değildi ancak bugünkü itibarıyla kıyaslandığında eleştirmenleri çok daha fazla ikiye bölüyordu. Christopher Nolan'ın uzay destanı özellikle diyalogları, yoğun duygusallığı ve sevginin fiziksel yasalar kadar önemli hale getirildiği anlatımı nedeniyle eleştirildi. Filmin tesseract sekansı ve finalindeki bazı tercihler de uzun süre tartışma konusu oldu.

Yıllar geçtikçe Interstellar'ın algısı önemli ölçüde değişti. Hans Zimmer'ın müzikleri filmin kimliğinin ayrılmaz parçası haline gelirken dev IMAX görüntüleri hâlâ pek az bilim kurgu filminin yakalayabildiği bir ölçek sunuyor. İlginç olan, ilk başta fazla duygusal bulunan taraflarının bugün filmin en sevilen özellikleri arasında yer alması. Baba-kız ilişkisi ve zamanın insanlar üzerindeki etkisi, filmin bilimsel fikirlerinin yanında kalıcı olmasını sağlayan asıl unsurlardan biri oldu.

Metropolis

Bilim Kurgu Filmi - 3

Fritz Lang'ın Metropolis filmi 1927'de çıktığında herkes geleceğin sinemasını izlediğini düşünmüyordu. Bilim kurgu yazarı H.G. Wells, filmin gelecek tasvirini sert biçimde eleştirmiş ve bazı fikirlerini eski moda bulmuştu. Filmin görsel ihtişamını beğenenler olsa da hikâyesi ve politik mesajları konusunda dönemin izleyicileri arasında ciddi görüş ayrılıkları vardı.

Bugün ise Metropolis'in geleceği ne kadar doğru tahmin ettiğini tartışmak pek anlamlı değil. Çünkü film, bilim kurgu sinemasının görsel dilinin oluşmasına doğrudan katkıda bulundu. Devasa şehirler, ezilen işçi sınıfı, robot Maria ve insanın makineleşmesi gibi imgeler yaklaşık bir asır sonra bile türün içinde yaşamaya devam ediyor. Blade Runner dahil sayısız filmde Metropolis'in izlerini görmek mümkün. Bir filmin görüntülerinin yüz yıl sonra hâlâ taklit ediliyor olması zaten başlı başına güçlü bir miras.

Starship Troopers

Bilim Kurgu Filmi - 4

Paul Verhoeven'ın Starship Troopers filmi 1997'de vizyona girdiğinde en büyük problemi, yaptığı şeyin fazlasıyla iyi anlaşılmamasıydı. Yüzeyde film; güzel genç askerlerin dev böceklerle savaştığı, bol patlamalı ve oldukça şiddetli bir bilim kurgu aksiyonu gibi görünüyordu. Bazı eleştirmenler de filmi tam olarak bu seviyede değerlendirdi ve militarist mesajları desteklediğini düşündü.

Oysa film ilerledikçe propaganda yayınları, sürekli tekrarlanan askerlik mesajları ve yapay derecede parlak karakterler bunun bilinçli bir tercih olduğunu gösteriyor. Verhoeven aslında faşizm ve askeri propaganda dilini o kadar ciddi taklit ediyor ki film ilk bakışta kendi hicvinin kurbanı olabiliyor. Bugün Starship Troopers'ın “aptalca” bulunan bazı tarafları tam tersine filmin zekâsının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Filmi ikinci kez izleyen birçok kişinin ilk izleniminden tamamen farklı bir şey görmesinin nedeni de bu.

Blade Runner

Bilim Kurgu Filmi - 5

Blade Runner, 1982 yazında sinema salonlarına büyük beklentilerle girdi ancak hem eleştirmenlerden karışık yorumlar aldı hem de gişede beklenen performansı gösteremedi. Ridley Scott'ın yavaş ilerleyen, karanlık ve belirsizliklerle dolu bilim kurgu dünyası dönemin seyircisinin beklediği türden bir macera değildi. Stüdyo da filmi daha anlaşılır hale getirmek için Harrison Ford'un açıklayıcı dış sesini ve daha iyimser bir finali sinema sürümüne eklemişti.

Ev sineması döneminin başlaması ve daha sonraki yönetmen kurgularının yayınlanması Blade Runner'ın kaderini değiştirdi. Açıklayıcı unsurlar azaltıldığında Deckard, Rachael ve replikantların insanlığı üzerine sorular çok daha güçlü hale geldi. Filmin yağmurlu neon şehirleri, dev reklam panoları ve kirli gelecek tasarımı ise sonraki onlarca yılın bilim kurgu sinemasını şekillendirdi. Bir zamanlar fazla yavaş ve anlaşılmaz bulunan film, yıllar sonra başkalarının taklit etmeye çalıştığı standarda dönüştü.

The Fountain

Bilim Kurgu Filmi - 6

Darren Aronofsky'nin The Fountain filmi daha normal gösterime girmeden seyirciyi ikiye bölmüştü. 2006 Venedik Film Festivali'ndeki gösteriminde yuhalanırken kısa süre sonra yapılan halka açık gösteriminde uzun süre alkışlandığı bildirildi. Ölüm, yas, sonsuz yaşam ve kabullenme üzerine kurulu hikâye klasik bir bilim kurgu anlatısı bekleyen izleyici için oldukça soyuttu.

Hugh Jackman'ın farklı dönemlerde görünen karakterlerinin gerçekten aynı kişinin farklı halleri mi, sembolik figürler mi yoksa tamamen başka bir anlatının parçaları mı olduğu açık biçimde açıklanmıyor. Aronofsky de cevap vermek yerine görsel tekrarları ve sembolleri kullanıyor. Bu yaklaşım filmi herkes için kolay hale getirmiyor; The Fountain bugün bile evrensel biçimde sevilen bir film değil. Ancak yıllar içerisinde güçlü bir kült kitle edinmesi, ilk dönemdeki sert tepkilerin filmin değerini tam olarak yansıtmadığını gösteriyor.

2001: A Space Odyssey

Bilim Kurgu Filmi - 7

Stanley Kubrick'in 2001: A Space Odyssey filmi 1968'de seyircinin büyük bütçeli bilim kurgu filmlerinden beklediği şeylerin önemli bölümünü bilinçli olarak reddetti. Uzun süre boyunca neredeyse hiç diyalog yoktu, klasik anlamda tek bir ana karakter etrafında ilerleyen hikâye bulunmuyordu ve finaldeki Star Gate sekansı seyirciye açık cevaplar vermek yerine görüntüler üzerinden konuşuyordu. Bazı eleştirmenler filmin iddiasını hemen görürken bazıları açıkça nefret etti.

Bugün bu tepkilere bakmak biraz garip geliyor çünkü 2001 artık bilim kurgu tarihinin temel taşlarından biri. Uzay araçlarının fiziksel hissi hâlâ etkileyici, HAL 9000 sinema tarihinin en unutulmaz yapay zekâlarından biri ve tarih öncesinden uzaya yapılan o meşhur kemik-uydu geçişi hâlâ sinemanın en güçlü kurgu anlarından biri sayılıyor. İlk gösterimde “cevap vermemekle” suçlanan film, tam da bu gizemi nedeniyle onlarca yıl boyunca tartışılmaya devam etti.

A.I. Artificial Intelligence

Bilim Kurgu Filmi - 8

Steven Spielberg'in yönettiği A.I. Artificial Intelligence, 2001'de çıktığında seyircinin kafasını karıştıran filmlerden biriydi. Stanley Kubrick'in yıllarca geliştirdiği projeyi daha sonra Spielberg devralmıştı ve eleştirilerin önemli bölümü de “Kubrick nerede bitiyor, Spielberg nerede başlıyor?” sorusu etrafında şekillendi. Özellikle filmin son bölümü fazla duygusal bulundu ve Spielberg'in Kubrick'in karanlık fikrini yumuşattığı iddia edildi.

Yıllar geçtikçe yapım süreci hakkında daha fazla bilgi ortaya çıktığında bu yorumların bir kısmı zayıfladı. Fazla “Spielbergvari” olduğu düşünülen finaldeki pek çok fikir aslında Kubrick'in geliştirdiği hikâyenin parçasıydı. Roger Ebert da filmi ilk dönem değerlendirmesinden yıllar sonra yeniden ele alarak Great Movies seçkisine dahil etti. Bugün David'in sevilme arzusu düşünüldüğünde finalin ilk bakışta göründüğü kadar umutlu olmadığı çok daha açık. İnsanlık ortadan kalkıyor fakat sevmek üzere programlanmış bir makine hâlâ kendisini sevecek birini arıyor.

Bilim Kurgu Filmleri Neden Sonradan Değer Kazanıyor?

Bu sekiz filmin ortak noktası yalnızca ilk gösterimlerinde eleştirilmiş olmaları değil. Çoğu, dönemindeki bilim kurgu beklentilerinin biraz dışında hareket etti. The Thing fazla karanlıktı, Blade Runner fazla yavaştı, 2001 fazla soyuttu, Starship Troopers'ın hicvi fazla düz oynanmıştı. Interstellar ise bilimle duygusallığı yan yana getirdiği için kimi eleştirmenlere fazla sentimental gelmişti.

Fakat zaman geçtikçe seyircinin beklentileri de değişiyor. Yönetmen kurguları yayınlanıyor, filmler tekrar izleniyor, başka yönetmenlerin üzerindeki etkileri görülüyor ve ilk gösterimde tuhaf gelen fikirler giderek normalleşiyor. Bu yüzden bir filmin vizyona girdiği hafta aldığı yorumlar her zaman onun sinema tarihindeki yerini belirlemiyor.

Okur Tepkisi Bu içerik sende ne uyandırdı? İlk tepkiyi sen bırak

Yorumlar (0)

Yorum yap, MK Puanı ve Enerji kazan

Topluluğa katılmak için giriş yap. En az 20 kelimelik onaylanan yorumlar 3 MK Puanı ve 3 Enerji kazandırır.

İlk yorumu sen yaz, MK Puanı ve Enerji kazan.